‘ Kabul ’ kelimesi ile ilgili yazılar

Dünya yıldızlarına Şeb-i Aruz’a gel daveti

16 Kasım 2010

Rıfat Yerlikaya’nın haberi

Konya’da 7-17 Aralık tarihleri arasında gerçekleştirilecek Mevlana’nın 737. Vuslat Yıl Dönümü törenlerinin hazırlıkları devam ediyor.

Bu yıl 11 günde 16 sema programının gerçekleştirileceği törenlere az bir zaman kala Konya Büyükşehir Belediyesi de törenlere katılmaları için dünyaca ünlü sporcu, aktör ve şarkıcıya davetiyeler göndermeye başladı.

Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Konya’nın bir sevgi ve hoşgörü şehri olduğunu söyledi.

Bunu da Hz. Mevlana’nın çağları aşan evrensel anlayışına borçlu olduklarını ifade eden Akyürek, ”Şehrimizde her yıl Aralık ayında yapılan törenlerde binlerce yerli ve yabancı misafiri ağırlıyoruz. Onlara, Mevlana ikliminde yetişmiş insanların misafirperverliğini en güzel şekilde gösteriyoruz” dedi.

ROBERT DE NİRO VE JULİETTE BİNOCHE’YE ”GEL” ÇAĞRISI…

Akyürek, Şeb-i Arus törenlerinin, içeriği, katılımcı sayısı ve verdiği mesaj bakımından şu anda dünyanın en önemli kültür etkinliği konumunda olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:

”Bu törenler giderek daha çok dünya çapına yayılıyor. Sevgi, barış ve kardeşliğe her zamankinden fazla ihtiyaç duyulan bugünün dünyasında daha çok kabul görüyor. Biz de bu konuda şehir olarak gereken tanıtım çalışmalarını yerine getiriyoruz. Bu yıl Aralık ayında yapılacak törenlere de geçmiş yıllarda olduğu gibi bu yıl da yine birçok yerli ve yabancı devlet adamı, dini lider, büyükelçi ve sanatçı katılacak. Törenler için Amerikalı ünlü aktör Robert De Niro, ünlü aktör Will Smith, ünlü Fransız düşünür Roger Garaudy, dünyaca ünlü basketbolcu Shaquille O’Neal, İngiltere’nin eski Başbakanı Tony Blair’in eşi Cherie Blair’in Müslüman olan kız kardeşi Lauren Booth, Yusuf İslam, Zinadine Zidane, Fransız sinamasının ünlü oyuncularından, en iyi kadın oyuncu ödülünü ”Certified Copy” filmindeki rolüyle alan Juliette Binoche, Hillary Clinton, futbolcular Nicolas Anelka, Zinedine Zidane ve Frank Ribery davetiye gönderildi.”

Akyürek, törenlerin, Hazreti Mevlana’nın yüzyıllar öncesinden ortaya koyduğu evrensel barış ve hoşgörü anlayışının tüm dünyada yayılmasına, acıların, savaşların ve ayrımcılıkların sona ermesine vesile olmasını diledi.

AA

Popularity: 20% [?]

Hacı adaylarına ücretsiz Zemzem dağıtılıyor

16 Kasım 2010

Kabe’de çıkan zemzem suyu, borularla Kudey bölgesindeki dağıtım tesislerine, oradan da Suudi Arabistan Krallığı’na bağlı olarak faaliyet gösteren Zamzam United Ofice’in dolum tesislerine ulaştırılıyor.

Zemzem, tesislerde gerekli filtreleme ve bidonların dezenfekte işleminin ardından plastik damacanalara dolduruluyor. Daha sonra kamyonlarla ofisin 6 bölgedeki dağıtım noktalarına gönderilen zemzem, hacı adaylarının konakladıkları yerlere ücretsiz bırakılıyor.

