‘ Prof Dr ’ kelimesi ile ilgili yazılar

Muhammed Hamidullah haftası

16 Kasım 2010

Siyer Araştırmaları Merkezi, 17/24-Aralık-2010 tarihleri arasında “Büyük Siyer Âlimi Prof. Dr. Muhammed Hamidullah’ın” vefat gününden başlayarak bir hafta boyunca birçok faaliyet ve programa imza atacak…

Merkezin Kültür ve İhtisas birimlerinin beraberce düzenleyecekleri bu hafta; ‘Büyüklerin Ayak İzleri 1’ üst başlığı ile tertiplenecek. Bu üst başlığın sebebi ise her yıl bir siyer âliminin ele alınıp, bir hafta boyunca o âlimin anlaşılması için etkinlikler yapılmasından kaynaklanıyor.  Yani Merkez, bu anma/anlama programlarını geleneksel bir hale getirerek, her yıl devam ettirecek.

Siyer Araştırmaları Merkezi, Muhammed Hamidullah’ın vefat günü olan 17 Aralık tarihiyle başlatacağı hafta etkinliklerinin öncesinde, bir ödüllü makale yarışması düzenlenecek. Makale yarışması “Muhammed Hamidullah’ın İslam Peygamberi adlı eserinin Siyer İlmine Katkıları”  konusunu içeriyor. 08 Kasım 2010 tarihinden itibaren başlayacak yarışma, 17 Mart 2011’de sona erecek.  Makalelerde aranacak özellikler hakkında Merkezin internet sitesinden daha detaylı bilgiler alınabilir.   Yarışmada dereceye giren makalelerden birinci olana Umre ziyareti, ikinci olana Kudüs ziyareti, üçüncü olana ise Suriye gezisi ödül olarak verilecek. Ayrıca değerlendirme heyetinin seçtiği on makale ise çeşitli hediyeler ile mükafatlandırılacak ve seçilen makaleler Siyer Yayınları tarafından kitaplaştırılacak.

Değerlendirme heyetinde Muhammed Hamidullah hocamızın talebeliğini yapmış Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma, Prof. Dr. Salih Tuğ, Cemal Uşak, Muhammed Emin Yıldırım ve M. Ali Alioğlu bulunuyor.

Makale yarışmasının ödül töreni ise 17 Nisan 2011 Pazar günü büyük bir program ile yapılacak.

17/24 Aralık “Muhammed Hamidullah Haftası” içerisinde ise şu etkinlikler gerçekleştirilecek:

-          17 Aralık 2010 Cuma Prof. Dr. Salih Tuğ ile  “Bir Siyer Arkeologu Olarak Muhammed Hamidullah” konulu bir söyleşi gerçekleşecek.

-          18 Aralık 2010 Cumartesi Muhammed Emin Yıldırım  “Bir Siyer Âlimi Olarak Muhammed Hamidullah” konulu bir sohbet gerçekleşetirecek.

-          19 Aralık 2010 Pazar Muhammed Hamidullah’ın mektuplarından oluşan bir sergi açılacak

-          Aynı gün İhsan Süreyya Sırma ile bu mektuplar üzerine bir hasbıhal gerçekleşecek.

-          21 Aralık 2010 Salı  “Muhammed Hamidullah’ın İslam Peygamberi Eseri Üzerine Mülahazalar” konulu Muhammed Emin Yıldırım’ın Hikmet Vakfı’nda yapacağı sohbetle son bulacak.

-          Hafta boyunca, Muhammed Hamidullah’ın hayatını, eserlerini, hakkında söylenenleri kapsayan bir kitapçık, ücretsiz olarak programa katılanlara hediye edilecek.

Haber7

Popularity: 29% [?]

Süleymaniye’de 150 yıllık ‘ayet’ hatası

16 Kasım 2010

Projenin hat danışmanlığını yürüten Prof. Dr. Hüsrev Subaşı Süleymaniye Camisi’nin ana kubbesindeki yazıların 1860′lı yıllarda Sultan Abdülmecid zamanında görevlendirilen hattat Abdülfettah Efendi tarafından yazıldığını söyledi.

70 metre yüksekliğindeki bir camide 8 metre çapındaki bir kubbe yazısıyla ilk kez karşılaştığını anlatan Subaşı, kubbedeki yazının tuval üzerine değil, çinko üzerine yazılmış olduğunu gördüklerini ifade etti.

Yaptıkları çalışmada, birbirine monte edilen çinkolardaki çivilerin zamanla paslandığını ve hat yazılarının yüzde 65′inin ortadan kalktığını gördüklerini belirten Subaşı, daha önce alınan kalıp ve eski fotoğraflar üzerinden hareket ederek, yazının aslına uygun biçimde ihya edilmesini sağladıklarını anlattı.

Subaşı, yazının bir yerinde nakkaş veya hattat hatası gördüklerinde, bunların düzeltilmesi noktasında 5-6 hattatın müzakere ederek karar verdiğini belirtti.

