‘ mehmet ’ kelimesi ile ilgili yazılar

Devlet Tiyatroları’nın bayram mesaisi

16 Kasım 2010

DT’den yapılan yazılı açıklamaya göre, Ankara Devlet Tiyatrosu, Akün Sahnesi‘nde, ”Nazım Hikmet’in ‘Memleketimden İnsan Manzaraları’ndan Onbir Tablo” adlı oyununa, 18 Kasımda dünya prömiyeri yapacak. Oyun, 19 ve 20 Kasımda da izlenebilecek. ”Genç Osman”, Büyük Tiyatro’da, 19 ve 21 Kasımda seyirciyle buluşacak.

Çayyolu Cüneyt Gökçer Sahnesi‘nde, Brita Kutchmy’nin yazdığı, Çağman Pala’nın Türkçe’ye çevirdiği, Işıl Kasapoğlu;nun yönetmenliğini yaptığı her yaşta çocuğa yönelik ”Narnia Günlükleri”, 21 Kasım Pazar günü sahnelenecek.

Aynı sahnede, İbrahim Balaban’ın yazdığı, Haldun Çubukçu’nun uyarladığı, Ayşe Emel Mesci’nin yönettiği ”Şair Baba ve Damdakiler” adlı oyuna, 17 Kasım Çarşamba günü dünya prömiyeri yapılacak. Oyun, 18-26 Kasım tarihleri arasında da temsil verecek.

Şinasi Sahnesi‘nde, Paola Levi’nin yazdığı, Tarık Leventoğlu’nun dilimize çevirdiği Aclan Büyüktürkoğlu’nun yönettiği ”Trafik Cezası”, 17–20 Kasım tarihlerinde seyircinin karşısında olacak. Mehmet Akay’ın yazıp, yönettiği ”Büyümek İstiyorum” adlı çocuk oyunu ise 21 Kasım pazar günü izlenebilecek.

Küçük Tiyatro‘da ”Soğuk Bir Berlin Gecesi”, 17-20 Kasım’da sahnelenecek. Oyunu yazan ve yöneten Barış Eren. Aynı sahnede, ”Keloğlan Keleşoğlan” adlı çocuk oyunu 21 Kasım pazar günü küçük izleyicilerle buluşacak.

Altındağ Tiyatrosu‘nda, Yıldırım Keskin’in yazdığı, Ali Hürol’un yönettiği ”İçlerinden Hangisi”, 17-21 Kasım tarihlerinde sahnelenecek.

İrfan Şahinbaş Atölye Sahnesi‘nde, Hasan Erkek’in yazdığı, Rasim Aşı’nın yönettiği çocuk oyunu ”Boğaçhan”, 19 Kasım’da izlenebilecek. Yakub Kadri Karaosmanoğlu’nun yazdığı, Berkun Oya’nın uyarladığı, Bengisu Doğruer’in yönettiği ”Yaban”, 17, 18, 20 Kasımda aynı sahnede temsil verecek.

Stüdyo Sahne‘de ”Üç Yönetmen Üç Oyun” 19, 21 Kasım tarihlerinde seyirciyle buluşacak. Ethan Coen’in yazdığı, Deniz Ünsal’ın dilimize çevirdiği, Bahar Kerimoğlu’nun yönettiği, koreografisini Gizem Erden’in yaptığı ”Bekleyiş”, Max Frisch’nin yazdığı, Hasan Kuruyazıcı’nın dilimize çevirdiği, Doğu Yaşar Akal’ın yönetmenliğini yaptığı, ”Phılıpp Hotz’un Büyük Öfkesi”, Tankred Dorst’un yazdığı, Behçet Necatigil’in dilimize çevirdiği, Merve Taşkan’ın yönettiği ”Dönemeç” izlenebilecek.

Oda Tiyatrosu‘nda, ”Sinek Kadar Kocam Olsun Başımda Bulunsun” adlı oyun ise 17-20 Kasım’da sahnelenecek.

-İSTANBUL DEVLET TİYATROSU-

Cevahir Salon 1‘de, Aziz Nesin’in yazdığı, Yücel Erten’in uyarlayıp, yönettiği ”Ne Dersin Azizim?” 17–21 Kasım tarihlerinde, Cevahir Salon 2′de Kubilay Tunçer’in yazıp yönettiği ;in yazıp yönettiği çocuk oyunu ”Herkes Sihirbaz Olacak” 21 Kasım Pazar günü sahnelenecek. Sarah Ruhl’un yazdığı, Z. İrem Aydın’ın çevirdiği, Kubilay Karslıoğlu’nun yönettiği ”Temiz Ev” aynı sahnede 17–20 Kasım tarihleri arasında görülebilecek.

Üsküdar Stüdyo Sahne‘de, Charles Battle’nın yazdığı, Zerrin Yanıkkaya’nın çevirdiği, Mehmet Birkiye’nin yönettiği ”Baştan Çıkarma”, 17–21 Kasım tarihleri arasında temsil verecek.

Küçük Sahne‘de, 17-21 Kasım tarihlerinde Duşan Kovacevic’in yazdığı, Başar Savuncu ve Bilge Emin’in çevirdiği, Işıl Kasapoğlu’nun yönettiği ”Profesyonel” izlenebilecek.

Küçük Çekmece DT Sahnesi‘nde, Mahmut Gökgöz’ün yazdığı ve yönettiği ”Pir Sultan Abdal”, 18–21 Kasım tarihleri arasında da sanatseverlerce izlenebilecek.

Ahmet Mithat Efendi Kültür Merkezi Feridun Karakaya Sahnesi‘nde, Robin Hawdon’un yazdığı, Özcan Özer’in çevirdiği, Mutlu Güney’in yönettiği ”Karanlık İşler” 19 – 21 Kasım tarihlerinde sahnelenecek.

-İZMİR DEVLET TİYATROSU-

Konak Sahnesi‘nde, 17-21 Kasım tarihleri arasında Murathan Mungan’ın yazdığı, Tayfun Erarslan’ın yönettiği ”Bir Garip Orhan Veli” izlenebilecek.

Karşıyaka Ragıp Haykır Sahnesi‘nde Orhan Asena’nın yazdığı, Mehmet Ege’nin yönettiği ”Şili’de Av”, 18–21 Kasım tarihleri arasında sahnelenecek.

Karşıyaka Oda Tiyatrosu‘nda, Cuma Boynukara’nın yazdığı, Alev Kerimoğlu’nun yönettiği ”Yoksun”, 17 Kasım Çarşamba günü, Konak Melek Ökte Sahnesi’nde David Tristram’ın yazdığı, Sinan Gürtunca’nın çevirdiği, Sinan Pekinton’un yönettiği ”Henry Ve Alice’in Gizli Yaşamı” 19, 20 Kasım tarihleri arasında beğeniye sunulacak.

-DİĞER BÖLGE TİYATROLARI-

Bursa AVP Sahnesi‘nde, Reşat Nuri Güntekin’in yazdığı, Turgut Özakman’ın uyarladığı, Mustafa Kurt’un yönettiği ”Sarıpınar 1914”, 17–20 Kasım tarihleri arasında, Oda Tiyatrosu’nda, Erdi Mamikoğlu’nun yazdığı, Taner Turan’ın yönettiği ”Hiç Kimsenin Öyküsü” adlı oyun, 18, 19, 20 Kasım tarihlerinde sanatseverlerle buluşacak.

