‘ Zaman ’ kelimesi ile ilgili yazılar

Rüştü Asyalı’nın sesinden Nazım şiirleri

16 Kasım 2010

Düzenlemesi Nihat Asyalı tarafından yapılan sunumu yöneten, aynı zamanda sesiyle anlam katan Rüştü Asyalı AA muhabirinin sorularını yanıtlarken, Nazım Hikmet’in yazdığı her yapıtın, her gün taze, her gün geçerli olduğunu ifade ederek, ”Nazım’ın modası hiçbir zaman geçmiyor, Her an etkileyici bir düşüncesi vardır. Düşüncelerinin dışında olağanüstü bir şairdir” dedi.

Memleketimden İnsan Manzaraları’nın her sanat dalına ve sanatçıya büyük bir malzeme olduğunu dile getiren Asyalı, duygularını, ”Kim bilir bu eserden kaç ressam tablo çıkarır, kim bilir kaç müzisyen senfoni besteler, kaç heykeltıraş kompozisyon çıkarır. Bütün sanat dallarını sayabiliriz. Bu büyük bir yapıttır. Hatta şairler onun üzerine şiir bile yazabilirler, kendisi şiir olmasına rağmen” sözleriyle ifade etti.

Nihat Asyalı’nın kendi tiyatral yaklaşımına göre yapıttaki ”onbir tablo”yu aradan süzdüğünü anlatan Asyalı, ”Ölene kadar ‘Ben bir Türk şairiyim’ diyen Nazım Hikmet tüm sanat dallarına ve sanatçılarına malzeme veren büyük bir yazardır. Tiyatro da bundan kendine düşen payı almıştır” diye konuştu.

Asyalı, sunumun ortaya çıkış sürecisini ise şöyle anlattı:

”Devlet Tiyatrolarında Nihat Asyalı’nın yazdığı ‘Rab Şeytana Dedi ki’ adlı bir oyunumuz var. Cem İdiz, bu oyunun müziklerini hazırladı. Oyunun prömiyerini kutlarken, Nihat Asyalı’ya ‘Bize ne zaman Memleketimden İnsan Manzaraları’ndan bir düzenleme, kurgu yapacaksın ki ikimiz bunu bir resital şeklinde sunalım’ diye sorduk. Kendisi ‘bakalım’ dedi.

Biz zannetik ki ‘bakalım’ dedi ve geçti. Sonra 1.5 ay sonra bizi aradı, ‘istediğiniz hazır gelin alın’ dedi. Cem’le ben çok şaşırdık ve sevindik. Zaten yıllardır Cem’le böyle bir çalışma yapmak istiyorduk. Daha önce de birlikte birçok çalışma yaptık ama bu uzun soluklu ilk işimiz olacak. Umuyorum bundan sonra da devam edecek.”

-”ÖZELLİKLE GENÇLER ESERİN GERİ KALANINI MERAK ETSİN İSTİYORUZ”-

Nazım Hikmet’in bütün yapıtlarıyla tiyatroya elverişli büyük bir yazar olduğuna işaret eden Asyalı, ”Ben başrejisör olarak şunu söyleyebilirim DT’de Nazım Hikmet’e dair oyunlar, benzeri çalışmalar yıllardır yapılıyor. ‘Ferhat ile Şirin’ kim bilir kaç kez seyirciyle buluştu, büyük bir etki yaratarak, Biz ”onbir tablo”yu yaptık, belki 21 tablo yapan da olur, bu yaklaşıma bağlı bir şeydir. Benzeri çalışmalar hep yapılmakta yapılacaktır” diye konuştu.

Asyalı, yapıtın amacını ise şöyle özetledi:

”Bu eseri resital biçiminde sunuyoruz. Cem, bestesi ve piyanosuyla ”onbir tablo”ya eşlik ediyor. İki bölümde sunuyoruz toplam 1.5 saat sürüyor. Ben hem sunumu yapıyorum, hem de Cem’in bestelerinden Nazım şarkıları var onları söylüyorum. Yeni 4 şarkı çıkıyor ortaya, hiç duyulmamış bu yapıt için bestelenmiş şarkılar bunlar.Asıl amacımız gelen seyircimizin özellikle gençlerin, Memleketimden İnsan Manzaraları’nın bütününü, 500 sayfalık kocaman cildi merak etmelerini sağlamak. ‘Onbir tablo’ bu peki gerisi ne diye merak ederlerse bu sunuş da Devlet Tiyatroları da Nazım konusunda, Türk edebiyatı konusunda amacına ulaşmış demektir.