PANDANTİFLERDEKİ İLGİNÇ DURUM

5.5 metre çapındaki pandantiflerin de usulüne uygun biçimde ihya edildiğini ifade eden Subaşı, şunları kaydetti:

kullan”Kıbleye yakın ön pandantifte ‘Başarıyı bana veren Allah’tır’ anlamında bir ayet var. Avluya yakın arka pandantifte de ”De ki ey Peygamber, her şeyi yaratan Allah’tır’ anlamında bir ayet var. İnsan camide böyle bir şey yazacak olsa, herhalde ‘Her şeyi yaratan Allah’tır’ ifadesini ön tarafa koyar, diğerini ise arka tarafa koyar bir nevi eserin imzası gibi. Bu durum bana mantıksız geldi ve bir arşiv araştırması yaptık. Yaptığımız araştırmada 1970 yılına ait bir fotoğraf bulduk ve ‘Her şeyi yaratan Allah’tır’ önde, ‘Başarıyı bana veren Allah’tır’ yazısı arkada. Bunların neye istinaden değiştirildiği yönünde hiç bir bilgi yok.”

AYETTEKİ EKSİK HARF

Ana kubbenin yazısının uygulamasında bir sıkışma gördüklerini, bunun hat kurallarına göre olmaması gerektiğini tespit ettiklerini belirten Subaşı, ”Yazı mükemmel yazılmıştı ancak 8 metre çapındaki bir yazı büyük bir alanı işgal ediyor. Dörde veya ikiye bölerek tozlamış olmalılar. Kalemkar ekibi, parça parça yazıyı tozlarken bir yerde sıkıştırmak zorundaydılar ve biz bunu fark ettik. Kendi hattatlar kurulumuzda bunun müzakeresini yaptık ve düzelttik” diye konuştu.

150 yıl önce ana kubbeye yazılan ayetin bir harfinin unutulduğunu gördüklerini anlatan Subaşı, Abdülfettah Efendi’nin en az 30 yazısını incelediklerini ve camideki yazıyı yazdığı zamanlardaki kompozisyonlarında yer alan ”h” harfini elle aldıklarını ve bu harfi olması gereken yerine koyduklarını belirtti.

Subaşı, 3-4 gün içinde iskelelerin tamamen sökülmüş olacağını ve caminin bayram namazına hazır hale getirileceğini sözlerine ekledi.

AA

Popularity: 38% [?]

İstanbul’da Sivaslılar’ın Feshane buluşması

16 Kasım 2010

Sivaslılar ve Sivas dostları 12-14 Kasım 2010 tarihlerinde İstanbul Feshane’de buluşuyor. Anadolu’da birlikte yaşama kültürünün en güzel örneği Sivas’ın tüm değerlerinin sazıyla, sözüyle, sanatıyla kutlandığı bir bayram niteliğinde geçecek.

Anadolu’nun zengin kültür hazinesi, İstanbul’da yeniden keşfolunuyor. Sivaslılar ve Sivas’a gönül verenler Feshane’de buluşuyor. Tarihe olan borcunu bin türlü kahramanlıkla ödeyen, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı, Anadolu’nun sevda coğrafyası ‘Sultan Şehir Sivas’ ve Sivaslılar sahip oldukları eşsiz değerleri yeniden gün yüzüne çıkartıyor.

Birlik, kardeşlik, dayanışma ve karşılıklı anlayış açılarından eşsiz bir model oluşturan Sivas ve Sivaslı olmak, Feshane’de düzenlenecek etkinlik kapsamında her yönüyle ele alınacak; birlikte yaşama kültürünün bu eşsiz örneği tüm İstanbul ve Türkiye’ye yeniden tanıtılacak, çıkarılacak hayati dersler yalnız Sivaslıların değil herkesin ilgisine sunulacak.

12-14 Kasım tarihleri arasında düzenlenecek Sivas Günleri’nde çeşitli konularda paneller Türkiye’nin önde gelen fikir adamlarını ağırlayacak.  Ele alınacak konular:

- “Birlikte Yaşama Kültürü”,
- “Sivas’ın Kültürel Değerleri”,
- “Sivaslı Olmak”,
- “Küçülen Dünyada Büyümek”,
- “Hatırladığım Sivas” ve
- “Sivas’ın Görmezden Gelinen Değerleri” konularında düzenlenecek.

Panellere katılacak isimlerin bazıları ise şunlar olacak:

- Ahmet Turan Alkan,
- Beşir Ayvazoğlu,
- Abdurrahman Şen,
- Ahmet Özdemir

Panellerin moderatörleri arasında;

- Tunceli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Durmuş Boztuğ
- İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Adem Esen,
- Cumhuriyet Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İlyas Dökmetaş,
- Marmara Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Emin Arat,
- Marmara Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hamza Kandur ve
- Cumhuriyet Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Recep Toparlı bulunuyor.

AK Parti Sivas Milletvekili Osman Kılıç, CHP Sivas Milletvekili Malik  Ejder Özdemir, MHP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Edip Semih Yalçın Sivas Günleri’nin ağırlayacağı siyasiler olacak.

Düşünce ve fikir platformlarının yanısıra Sivas Günleri, Sivas’a ait folklorik değerlerin de kutlandığı adeta bir bayram niteliğinde geçecek. Türk Halk Müziğinin sevilen sanatçıları, Sivas yöresine ait türküleri seslendirecek.

- Sabahat Akkiraz,
-
Onur Bozatlı,
- Cengiz Özkan,
-
Enver Meralli,
- Ali Sultan,
- Doğan Karatepe
türküleriyle dinleyenlere güzel vakit geçirtecek sanatçılardan bazıları.