GÜNDE 600 BİN LİTRE

Zemzem United Ofice sorumlusu Abdullah El Koşek, Hac döneminde günlük ortalama 600 bin litre zemzemin damacanalara doldurularak, Hacı adaylarının kaldıkları otellere ücretsiz dağıtıldığını bildirdi.

Zemzem paketleme tesislerinin tüm giderlerinin devlete ait Suudi Arabistan Hac İdaresi tarafından karşılandığını bildiren Koşek, zemzemin herhangi bir şekilde ticaretinin yapılmasının yasak olduğunu anlattı.

Koşek, tesislerde çalışanların dahi zemzem tüketemediğini belirterek, tesislerde damacana ve pet şişelere doldurulan zemzemin sadece hacı adaylarına ikram edildiğini kaydetti.

KAYNAK HACER-ÜL ESVET’İN ALTINDA

Zemzem United Ofice tesislerini de bünyesinde barındıran Zamezemah United Ofice’in Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman El Galiye, Türk gazetecileri kabul ederek, zemzem hakkında bilgi verdi.

Zemzem kuyusunun asıl damarının, Kabe’ye yerleştirilen Hacer-ül Esved taşının tam altında olduğunu belirten Galiye, kaynağın 4 pınardan beslendiğini söyledi.

Zemzem kuyusunun 1981 yılında temizliğine Kralın da katıldığını ve temizlik sırasında inceleme yapılarak kuyunun görüntülendiğini bildiren Galiye, kuyuda asla yosun üremediğini, kuyu açık olduğu dönemlerde hacı adayları tarafından kuyuya atılan bazı madeni para ve eşyaların ise her yıl Berat Kandiline denk gelen Şaban ayının 15′inde kuyunun taşarak kendini temizlediğini anlattı.

HER DERDE ŞİFA

Zemzemin ”mucize” olduğunu kaydeden Galiye, bu suyu içenin niyetine göre her derdine derman bulabileceğini ifade etti.

Galiye, insanlık var olduğu sürede zemzem kuyusunun kurumayacağına ilişkin hadisler bulunduğunu söyledi.

Zemzemin her türlü maddi ve manevi hastalıklara şifa olduğunu belirten Galiye, Mekke’de hasta ziyaretine zemzem ve tespih götürüldüğünü, tespihle Allah’ı zikreden ve zemzem içen hastaların şifa bulmasının sağlandığını bildirdi.

Zemzem Müzesinde ise zemzem kuyusunun eski halinin maketi, değişik fotoğraflar ve zemzem ikram edilen kaplar sergileniyor. Müzede ayrıca, Mekke valiliklerince zemzem işletmeciliği yapanlara verilen ve taş üzerine yazılı beratlar da yer alıyor.

AA

Popularity: 7% [?]

Rumlar bu sefer engelleyemedi

16 Kasım 2010

Ünlü şarkıcı Anastacia, Cratos Premium Otel’de sahneye çıkmak üzere 10 kişilik ekibiyle bu aksam Türkiye üzerinden KKTC’ye gitti. THY’nin tarifeli uçağıyla saat 17.30′da İsviçre’nin Basel kentinden İstanbul’a gelen Anastacia saat 18.30′da Lefkoşa’ya uçtu.

Atatürk Havalimanı’na gazetecilerin sorularına cevap vermeyen şarkıcının 13 Kasım’da sahneye çıkması bekleniyor. 25 Eylül’de de aynı otelde sahne alması için anlaşma yapılan dünyaca ünlü şarkıcı Anastacia önce vazgeçmiş, daha sonra otel sahibi Murat Bozoğlu’nun girişimleriyle sahneye çıkmayı kabul etmişti.

İHA

Popularity: 9% [?]

Mini etek ve dekolte giyene ceza geliyor

16 Kasım 2010

Bağrından Monica Belluci ve Sophia Loren gibi isimleri çıkarmış ve başbakanının çapkınlığıyla nam salmış bir ülkeyle çarpıcı şekilde çelişen bu uygulama, Napoli yakınındaki Castellammare di Stabia’da yürürlüğe girecek. Amaç kadınların tahrik edici giysiler giymesini engellemek.