Adana Hacı Ömer Sabancı Kültür Merkezi Sahnesi‘nde, Özen Rodop’un yazdığı, Boğaçhan Sözmen’in yönettiği çocuk oyunu ”Papağan Kaçtı”, 17 Kasım’da sahnelenecek. Fuaye Sahnesi’nde 17 Kasımda prömiyer yapacak olan Tuncer Cücenoğlu’nun yazdığı, Hakan Boyav’ın yönettiği ”Matruşka” 18–20 Kasım tarihleri arasında seyirciyle buluşacak.

Trabzon Atapark Haluk Ongan Sahnesi‘nde, Uğur Saatçi’nin yazdığı, Barış Erdenk’in yönettiği ”İstibdat Kumpanyası” 18-20 Kasım tarihleri arasında tiyatroseverlerin beğenisine sunulacak.

Diyarbakır Orhan Asena Sahnesi‘nde, Habib Bektaş’ın yazdığı, Özlem Gür’ün yönettiği çocuk oyunu ”Titil İle Bibil” 21 Kasım tarihinde, Cevat Fehmi Başkut’un yazdığı, Levent Suner’in yönettiği ”Hacıyatmaz”, 18–20 Kasım tarihleri arasında izlenebilecek.

Antalya Haşim İşçan Kültür Merkezi DT Sahnesi Küçük Salon‘da, Barbara Schottenfeld’in yazdığı, Sevgi Sanlı’nın çevirdiği, Y. Murat Sarı’nın yönettiği ”Yedi Kadın” 19, 20 Kasım tarihlerinde sahnelenecek. Brian Way’ın yazdığı, Servet Aybar’ın çevirdiği, Ahmet Avkıran’ın yönettiği çocuk oyunu ”Pinokyo”, 21 Kasım’da küçük sanatseverlerce izlenebilecek.

Erzurum’da, Andersen’den Aylin Çalap’ın uyarladığı, Ebru Kara’nın yönettiği çocuk oyunu ”Deniz Kızı” 21 Kasım Pazar günü, Haluk Işık’ın yazdığı, M. Doğan Yağcı’nın yönettiği İzmir Devlet Tiyatrosu yapımı ”Yollarda” 18-20 Kasım tarihleri arasında temsil verecek.

Konya‘da, Zeki Yorulmaz’ın yazdığı, A. Volkan Çetinkaya’nın yönettiği çocuk oyunu ”Orkestra”, 19, 20 Kasım tarihlerinde küçük sanatseverlerce izlenebilecek.

Van, Kültür Merkezi Sahnesi’nde, Necmettin Tetik’in yazdığı, İpek Gezener’in yönettiği çocuk oyunu ”Küçük Korsan”, 17, 21 Kasım tarihlerinde F. Garcialorca yazdığı, Tahsin Saraç ve Yücel Yıldırım’ın çevirdiği, İpek Atagün Gezener’in yönettiği ”Kanlı Düğün”, 18-20 Kasım tarihleri arasında sahnelenecek.

(aa)

Popularity: 65% [?]

Görmez, ilk vaazını Süleymaniye’de verecek

16 Kasım 2010

Görmez, restorasyonu tamamlanan ve Kurban Bayramında ibadete açılacak Süleymaniye Camisi’nde, Bayram Namazı öncesinde vatandaşlara vaaz verecek.

AA

Popularity: 15% [?]

Huzurevi sakinlerinden kurşun gibi ağır sözler

16 Kasım 2010

-BAYRAMDA YAŞLILARI UNUTMAYIN

Antalya Fethi Bayçin Huzurevi, 123 sakini konuk ediyor. Güne kahvaltı ile başlayan huzurevi sakinlerinden bazıları, sabah sporunun ardından okuma salonunda kitap gazete okumayı, oyun salonunda oyun oynamayı, dinlenme salonunda birlikte vakit geçirmeyi tercih ediyor. Sosyal faaliyetlerin sık yapıldığı huzurevi sakinleri, şimdi yaklaşan Kurban Bayramı’na hazırlanıyor.

Huzurevinde kalmalarından şikayet etmeyen yaşlılar, bayram gibi özel günlerde ise hatırlanmak istiyor. Özellikle de çocuklarını ve torunlarını bekleyen huzurevi sakinleri, ”Burası bizim evimiz, burada yaşamaktan mutluyuz ancak bayramlarda bizleri unutmayın” mesajı gönderiyor.

-”EVLADIN İÇİN BİLE ÜÇÜNCÜ ŞAHIS OLUYORSUN”-

Huzurevi sakinlerinden Şermin Enül, AA muhabirine çocuklarının karşı çıkmasına rağmen kendi isteğiyle huzurevine yerleştiğini ve burada yaşamaktan mutlu olduğunu söyledi.

Oldukça bakımlı görünen 83 yaşındaki Enül, şöyle konuştu:

”Dış kaporta güzel ama içim çürüdü. İki damar tıkalı, kalp kapağım bozulmuş. ‘Hayat arkadaşımız yok’ diyoruz ama, tansiyon, kolesterol, şeker benim yol arkadaşlarım. Burada tertemiz bakılıyoruz. Günde dört çeşit yemek çıkıyor. Kim evinde dört çeşit yemek yiyor? Benim çevrem çok geniş, gelenim gidenim çok ama buradaki insanların genel sıkıntısı, yakınlarının ziyaret etmemesi. Huzurevinde kimsesizler çoğaldı, akrabalar azalıyor. Bazılarının çocuğu bile ziyaretine gelmiyor. Büyüt, yetiştir, bir yaştan sonra kendi evladın için bile üçüncü şahıs oluyorsun. Buradan evlatlara çağrım; anne ve babalarını huzurevinde unutmasınlar. Çocuklarını alıp büyüklerinin ellerini öptürmeye getirsinler. Buradaki insanlar için bayramlar gerçekten çok anlamlı.”

-DUYGULARINI ŞARKILARLA DİLE GETİRİYOR-

Huzurevi’nin en yaşlılarından olan 90 yaşındaki Abdullah Kemal Taşmış ise 16 yıldır huzurevinde kalıyor.

İçindekileri sanat müziğiyle dile getiren Taşmış, huzurevlerinin ziyaretçi profilinin değiştiğini belirtti. Artık huzurevlerini daha çok sivil toplum örgütleri temsilcileri, okullardan öğrencilerin ziyaret ettiğini anlatan Taşmış, her bayram olduğu gibi Kurban Bayramı’nda da huzurevi sakinlerinin diğer ziyaretçilerin yanı sıra ailelerinden birini, özellikle de çocuklarını ve torunlarının gelmesini beklediğini söyledi.

-PET ŞİŞELERİ VAZO YAPIYOR-

Ruhen 20 yaşında olduğunu söyleyen Semiha Vural, pet şişelerle vazolar yapması ve el emeği takılarıyla tanınıyor. Artık elleri titreyen Semiha Vural, ”Eskiden katı atıklardan ne süs eşyaları yapardım, herkes hayrandı bana, artık bu hale geldik. Eskisi gibi değilim” dedi ve hüzünlendi. Semiha Vural da diğer huzurevi sakinleriyle aynı şeyi söylüyor ”Bayramlar sevdiklerimizi görmek için bir vesile.”