Ses sanatçılarının yanısıra halk oyunları ekipleri de etkinliğe renk katacak.

Ünlü Ressam İsmail Acar‘ın resim sergisi, Selahattin Yasak‘ın resim ve fotoğraf sergisi, ‘Fotoğraflarla Sivas’ sergisi, ‘Tarihi, Kültürel ve Doğa Güzellikleri Açısından Dünden Bugüne Sivas’ slayt gösterisi etkinliği görsel bir şölene dönüştürecek.

Bir Sivas Platformu organizasyonu

Sivas Günleri, İstanbul’da Sivas’la ilgili dernek ve sivil toplum kuruluşlarını kendi çatısı altında toplayan, Sancaktepe Belediye Başkanı İsmail Erdem‘in başkanlığındaki Sivas Platformu’nun bir organizasyonu olarak gerçekleşecek.

Sivas Günleri, Sivas Platformu’nun kuruluşundan bu yana altı yıllık çabasının da anlatıldığı, Sivas’ın maddi ve manevi mirasının, bugünkü potansiyelinin tanıtıldığı, hasat mevsiminde bir harman zamanı gibi dostluğun, mutluluğun ve umudun  doruk noktasına çıktığı bir meydan olacak.

Yazarı, şairi, ozanı, sazı ve sözüyle, sanatı ve sporuyla, yaşayan renkleriyle, tarihi ve bugünüyle Feshane’de İstanbul’un kalbi Sivas tadında ve renginde atacak.

YerelPosta

Popularity: 30% [?]

Ortaylı: Arşiv evrakı Kaşıkçı Elması’ndan önemli

16 Kasım 2010

Arşivcilik Günü ve Hazine-i Evrak’ın kuruluşunun 164. yıl dönümü dolayısıyla İstanbul’da etkinlik düzenlendi.

Fatih Ali Emiri Kültür Merkezi’nde düzenlenen etkinlikle konuşan Topkayı Müzesi Müdürü Prof. Dr. İlber Ortaylı, Osmanlı Devleti’nin evrakını biriktirme konusuna çok önem verdiğini ve bunun idari işlemleri son derece kolaylaştırdığını söyledi. Savaşa giderken ordunun yanında bir sürü evrak ve defter taşıdığını aktaran Ortaylı, Viyana bozgunu sonrası çekilmek zorunda kalan ordunun bırakmak zorunda kaldığı evrak ve defterlerin Orta Avrupa’da; Almanya, Polonya ve Avusturya gibi ülkelerde oryantalizmin başlıca malzemesini oluşturduğunu ve bu ülkelerin evrakı inceleye inceleye hala bitiremediğini anlattı.

Osmanlı Devleti’nin memur hafızasına güvenmeyerek savaşta bile evrak kaydına bu kadar önem vermesinin onunla aynı devirde yaşayan devletlerden kendisini ayırdığını belirten Ortaylı, şöyle devam etti:

”Kaşıkçı Elması ile arşiv evrakını hiçbir zaman mukayese etmem. Böyle bir mukayesenin yapılmasını da hazin ve vahim bulurum. Çünkü arşiv evrakı herhangi bir mücevherden, sanat eşyasından çok daha önemlidir. Kaybolan zamana tekabül eder. Osmanlı arşivlerinin değeri çok büyüktür. Yeni arşivcilerin yetişmesi devletimiz için önemlidir. 1940′lardan sonra Türk tarihçiler arşivcilik özelliği kazanmaya başlamıştır. Eski harflerin kaldırılması ve Latin harflerini kullanmak yeni nesil Türk tarihçileri için arşiv çalışmaları sayesinde bir engel olmaktan çıkmıştır.”

Türk Arşivciler Derneği Başkanı Haldun Şahin ise Hazine-i Evrak’ın Sadrazam Mustafa Reşit Paşa tarafından, 9 Kasım 1846′da kurulmasıyla modern tarih arşivciliğinin başladığını ve bu tarihinin Türk arşivciliğinde bir dönüm noktası olduğunu söyledi.

Türk arşivciliğinin her geçen gün daha iyiye gittiğini söyleyen Şahin, Osmanlı ve Cumhuriyet arşivlerinde çok iyi çalışmalar yapıldığını bildirdi. Arşivlerin açılarak yerli yabancı araştırmacılarının hizmetine sunulmasının ülkemizin prestijini artırdığını ifade eden Şahin, ünlü tarihçi Halil İnalcık’ın, ”Ben eğer şöhretli bir tarihçi olduysam bunu Türk arşivlerine borçluyum” sözünü hatırlattı.

Şahin, ünlü Macar arşivist Lajos Fekete’nin ”Türkiye’de, Türk milletinin geçmişinin arşiv işleri başarı ile halledilmedikçe ortaya konulamayacağı fikrinin hakim bulunması gerekir. Bunun yalnız Türk milleti için değil, beynelmilel ilmin çıkarı için de olduğu kabul edilmelidir” şeklindeki görüş ve düşüncesinin arşivlerimizin önem ve değerini çok anlamlı bir şekilde ortaya koyduğunu vurguladı. Şahin, bu tür güzel gelişmeler yaşanmasına rağmen arşiv konusunda temel bir politika benimsenememesinin son derece üzücü olduğunu aktardı.