Türk edebiyatının birçok büyük eseri Devlet Tiyatrolarında sahne bulmuştur. Bu açıdan üzerimize düşen görevi yapmaya çabalıyoruz. Ben de bu uğraş içinde bulunan sanatçılardan biri olarak gururlanıyorum. Bu 60 yıldır böyle. 60. yılımız sürüyor bu kapsamda sunumumuz dünya prömiyeri yapacak. Nazım, uçsuz bucaksız büyük bir kaynak, dev yapıtların buluştuğu bir büyük dağarcık, bitmez tükenmez. Seyircilerimiz merak etsinler, özellikle bütünü alıp okusunlar, Nazım Hikmeti’i anlamaya çalışsınlar.”

Nihat Asyalı’nın düzenlediği, Rüştü Asyalı’nın yönettiği 2 perdelik ‘Nazım Hikmet’in Memleketimden İnsan Manzaraları’ndan Onbir Tablo adlı sunum, 18 Kasımda Akün Sahnesi’nde dünya prömiyeri yapacak.

Müziği Cem İdiz’e ait sunumda, dekoru Hakan Dündar hazırladı. Işık tasarımını Ersen Tunççekiç’in üstlendiği sunumda Füruzan Tercan dramaturg, Berin Ötenel yönetmen yardımcısı, Batuhan Yalçın da reji asistanı olarak görev yaptı.

AA

Popularity: 100% [?]

Mercan Dede müziğini anlattı

16 Kasım 2010

Mercan Dede (Arkın Allen), “Sadece geçmişte kalırsanız söyledikleriniz nostalji olarak kalır. Sadece modern ve şu ana ait bir şey yaparsanız bu sefer de köklerinizden mahrum kalırsınız. Biz bunların ikisi arasındayız” dedi.

Bosna-Hersek’te düzenlenen 14. Caz Festivali için Saraybosna’ya gelen ve burada seyirciyle buluşan Sufi inancına bağlılığıyla tanınan Mercan Dede, müziğe bakışını ve oluşturduğu tarzı AA’ya değerlendirdi.

Bursa’da 1966 yılında doğan ve üniversite yıllarında imkansızlıklar yüzünden plastik su borusundan kendi yaptığı neyiyle başladığı müzik serüveninde dünyanın sayılı sanatçıları arasına girmeyi başaran Mercan Dede, Doğu ile Batı’nın, gelenekle modernizenin buluştuğu Saraybosna’nın icra ettiği müziğe çok benzediğini ifade ederek, “Bu kente ait bir film olsa, Mercan Dede müzikleri çok iyi anlatır burayı” dedi.

Mercan Dede, “müziğinde en çok neyi vurguladığı” sorusu üzerine, öncelikle hayatında her şeyden önce samimiyete önem veren biri olduğunu, samimi olmayan bir insanın dışarıya vereceği şey bulunmadığını vurguladı.

Kendisi için tasavvufun insanın kendi kendini keşfetme süreci olduğunu ifade eden Mercan Dede, Yunus Emre’nin “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir” dizelerinin çok önemli olduğunu belirterek şöyle konuştu:

“Tasavvuf, kendimizi bulma sürecinde bize bir ayna tutuyor. Sahneye çıktığımız zaman evvelden yaptığımız liste yok, önceden planladığımız bir şey yok. Batı’nın tasavvufla buluşması, tanışmasındaki en güçlü bağlantı bu samimiyettir. Mevlana’nın mesajı, ‘Kim olursan ol yine gel’ sözü ortadadır. Yani bir bölünmüşlük, ayrımcılık yok. Ancak Batılı düşünme tarzı, bölünmüşlük üzerinedir, ‘Doğu vardır, Batı vardır.’ Çünkü onlar dünyayı daha bir çizgi olarak görürler. Ancak Doğulu insanlar hayatı bir semazenin dönmesi gibi daire halinde görür. Tasavvufun herkesi kucaklaması, tüm insanlığı kucaklayan perspektifi çok önemli bir yerde duruyor. O yüzden müziğimiz, söylemek istediğimiz, tasavvufun bahsettiği kendimizi güzelleştirme süreci, yumuşaklık, hoşgörüdür.”

Balkan coğrafyasının son 20 yılda çok acı yıllar yaşadığını, savaşlardan geçtiğini anlatan Mercan Dede, yüzyıllar boyunca bir arada yaşamış, evlenmiş, eserler üretmiş toplumun bölünmüşlük sürecinin en önemli nedeninin politika olduğunu savundu.

Politika ve sanatın zıt kutuplarda bulunduğuna işaret eden Mercan Dede, “Hiçbir ayrımcılık yapmaksızın, bütün politik söylemler ‘ben’ diye başlıyor, tasavvuf ise benden sıyrılıp ‘biz’ diye hitap ediyor. Batı’ya ‘biz’ kavramını anlatmaya çalışıyoruz, ama ben ney konusunda da tasavvuf konusunda da kendimi emekleme aşamasında görüyorum, kimseye ney ve tasavvuf konusunda bir şey öğretebilecek bilgim yok. Sadece kendim olma sürecindeyim” diye konuştu.