Castellammare di Stabia belediye meclisi, erkeklerin ve kadınların düşük bel kot pantolon giymesini de yasaklamak istiyor.

41 yeni kuraldan oluşan yeni yasak listesi mecliste görüşüldü ve ‘her iyi vatandaşın uymak zorunda olduğuna’ hükmedildi.

Merkez sağcı beyediye başkanı Luigi Bobbio, bunun ‘kent edebini yeniden tesis etme ve bir arada yaşamı geliştirme’ amaçlı olduğunu öne sürdü.

Parklarda ve bahçelerde futbol oynamak, toplum içinde küfür etmek de yeni uygulamayla yasaklandı.

Pazartesi belediye meclisinde oylamaya sunulacak yeni kurallar kabul edilirse, kurallara uymayanlar 25 eruo ile 500 euro arasında para cezasına çarptırılacak.

Ülke genelinde zararsız gibi görünen çok sayıda tuhaf yasağın küçük yerleşimlerde yürürlüğe sokulduğuna dikkat çekiliyor. Bunlar arasında plajda kumdan kale yapmak, arabada öpüşmek ve sokak kedilerini beslemek gibi yasaklar bulunuyor.

Milliyet

Popularity: 18% [?]

Zayıf kadının erkeğe ihtiyacı yok

16 Kasım 2010

Uzmanlar, aşırı kilolu olmanın olumsuz etkisinin çok büyük olduğunu ve hayatı her anlamda etkilediğini söylüyor. ‘How to be a Happy Human’ın (Nasıl Mutlu İnsan Olunur?) yazarı psikolog Dr. Pam Spurr, çok sayıda aşırı kilolu kadınla görüştüğünü ve kilonun, bu kadınların sürekli aklında olduğunu söylüyor.

Bu fikrin kadınların zihninin arka planında da değil, ön planda yer ettiğini söyleyen Spurr’a göre bunun sebebi şekil, çekicilik gibi faktörlere çok önem veren bir toplumda yaşıyor olmamız. Spurr, “İnsanlar obezleri aptal ya da tembel buluyor” diyor.

Öte yandan ‘bekâr’ olmak, toplumda kilolu olmaktan daha kabul edilen bir durum. Araştırma 1984-2008 yıllarında binlerce Almanla görüşerek yapıldı. ‘Proceedings of the National Academy of Sciences’da yer alan çalışmaya göre sosyal olmak ve egzersiz yapmak da hayattan alınan zevki arttırıyor.

Radikal

Popularity: 19% [?]

Diyanet: Kadınlar da camide namaz kılmalı

16 Kasım 2010

Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü Çok Amaçlı Salonu’ndaki konferansa; Kars İl Müftüsü İlyas Gümüş, Müftü yardımcısı Ahmet Tokgöz, Kafkas Üniversitesi Rektör Adayı İsmail Kaya, din görevlileri ve vatandaşlar katıldı.

Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın ardından bir konuşma yapan İl Müftüsü İlyas Gümüş, “Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (SAV) başlattığı mescit inşası ‘La İlahe İllallah Muhammedün Resulullah’ denildiği her yerde vardır. Nerede Müslüman varsa orada mescitler inşa edilmiştir. Camiler inancımızın sembolüdür. Toplu ibadetler Allah katında daha da değer bulacaktır. Müslümanlar ise toplumun varlığının şahadetidir. Sosyal hayattaki yeri son derece önemlidir.” dedi.