-TBMM’YE ”ARŞİVCİLİK” ÖDÜLÜ-

Etkinlikte, arşiv alanında yaptıkları çalışmalardan dolayı TBMM ile Zaman Gazetesi’ne ”2010 Yılı Arşivcilik Ödülü” verildi. TBMM adına ödülü TBMM İletişim ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı Feridun Keşir, Zaman Gazetesi adına da gazetenin Haber Müdürü Fatih Uğur aldı.

”Hazine-i Evrak’ın Kuruluşunun 164. Yılında Türk Arşivciliği, Kamu ve Özel Kuruluşlarda Arşivin ve Arşivciliğin Önemi” oturumunun ardından etkinlik sona erdi.

AA

Popularity: 44% [?]

Sivas Günleri’ne davetlisiniz…

16 Kasım 2010

Anadolu’da birlikte yaşama kültürünün en güzel örneği Sivas’ın tüm değerlerinin sazıyla, sözüyle, sanatıyla kutlandığı bir bayram niteliğinde geçmeyi hedefleyen Sivas Günleri’ne organizatörler, yalnız Sivaslıları değil tüm halkımızı davet ettiğini açıkladı.

“Anadolu’nun zengin kültür hazinesi, İstanbul’da yeniden keşfolunuyor. Sivaslılar ve Sivas’a gönül verenler Feshane’de buluşuyor. Tarihe olan borcunu bin türlü kahramanlıkla ödeyen, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı, Anadolu’nun sevda coğrafyası ‘Sultan Şehir Sivas’ ve Sivaslılar sahip oldukları eşsiz değerleri yeniden gün yüzüne çıkartıyor” diyen Sivas Patformu yetkilleri, Sivas Günlerinin amacını şu açıklama ile ifade ediyor:  “Birlik, kardeşlik, dayanışma ve karşılıklı anlayış açılarından eşsiz bir model oluşturan Sivas ve Sivaslı olmak, Feshane’de düzenlenecek etkinlik kapsamında her yönüyle ele alınacak; birlikte yaşama kültürünün bu eşsiz örneği tüm İstanbul ve Türkiye’ye yeniden tanıtılacak, çıkarılacak hayati dersler yalnız Sivaslıların değil herkesin ilgisine sunulacak”

“12-14 Kasım tarihleri arasında düzenlenecek Sivas Günleri’nde çeşitli konularda paneller Türkiye’nin önde gelen fikir adamlarını ağırlayacağını belirten yetkililer, ““Birlikte Yaşama Kültürü”, “Sivas’ın Kültürel Değerleri”, “Sivaslı Olmak”, “Küçülen Dünyada Büyümek”, “Hatırladığım Sivas” ve “Sivas’ın Görmezden Gelinen Değerleri” konularında düzenlenecek panellere; Ahmet Turan Alkan, Beşir Ayvazoğlu, Abdurrahman Şen, Ahmet Özdemir gibi isimler konuşmacı olarak katılacağını belirtiliyorlar.  

Panellerin moderatörleri arasında Tunceli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Durmuş Boztuğ,  İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Adem Esen, Cumhuriyet Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İlyas Dökmetaş, Marmara Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Emin Arat, Marmara Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hamza Kandur ve Cumhuriyet Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Recep Toparlı bulunuyor.

AK Parti Sivas Milletvekili Osman Kılıç, CHP Sivas Milletvekili Malik  Ejder Özdemir, MHP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Edip Semih Yalçın Sivas Günleri’nin ağırlayacağı siyasiler olacak.

Düşünce ve fikir platformlarının yanısıra Sivas Günleri, Sivas’a ait folklorik değerlerin de kutlandığı adeta bir bayram niteliğinde geçecek. Türk Halk Müziğinin sevilen sanatçıları, Sivas yöresine ait türküleri seslendirecek. Sabahat Akkiraz, Onur Bozatlı, Cengiz Özkan Enver Meralli, Ali Sultan, Doğan Karatepe türküleriyle dinleyenlere güzel vakit geçirtecek sanatçılardan bazıları. Ses sanatçılarının yanısıra halk oyunları ekipleri de etkinliğe renk katması bekleniyor…

Ünlü Ressam İsmail Acar’ın resim sergisi, Selahattin Yasak’ın resim ve fotoğraf sergisi, ‘Fotoğraflarla Sivas’ sergisi, ‘Tarihi, Kültürel ve Doğa Güzellikleri Açısından Dünden Bugüne Sivas’ slayt gösterisi etkinliği görsel şölene dönüştürmeyi amaçlıyor…

Sivas Platformu organizasyonu

Sivas Günleri, İstanbul’da Sivas’la ilgili dernek ve sivil toplum kuruluşlarını kendi çatısı altında toplayan, Sancaktepe Belediye Başkanı İsmail Erdem’in başkanlığındaki Sivas Platformu’nun bir organizasyonu olarak gerçekleşecek.

Sivas patformu yetkillerine göre, “Sivas Günleri, Sivas Platformu’nun kuruluşundan bu yana altı yıllık çabasının da anlatıldığı, Sivas’ın maddi ve manevi mirasının, bugünkü potansiyelinin tanıtıldığı, hasat mevsiminde bir harman zamanı gibi dostluğun, mutluluğun ve umudun  doruk noktasına çıktığı bir meydan olacak;  Yazarı, şairi, ozanı, sazı ve sözüyle, sanatı ve sporuyla, yaşayan renkleriyle, tarihi ve bugünüyle Feshane’de İstanbul’un kalbi Sivas tadında ve renginde atacak.”      

kullan

 

Popularity: 38% [?]