Mercan Dede, “Sadece kendinize ait bir müziği icra ederseniz, ayrım söz konusu olur. Kendilerine ait müziği de bir araya getirip insanlara sunduğunuz zaman, onun adı muhabbet oluyor. Müzikte onu yaratmaya çalışıyoruz” ifadesini kullandı.

-ÇALIŞMALARINDA “SUYUN” ETKİSİ-

Bir soru üzerine, çalışmalarında ve konserlerinde özellikle “suya” vurgu yapmasının gerekçesini anlatan Mercan Dede, “suyun bir arınma olduğunu ve bütün dinlerde de ibadetten önce suyla temizlenme halinin bulunduğunu” söyledi. “Suyun, arınmanın yanında bir değişim olduğunu, maddenin her haline hareket ettiğini kaydeden Mercan Dede, suyla birlikte yağmurun oluştuğunu, tabiata hayat geldiğini söyledi.

Mercan Dede, tasavvufun özünün de tekamül olduğuna işaret ederek, “Her şey değişim içerisinde, bu değişimi yakalayanlar, değişime vesile olanlar, tekamülün bir parçası olanlar, hayatın içerisine bir bahar mevsimini getiriyor” dedi.

Müziğin de geçmişle gelecek arasında bir bağlantı oluşturduğuna işaret eden Mercan Dede, sözlerine şöyle devam etti:

“Sadece geçmişte kalırsanız o zaman söyledikleriniz nostalji olarak kalır. Mevlana’nın söylediği gibi, ‘Düne ait olan dünde kaldı, yeni şeyler söylemek lazım.’ Sadece Batı’ya ait, sadece modern ve şu ana ait bir şey yaparsanız bu sefer de köklerinizden mahrum kalırsınız. Biz bunların ikisi arasındayız. Bizden evvelkiler bizim köklerimizdir. Belki biz ağacın kabuğuyuz, bizden sonraki jenerasyon onlar da ağacın dalları olacaktır, çiçek açacaklar ve meyve vereceklerdir. İşte o tekamülü hareket ettirmek lazım.”

Uzun yıllar önce bir “dörtlemeyle” yola çıktığını ve önce “Ateş”, ardından “Su”, daha sonra da “Nefes” albümünü çıkardığını ifade eden Mercan Dede, “Daha sonra ‘Toprak’ albümünü yaptım. ‘Toprak’ı yapmaya başladığım müzik güzeldi, ancak dinlediğim zaman samimi gelmedi, bu nedenle o albümden vazgeçtim. Demek ki ‘Toprak’ için hazır değilmişiz. ‘Toprak yapmak için, toprak olmak lazım’ diyerek bu albümden vazgeçtim” dedi.

Mercan Dede, “Toprak” albümünden vazgeçtiği sırada, Mevlana’nın 800. vuslat yıl dönümü nedeniyle “800″ albümünün kendisine hazırlatılığını belirterek, bu albümünün dünya müziği listesinde uzun süre birinci olarak kaldığını, ancak bundaki başarının kendisinin değil Mevlana’nın olduğunu vurguladı.

-YENİ PROJELERİ-

“Yeni projeleri olup olmadığı ve farklı müzik tarzı icra edip etmeyeceği” sorusu üzerine Mercan Dede, insanın kendi iç dünyasındaki değişimin sanat eserine de yansıdığına dikkati çekti.

Mercan Dede, “Başkasına ait olan bir şeyi anlatıyorsan zaten kayıptasın. Kendine ait olanı anlatmak lazım, kendine ait olanı anlatırken de içinde yaşadığın değişimleri anlatman lazım” dedi.

Esas ilgi alanının güzel sanatlar olduğunu ve ebru sanatıyla yola çıktığını belirterek, şu anda tekrar resim ve ebru yapmaya başladığını, 2011 yılının mart ayında İstanbul’da ilk resim sergisini açacaklarını kaydetti.

-MERCAN DEDE ANLAŞILDI MI-

Mercan Dede, kendisinin icra ettiği sanatın anlaşılıp anlaşılmadığı sorusunu da “Buldum denilenden uzak durmak lazım, arayanın yanında olmak lazım. Anladım diyen bir hali anlamış oluyor, anlamaya çalışma hali bir gelişim sürecini anlatıyor” diye yanıtladı.

İlk albümünü 15 yıl önce çıkardığı zaman yakın çevresindekilerin “Ney var, elektro saz var. Bu anlaşılmaz, beğenilmez, tutmaz” dediklerini ifade eden Mercan Dede, ancak bunun hiç de söylenen gibi olmadığını belirtti.