Kars Müezzinler Korosu’nun tasavvuf dinletisinin ardından kürsüye çıkan Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Dr. Hüseyin Karapınar, haftanın önemiyle ilgili bir konferans verdi. Her şeyin öneminin ona olan ihtiyaçla doğru orantılı olduğunu söyleyen Karapınar, “Cenab-ı Hak, insanı yaratan ve neye ihtiyacı olduğunu bilendir. Onun için de oksijeni, suyu, bitkileri, yiyecekleri, canlıları ve havayı da yaratmıştır. Çünkü insanın bunlara ihtiyacı var. İnsanlar inanmaya, bağlanmaya, sevmeye de muhtaçlar. İnanç ve bağlılık duygusunun sonunda da din vardır. İnsanlar tarih boyunca mutlaka bir dini kabul etmişlerdir. Bu da Hz. Adem Peygamber ile başlamıştır. Yine insanlar tanrısız da duramamışlardır. Mutlaka güçlü olduğuna inandıkları varlığa inanmışlardır. Din insanda fıtri ve gerekli bir şeydir. İnsan her yerde vardır, kanun her yerde yoktur. Bu mekanlarda fazileti sağlayan da dindir. Dinin bir kendisine yönelik bir de dışa dönük yönü vardır.” diye konuştu.

Dünyadaki suç oranlarının en düşük olduğu ülkelerin İslam ülkeleri olduğunu ifade eden Karapınar, bundaki etkeni imana bağlayarak, imanın insanların birbirine gösterdikleri sevgi ve saygıyı anlamlı kıldığını vurguladı.

Karapınar, Dinin insan hayatındaki öneminin boyutunu gözler önüne serdikten sonra din görevlisi ve mabetlerin öneminin de göz ardı edilmemesi gerektiğini kaydetti. “Bütün dinlerde bir ibadethane vardır.” diyen Karapınar, şöyle konuştu: “İslamın ibadethaneleri de camilerdir. Rivayetlere göre Kabe’yi Hz. Adem yapmıştır. Hz. İbrahim temeller üzerine Kabe’yi kurmuştur. Hz. Muhammed döneminde de ve sonrasında da Kabe’de tamiratlar yapılmıştır. İlk insanla birlikte din, peygamber, cami ve kitap vardır. İnsanın inanmaya, din adamına ve ibadethaneye ihtiyacı vardır. Bugün dünyada milyonlarca cami var. En çok cami Osmanlı döneminde yapılmıştır. Bir kurum ne kadar önemli ise görevlisi de o kadar önemlidir. Peygamberimizde din görevlisiydi.”

Karapınar, cami imarının her dönem devam ettiğini fakat içinde cemaati olmasıyla bu imarların değer kazanacağını anlatarak, “Caminin işlevi cemaatin içini doldurmasıyla olur. İbadet insanın yaratılış amacıdır. En temel ibadet de namazdır. Namazın camide kılınmasının fazileti daha fazladır. Cemaatle kılınan namaz tek başına kılınan namazdan 27 kat daha faziletlidir. Cemaat mi olunuyor kalabalık mı olunuyor buna bakmak gerek. Ruhi birlikteliğe cemaat denir. Birbirlerini seven, hakkını gözeten olmalı cemaat. Maalesef bizim cemaat böyle değil. Camiler Allah’ın sevimli mekanlarıdır. Eğitim kurumlarıdır. Cuma günleri her hafta Müslümanların bir araya gelip ders dinlediği yerdir. Camiler yaygın eğitim olarak faaliyet göstermelidir.” şeklinde konuştu.

Kadınlarında camilere gitmeleri gerektiğini vurgulayan Karapınar, “Hanımlar cuma namazlarına bile gitmelidir. Peygamberimiz Hz. Muhammed döneminde hanımlar bayram namazlarına bile gidiyordular. Sabah namazlarına da gittikleri rivayet edilir.” dedi.
 

CHA

Popularity: 24% [?]

Eşinden az kazanan erkek aldatıyor

16 Kasım 2010

ABD’deki Cornell Üniversitesi’nden Christin Munsch, eşinden daha az geliri olan erkeklerin bu durumu ”erkekliklerine tehdit olarak algılayabileceklerini ve aldatma yolunu seçebileceklerini” belirtti.