Mersin’de taş heykel sempozyumu

16 Kasım 2010

Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı ve MEÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Berika İpekbayrak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye ile toplam 8 ülkeden gelen 10 sanatçının katılımı ile devam eden sempozyumun, başarılı bir şekilde sürdüğünü söyledi.

Bir haftadır devam eden çalışmalar neticesinde heykellerin şekillenmeye başladığını ifade eden İpekbayrak, sempozyum sayesinde, heykel bölümünde eğitim gören öğrenciler için deneyim kazandıklarına işaret ederek, ”Öğrencilerimiz bu sempozyumla birlikte dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen sanatçılarla tanışma fırsatı bulurken, aynı zamanda onların deneyiminden de faydalanıyorlar. Üniversitede bulunan öğrencilerimiz buraya gelerek heykel yapımında kullanılan aletlere aşinalıkları artıyor, mesleklerini mutfakta görme fırsatını buluyorlar” dedi.

Sempozyuma katılan sanatçılara geziler düzenleyerek onlara aynı zamanda Türkiye’nin tarihi ve kültürel zenginliklerini anlatmak istediklerini ifade eden İpekbayrak, şunları kaydetti:

”Sanatçılarımızı her yıl ülkemizin güzelliklerini anlatmak için değişik yerlere geziler düzenliyoruz. Sanatçılarımızı geçen yıl Kapadokya’ya götürdük. Bu yıl Mersin’deki tarihi ve kültürel yerlerini gezdireceğiz. Bazı sanatçılarımız ülkemizin güzellikleri karşısında hayretlerini gizleyemiyor, bazıları da önümüzdeki yıllarda buraya yerleşmeyi düşündüklerini söylüyorlar. Ülkemize karşı Avrupa’daki ön yargıları kırmak için herkes üzerine düşeni yapması gerekir. Yani sempozyum, aynı zamanda ülkemiz için gönüllü turizm elçileri yetiştiriyor.”

30 Kasıma kadar sürecek olan sempozyum kapsamında yapılacak heykeller, daha sonra kentin farklı noktalarına yerleştirilecek.

AA

Popularity: 40% [?]

Töre ve namus intihara yönlendiriyor

16 Kasım 2010

Dicle Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Aytekin Sır, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bölgede intihar oranlarının yüksek olduğunu, yaptıkları araştırmada özellikle kadınlarda intihar oranının erkeklere göre 2 kat fazla olduğunu saptadıklarını söyledi.

İntihara sürükleme veya olaya intihar görünümü vermenin de söz konusu olabileceğini belirten Sır, şöyle dedi:

”Kişi zehirli buğdaydan ekmek yapıyor, ondan sonra onu kadına yediriyor. Kadın fare zehiri içmiş diye hastaneye gönderiliyor. Bunların kurtarılması şansı olmuyor. Başka yöntemde de kadına ‘al namusunu temizle’ diyorlar. Bu işi kadına bırakıyorlar. Kadın psikolojik olarak intihara hazırlanıyor. Kadına kötü davranıyorlar, baskı kuruyorlar. Kadın psikolojik baskıya dayanamayarak intihar edebiliyor. Bunların ortaya çıkması çok zor. Çünkü kanıt yok. Bunu kanıtlamak çok zor. Özellikle kadınlara ait intihar vakalarının çok daha titizlikle incelenmesi gerekiyor.”

-”İNTİHAR DEĞİL CİNAYETTİ”-

Dicle Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Başkanı Doç. Dr. Rüstem Erkan da 2000-2001 yılları arasında Batman’daki kadın intiharları üzerine araştırma yaptıkları zaman şüpheli bazı intihar vakalarının bulunduğunu, daha sonra aydınlanan bu intiharların, intihar değil de cinayet olduğunun tespit edildiğini söyledi.

Yüksekten atma, öldürüp intihar süsü verme, bir de intihara zorlananların bulunduğunu anlatan Erkan, en önemli olanının intihara zorlananlar olduğunu, herhangi bir nedenden dolayı özellikle bekaret, namus gibi meselelerinde bunların ortaya çıktığını kaydetti.

Aileden birinin zarar görmemesi için kadının intihara zorlandığını ifade eden Erkan, şöyle konuştu:

”Kadına diyorlar ki ‘sen intihar et’. Aileden biri suç işlemesin diye o işi kişinin kendisine yaptırıyorlar. İntihara zorlananlar var. Butür olayların özellikle kırsal kesimde üzerinin kapatılması çok daha kolay. Bölgede genç kız ve kadın intiharının yüksek olmasının nedeninin altında eşi, ebeveynler tarafından intihara zorlanma gibi bir durum da var. Sadece intihar edeceksin demek de değil. Kadının artık yaşamdan bıktıracak duruma getirilmesi, başka çıkış bulmaması, iyice kuşatarak da kadın intihara sürükleniyor. Örneğin evden dışarı çıkarmıyor, bir yere hapsediyor, sürekli kilitli tutuyorsa bu tür yollarla kadınlar intihara sürükleniyor. Bunların ortaya çıkması çok zor ve kayıtlara intihar olarak geçiyor. Aile tarafından öldürülerek intihar süsü verilen olaylar da var. Onların bir kısmı aydınlanıyor. Ama baskıyla intihara sürüklediği zaman kayıtlara intihar olarak geçiyor. Bunun maddi bir delili yoktur.”