Çok konserler verdiklerine, çok değerli sanatçılarla sahne aldıklarına, yaptıkları albümlerin hem Türkiye hem de dünyada büyük ilgi gördüğüne işaret eden Mercan Dede, “Son üç albümün üçü de dünya müzik listelerinde birinci sıraya yükseldi. 800 albümü dünyada en iyi müzik albümü seçildi. Bunlar en azından insanların anlama sürecine katıldıklarını gösteriyor. Ama bir şekilde ‘Mercan Dede projelerini’ destekleyenler kadar eleştirenler de var, bunları da çok önemsiyorum. Öyle yorumlar var ki, bazen anlaşılmadığımı hissediyorum, ama kimseyi yargılamıyorum” dedi.

-”NEYE GÖNÜL VERENLERE DESTEK”-

Kendisinin orta sınıf bir aileden geldiğini, üniversite yıllarında ney alacak parası olmadığı için plastik su borusunu ney şeklinde uyarlayarak müzik hayatına başladığını, o dönemde “ney üflemenin”, “irticacılık” olarak algılandığını anlatan Mercan Dede, ancak şu anda neyin genç kuşak tarafından sevilmesinin mutluluğunu yaşadığını anlattı.

Mercan Dede, 10 yıl önce başlattığı projeyle tamamen kendi imkanlarıyla, kimseden katkı almadan, tamamen neye gönül vermiş, ancak bunu alacak maddi gücü olmayanlara ney hediye ettiklerini de ifade etti.

Bugüne kadar kendi neylerinin de aralarında bulunduğu 200′ün üzerinde neyi maddi gücü olmayanlara hediye ettiğini ifade ederek, “Kendimi neyzen olarak görmüyorum, ama neyi aşkla seviyorum. Neyi genç kuşağa sevdirmek gibi bir görevimiz var” dedi.

-”DÜNYANIN TASAVVUFUN BİRLEŞTİRİCİ KAVRAMLARINA İHTİYACI VAR”-

Mercan Dede, çıkardığı albümlerin dünyada büyük ilgi görmesinin nedenini anlatırken ise dünyanın çok ilginç bir süreçten geçtiğini, artık dünyanın herkesin evi olduğunun anlaşıldığını kaydetti.

Dünyayı çok dolaşan biri olduğunu, son 10 yılda 2 milyon kilometreden fazla yol kat ettiğini belirten Mercan Dede şunları söyledi:

“Dünyanın çevresinin 33 bin kilometre olduğunu düşünürseniz, 50-60 kere dünyanın etrafını gezmiş gibiyim. Dünyayı gözleme imkanım oluyor, küresel ciddi problemlerimiz var. Bu evreler için aslında kriz dönemleri diyebiliriz. Kriz dönemleri aynı zamanda idrakin yükselmiş olduğu bir dönem olmuştur hep. Siyahla beyaz sırt sırtadır. Karanlığın en çok çöktüğü an aydınlığa işarettir. Böyle bir dönemde olduğumuz düşünüyorum. Tasavvuf o kadar evrensel ki, dünyanın şu anda ayrımcı söylemlerin olduğu bir süreçte birleştirici kavramlara çok ihtiyacı var. UNESCO’nun 2007′yi Mevlana yılı ilan etmesi hiç tesadüfi değildi.”

Mevlana’nın insanlara “Türk düşünürü” olarak tanıtıldığını, kendisinin ise bu düşünceye katılmadığını belirten Mercan Dede, “Mevlana, sadece düşünen değil, inandığını da yaşayan bir insandı. Felsefede, manevi-maddi felsefi ayrımlar var. Tasavvuf için böyle ayrımlar yok. İnandığın gibi yaşamazsan, yaşadığın gibi inanmaya başlıyorsun, bu da çok tehlikeli bir süreçtir” ifadesini kullandı.

-”TÜRKİYE, SON 10 YILDA ÇOK ÖNEMLİ BİR YERE GELDİ”-

Mercan Dede, Türkiye’nin özellikle son 10 yılda dünyada çok önemli bir yere geldiğini, 10 yıl önce dünyadaki festivallere gittikleri zaman pek ilgi çekmediklerini, ancak şimdi bütün ilgi odağının Türkiye’den katılımcılarda olduğunu anlatan Mercan Dede, “İnsanlar muazzam heyecan duyuyorlar. Mega star, pop starlar dahil, herkes İstanbul’a gelmek istiyor” dedi.