Munsch, eşinden daha az kazanmanın, ”ailenin ihtiyaçlarını erkek karşılar” genel anlayışına ters düşerek erkek kimliğini tehdit edebileceğini, bu genel anlayışın daha çok kabul gördüğü Latin Amerika kökenli erkeklerde aldatma riskinin daha fazla olduğunu vurguladı. 

Araştırmacı ayrıca, ailenin ihtiyaçlarını karşılayanın kadın olması durumunda, kadının eşini aldatma ihtimalinin daha fazla, maddi açıdan eşine bağlı olan kadının ise aldatma ihtimalinin daha az olduğunu belirledi.

1024 erkek ve 1559 kadının katıldığı, Amerikan Sosyoloji Birliği’nin yıllık toplantısında sunulan araştırmada, şartlar ne olursa olsun, kadınların eşlerini daha az aldattığı da ortaya çıktı. 6 yıllık süre zarfında erkeklerin yüzde 6,7′si, kadınların yüzde 3,3′i eşini aldattı.

AA

Popularity: 12% [?]

Öğretmen atamalarının yapılacağı tarih

16 Kasım 2010

Bakanlığın internet sitesinde yapılan açıklamada, ağustos ayında yapılması planlanan 30 bin kadrolu öğretmen alımının, ”KPSS’ye ilişkin yürütülen soruşturma nedeniyle, başvuruda bulunan öğretmen adayları açısından telafisi güç hukuki ihtilafların doğmaması adına durum netleşinceye kadar ileri bir tarihe ertelendiği” anımsatıldı.

Tekrarlanan KPSS Eğitim Bilimleri Sınavı sonuçlarının netleşmesi üzerine, Bakanlık tarafından yeni atama takvimi belirlendiği belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

”5-12 Kasım 2010 tarihleri arasında kontenjanların güncellenmesi işlemi yapılmıştır. 22-24 Kasım’da taban puanlar belirlenerek, kılavuz yayınlanacaktır. 25 Kasım-3 Aralık tarihleri arasında başvurular kabul edilecektir. Öğretmen atamaları 6 Aralık 2010 tarihinde yapılacaktır. Atanan öğretmen adayları 7 Aralık’ta göreve başlayacaktır.”

AA

Popularity: 10% [?]

Üniversiteye girişte IB ve SAT alternatifi

16 Kasım 2010

YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, üniversiteye girişte uygulamayı düşündükleri seçenekleri anlattı. ”Üniversiteye giriş sınavlarıyla ilgili biraz daha ilerleme kaydetmek istediklerini” söyleyen Özcan, Uluslararası Bakalorya olarak tanımlanan IB ve SAT sınavlarının dünyada kabul gören sınavlar olduğunu belirterek, bu sınav sonuçlarına göre Türkiye’deki üniversitelere öğrenci almayı düşündüklerini ifade etti.

Özcan, şöyle konuştu:

”Türkiye’de de bazı liselerde IB dedikleri bir program var. Türkiye’de yıllar önce uygulanan olgunluk sınavı gibi. Ayrıca, SAT sınavı da dünyadaki pek çok üniversitenin öğrenci kabul ettiği bir sınav. Bu sınavlar çok ciddi, dünyanın önem verdiği, kabul ettiği sınavlar. Biz de bunları baz almak istiyoruz. Bunlarda başarılı olan çocukları üniversiteye almak ve böylece üniversiteye girişi çoklu hale getirmek amacımız. Çünkü bu çocukları kabul etmediğimiz taktirde bu çocuklar dışarda okumak zorunda kalıyorlar. IB programına göre okuyan öğrencilerin hepsi yurtdışına gidiyor. Zaten anne-babalar da çocuklarını özellikle IB programı veren liselere yolluyorlar. Bu öğrencilerin yurtdışına gitmesinin önünü kesmek istiyoruz. Neden, çünkü bu çocuklar çok iyi lisan biliyorlar. Mesela Bilkent’in özel okulundan çıkmış, mükemmel İngilizce konuşan çocuklar bunlar. Bizim de yabancı dille ilgili sorunumuz var. Amacımız, hiç olmazsa lisan bilen bu çocukların üniversite eğitimlerini bu lisan bilgisinin desteğiyle yapmaları.”