-6 ÇOCUĞU VAR 20 YILDIR HUZUREVİNDE-

Polis emeklisi olan 90 yaşındaki Selahattin Şengüler de, kendisini anlatırken en çok çocukluğundan bahsediyor.

Makedonya göçmeni Şengüler, kızını ve torunlarını uzun uzun anlattıktan sonra bayrama beklediğini belirtti.

89 yaşındaki Mustafa Küçük ise Fethi Bayçin Huzurevi’ne Konya’dan gelmiş. 20 yıldır huzurevinde kalan Mustafa Küçük, 6 çocuğu olduğunu ve hiçbirisiyle görüşmediğini kaydetti. Çocuklarına dargınlığını anlatırken içi burulan, gözleri dolan Mustafa Küçük, büyüklerin mutlaka hatırının sayılması gerektiğini ifade etti.

-TORUNLARIYLA İNTERNETTE HASRET GİDERİYOR-

Mehmet Lütfi Dostoğlu ise, kızları ve torunlarıyla internette görüşmek için 60′ından sonra bilgisayar öğrendiğini söyledi.

ASMEK kurslarına giderek bilgisayar öğrendiğini belirten Dostoğlu, ”Kızlarımla ve torunlarımla internet aracılığıyla haberleşiyorum. Sevdiklerimle hasretimi sanal alemden gideriyorum. Gazetelerimi internetten okuyorum. Hastaneye gidecek huzurevi sakinlerine internetten randevu alıyorum” diye konuştu.

Dostoğlu da yaşlıların sadece bayramlarda değil sürekli hatırlanması ve ziyaret edilmesi gerektiğini düşünüyor.

AA

Popularity: 34% [?]

Aleviler, Erbil’i neden affetmeyecek?

16 Kasım 2010

Alevi Kültür Merkezi-Cemevi Başkanı Doktor Yüksel Özdemir’le konuşan Sabah Gazetesi yazarı Yavuz Donat, Mehmet Ali Erbil konusunu da gündeme getirdi. Özdemir, Mehmet Ali Erbil’i ömür boyu gönüllerde cezalandırdıklarını açıkladı.

Donat, Erbil’le ilgili şunları aktardı:

Duvarlarda Hazreti Ali’den, Yunus Emre’den “sözler… Şiirler.” “Hoşgörü üstüne” yazılar.
Başkan Yüksel Özdemir’e sorduk:
- Hoşgörüye bu kadar önem veriyorsunuz da, Mehmet Ali Erbil’i neden affetmiyorsunuz?.. Hatasını kabullendi, özür diledi.
- Uçakta karşılaşırsam elini sıkar, hatırını sorarım ama kalbimde affetmem… Zira biz onu gönüllerde cezalandırdık.

***

- Başkan… Cezanın süresi?
- Ömür boyu.
- Olamaz… Çok ağır.
- O zaman şöyle diyeyim… Aleviler olarak ona artık ciddi bir sempati duymayız.
- Kasten, bilerek, isteyerek söylemedi.
- Biliyorum… Şuuraltı… İyi de o söylediklerini, şuuraltına kim yerleştirdi?
- Kim?
- Devletin eğitim sistemi.

Donat’ın yazısının tamamını okumak için tıklayınız

Popularity: 27% [?]

Çocuğunuzun ensest ilişkisine şaşmayın!

16 Kasım 2010

Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ensest ilişkiyi anlatan televizyon dizisini seyreden anne babaların, ileride çocuklarının da bu tarz bir ilişkiye girmesi karşısında şikayet etmeye hakları olmadığını söyledi.

Aylık genel kültür dergisi Moral Dünyası’nın kapak konusu olarak işlediği “Çocuk ve Mahremiyet Eğitimi” konusunda dergide bir röportajı yayınlanan Prof. Dr. Tarhan, çocukta mahremiyet bilincinin oluşması için önemli açıklamalarda bulundu.

Prof. Dr. Tarhan, televizyonlarda çarpık ilişkileri anlatan dizileri seyreden anne-babaların dikkat etmeleri gereken bir konuya vurgu yaparak “Televizyonlarda oynayan bir dizi var. Bu dizide anlatılan aslında ensest bir ilişkidir. Dizide bir kadın bir evlat gibi büyüttüğü eşinin evlatlığı ile ilişki kuruyor! Eğer, anne-baba evde bu diziyi izleyerek bu ilişkiyi onaylamışsa ve ileride kendi çocuğu böyle bir ilişki içerisine girerse şikâyet etmeye hiç hakkı yok.” diyor.

Prof. Dr. Tarhan, böyle bir durumda anne-babaların nasıl davranması gerektiği hakkında ise şunları söylüyor: “Bu durumdaki anne-baba ‘Ben ruhen rahatsız oluyorum böyle bir şeyi seyretmekten’ deyip odadan çıkarsa, o ilişkiyi onaylamazsa bu çocuğa yeter. Böyle durumlarda televizyon pat diye kapatıldığı zaman çocuk merak eder, gider arkadaşında seyreder. İnternetten indirir, orada seyreder. Bunun yerine, ‘Böyle bir şeyi seyretmek insanın psikolojik sağlığı için, insanın hayatı için onaylanmayacak bir şey. Ben bunu onaylamadığım için seyretmiyorum, sana da seyretmeni tavsiye etmiyorum’ deyip çocuğunun vicdanında bir sorumluluk duygusu uyandırmak yeter.”

YANLIŞI DA ANLATMALI

Prof. Dr. Tarhan, mahremiyet eğitimi konusunda genel olarak yapılan bir yanlışa dikkat çekerek şunları söylüyor:

 kullan

 Moral Dünyası dergisinin Ekim 2010 tarihli 79. sayısında kapak konunusu çocuk ve mahremiyet eğitimi.

Mehmet Paksu ise yazısında huzurlmu bir aile için her deliye bir veli öneriyor…

www.moraldunyasi.com

“Siz eğer çocuğu çok steril bir ortamda, mikrop olmayan bir ortamda yetiştirirsiniz bu çocuk topluma ilk çıktığı anda, örneğin okula ilk gittiği gün hastalanacaktır. İlkokula gelinceye kadar evden çıkmamış, hiç başka yabancıyla karşılaşmamış, hiç mikropla teması olmamış bir çocuk birdenbire okula gittiği zaman karşısına çıkan ilk mikropta hasta olur. Çünkü bağışıklık kazanmamıştır. Aman hiçbir şeye dokunmasın, aman üşümesin, öksürmesin, hasta olmasın diyerek soğuğa, sıcağa çıkarılmamış, cam kavanozda büyütülmüş korunaklı bir çocuk topluma girdiği zaman, okula gittiği zaman, ufak bir düzen bozulduğu zaman hemen hasta olur. Onun için çocuğu toplumdan soyutlamak çözüm değil. Bunun gibi aynı şey psikolojik riskler için de geçerli. Aynı şekilde mahremiyet eğitiminde de çocuğa sadece bazı şeyleri yapmamasını söylemek, günah olduğunu söylemek doğru değildir.