Bu ilgide Orhan Pamuk’un Nobel ödülü almasının, Sertab Erener’in Eurovision’da birinci olmasının, Elif Şafak’ın “Aşk”ının etkisinin büyük olduğunu ifade eden Mercan Dede şunları söyledi:

“Batı ilk defa sanki Doğu’yu ve özellikle bizi Oryantalist bakışın dışında daha derin ve içinden bakmaya, anlamaya başladı. Bu önyargıların kırılma sürecidir. Einstein’ın dediği gibi, ‘Bir önyargıyı yıkmak, atomu parçalamaktan daha zordur.’ Onun kırılma süreci yaşanıyor. Bizim de Mercan Dede olarak bu kadar ilgi görmemizin sebebi, müziğimizin içinde kucaklayıcı elementlerin olmasıdır. Kendi kültürümüzü dünyada hareketlendiren etmenlerden sadece kum tanesiyiz.”

AA

Popularity: 26% [?]

Kraliçe Elizabeth’in Facebook pişmanlığı

16 Kasım 2010

Facebook’a katılması olay olan İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth’in başı hesabıyla dertte.

Ancak gelen son haberler Kraliçe’nin hayranları kadar sevmeyenleri de olduğunu kanıtlar nitelikte.

İngiliz Kraliyet Ailesi adına açılan hesaptaki paylaşımlar Kraliçe Elizabeth’in onayından geçiyor. Kraliçe’yi dürtmek ya da onu arkadaş olarak eklemek mümkün olmasa da bu tedbirler protestocuları durdurmaya yetmedi.

Kraliyet ailesinin video ve fotoğraf paylaşımlarına yapılan yorumlar, Kraliçe’yi kızdırdı. Özellikle Prens Charles ve Camilla’yı hedef alan hakarete varan yorumlar Kraliçe’nin isteğiyle derhal siliniyor.

Yapılan paylaşımların altına yapılan ”Bu demode ve dolandırıcı kurum bize bir servete mal oluyor,iş bulun , verginizi ödeyin ve üretime katkıda bulunun.” tarzı eleştiriler ise kraliyet ailesini kızdırmış gibi görünüyor.

Zaman

Popularity: 19% [?]

Aleviler, Erbil’i neden affetmeyecek?

16 Kasım 2010

Alevi Kültür Merkezi-Cemevi Başkanı Doktor Yüksel Özdemir’le konuşan Sabah Gazetesi yazarı Yavuz Donat, Mehmet Ali Erbil konusunu da gündeme getirdi. Özdemir, Mehmet Ali Erbil’i ömür boyu gönüllerde cezalandırdıklarını açıkladı.

Donat, Erbil’le ilgili şunları aktardı:

Duvarlarda Hazreti Ali’den, Yunus Emre’den “sözler… Şiirler.” “Hoşgörü üstüne” yazılar.
Başkan Yüksel Özdemir’e sorduk:
- Hoşgörüye bu kadar önem veriyorsunuz da, Mehmet Ali Erbil’i neden affetmiyorsunuz?.. Hatasını kabullendi, özür diledi.
- Uçakta karşılaşırsam elini sıkar, hatırını sorarım ama kalbimde affetmem… Zira biz onu gönüllerde cezalandırdık.

***

- Başkan… Cezanın süresi?
- Ömür boyu.
- Olamaz… Çok ağır.
- O zaman şöyle diyeyim… Aleviler olarak ona artık ciddi bir sempati duymayız.
- Kasten, bilerek, isteyerek söylemedi.
- Biliyorum… Şuuraltı… İyi de o söylediklerini, şuuraltına kim yerleştirdi?
- Kim?
- Devletin eğitim sistemi.

Donat’ın yazısının tamamını okumak için tıklayınız

Popularity: 27% [?]

Hyde Park’da sonbahar – FOTOGALERİ

16 Kasım 2010

Hyde Park Londra’nın merkezinde halka açık, her sabah 05.00′ten gece yarısına kadar gezilebilecek dünyanın en büyük parklarından. Sadece gezmek, dinlenmek ve koşmak isteyenlerin hoş vakit geçirdiği bir yer değil ünlü kraliyet parkı aynı zamanda konserler başta olmak üzere pek çoketkinliğe de evsahipliği yapıyor. 

Parkın kuzey doğusunda  bulunan (Konuşmacılar köşesi) Speakers Corner düşüncelerini özgürce söylemek ve tartışmaya açmak isteyenlerin buluşma yeri.

Parkın yanıbaşında Kensington Bahçeleri var.  Serpentine gölü parkın en güzel köşelerinden…

Dünyada ünlü Londra’nın simge isimlerinden Hyde Park’ta sonbahar bugünlerde tüm ihtişamıyla kendisini hissettiriyor. Ağaçların sararan yapraklarının döküldüğü parka gelen yerli ve yabancılar, sarı ve kahverengi tonların hakim olduğu sanat tablosunun içinde spor yapma ve eğlenmenin tadını çıkartıyorlar.