Üniversiteye giriş sınavlarında ileriki yıllarda açık uçlu sorular yöneltilmesinin planlandığını ifade eden Özcan, IB ve SAT sınavları sonuçlarına göre öğrenci alarak üniversiteye girişte tek bir yöntemle değil ”çoklu yöntem”le öğrenci almayı amaçladıklarını anlattı.

-”EŞLEŞTİRME ÇALIŞMASI YAPMAMIZ LAZIM”-

Bu uygulamanın ne zaman başlayacağı konusunda da Özcan, şunları söyledi:

”Bu, hemen gelecek yıl olmaz, çünkü çalışmamız lazım. Örneğin IB programında puanı 24′ün üzerinde olan çocuklar yurtdışındaki hangi üniversitelere gidiyor bunlara bakmamız lazım. IB puanı 45′e kadar çıkıyor. Bu puan aralıklarında yurtdışındaki hangi üniversiteler öğrenci alıyor onlara bakmamız ve Türkiye’deki üniversitelerle eşleştirme çalışması yapmamız lazım. Bunu bilirsek, öğrenciye şu puanla şu üniversiteye girebilirsin deriz.”

”Üniversiteye girişte Türkiye’de uygulanan merkezi sınav yerine, üniversiteye giriş yöntemi çeşitleniyor denilebilir mi?” sorusuna Özcan, ”Evet. Ayrıca ötekiler de merkezi sınavlar, dünyanın kabul ettiği sınavlar” yanıtını verdi.

-”YABANCI ÖĞRENCİLER DE GELEBİLİR”-

Türkiye’de IB programı veya SAT gibi sınavlara giren öğrenci potansiyelinin sorulması üzerine Özcan, çok fazla olmadığını belirterek, ”Önemli olan bu çocukları Türkiye’de tutmak. 2 bin tane bile olsa Türkiye’de okumaları önemli” diye konuştu.

Özcan, IB ve SAT sınavında başarılı olan yabancı öğrencilere de Türkiye’deki üniversitelerin kapısını açmayı istediklerini dile getirdi. ”Üniversiteler 10 sene, hatta 5 sene sonra öğrenci arayacak duruma gelecek. Öğrencilere gel üniversitede oku diye laptop falan hediye edecekler. Yakında üniversiteler öğrenci sıkıntısı çekecekler ve yapacağımız bu şeylerin hepsi tedbir amaçlı” diyen Özcan, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Bundan 20 yıl sonra Türkiye’nin nüfusu 80 milyon küsür olacak. 80 milyon küsürlük bir nüfusta üniversite yaşında olan öğrenci sayısı 1.2 milyon. TÜİK’in projeksiyonu bu. Biz, yükseköğretimde yüzde 50 okullaşmayı garantilesek bile ki bu çok zor, yani çağ nüfusunun yüzde 50′sinin üniversite eğitimi aldığını, o oranı yakaladığımızı düşünsek bile 600 bin öğrenci eder. 20 yıl sonra 600 bin üniversiteye gidecek öğrencimiz olacak. Bizim, bu sene yarattığımız kontenjan 708 bin. Biz bunu hem vakıf üniversiteleri hem de devlet üniversiteleri yoluyla yakında da 800 bini buluruz rahatlıkla. Şimdi düşünün, 600 bin öğrenci mezun edeceksiniz liseden, 800 bin tane öğrenciye yeriniz var.