Çocuk, yanlışla karşılaştığı zaman ne yapacağıyla ilgili beceri kazanamamışsa, böyle durumlarla karşılaştığı zaman yanlış-doğru ayırımını yapamaz ve kolaylıkla özellikle ergenlik dönemine başladığı zaman hemen zevk tuzaklarına düşebilir. Böyle yetişen çocuk, örneğin kendisine öğretilenlerin dışında televizyonda bir görüntüyle karşılaştığında bocalayacaktır. Öğrendiğiyle karşılaştığı şey arasında belki de ikileme düşecektir. Oysa çocuğa zamanında böyle şeylerle de karşılaşabileceği, bunların doğru şeyler olmadığı, bunların yanlış olduğu nedenleri ve niçinleriyle anlatılsaydı çocuk bu görüntülerin yanlış olduğunu bilecek, dolayısıyla bir bocalama ve ikilem içerisinde kalmayacaktı. Anne-babalar mahremiyet konularında yasaklamak yerine, neden bu yanlışın olumsuz etkileri var, neden sakıncalı, neden bizim kültürümüzde böyle bir kural oluşmuş, bunları çocuğa büyük insan gibi gerekçeleriyle anlatmalı. Yasak, ayıp, günah lafı çocukta daha çok savunma duygusunu uyandırıyor, onu ters yöne itiyor. Onun için burada ayıp, günah, yasak sözünden daha çok, çocuğa bunun gerekçeleriyle doğrularını, yanlışlarını anlatmalı.”

Moral Dünyası dergisinin mahremiyet eğitimi sayısında ayrıca çocuğa mahremiyet bilincinin nasıl kazandırılacağı konusunda Uzman Pedagog Adem Güneş ve Sosyolog Doç. Dr. Ali Murat Yel ile yapılmış röportajlara ve yazılara da yer veriliyor.

CHA

Popularity: 38% [?]

Autoshow fuarının ÖTV korkusu sardı

16 Kasım 2010

Ufuk Sandık’ın haberi

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in ‘yeni yıla zamla girmeyeceğiz’ açıklamasına rağmen alkollü içeceklerde ÖTV oranlarını artırması, otomotivcileri endişelendirdi. Otomotivciler, ‘sıra bizde mi, ÖTV oranları artar mı?’ korkusu yaşadı.

Tüketici kredilerinden alınan KKDF’nin yüzde 10′dan 15′e çıkarılması da korkuyu büyüttü. Otomotiv Distribütörleri Derneği Başkanı Mustafa Bayraktar, olası bir ÖTV artışının pazarı yüzde 20 küçülteceğini söyledi.

ÖTV artışıyla ilgili herhangi bir duyum almadıklarının altını çizen Bayraktar, verginin artırılması yerine makul seviyeye çekilmesi gerektiğini ifade etti.

Otomotiv strateji belgesinin biran önce çıkması gerektiğine dikkat çeken Bayraktar, şunları söyledi: “Türk otomotiv sektörünün, büyüme potansiyeli olduğuna inanıyoruz.

Özellikle iç pazarın büyümesi için atılması gereken adımların başında vergi uygulamalarında iyileştirmeler geliyor.

Otomotiv sektörü Türkiye’nin toplam vergi gelirlerinin 4′te 1′inden fazlasını karşılıyor. Danimarka’nın ardından Avrupa’da ikinci sırada.”

Türkiye, Rusya ve Çin’in gerisinde

2010′UN 9 aylık bölümünde pazarın yüzde 11 arttığını söyleyen Bayraktar, “Yüzde 11′lik artış, global ölçüde aslında çok yüksek bir büyüme sayılmaz. J.D. Power’ın verilerine göre, bu oran ABD pazarında yüzde 11, Rusya’da yüzde 24, Çin’de yüzde 25, Hindistan’da yüzde 30. Türkiye, dünya ortalamasına yakın fakat gelişmekte olan ülkelerin gerisinde performans sergiliyor” dedi.

Pazar 1 milyona çıkar

BAYRAKTAR, vergi uygulamalarında iyileştirmeler ve hurda araçların değerlendirilebileceği bir formül hayata geçirilirse, kısa zamanda 1 milyon araç satışı hedefine ulaşmanın mümkün olduğunu kaydetti. Bayraktar, artan satış nedeniyle devletin vergi gelirlerinin daha da artacağını sözlerine ekledi.

sabah

Popularity: 16% [?]

Ahmet Türk’ten Başkent Kulisi’ne çarpıcı açıklamalar

16 Kasım 2010

DTP Eski Başkanı Ahmet Türk Kanal 7’de yayınlanacak olan Başkent Kulisi için çok özel açıklamalarda bulundu. 14 Kasım Pazar günü saat 11.00’de Kanal 7’de ekrana gelecek programda Türk’ten Kürt sorunu ile ilgili çarpıcı açıklamalar geldi.

Eylemsizlik sürecinde devlet güven verici adımlar atmalı Kapatılan DTP’nin Genel Başkanı ve Demokratik Toplum Kongresi Eşbaşkanı Ahmet Türk, Kanal 7’de yarın yayınlanacak programda Kanal 7’nin Ankara Temsilcisi Mehmet Acet’in sorularını yanıtladı.

Kürt sorununun çözümüne yönelik atılan adımları değerlendiren Ahmet Türk, Kanal 7 Ankara Temsilcisi Mehmet Acet’e çarpıcı açıklamalarda bulundu. Türk,  seçimlere kadar Kürt sorununun çözümünde radikal adımlar beklemediklerini ancak hükümetin güven verici adımlar atması gerektiğini söyledi.

12 Eylül’deki anayasa referandumu için Hayır sonucu çıksaydı üzülürdüm 12 Eylül’deki referandumu boykot eden BDP’nin aksine hayır çıksaydı üzüleceğini söyleyen Türk, “Boykot olmasa yüzde 95 ‘Evet’ çıkardı” dedi.

Türkler’in, Kürtler’in ve askeriyenin baskı, inkâr ve silahla bu sorunun çözülemeyeceğini anladıklarını belirten Türk, “PKK silahla devleti yenemeyeceğini anladı. Şimdi devlet, sorunu çözme becerisini göstermeli. Kürt sorunu bir hak ve özgürlükler sorunudur” dedi.

Kürtlerin en önemli sorunu anadil sorunudur

Anadilinin öğrenilmesinin engellenmesiyle, insanlar kimliğini, kültürünü kaybediyor. Bu asimilasyonun da ötesinde tam bir insanlık suçudur. Bir dilin, kamusal alanda kullanılmadığı sürece yaşama şansı yoktur. Kürtçeyi yok sayarak kardeşlik olmaz. Kürtler açısından en önemli sorun anadil sorunudur.

Anadilde eğitim hakkını inkâr etmek insanlık suçudur

Anadilde eğitim hakkının inkâr edilmesinin insanlık suçu olduğunu savunan Türk, sorunun çözümünde mecliste akil insanlardan oluşan bir komisyonun kurulmasının önemine değindi.