İnsanlara iyice alışmış park sakinlerinden sevimli sincaplar ise her zaman olduğu gibi yine insanların elinden yiyecek alabilmeye çabalıyor hatta alabilmek için üstlerdine dahi tırmanıyorlar.

İşte AA muhabirinin objektifinden yansıyan Hyde Park’tan sonbahar manzaraları…

(haber 7)

Popularity: 17% [?]

Topuklu ayakkabınin bir zararı da stres!

16 Kasım 2010

ABD’deki Teksas Masaj Tedavisi Merkezi Başkanı, refleksoloji uzmanı Mara Nicandro, her 10 kadından 8’inin dar veya yüksek topuklu ayakkabı giymekten dolayı ayaklarında ağrı sorunları yaşadığını ve bu ağrının da strese yol açabileceğini söyledi. Nicandro ayak parmaklarının etrafının ovulmasının baş bölgesini, topuğun ovulmasının göğsü ve ayağın ortasının ovulmasının da karın bölgesini rahatlattığını belirtti.

Diğer stres ve ağrı önlemleri ise şöyle:

-Brokoli gibi lif zengini besinleri tüketmek, mide ağrılarına iyi gelir.

-Egzersiz ve yoga yapın, omuz ağrılarınız dinsin.

-Boyun tutulmasına hidroterapi yapın. 10-60 saniye boyunca ağrıyan kaslarınıza soğuk su tutun. Ağrıya neden olan laktik asit gibi toksinler yok olacaktır.

-Limonlu sıcak su içmek cildi toksinlerden arındırır.

-Sahte de olsa gülün, beyniniz gülmeyi her zaman olumlu algılar.

-Yorgunluğa karşı kas egzersizleri yapın.

-Baş ağrısını nefes egzersizleriyle yenebilirsiniz. Günde 10 dakika boyunca konsantrasyon içinde düzenli nefes alıp vermek kan dolaşımını düzenleyecektir.

(Milliyet)

Popularity: 13% [?]

Çocuğunuzun ensest ilişkisine şaşmayın!

16 Kasım 2010

Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ensest ilişkiyi anlatan televizyon dizisini seyreden anne babaların, ileride çocuklarının da bu tarz bir ilişkiye girmesi karşısında şikayet etmeye hakları olmadığını söyledi.

Aylık genel kültür dergisi Moral Dünyası’nın kapak konusu olarak işlediği “Çocuk ve Mahremiyet Eğitimi” konusunda dergide bir röportajı yayınlanan Prof. Dr. Tarhan, çocukta mahremiyet bilincinin oluşması için önemli açıklamalarda bulundu.

Prof. Dr. Tarhan, televizyonlarda çarpık ilişkileri anlatan dizileri seyreden anne-babaların dikkat etmeleri gereken bir konuya vurgu yaparak “Televizyonlarda oynayan bir dizi var. Bu dizide anlatılan aslında ensest bir ilişkidir. Dizide bir kadın bir evlat gibi büyüttüğü eşinin evlatlığı ile ilişki kuruyor! Eğer, anne-baba evde bu diziyi izleyerek bu ilişkiyi onaylamışsa ve ileride kendi çocuğu böyle bir ilişki içerisine girerse şikâyet etmeye hiç hakkı yok.” diyor.

Prof. Dr. Tarhan, böyle bir durumda anne-babaların nasıl davranması gerektiği hakkında ise şunları söylüyor: “Bu durumdaki anne-baba ‘Ben ruhen rahatsız oluyorum böyle bir şeyi seyretmekten’ deyip odadan çıkarsa, o ilişkiyi onaylamazsa bu çocuğa yeter. Böyle durumlarda televizyon pat diye kapatıldığı zaman çocuk merak eder, gider arkadaşında seyreder. İnternetten indirir, orada seyreder. Bunun yerine, ‘Böyle bir şeyi seyretmek insanın psikolojik sağlığı için, insanın hayatı için onaylanmayacak bir şey. Ben bunu onaylamadığım için seyretmiyorum, sana da seyretmeni tavsiye etmiyorum’ deyip çocuğunun vicdanında bir sorumluluk duygusu uyandırmak yeter.”

YANLIŞI DA ANLATMALI

Prof. Dr. Tarhan, mahremiyet eğitimi konusunda genel olarak yapılan bir yanlışa dikkat çekerek şunları söylüyor:

 kullan

 Moral Dünyası dergisinin Ekim 2010 tarihli 79. sayısında kapak konunusu çocuk ve mahremiyet eğitimi.

