‘ Gibi ’ kelimesi ile ilgili yazılar

Bir çocuk, 6 köpek mumyası bulundu

16 Kasım 2010

Mumyaların Lima’nın 25 kilometre güneyindeki Pachacamac arkeolojik alanında yer alan İnka piramitlerinden birinin içinde bulunduğu belirtildi.

Hayvan mumyalarını inceleyen veterinerler, köpeklerin Peru’da yaygın olan iki köpek türünden olmadığını kaydetti. Köpeklerin cinsini belirlemek için araştırmaların sürdüğünü bildiren arkeolog Jesus Holguin, “Mumyalanmış köpekler iyi durumda, tüyler ve çene kemiği olduğu gibi korunmuş” diye konuştu.

Veteriner Enrique Angulo ise “Bulunan köpeklerin güçlü çene kemiği, bunların evcil av köpekleri olduğunu gösteriyor” dedi.

Uzmanlar, köpeklerin de muhtemelen çocuk gibi kurban edildiğini düşünüyor. Köpekler üzerinde yapılan araştırmanın bunu netleştireceği kaydediliyor.

Pachacamac bölgesinde 1400-1530 yılları arasında İnka kültürü hakimdi.

AA

Popularity: 37% [?]

İdil Biret kulakların pasını sildi – DİNLE

16 Kasım 2010

 İzleyenlerin ilgiyle takip ettiği konserde ünlü müzisyen, dünyaca ünlü eserleri seslendirdi.

Piyano kariyerinin yanı sıra Kraliçe Elisabeth, Van Cliburn, Busoni, Liszt gibi saygın piyano yarışmalarında jüri üyeliği yapan İdil Biret, Ataköy’deki İstanbul Kültür Üniversitesi Kampüsü Akıngüç Oditoryum ve Sanat Merkezi’nde bir piyano resitali verdi. Eleştirmenler tarafından ‘çağımızın önde gelen piyano ustalarından biri’ olarak nitelendirilen Biret, konserde Beethoven/Liszt senfonileri, Chopin’in piyano yapıtları ve Brahms’ın solo ve konçertolarının yanı sıra Rachmaninof’un birçok eserini dile getirdi. Salonun tamamının dolduğu konseri katılımcılar ilgiyle takip etti.

Popularity: 53% [?]

Mercan Dede müziğini anlattı

16 Kasım 2010

Mercan Dede (Arkın Allen), “Sadece geçmişte kalırsanız söyledikleriniz nostalji olarak kalır. Sadece modern ve şu ana ait bir şey yaparsanız bu sefer de köklerinizden mahrum kalırsınız. Biz bunların ikisi arasındayız” dedi.

Bosna-Hersek’te düzenlenen 14. Caz Festivali için Saraybosna’ya gelen ve burada seyirciyle buluşan Sufi inancına bağlılığıyla tanınan Mercan Dede, müziğe bakışını ve oluşturduğu tarzı AA’ya değerlendirdi.

Bursa’da 1966 yılında doğan ve üniversite yıllarında imkansızlıklar yüzünden plastik su borusundan kendi yaptığı neyiyle başladığı müzik serüveninde dünyanın sayılı sanatçıları arasına girmeyi başaran Mercan Dede, Doğu ile Batı’nın, gelenekle modernizenin buluştuğu Saraybosna’nın icra ettiği müziğe çok benzediğini ifade ederek, “Bu kente ait bir film olsa, Mercan Dede müzikleri çok iyi anlatır burayı” dedi.

Mercan Dede, “müziğinde en çok neyi vurguladığı” sorusu üzerine, öncelikle hayatında her şeyden önce samimiyete önem veren biri olduğunu, samimi olmayan bir insanın dışarıya vereceği şey bulunmadığını vurguladı.