-”SERT BİR DUVARLA KARŞILAŞIYORLAR”-

Erkan, silahla kadının intihar etmesinin çok az olduğunu, bu yöntemi genellikle erkeklerin kullandığını anlatarak ancak silahla intihar eden kadınların da ortaya çıktığını vurguladı.

Töre ve namus cinayetlerinin önüne geçmek için toplumsal yapının değişmesi gerektiğini, kadın ve ailenin üzerindeki kontrolün, geniş bir çevrenin kontrolü ve geniş bir çevrenin sorunu olarak görüldüğünü anlatan Erkan, bu nedenle işlerin bu noktaya getirildiğini bildirdi.

Çekirdek aile yapısı ve bireyleşmeyle bu sorunun giderilebileceğini belirten Erkan, bir kişinin davranışında bütün aşiretin sorumlu olması, karar alma mekanizmalarına bütün aşiretin girmesinin kadına yönelik baskıyı arttırdığını, aileler çekirdek aile yapısına dönüştükçe baskının ve kontrol mekanizmasının da azalacağını dile getirdi.

Bölgede özellikle Diyarbakır ve Batman’da hızlı bir değişim olduğunu, bu değişime direnen bir yapının bulunduğunu aktaran Erkan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

”Kadınların talebi yükselmiş. Değişmek isteyen, başka türlü yaşamak isteyen bir kadın var. Aynı zamanda da çok sert bir geleneksel yapı ile karşılaşıyor. Bu geleneksel yapı kırmaya çalışan bir yapı var. Bunu kırmaya çalışınca sert bir duvarla karşılaşıyor. Böyle olunca bu tür sorunlar ortaya çıkıyor. Ama değişim eğilimi yüksek.”

Özellikle genç kadın intiharlarına mutlaka şüpheyle bakılması gerektiğini dile getiren Erkan, ”Bir fail bulmadan öte o çevrede neler olmuş ona bakmak gerekiyor. Kadını o ortama getiren mutlaka bir yapı ve durum ortaya çıkmıştır. Onun için şüpheyle bakmak bu sorunun çözümü için de yararlıdır. Böyle durumları çok doğal karşılamamak lazım” diye konuştu.

-ŞEKİL VE YÖNTEM DEĞİŞTİ-

Bağlar Belediyesi Kardelen Kadın Evi Koordinatörü Mukaddes Alataş da kadın intiharında şüpheli vakaların bulunduğunu, cezalar ağırlaştırıldığı için töre ve namus cinayetlerinin şekli ve yönteminin değiştiğini söyledi.

Töre ve namus cinayetlerinin bazen 14-15 yaşındaki çocuklara yaptırıldığını, cezalar ağırlaştırılınca kadının ya intihara zorlandığını ya da intihar süsü verilerek öldürüldüğünü vurgulayan Alataş, bunların organizeli olduğunu belirtti.

Bütün vakalara şüpheyle baktıklarını anlatan Alataş, şöyle konuştu:

”Bir kadın intiharına şüpheli bakmak gerekiyor. Kadına yönelik çalışma yapan kurumların şüpheli bakması lazım. Şüphelerin bir araya getirmesi gerekiyor. Çoğunda zorlama var, mahalle baskı var. ‘Kim ne der’ gibisinden baskı var. Evin içerisinde tecrit edilme var. Kadınlar intihara itiliyor. Aile fertlerinden birinin cinayeti işlemesi ve intihar süsü verilmesi olayları da yaşanıyor. Mesela ‘kadın silahla kendisini vurmuş’ diyorlar. Kadın uzun namlulu bir silahı kendisine doğrultamaz. Kendisine doğrultsa bile eğer solak ise sağ eliyle kendisine ateş edemez. Böyle bir vaka vardı. Bir vakada da kadına önce tecavüz etmişlerdi, sonra da intihar süsü vererek öldürmüşlerdi. Ancak daha sonra Adli Tıp Raporunda ortaya çıktı.”

-GERÇEĞİN ORTAYA ÇIKMASI ÇOK ZOR-

Diyarbakır Barosu Kadın Komisyonu Başkanı Zeynep Atlı Alar ise özellikle intihara sürüklenen kadınlar konusunda olayın gerçek yüzünü öğrenemediklerini, bu tür olayların yargı boyutuyla ilgilendiklerini, bu tür vakaların şekil değiştirerek karşılarına çıktığını söyledi.

Genellikle bu tür olayların aile içi olduğu ve ailenin fail ile aynı görüş içerisinde olduğunu anlatan Alar, ”Bunun sebebini bizim bilmemiz çok zor oluyor. Bunlar planlanarak yapılıyor. Kaza veya intihar süsü veriliyor. Ama bu gerçeğin ortaya çıkması aile içi ve namus sorunu olduğu için çok zor oluyor ” dedi.

AA

Popularity: 22% [?]

Çocuğunuzun ensest ilişkisine şaşmayın!