Mehmet Paksu ise yazısında huzurlmu bir aile için her deliye bir veli öneriyor…

www.moraldunyasi.com

“Siz eğer çocuğu çok steril bir ortamda, mikrop olmayan bir ortamda yetiştirirsiniz bu çocuk topluma ilk çıktığı anda, örneğin okula ilk gittiği gün hastalanacaktır. İlkokula gelinceye kadar evden çıkmamış, hiç başka yabancıyla karşılaşmamış, hiç mikropla teması olmamış bir çocuk birdenbire okula gittiği zaman karşısına çıkan ilk mikropta hasta olur. Çünkü bağışıklık kazanmamıştır. Aman hiçbir şeye dokunmasın, aman üşümesin, öksürmesin, hasta olmasın diyerek soğuğa, sıcağa çıkarılmamış, cam kavanozda büyütülmüş korunaklı bir çocuk topluma girdiği zaman, okula gittiği zaman, ufak bir düzen bozulduğu zaman hemen hasta olur. Onun için çocuğu toplumdan soyutlamak çözüm değil. Bunun gibi aynı şey psikolojik riskler için de geçerli. Aynı şekilde mahremiyet eğitiminde de çocuğa sadece bazı şeyleri yapmamasını söylemek, günah olduğunu söylemek doğru değildir.

Çocuk, yanlışla karşılaştığı zaman ne yapacağıyla ilgili beceri kazanamamışsa, böyle durumlarla karşılaştığı zaman yanlış-doğru ayırımını yapamaz ve kolaylıkla özellikle ergenlik dönemine başladığı zaman hemen zevk tuzaklarına düşebilir. Böyle yetişen çocuk, örneğin kendisine öğretilenlerin dışında televizyonda bir görüntüyle karşılaştığında bocalayacaktır. Öğrendiğiyle karşılaştığı şey arasında belki de ikileme düşecektir. Oysa çocuğa zamanında böyle şeylerle de karşılaşabileceği, bunların doğru şeyler olmadığı, bunların yanlış olduğu nedenleri ve niçinleriyle anlatılsaydı çocuk bu görüntülerin yanlış olduğunu bilecek, dolayısıyla bir bocalama ve ikilem içerisinde kalmayacaktı. Anne-babalar mahremiyet konularında yasaklamak yerine, neden bu yanlışın olumsuz etkileri var, neden sakıncalı, neden bizim kültürümüzde böyle bir kural oluşmuş, bunları çocuğa büyük insan gibi gerekçeleriyle anlatmalı. Yasak, ayıp, günah lafı çocukta daha çok savunma duygusunu uyandırıyor, onu ters yöne itiyor. Onun için burada ayıp, günah, yasak sözünden daha çok, çocuğa bunun gerekçeleriyle doğrularını, yanlışlarını anlatmalı.”

Moral Dünyası dergisinin mahremiyet eğitimi sayısında ayrıca çocuğa mahremiyet bilincinin nasıl kazandırılacağı konusunda Uzman Pedagog Adem Güneş ve Sosyolog Doç. Dr. Ali Murat Yel ile yapılmış röportajlara ve yazılara da yer veriliyor.

CHA

Popularity: 38% [?]

Modern anne-baba mağara insanının gerisinde kaldı

16 Kasım 2010

Psikologlar, bebeklerin ağlamasına izin vermek, uzun zaman bebek arabasında bırakmak ve dışarıda oynamalarına izin vermemenin, sağlıklı iletişim kuramayan bir kuşağın ortaya çıkmasına yol açtığını bildiriyorlar.

Prof. Darcia Narvaez’e göre, avcı-toplayıcı toplumlar, çocuk yetiştirme konusunda 21. yüzyılın ailelerinden daha iyi fikirlere sahipti. O dönemin çocuklarının ağlamasına asla izin verilmiyordu, çocuklar sürekli kucakta taşınıyordu, sokakta çok zaman geçiriyordu ve aylar değil yıllarca meme emiyordu.

Daily Mail’deki habere göre Prof. Narvaez, 3 yaşındaki çocukların ebeveynlerinin tutumları ve bunların avcı-toplayıcı toplumlardaki çocuk yetiştirme biçimleriyle karşılaştırıldığı bir araştırma yaptı.

Eski toplumlarda çocukların geniş ailelerde büyüdüğünü, evde anne ve baba dışındaki bir sürü insanın daha çocuğa sevgi gösterdiği bir ortamın bulunduğunu belirten Prof. Narvaez, bu ailelerde çocukların ağlamaları ve yaygaralarına daha çabuk müdahale edilebildiğini söyledi.

Narvaez, “Çok eski atalarımız ayrıca, annelerinin kucağında daha fazla zaman geçiriyorlar ve böylece yakın bağ kuruluyordu. Çocuklar dövülmüyordu” dedi.   

Çocukların ayrıca dışarıda özgürce oynamasına ve çevreyi keşfetmesine izin verildiğini belirten Prof. Narvaez, bu tür bir çocuk bakımının, kişiliğinin şekillendiği ilk yıllarda çocuğun maneviyatının oluşumunda önemli olduğunu kaydetti.