Kendisi için tasavvufun insanın kendi kendini keşfetme süreci olduğunu ifade eden Mercan Dede, Yunus Emre’nin “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir” dizelerinin çok önemli olduğunu belirterek şöyle konuştu:

“Tasavvuf, kendimizi bulma sürecinde bize bir ayna tutuyor. Sahneye çıktığımız zaman evvelden yaptığımız liste yok, önceden planladığımız bir şey yok. Batı’nın tasavvufla buluşması, tanışmasındaki en güçlü bağlantı bu samimiyettir. Mevlana’nın mesajı, ‘Kim olursan ol yine gel’ sözü ortadadır. Yani bir bölünmüşlük, ayrımcılık yok. Ancak Batılı düşünme tarzı, bölünmüşlük üzerinedir, ‘Doğu vardır, Batı vardır.’ Çünkü onlar dünyayı daha bir çizgi olarak görürler. Ancak Doğulu insanlar hayatı bir semazenin dönmesi gibi daire halinde görür. Tasavvufun herkesi kucaklaması, tüm insanlığı kucaklayan perspektifi çok önemli bir yerde duruyor. O yüzden müziğimiz, söylemek istediğimiz, tasavvufun bahsettiği kendimizi güzelleştirme süreci, yumuşaklık, hoşgörüdür.”

Balkan coğrafyasının son 20 yılda çok acı yıllar yaşadığını, savaşlardan geçtiğini anlatan Mercan Dede, yüzyıllar boyunca bir arada yaşamış, evlenmiş, eserler üretmiş toplumun bölünmüşlük sürecinin en önemli nedeninin politika olduğunu savundu.

Politika ve sanatın zıt kutuplarda bulunduğuna işaret eden Mercan Dede, “Hiçbir ayrımcılık yapmaksızın, bütün politik söylemler ‘ben’ diye başlıyor, tasavvuf ise benden sıyrılıp ‘biz’ diye hitap ediyor. Batı’ya ‘biz’ kavramını anlatmaya çalışıyoruz, ama ben ney konusunda da tasavvuf konusunda da kendimi emekleme aşamasında görüyorum, kimseye ney ve tasavvuf konusunda bir şey öğretebilecek bilgim yok. Sadece kendim olma sürecindeyim” diye konuştu.

Mercan Dede, “Sadece kendinize ait bir müziği icra ederseniz, ayrım söz konusu olur. Kendilerine ait müziği de bir araya getirip insanlara sunduğunuz zaman, onun adı muhabbet oluyor. Müzikte onu yaratmaya çalışıyoruz” ifadesini kullandı.

-ÇALIŞMALARINDA “SUYUN” ETKİSİ-

Bir soru üzerine, çalışmalarında ve konserlerinde özellikle “suya” vurgu yapmasının gerekçesini anlatan Mercan Dede, “suyun bir arınma olduğunu ve bütün dinlerde de ibadetten önce suyla temizlenme halinin bulunduğunu” söyledi. “Suyun, arınmanın yanında bir değişim olduğunu, maddenin her haline hareket ettiğini kaydeden Mercan Dede, suyla birlikte yağmurun oluştuğunu, tabiata hayat geldiğini söyledi.

Mercan Dede, tasavvufun özünün de tekamül olduğuna işaret ederek, “Her şey değişim içerisinde, bu değişimi yakalayanlar, değişime vesile olanlar, tekamülün bir parçası olanlar, hayatın içerisine bir bahar mevsimini getiriyor” dedi.

Müziğin de geçmişle gelecek arasında bir bağlantı oluşturduğuna işaret eden Mercan Dede, sözlerine şöyle devam etti:

“Sadece geçmişte kalırsanız o zaman söyledikleriniz nostalji olarak kalır. Mevlana’nın söylediği gibi, ‘Düne ait olan dünde kaldı, yeni şeyler söylemek lazım.’ Sadece Batı’ya ait, sadece modern ve şu ana ait bir şey yaparsanız bu sefer de köklerinizden mahrum kalırsınız. Biz bunların ikisi arasındayız. Bizden evvelkiler bizim köklerimizdir. Belki biz ağacın kabuğuyuz, bizden sonraki jenerasyon onlar da ağacın dalları olacaktır, çiçek açacaklar ve meyve vereceklerdir. İşte o tekamülü hareket ettirmek lazım.”