Bugün Almanya’da satılık üniversiteler var. Herşeyiyle orada duruyor, binaları, laboratuvarları… Neden buraya geldiklerini zannediyorsunuz, neden Türk-Alman Üniversitesi açıyorlar burada, çok mu ihtiyaçları var eğitime, hayır. İnsan gücüne ihtiyaçları var. Nüfusları azaldı. Oradaki üniversiteye gidecek öğrencileri yok. Burada onlara nazaran yüz misli fazla öğrenci var. Burada alıp yetiştirecekler, Alman dilini öğretecekler götürüp orada çalıştıracaklar. Akıllarındaki mega plan bu. Haklılar da. Yakında biz de öyle olacağız. Niye biz Suriye’den, Irak’tan, İran’dan, Türk cumhuriyetlerden neden öğrenci getirmek istiyoruz. Biz 10 yıl sonra aynı Almanya’nın bugünkü durumunda olacağız.”

Özcan, üniversitelerde yabancı öğrenci sayısının artırılması için merkezi yapılan Yabancı Öğrenci Sınavı’nın kaldırılarak, bunun üniversitelere bırakıldığını anımsatarak, bu düzenlemeyle üniversitelerdeki yabancı öğrenci sayısının arttığını bildirdi. Özcan, şunları kaydetti:

”Gaziantep Üniversitesi bu yıl 900 öğrenci kaydetti, 400 öğrenciyi alamadı kontenjanı olmadığı için. Trakya Üniversiteler Birliğine 3 bin 200′ün üstünde öğrenci başvurdu. Bu sene üniversitelerimizde 17 bin öğrencimiz var. Bir dahaki sene 34 bine çıkaracağız, bir dahaki sene bir daha katlayacağız. Özellikle, tıpta, mühendisliklerde, İngilizce programlarının sayısını artırabilirsek daha iyi olacak. Bir tıp öğrencisi senede 40 bin dolar bırakıyor sadece okula. Bir de ülkeye bırakıyor, ülkesine döndüğü zaman bizim büyükelçimiz oluyor. o kadar avantajlı birşey.”

-SAT VE IB NEDİR?-

Özcan’ın üniversiteye girişte baz almayı düşündüklerini ifade ettiği SAT, Amerika’da üniversite eğitimi almak isteyenlerin girdiği, akademik yetenek sınavı olarak biliniyor. Bu sınav lisans eğitimi almak isteyen her ABD vatandaşından talep ediliyor ve bazı üniversiteler tarafından yabancı uyruklu öğrencilerden de isteniyor.

SAT niteliklerine göre SAT 1 ve SAT  2 olarak ikiye ayrılıyor. SAT 1′de öğrencilerin matematiksel ve sözel yetenekleri ölçülüyor. SAT 2′de de öğrencilerin spesifik olarak bir akademik konu üzerindeki bilgileri sınanıyor.

IB programı da merkezi Cenevre’de bulunan Uluslararası Bakalorya tarafından uygulanan ve 16-19 yaş arası öğrenciler için hazırlanmış, geniş kapsamlı, üniversite öncesi iki yıllık bir program olarak tanımlanıyor. Program, sadece liselerde değil, lise öncesi kademede de uygulanıyor. Programın üç değişik şekli bulunuyor.

Türkiye’de IB programı uygulayan 30′a yakın özel lise olduğu biliniyor.

YÖK’ün, SAT 1, ACT (Minimum 21 puan), Abitur, Fransız Bakaloryası, GCE A Level Sertifikası (Minimum 2 ders), Uluslararası Bakalorya (IB), Avusturya Matura Diploması veya İtalya Maturita diploması belgelerinden birine sahip adayların, Türkiye’deki merkezi üniversite sınavına girmeden yurtdışındaki üniversitelerde okuyabilmelerine yönelik kararı bulunuyor.

AA

Popularity: 10% [?]

YÖK ödüllendirme modeline geçiyor

16 Kasım 2010

Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, Milli Eğitim Bakanlığının bir tasarı hazırladığını, kendilerinin de performansa bağlı ödüllendirme sistemi üzerinde çalıştıklarını, bunu TBMM’nin kabul etmesi halinde ayrıntılarını hazırlayıp üniversitelerde uygulamaya geçeceklerini söyledi.