Türkiye’nin tüm bölgeleri için demokratik özerklik gereklidir

Programda, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi yalnızca Kürtler’in yoğun olduğu Güneydoğu Anadolu Bölgesi için değil tüm Türkiye için gereklidir diyen Türk, “Fransa’da 22 bölge meclisi var. Kürtlerin kültürel, kimlik haklarının tanınması ile etnik bir yapının ortaya çıkmasını savunmuyoruz” dedi.

Demokratik ve AB üyesi bir Türkiye’de Kürtler daha mutlu olacaktır

Kürtlerin hak ve özgürlüklerini güvence altına almalıyız. Silahların tamamen bırakılması esas tıkanma noktası. Çünkü Kürtlerde hep aldatılmışlık inancı var. Dil ve üslup barıştan yana olmalı. Kürtlerin özgürleşmesi, Türklerin özgürleşmesidir. Etnik milliyetçilik halklar için tuzaktır.

Ergenekon ile PKK’nın bağlantısı olabilir

Yerel yönetimlerin güçlendirilmesiyle, çetelerin, mafyaların yaşaması mümkün olmaz. PKK’nın Ergenekon’la işbirliği yaptığına inanmıyorum ama sızmalar olabilir. Barışçı girişimleri sabote etmek isteyenler olabilir.

Ahmet Türk’ün ‘Kürt sorunu’ ile ilgili yaptığı çarpıcı açıklamalar 14 Kasım Pazar günü saat 11.00’de Kanal 7’de Mehmet Acet’in yönetimindeki Başkent Kulisi’nde ekrana geliyor.

Haber7

Popularity: 16% [?]

Kültür Bakanı Günay’dan TRT’ye tepki

16 Kasım 2010

 Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Mehmet Ali Ağca’nın TRT’de televizyon programına çıkmasını, ”Şiddetle eleştiriyorum. Mehmet Ali Ağca, Türkiye’nin yüzünü çeşitli olaylarda kızartmış bulunan bir insandır” sözleriyle değerlendirdi.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü tarafından Yakın Doğu Üniversitesi’nde düzenlenen ”Türk Edebiyatı Kıbrıs’ta” etkinliğinin kapanış törenine katılan Günay, burada gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Bakan Günay, Mehmet Ali Ağca’nın TRT’de bir televizyon programına katılması ve kitabının tanıtımının yapılmasını nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine, ”Şiddetle eleştiriyorum. Mehmet Ali Ağca, Türkiye’nin yüzünü çeşitli olaylarda kızartmış bulunan bir insandır. TRT gibi bir özerk devlet kurumuna, bir yayına konuk edilmesi de kitabının tanıtımına, bu yayının vesile yapılması katiyen bağışlamayacağım bir davranıştır. Bunun sorumluları hakkında Türkiye’ye döndüğüm zaman takibat isteyeceğim” dedi.

”Takibatın TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin ile mi ilgili olacağı” sorusuna ise Günay, ”Bu programın sorumlusu kimse” yanıtını verdi.

Bakan Günay, bir başka gazetecinin, ”Ayasofya’da bazı gruplar namaz kılmak istiyor. Bunun üzerine yürüyüş yaptılar bazı gruplar. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz” sorusunu da şöyle yanıtladı:

”Biz Ayasofya çevresinde namaz kılınabilecek olan ayrıca içerisinde de namaz kılınmaya has edilmiş olan özel bölümler var. Bu mekanları ayrıca dünyanın en büyük cami var, Ayasofya’ya 50 adım mesafede Sultanahmet Camii. Yani sorun çıkarmasın kimse. Ayasofya içinde (illa başımızı secdeye koymak istiyoruz) derlerse ayrıca orada da köşede bir ‘Hünkar Mahfili’ denilen bir mekan var. İstiyorlarsa burada yapabilirler. Biz kimsenin ibadetiyle ilgili bir engelleme getirmek istemiyoruz. 1500 yıllık bir mekanı, geleceğe tartışma vesilesi yapmadan taşımak istiyoruz. Geçen bayramda arkadaşlar bizi anlayışla karşıladılar. Bayramlar, sorun çıkarma değil, sorunların çözüldüğü, yeni tartışmaların ortaya çıkması değil, paylaşma vesilesidir. Herkesten bu anlayışı da rica ediyorum. İslam dininin temel emirlerinden birisi zorlaştırmayın, kolaylaştırın…”

AA

Popularity: 24% [?]

Milliyet Ağca’ya 20 bin dolar ödemişti

16 Kasım 2010

Ertuğrul ACAR’ın haberi

Milliyet’in başyazarı Güneri Civaoğlu, parayı bastırıyor, söyleşiyi yapıyor. Hem Milliyet’te hem de Kanal D’deki ‘Durum’ programında yayınlıyor…  Dahası da var…Önce konuya giriş için kısa bir hatırlatma yapayım…

Mehmet Ali Ağca’nın TRT Haber’de yayınlanan ve Rıdvan Memi’nun sunduğu ‘Kozmik Oda’da canlı yayına çıkmasına en sert tepki, Milliyet gazetesinden geldi. ‘KATİL AĞCA’YA TRT ŞEFKATİ’ manşetiyle verilen haberde, TRT sert bir şekilde hedef alındı.

Peki Milliyet’in, TRT’ye isyanı ne kadar gerçekçi?

Bu sorunun cevabını gazete arşivleri veriyor…

CİVAOĞLU 20 BİN DOLAR ÖDEDİ…

Yılmaz Özdil’in Sabah gazetesindeyken yazdığı bir yazıdan başlamak gerekiyor…  Özdil bakın ne yazmış 19 Ocak 2006′da…

“Peki “Mercedes’i kim tahsis etti” gibi soruları en çok kim soruyor mesela? Milliyet. Haklıdır. Çünkü o kurşunlar hepimize sıkıldı… Ama katledilen kişi Milliyet’in Genel Yayın Müdürü ve Başyazarı. İşin doğası gereği, olayı en yakından takip etmek, katili destekleyenleri afişe etmek, en çok Milliyet’in görevi…

Ve şu anda masamda bir belge var. Bir banka dekontunun faksı… Üzerinde, “şu şu isimli gazetecinin, Mehmet Ali Ağca ile şu Cezaevi’nde şu şu tarihinde yapacağı röportajın gerçekleşmesi halinde şu şu kişiye ödenmesi için 20 bin dolar bloke edilmesi işlemi” yazıyor…Yani diyor ki banka dekontu, “gazeteci 20 bin doları yatırdı, röportaj olursa, parayı alabilirsiniz…”
Hadi şunu da yazalım, parayı alacak kişi Ağca’nın ailesinden…
 

Peki gazeteci kim? Şu anda Milliyet’te köşe yazarı… Abdi İpekçi’nin Milliyeti’nde…

Güneri Civaoğlu Özdil’in bu yazısı üzerine 20 Ocak 2006′da şu satırları kaleme almış ve söyleşi için Mehmet Ali Ağca’nın annesine para ödendiğini kabul etmişti. Gerekçesi ise, “Bu röportaj, sadece aziz Abdi İpekçi’nin katlinin arkasındaki gerçekleri ortaya koymak amacını gütmekteydi.” idi…

…Yapımcı Namık Koçak, Kanal D televizyonu yöneticileriyle görüşerek, ancak röportajın yayınlanmasından sonra annesinin banka hesabına gönderilmek üzere bir ödeme onayını almış. Daha sonraki günlerde, programımızın yayıncısı Kanal D tarafından, Ağca’nın annesine resmi belgelerle ve banka havalesi yoluyla bu ödeme yapılmış bulunuyor. Bu saçma iddialar karşısında her şeyin açık, yasal ve belgeli olmasına özen gösterilmesinin yararı ortaya çıkmakta. Çünkü görülüyor ki, Adnan Ağca’nın iddia ettiği gibi gizli kapaklı bir tavır -başkaları varsa bilemem ama- bizim için kesinlikle söz konusu değil.