Günümüzde ise uzmanlar ebeveynlere, çocukların “kontrollü ağlamasına izin vermelerini” ve yaramazlık yapan çocukların odalarına kapatılarak cezalandırmalarını tavsiye ediyor.

Yapılan araştırmalar, yeteri kadar oynamasına izin verilmeyen çocuklarda hiperaktivite ve ruh sağlığı sorunları ihtimalinin daha fazla olduğunu gösteriyor.

Prof. Narvaez, son 50 yılda Amerikalı çocukların mutluluk ve huzurunda azalma olduğunu gösteren araştırmaları da hatırlattı. İngiltere’de yapılan bir araştırma da, çocuklarda ruh sağlığı sorunlarında artış olduğunu gösteriyor.

Narvaez’in araştırması, gelecek ay ABD’deki bir konferansta bilim çevrelerine sunulacak.

AA

Popularity: 15% [?]

Mürekkep lekesini nasıl çıkarırsınız?

16 Kasım 2010

Ehow isimli internet sitesinde yer alan habere göre, tükenmez kalem mürekkebi lekesini çıkarmaya başlamadan önce kumaşın görünmeyen bir yerinde test etmelisiniz, daha sonra ise sırayla şu işlemleri uygulayabilirsiniz:

- Mürekkep lekesini süngerle ıslatıp kurumasını bekleyin.

- Temiz bir kumaşın ya da kağıt havlunun üzerine lekeli bölgeyi yüzüstü yerleştirin.

- Lekenin arka tarafından saç spreyiyle kolonya veya aseton dökün ya da bölgeyi bu sıvılarla ovalayın.

- Mümkün olduğunca fazla leke çıkarmak için temiz bir havlu ya da bezle gömleğin arka tarafını kurutun.

- Yukarıdaki işlemlerin ardından gömleği çamaşır makinesinde ılık suda ön yıkama uygulayarak yıkayın.

zaman

Popularity: 6% [?]

Sahura kadın davulcuyla uyanıyorlar

16 Kasım 2010

Gece yarısından sonra sokak sokak dolaşarak yapılan ve erkeklerin üstlendiği ramazan davulculuğunu, İncirliova Kurtuluş Mahallesi’nde yaşayan 56 yaşındaki Portakal Özen yapıyor.

Kurtuluş Mahallesi sakinleri, her gece 02.30 ile 04.00 arasında mahallenin sokaklarını maniler okuyarak ve davul çalarak, adım adım dolaşan kadın ramazan davulcusuyla sahura kalkıyor.

Portakal Özen, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Ramazan ayı öncesinde davul çalma ihalesini oğlunun aldığını, ancak Ramazan’da ilk 5 gün davulculuk yaptıktan sonra yaşadıkları bir sorun nedeniyle evden ayrıldığını ve işin zorunlu olarak kendisine kaldığını anlattı.

-MAHALLENİN ”PORTAKAL TEYZESİ”-

Oğlunun ardından hem mağduriyet oluşmaması, hem de geçinmek için paraya ihtiyaçları olması nedeniyle ramazan davulculuğu görevini üstlendiğini belirten Özen, şunları söyledi:

”Eşim 20 yıl önce vefat etti. Tek başıma evi geçindirmeye çalışıyorum. Oğlumun gidişiyle davul çalma işi de bana kaldı. Çocuklarım var, onlara bakmak zorundayım. Başka bir yerden gelirimiz yok. Bazen çöplerden atık toplayıp satarak ekmek paramızı çıkarıyorum. Şimdi de ramazan ayı olduğu için davul çalarak bahşiş topluyor, ekmek paramızı çıkarmaya çalışıyorum. Mahalle halkı beni tanıdığı için gece geç saatte de olsa rahat bir ortamda, yadırganmadan rahatlıkla davul çalıyorum.”

Özen, kalbi delik bir de torunu olduğunu, onun tedavisi için de çalışmak zorunda olduğunu belirtti.

Mahalleli tarafından ”Portakal Teyze” diye çağrıldığını ifade eden Özen, mahalle halkının kendisine çok sıcak davrandığını, hatta zaman zaman sahurda eve davet edilip, yemek ikram edildiğini anlattı.

AA

Popularity: 9% [?]

Sitemizi kişi takip ediyor.Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresinizi girin sitemize yeni eklenen içerikten haberiniz olsun...

Sitemize üye olduktan sonra, e-posta adresinize bir onay maili gelecek. O maili onaylamazsanız, üyeliğiniz tamamlanmaz. 

SohbetClub.Net Anket

How Is My Site?

View Results

Loading ... Loading ...