Özcan, Çorum’da vatani görevini yapan oğlu Kaan Özcan’la birlikte geldiği Samsun’da çeşitli ziyaretlerde bulundu.

Özcan, program kapsamında kentin tarihi ve turistlik mekanlarını gezdi, Özel Canik Başarı Üniversitesi inşaatında incelemelerde bulundu. YÖK Başkanı’na, Prof. Dr. Ahmet Bulut ile YÖK üyesi Prof. Dr. Sait Bilgiç de eşlik etti.

Yeni kurulan üniversitelerden artık farklılıklar beklediklerini ifade eden Özcan, ”Mesela biz, bilimsel çıktılar olarak da çok iyi olmasını istiyoruz. Onun için biz böyle tematik üniversitelerin ortaya çıkmasını arzu ediyoruz. Başarı Üniversitesi’nin kurulumunun ardından özellikle belli konularda temayüz etmiş diğer üniversitelerden bir farkının olması bekliyorum. İngilizce öğretimine verecekleri önem gerçekten dikkate şayandır. Bu üniversiteyi diğerlerinden farklı kılan bir husus olacaktır”dedi.

Üniversitelerde öğretim görevlilerinin belli seviyeye geldikten sonra bilimsel araştırmayı azaltığını ifade eden Özcan, öğretim görevlilerinin sözleşmeli görev yapmasının Türkiye’de herkesin konuştuğu bir konu olduğunu kaydetti.

İskandinav ülkelerinde öğretim görevlilerinin sözleşmeli olarak çalıştığını da vurgulayan Özcan, şunları kaydetti:

”İsviçre, Danimarka gibi İskandinav ülkelerinde öğretim üyelerinin pek çoğu bizde olduğu gibi 12 ay devletten maaş almıyorlar. Getirdikleri projeler miktarında derslere katılıyorlar. Bir veya iki sömestr ders veriyorlar. Yazın devletten maaş almıyorlar. Getirdikleri projeden elde ettikleri parayla geçimlerini sağlıyorlar. Böyle bir sistem var. Bizim ülkemizde uygulanır mı? Uygulanmaz mı? Siyasiler buna nasıl bakar bunu bilmiyoruz. Hani birazcık ürkütücü ilk dile getirildiğinde gerçekten bir çalışma emniyetiniz yok, iş güvenceniz yok. Bu bakımdan insanları biraz etkiliyor.

Ama bizim sistemimizde de verimlilikle ilgili çok ciddi sıkıntılarımız var. Hocalarımızın bir kısmı belli seviyelere geldikten sonra bilimsel çalışmalarını azaltıyorlar. Gençliklerinde olduğu kadar üretken olmuyorlar. Esasından biz o üretkenliği biraz olsun arttırmak istiyoruz. Mesela şu an Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) Milli Eğitim Bakanlığı bir tasarı sundu. Genel kurula inmesi için elimizden geleni yapıyoruz. Performansa bağlı ödüllendirme sistemi üzerinde çalışıyoruz. Eğer TBMM bunu kabul ederse bunun detaylarını hazırlayıp üniversitelerde uygulamaya geçeceğiz. Bu üreten ve çalışkan hocalarımızın üniversitelerde daha fazla para alması anlamına gelecek. İlla hizmet alımı şeklinde hocaları çalıştırmak değil de çalışına birazcık daha fazla vermek şartıyla özlük haklarında iyileştirme yapabiliriz.”

AA

Popularity: 23% [?]

Sitemizi kişi takip ediyor.Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresinizi girin sitemize yeni eklenen içerikten haberiniz olsun...

Sitemize üye olduktan sonra, e-posta adresinize bir onay maili gelecek. O maili onaylamazsanız, üyeliğiniz tamamlanmaz. 

SohbetClub.Net Anket

How Is My Site?

View Results

Loading ... Loading ...