Akşam Gazetesi’nde yazan Oray Eğin ise 21 Ocak 2006 tarihinde, o ana kadar ortaya çıkan bilgileri Yılmaz Özdil’in elindeki banka dekontuna gönderme yaparak biraz daha detaylandırıyordu. Eğin’in verdiği önemli bir bilgi ise Yılmaz Özdil’le ilgiliydi…

“Yılmaz Özdil`in de elinde bulunan banka dekontunun nasıl elden ele dolaştığını biliyor musunuz? 22 Haziran 2000 tarihli Özgür Politika gazetesinin haberine göre, Mehmet Ali Ağca`nın kardeşi Adnan Ağca bir basın toplantısı yapıyor, kardeşini ziyarete gittiğini ve bunların parasının da Milliyet tarafından ödendiğini söylüyor. Ve bir bilgi daha veriyor: `Benzer teklifler atv`den de geldi.` Yılmaz Özdil`in bizzat haber yayın yönetmenliğini yaptığı atv`den…

Kardeş Ağca aynı toplantıda Dış Ticaret Bankası`nda Müzeyyen Ağca`ya ödenmek üzere 20 bin doların bloke edildiğini gösteren dekontun da fotokopisini dağıtıyor. Özdil`in elindeki belge de işte bu.”

Bu aşamada Milliyet’e ‘Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu’ diyesim geliyor…

Ama demiyorum…

Ne denmesi gerektiğini size bırakıyorum…

ARŞİVLER YALAN SÖYLEMEZ!

Aşağıda alıntıladığım yazıların hiçbir yerine dokunmamaya özen gösterdim. Kesme biçme yapmadım. Herşey açıkça ortada dursun diye…

İşte Güneri Civaoğlu’nun 2 Şubat 1997 tarihinde Milliyet’te yayınlanan başyazısı…

Öldür Emri Ankara’dan

MEHMET Ali Ağca, masada tam karşımda oturuyordu. Saçları iyice kırlaşmıştı. Saçları gene kısa ve öne taralıydı. Yüz hatları aynıydı. Göz göze geldik.
Sorulara başlayacaktım. Ama bakışlarım ellerine çivilendi. Sağ ve sol ellerinin parmaklarını birbirinin içine geçirmişti. Kenetlenmiş ellerini masanın üzerine koymuştu.
Bu eller, Sevgili Abdi İpekçi’yi öldüren ellerdi.
Ürperdim.
20 yıla yakın süredir içimde biriken tepkinin lav dalgaları gibi beynime yükselmekte olduğunu hissettim. Şöyle başladım konuşmamıza:
“Mehmet Ali Ağca…
Çok değerli bir meslektaşımızı öldürdünüz. Bana ve benim gibi tüm meslektaşlarıma büyük üzüntü verdiniz. Hala bu acıyı yaşıyoruz. Şu görüşme dahi içime kolay kolay sinmiyor.
Ancak…
Buna rağmen gazetecilik ve insani nedenlerle ve de bugüne kadar işlenmiş gaddarca cinayetlerin aydınlanmasına belki de katkınız olur düşüncesiyle karşı karşıyayız. Günahınızın belki kefaretini ödeyebilmeniz için samimi cevaplar veriniz.”
Bu sözlerim sürerken Ağca, zaman zaman ayağa kalkmaya çalışıyor, “Ben masumum. Hayır” diye direnmeye çalışıyordu.

“CANİ… KATİL…”

“BEN masumum. İpekçi’yi öldürtenler özgür. Belki onlara kesinlikle dokunulamaz” diyordu.
Kendisine itiraflarını ve olay yerinde tatbikat çekimleri gibi bazı kanıtları anımsattım.
Ağca, bütün bunlara tepki gösteriyordu. Böyle konuşmaya baskı ve işkence altında zorlandığını iddia ediyordu.
Bunun üzerine bir öneride bulundum:
“O halde – İpekçi gibi değerli bir insanı öldüren, aşağılık bir canidir – sözüme katılıyor musunuz?
Bu sözü siz de tekrarlayın.”
Tekrarlamak istemedi.
Neler söylediğini buraya uzun uzun yansıtamıyorum. Akşam Kanal D’deki DURUM programında izlemenizi salık veririm.

“ÖLDÜR” EMRİ

AĞCA, İpekçi’nin öldürülme nedenini siyasi bir sorunla açıklıyor.
Ağca’ya göre “Türkiye o sıralarda hızla ihtilale gidiyordu. Komünistler, bu ihtilalde bertaraf edilecekti. O nedenle hareket desteklenmeliydi.”
Ağca,
bana “Evren’in ve komutanların bu düşünceleri kesinlikle bilmediklerini” de söyledi.
İpekçi cinayetine dönelim… İpekçi, Ecevit’in çok yakınıydı ve Ecevit üzerinde etkili bir gazeteciydi.
İpekçi bir akşam, bana:
“Sen de benim gibi AP – CHP büyük koalisyonunun destekleyen yayınlar yapmalısın. Ancak… Büyük ve güçlü koalisyon kurulursa terörün üstesinden gelinebilir, demokrasi korunabilir” önerisini yapmıştı.
Ağca’nın bana “İpekçi cinayetini işletenlerin amacı, Türkiye’yi 12 Eylül’e sürüklemekti” sözlerini bu açıdan yorumluyorum.
Hatta…
Ağca “Asıl hedefin Ecevit olduğunu… Ancak kendisinin karşı çıktığını… Bunu yaparsanız sizi ihbar ederim” dediğini söyledi.
Ağca “Ecevit’i öldürmekten vazgeçtik. Çünkü Türkiye’de iç savaş çıkardı” dedi.

İKİ İHBAR

ASLINDA o yıllarda Ecevit’e iki suikast girişimine de dikkatleri çekmeliyim. Birini devrin Başbakan’ı Süleyman Demirel, gizli mektupla Ecevit’e duyurmuştu.
Diğeri Çiğli Havaalanı’nda Ecevit’e sıkılan fakat yanlışlıkla yanındaki Mehmet İsvan’ın bacağına saplanan zehirli mermiyle suikast girişimiydi.
Ecevit akşam DURUM’da bunları ayrıntılarıyla anlatacak.