16 Kasım 2010

Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ensest ilişkiyi anlatan televizyon dizisini seyreden anne babaların, ileride çocuklarının da bu tarz bir ilişkiye girmesi karşısında şikayet etmeye hakları olmadığını söyledi.

Aylık genel kültür dergisi Moral Dünyası’nın kapak konusu olarak işlediği “Çocuk ve Mahremiyet Eğitimi” konusunda dergide bir röportajı yayınlanan Prof. Dr. Tarhan, çocukta mahremiyet bilincinin oluşması için önemli açıklamalarda bulundu.

Prof. Dr. Tarhan, televizyonlarda çarpık ilişkileri anlatan dizileri seyreden anne-babaların dikkat etmeleri gereken bir konuya vurgu yaparak “Televizyonlarda oynayan bir dizi var. Bu dizide anlatılan aslında ensest bir ilişkidir. Dizide bir kadın bir evlat gibi büyüttüğü eşinin evlatlığı ile ilişki kuruyor! Eğer, anne-baba evde bu diziyi izleyerek bu ilişkiyi onaylamışsa ve ileride kendi çocuğu böyle bir ilişki içerisine girerse şikâyet etmeye hiç hakkı yok.” diyor.

Prof. Dr. Tarhan, böyle bir durumda anne-babaların nasıl davranması gerektiği hakkında ise şunları söylüyor: “Bu durumdaki anne-baba ‘Ben ruhen rahatsız oluyorum böyle bir şeyi seyretmekten’ deyip odadan çıkarsa, o ilişkiyi onaylamazsa bu çocuğa yeter. Böyle durumlarda televizyon pat diye kapatıldığı zaman çocuk merak eder, gider arkadaşında seyreder. İnternetten indirir, orada seyreder. Bunun yerine, ‘Böyle bir şeyi seyretmek insanın psikolojik sağlığı için, insanın hayatı için onaylanmayacak bir şey. Ben bunu onaylamadığım için seyretmiyorum, sana da seyretmeni tavsiye etmiyorum’ deyip çocuğunun vicdanında bir sorumluluk duygusu uyandırmak yeter.”

YANLIŞI DA ANLATMALI

Prof. Dr. Tarhan, mahremiyet eğitimi konusunda genel olarak yapılan bir yanlışa dikkat çekerek şunları söylüyor:

 kullan

 Moral Dünyası dergisinin Ekim 2010 tarihli 79. sayısında kapak konunusu çocuk ve mahremiyet eğitimi.

Mehmet Paksu ise yazısında huzurlmu bir aile için her deliye bir veli öneriyor…

www.moraldunyasi.com

“Siz eğer çocuğu çok steril bir ortamda, mikrop olmayan bir ortamda yetiştirirsiniz bu çocuk topluma ilk çıktığı anda, örneğin okula ilk gittiği gün hastalanacaktır. İlkokula gelinceye kadar evden çıkmamış, hiç başka yabancıyla karşılaşmamış, hiç mikropla teması olmamış bir çocuk birdenbire okula gittiği zaman karşısına çıkan ilk mikropta hasta olur. Çünkü bağışıklık kazanmamıştır. Aman hiçbir şeye dokunmasın, aman üşümesin, öksürmesin, hasta olmasın diyerek soğuğa, sıcağa çıkarılmamış, cam kavanozda büyütülmüş korunaklı bir çocuk topluma girdiği zaman, okula gittiği zaman, ufak bir düzen bozulduğu zaman hemen hasta olur. Onun için çocuğu toplumdan soyutlamak çözüm değil. Bunun gibi aynı şey psikolojik riskler için de geçerli. Aynı şekilde mahremiyet eğitiminde de çocuğa sadece bazı şeyleri yapmamasını söylemek, günah olduğunu söylemek doğru değildir.

Çocuk, yanlışla karşılaştığı zaman ne yapacağıyla ilgili beceri kazanamamışsa, böyle durumlarla karşılaştığı zaman yanlış-doğru ayırımını yapamaz ve kolaylıkla özellikle ergenlik dönemine başladığı zaman hemen zevk tuzaklarına düşebilir. Böyle yetişen çocuk, örneğin kendisine öğretilenlerin dışında televizyonda bir görüntüyle karşılaştığında bocalayacaktır. Öğrendiğiyle karşılaştığı şey arasında belki de ikileme düşecektir. Oysa çocuğa zamanında böyle şeylerle de karşılaşabileceği, bunların doğru şeyler olmadığı, bunların yanlış olduğu nedenleri ve niçinleriyle anlatılsaydı çocuk bu görüntülerin yanlış olduğunu bilecek, dolayısıyla bir bocalama ve ikilem içerisinde kalmayacaktı. Anne-babalar mahremiyet konularında yasaklamak yerine, neden bu yanlışın olumsuz etkileri var, neden sakıncalı, neden bizim kültürümüzde böyle bir kural oluşmuş, bunları çocuğa büyük insan gibi gerekçeleriyle anlatmalı. Yasak, ayıp, günah lafı çocukta daha çok savunma duygusunu uyandırıyor, onu ters yöne itiyor. Onun için burada ayıp, günah, yasak sözünden daha çok, çocuğa bunun gerekçeleriyle doğrularını, yanlışlarını anlatmalı.”