MARİNİ DİYOR Kİ;

BÜTÜN bunlar akıl almaz şeyler.
Zaten Ağca da Abdullah Çatlı’nın yabancı istihbarat örgütleriyle ilişkilerini söylüyor.
Kendisinin bir yandan CIA öte yandan Bekir Çelenk’in dahil olduğu doğu bloku kaçakçılık ve gizli servis ilişkilerini de inkar etmedi.
Bunlar çok karışık konular.
Hukuk ise kanıt ister…
Ancak… Derme çatma bir örgütle karşı karşıya olmadığımız da açıkça görülüyor.
Ağca, bütün bu dış örgütlerin Türkiye bağlantılarının başında Abdullah Çatlı’nın olduğu kanısında. Çatlı’ya hayran. Çatlı’dan müthiş korkuyor. Çatlı’ya büyük saygı duyuyor.
Ağca’yı müebbet hapse mahkum ettiren savcı Marini de bu akşam canlı yayında konuğumuz… Bana Ağca için “Sorgulamalarda aslan kesiliyordu… Ama Çatlı’yla yüzyüze getirildiğinde kuyruğunu bacaklarının arasına alıp büzüldü. Küçük bir kedi yavrusuna döndü” dedi.
Marini’ye göre; Ağca davasında sadece Ağca değil, gizli örgütler hatta onların arkasındaki büyük devletler bile adeta yargılanıyordu.

http://www.milliyet.com.tr/

GÜNERİ CİVAOĞLU’NUN 20 OCAK 2006 TARİHLİ MİLLİYET’TEKİ YAZISI

5 yıl önce / 5 yıl sonra

1997′de İtalya/Ancona Cezaevi’nde Mehmet Ali Ağca ile bir TV röportajı yapmıştım. 5 yıl kadar önce, Ağca’nın kardeşi Adnan Ağca tarafından bazı isimler ve medya kuruluşları sayılarak bu röportaj bağlamında benim de adım şu garip iddiaya konu edilmişti:
“Medya tarafından Ağca ile röportajlar için, 1987′den başlayarak birçok kez ödemeler yapıldı. Suç ortakları onlar mı?” diye soruyordu.
O zaman Adnan Ağca’nın iddiaları ve diğer meslektaşlarımın yanı sıra benim de açıklamam, 22 Haziran 2000 tarihli Milliyet’te “Kardeş Ağca saçmaladı” başlığı altında yarım sayfa yayımlanmıştı. (Sayfa: 19)
Galiba o açıklamamı yeniden ve aynen yayımlamak gerekli oldu.
İşte 5 yıl önceki açıklama:
“Kanal D televizyonunda hazırladığım Durum programında yayınlanmak üzere Mehmet Ali Ağca ile röportaj yapmamıza, İtalya Adalet Bakanlığı, Ağca’nın da ‘evet’ demesi koşuluyla izin vermişti.
Yapımcı firmanın sahibi Namık Koçak, bu amaçla Ağca’nın kardeşi Adnan Ağca’yı İtalya’ya göndermiş.
Ekiple birlikte Ancona’ya gittik. Ancak orada son anda Ağca’nın kardeşi Adnan Ağca, Koçak’tan önce kendisine bir ödeme yapılmasını istemiş. Koçak’a, ‘olumsuz görüş’ bildirdim. Adnan Ağca, bunun üzerine yapımcı Namık Koçak’a, ‘ödemeyi ağabeyi yüzünden yıllarca dışlanan ve çok zor durumda olan annesi için insani nedenlerle istediğini’ söylemiş. Böyle bir para konusunu, Ağca’nın kardeşi ya da bir başkasıyla tek kelime bile konuşmuş değilim.
Ama o aşamadan sonraki gelişmeler bilgim dahilindeydi.
Yapımcı Namık Koçak, Kanal D televizyonu yöneticileriyle görüşerek, ancak röportajın yayınlanmasından sonra annesinin banka hesabına gönderilmek üzere bir ödeme onayını almış. Daha sonraki günlerde, programımızın yayıncısı Kanal D tarafından, Ağca’nın annesine resmi belgelerle ve banka havalesi yoluyla bu ödeme yapılmış bulunuyor. Bu saçma iddialar karşısında her şeyin açık, yasal ve belgeli olmasına özen gösterilmesinin yararı ortaya çıkmakta. Çünkü görülüyor ki, Adnan Ağca’nın iddia ettiği gibi gizli kapaklı bir tavır -başkaları varsa bilemem ama- bizim için kesinlikle söz konusu değil.
Bu röportaj, sadece aziz Abdi İpekçi’nin katlinin arkasındaki gerçekleri ortaya koymak amacını gütmekteydi.
Ancona Cezaevi’nde yapılan röportajdaki ödünsüz sorularım ve söylemim anımsanmalı.
Ağca’ya yardım gibi saptırmalar, herhalde amaçlı ama safsatadır.”
…………………….
Göründüğü gibi röportaj sırasında el altından gizli saklı bir ödeme yok.
İleride “Bize ödeme yapıldı” gibi iddialarda bulunulursa, “Yalan söylüyorsun. Elinde kanıt varsa göster” gibi bir kaçamağa önceden “kılıf” hazırlama kurnazlığı yapılmamış.
Her şey açık. Miktarı, kaynağı ve kime verildiği…
Bürokratik süreç içinde gerçekleşmiş.
Ayrıca…
Koçak’a kardeşi Adnan tarafından, “Annem hasta, ağabeyim yüzünden dışlanmış. Günahsız olduğu halde zaruret içinde” denildiği için ödemenin “sadece annesine” yapılması öngörülmüş.
2000 yılında basın toplantısı yapıldığında da kıvırtma, kaytarma, saptırma yok. Kamuoyundan saklanmamış.
Dünyada da böyle ödemeler gerektiğinde, bu yöntem uygulanıyor.
……………………..
Asıl önemli olan içeriğe gelince…
Önce…
Röportajdan şu birkaç söylemi yansıtayım…
GC: “Mehmet Ali Ağca, çok değerli bir meslektaşımızı öldürdünüz.”
MAA: “Ben masumum.”
GC: “Siz Abdi İpekçi’yi öldürmediğinizi söylüyorsunuz. Peki ona kıyan, dünya çapında bir cani midir?”
MAA: “Yok yok, bu şekilde soruyu kabul etmiyorum.”
GC: “Bunu yapan adam aşağılık bir cani midir?”
MAA: “Bizim kimseye hakaret etmeye hakkımız yok. Apocuların kadınları, çocukları öldürdüklerini gördünüz. Bu daha ağır.”
GC: “İnsanları öldürenler bizim için canidir. Abdi İpekçi’yi öldüren cani midir, değil midir?”
MAA: “Evet katildir. Savaş suçlusudur ama… İpekçi’nin savaşla ilgisi yok ama Türkiye savaş içindeydi.”
……………………….
Ve sonra…
Programın bitiminde Sibel İpekçi’nin gecenin geç saatlerinde telefonla arayarak teşekkür ettiğini belirteyim.
Başka bir izaha da gerek görmüyorum.

http://www.milliyet.com.tr/

YILMAZ ÖZDİL’İN 19 OCAK 2006 TARİHLİ SABAH’TA YAYINLANAN YAZISI

Dolar…

Ağca ile röportaj yapmak 5 milyon dolar, film çevirmek 8 milyon dolar…
İtalyanlar böyle diyor.

Böyle dediklerine göre, makarnacılarda para bol demek ki…
Halbuki ver bana 500 bin dolar, ben sana Beyoğlu’ndan 50 tane adam bulayım Papa’yı vurmak için…
Hatta üstüne 50 bin dolar daha ver, Vatikan’ı da kökünden yaksınlar…

Hayır, amacım “Türkiye’de katil ucuzdur” demek değil…
Amacım parayı sorgulamak…
Yani, Ağca ile röportaj yapmak için para verilir mi?

Tüm basın sözbirliği etmişçesine “Ben vermem” diyor.
“Ben veririm” diyen yok.
Neden yok?
Çünkü katile para ödemek, hayatını rahat sürdürebilmesi için onu desteklemek bir anlamda…
Katile para verirsek, “Mercedes’i kim tahsis etti” gibi soruları sormaya hakkımız olmaz mesela.

Peki “Mercedes’i kim tahsis etti” gibi soruları en çok kim soruyor mesela?
Milliyet.
Haklıdır.
Çünkü o kurşunlar hepimize sıkıldı… Ama katledilen kişi Milliyet’in Genel Yayın Müdürü ve Başyazarı.
İşin doğası gereği, olayı en yakından takip etmek, katili destekleyenleri afişe etmek, en çok Milliyet’in görevi…

Abdi Bey’e yetişemedim, yaş olarak… Ama Milliyet’te yazı müdürlüğü yaptığım için, bilirim o sorumluluk duygusunu…

Ve şu anda masamda bir belge var.
Bir banka dekontunun faksı…
Üzerinde, “şu şu isimli gazetecinin, Mehmet Ali Ağca ile şu Cezaevi’nde şu şu tarihinde yapacağı röportajın gerçekleşmesi halinde şu şu kişiye ödenmesi için 20 bin dolar bloke edilmesi işlemi” yazıyor…
Yani diyor ki banka dekontu, “gazeteci 20 bin doları yatırdı, röportaj olursa, parayı alabilirsiniz…”
Hadi şunu da yazalım, parayı alacak kişi Ağca’nın ailesinden…

Peki gazeteci kim?
Şu anda Milliyet’te köşe yazarı…
Abdi İpekçi’nin Milliyeti’nde…

Eminim Milliyet yönetiminin 97 yılına ait bu akçeli alışverişten haberi yok.
Çünkü işin daha hazin tarafı şu…
O gazeteci habire, “Abdi’yi öldüreni kimler destekliyor” falan diye atıp tutuyor köşesinde…

http://arsiv.sabah.com.tr/

ORAY EĞİN’İN 21 OCAK 2006 TARİHİNDE AKŞAM GAZETESİ’NDE YAZDIĞI YAZI

Cıvaoğlu`nun Ağca`ya verdiği para

Perşembe günü Sabah`tan Yılmaz Özdil, Milliyet`in `bir yazarının` röportaj için Mehmet Ali Ağca`nın ailesine tam 20 bin dolar ödediğini yazdı. Medya kim olduğunu biliyordu, ama kendisi bizzat cevap verene kadar kimse ismi ifşa etmedi. Halbuki gizli değildi. Güneri Cıvaoğlu, 1997`de o zamanlar yayımlanan `Durum` programı için Ağca`yla görüşmüş, görüşmenin ayrıntılarını da köşesinde yazmıştı.

Cıvaoğlu, dün Milliyet`teki başyazısında bu paranın belki İpekçi cinayetinde bir ipucu ortaya çıkar diye verildiğini açıkladı ve Yılmaz Özdil`in `Herhalde Milliyet`in bu işle ilgisi yoktur` yorumuna da cevap verdi. Paranın bizzat Kanal D yöneticileriyle görüşüldükten sonra, kanal tarafından ödendiğini söyleyerek. Zaten böyle önemli bir kararı gazeteci patronajın bilgisi ve müdahalesi olmadan, tek başına alamaz.

Yılmaz Özdil`in de elinde bulunan banka dekontunun nasıl elden ele dolaştığını biliyor musunuz? 22 Haziran 2000 tarihli Özgür Politika gazetesinin haberine göre, Mehmet Ali Ağca`nın kardeşi Adnan Ağca bir basın toplantısı yapıyor, kardeşini ziyarete gittiğini ve bunların parasının da Milliyet tarafından ödendiğini söylüyor. Ve bir bilgi daha veriyor: `Benzer teklifler atv`den de geldi.` Yılmaz Özdil`in bizzat haber yayın yönetmenliğini yaptığı atv`den…

Kardeş Ağca aynı toplantıda Dış Ticaret Bankası`nda Müzeyyen Ağca`ya ödenmek üzere 20 bin doların bloke edildiğini gösteren dekontun da fotokopisini dağıtıyor. Özdil`in elindeki belge de işte bu. http://www.aksam.com.tr/

Kaynak: Dorduncukuvvetmedya.com

Popularity: 18% [?]

Atalay: Gazetecilere yıpranma hakkı geri gelmeli

16 Kasım 2010

Ordu Valisi Orhan Düzgün’ü ziyaret eden Atalay, burada gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı kapsamında gazetecilerin yıpranma haklarının kaldırıldığının hatırlatılması üzerine Atalay, gazetecilerin yıpranma haklarının tekrar geri getirilmesi için uğraş verdiklerini ve konuyu Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a taşıdıklarını ifade etti.

Atalay, şunları söyledi:

”Bu, basına bir ayrıcalık değildir. Mesleğiyle ilgili yıpranmadaki farklılık sebebiyle elde etmesi gereken bir haktır, biz böyle görüyoruz. Çünkü benim en stresli günlerim gazetecilik yaptığım yıllar. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ve İstanbul Büyükşehir Belediyesindeki çalışmalarımızda bayramda dahi izin yapmıyorduk. Ama her iki kurumdaki stresten daha fazlası gazetecilikteki stres. Gazeteciler gece uyuyamıyor, bunu kabul etmek gerekir. Bunu da çalışanlar bilir. Bir gazeteci olarak, gazetecilerin yıpranma hakkının geri gelmesi gerektiğine inanıyorum.”

-SARI BASIN KARTLARI-

Atalay, sarı basın kartlarıyla ilgili bir başka soru üzerine de sarı basın kartlarının büyük şehirler dışındaki kentlerde fazla tanınmadığını belirtti.

Özel sektörün yanı sıra bazen devlet kurumlarında da sarı basın kartı ile ilgili sıkıntıların yaşandığını dile getiren Atalay, ”Yasalar içinde sarı basın kartlarının işlevleriyle ilgili maddeler yer alıyor. Ancak bunun için ayrıca genelge lazım. Bu da uyum içinde yapılacak bir işbirliği ile mümkündür. Bu sorunu da gerekli yerlere ilettik” diye konuştu.

AA

Popularity: 7% [?]

Sitemizi kişi takip ediyor.Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresinizi girin sitemize yeni eklenen içerikten haberiniz olsun...

Sitemize üye olduktan sonra, e-posta adresinize bir onay maili gelecek. O maili onaylamazsanız, üyeliğiniz tamamlanmaz. 

SohbetClub.Net Anket

How Is My Site?

View Results

Loading ... Loading ...