Moral Dünyası dergisinin mahremiyet eğitimi sayısında ayrıca çocuğa mahremiyet bilincinin nasıl kazandırılacağı konusunda Uzman Pedagog Adem Güneş ve Sosyolog Doç. Dr. Ali Murat Yel ile yapılmış röportajlara ve yazılara da yer veriliyor.

CHA

Popularity: 38% [?]

TGB’den KPSS’de hatalı soru iddiası

16 Kasım 2010

Yücel, TGB Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, Türkiye’de sınavların artık sağlıklı yapılamaz hale geldiğini öne sürdü.

2010 KPSS Eğitim Bilimleri Sınavı sorularının cevaplarının hatalı olduğuna yönelik TGB’ye çok sayıda öğrencinin bildiride bulunduğunu belirten Yücel, ”Bunun üzerine TGB olarak Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi öğretim görevlilerine başvurduk. Öğrendik ki kendilerine de çok sayıda başvuru yapılmış. Prof. Dr. Dilek Gözütok’un başında bulunduğu öğretim üyeleri, soru ve cevapları inceleyerek birçok sorunun cevabında hata bulmuşlar” diye konuştu.

Şu ana kadar sınavdaki 1, 6, 7, 15, 16, 21, 24, 28 ve 33. soruların cevaplarının hatalı olduğunun tespit edildiğini ileri süren Yücel, ”Gece gündüz demeden aylarca sınava hazırlanan arkadaşlarımızın hakkını kim koruyacak? YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, KPSS sorularının çalınmasının ardından bütün sorumluluğu ÖSYM Başkanı’nın üzerine yıkarak konuyu kendi üzerinden atmıştı. Peki şimdi sorumluluğu kimin üzerine atacak? YÖK Başkanı derhal istifa etmelidir” dedi.

AA

Popularity: 22% [?]

250 bin öğretmene diyabet dersi

16 Kasım 2010

Milli Eğitim ve Sağlık Bakanlıkları ile Çocuk Endokrinolojisi ve Diyabet Derneğince, diyabetli çocukların yaşam koşullarını iyileştirmek için Sanofi-Aventis ilaç firmasının desteğiyle hazırlanan ”Okulda Diyabet Programı” projesi çerçevesinde The Marmara Otel’de toplantı düzenlendi.

İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Muammer Yıldız’ın da katıldığı toplantıda, kentteki okullarda görev yapan yaklaşık 250 rehber öğretmene Tip 1 Diyabet konusunda eğitim verilerek, program kapsamında öğretmenlerin üstleneceği rol uzmanlar tarafından anlatıldı.

Çocuk Diyabet Grubu Başkanı Prof. Dr. Şükrü Hatun toplantıda yaptığı konuşmada, diyabetli çocukların eğitimlerini okul dışında sağlıklı bir şekilde alamadıklarını belirterek, ”Bu projemiz, diyabetli çocukların okullarda da tedavi sürecine devam etmesini sağlayacak” dedi.

Türkiye’de 15 bin diyabetli çocuk bulunduğunu, öğretmen ve öğrencilerin diyabet hastalığı konusunda bilinçlenmesine destek vermeyi amaçladıklarını söyleyen Hatun, diyabetli çocuklara erken tanı konulmaması ve tedavinin gecikmesi nedeniyle ortaya çıkan ağır tablonun önlenmesinde aileyle birlikte öğretmenlere de önemli görevler düştüğünü vurguladı.

Türkiye’de diyabetli çocuklar için ilk kez böyle bir çalışma yapıldığını belirten Hatun, proje kapsamında diyabet tanısı konulan çocukların durumunun bir mektup ile okul idaresine bildirileceğini, diyabet hastalığında acil durumlarda mutlaka kullanılması gereken glukagon iğnesinin okulda buzdolabında hazır bulundurulacağını, okul hemşiresi ve ilgili öğretmenin bu iğneyi yapabilecek eğitimi alacağını söyledi.

Hatun, rehber öğretmenlere de diyabet hastası öğrencilere acil müdahale edebilecek eğitimin verileceğini, diyabetli öğrencilerde kan şekeri düşüklüğü durumunda sınav tekrarı sağlanabileceğini kaydetti. Hatun, diyabete, Sağlık Bilgisi dersinin müfredatında yer verilerek öğrenci ve öğretmenlerde bilinç seviyesi artırılmasının sağlanacağını ifade etti.

Okulda Diyabet Programı kapsamında Milli Eğitim Bakanlığına bağlı tüm eğitim kurumlarındaki öğretmen, öğrenci ve veliler için eğitim materyalleri hazırladıklarını belirten Hatun, ”Diyabet belirtilerine dikkati çeken 60 bin afiş çok hızlı bir şekilde okullara asılacak. ‘Öğrencim ve Diyabet’ isimli bir broşür hazırladık. Bu broşür tüm okullara elektronik ortamda gönderilerek, öğretmenlere ulaştırılması sağlanacak” diye konuştu.

AA

Popularity: 13% [?]

Sitemizi kişi takip ediyor.Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresinizi girin sitemize yeni eklenen içerikten haberiniz olsun...

Sitemize üye olduktan sonra, e-posta adresinize bir onay maili gelecek. O maili onaylamazsanız, üyeliğiniz tamamlanmaz. 

SohbetClub.Net Anket

How Is My Site?

View Results

Loading ... Loading ...