Uzun yıllar önce bir “dörtlemeyle” yola çıktığını ve önce “Ateş”, ardından “Su”, daha sonra da “Nefes” albümünü çıkardığını ifade eden Mercan Dede, “Daha sonra ‘Toprak’ albümünü yaptım. ‘Toprak’ı yapmaya başladığım müzik güzeldi, ancak dinlediğim zaman samimi gelmedi, bu nedenle o albümden vazgeçtim. Demek ki ‘Toprak’ için hazır değilmişiz. ‘Toprak yapmak için, toprak olmak lazım’ diyerek bu albümden vazgeçtim” dedi.

Mercan Dede, “Toprak” albümünden vazgeçtiği sırada, Mevlana’nın 800. vuslat yıl dönümü nedeniyle “800″ albümünün kendisine hazırlatılığını belirterek, bu albümünün dünya müziği listesinde uzun süre birinci olarak kaldığını, ancak bundaki başarının kendisinin değil Mevlana’nın olduğunu vurguladı.

-YENİ PROJELERİ-

“Yeni projeleri olup olmadığı ve farklı müzik tarzı icra edip etmeyeceği” sorusu üzerine Mercan Dede, insanın kendi iç dünyasındaki değişimin sanat eserine de yansıdığına dikkati çekti.

Mercan Dede, “Başkasına ait olan bir şeyi anlatıyorsan zaten kayıptasın. Kendine ait olanı anlatmak lazım, kendine ait olanı anlatırken de içinde yaşadığın değişimleri anlatman lazım” dedi.

Esas ilgi alanının güzel sanatlar olduğunu ve ebru sanatıyla yola çıktığını belirterek, şu anda tekrar resim ve ebru yapmaya başladığını, 2011 yılının mart ayında İstanbul’da ilk resim sergisini açacaklarını kaydetti.

-MERCAN DEDE ANLAŞILDI MI-

Mercan Dede, kendisinin icra ettiği sanatın anlaşılıp anlaşılmadığı sorusunu da “Buldum denilenden uzak durmak lazım, arayanın yanında olmak lazım. Anladım diyen bir hali anlamış oluyor, anlamaya çalışma hali bir gelişim sürecini anlatıyor” diye yanıtladı.

İlk albümünü 15 yıl önce çıkardığı zaman yakın çevresindekilerin “Ney var, elektro saz var. Bu anlaşılmaz, beğenilmez, tutmaz” dediklerini ifade eden Mercan Dede, ancak bunun hiç de söylenen gibi olmadığını belirtti.

Çok konserler verdiklerine, çok değerli sanatçılarla sahne aldıklarına, yaptıkları albümlerin hem Türkiye hem de dünyada büyük ilgi gördüğüne işaret eden Mercan Dede, “Son üç albümün üçü de dünya müzik listelerinde birinci sıraya yükseldi. 800 albümü dünyada en iyi müzik albümü seçildi. Bunlar en azından insanların anlama sürecine katıldıklarını gösteriyor. Ama bir şekilde ‘Mercan Dede projelerini’ destekleyenler kadar eleştirenler de var, bunları da çok önemsiyorum. Öyle yorumlar var ki, bazen anlaşılmadığımı hissediyorum, ama kimseyi yargılamıyorum” dedi.

-”NEYE GÖNÜL VERENLERE DESTEK”-

Kendisinin orta sınıf bir aileden geldiğini, üniversite yıllarında ney alacak parası olmadığı için plastik su borusunu ney şeklinde uyarlayarak müzik hayatına başladığını, o dönemde “ney üflemenin”, “irticacılık” olarak algılandığını anlatan Mercan Dede, ancak şu anda neyin genç kuşak tarafından sevilmesinin mutluluğunu yaşadığını anlattı.

Mercan Dede, 10 yıl önce başlattığı projeyle tamamen kendi imkanlarıyla, kimseden katkı almadan, tamamen neye gönül vermiş, ancak bunu alacak maddi gücü olmayanlara ney hediye ettiklerini de ifade etti.

Bugüne kadar kendi neylerinin de aralarında bulunduğu 200′ün üzerinde neyi maddi gücü olmayanlara hediye ettiğini ifade ederek, “Kendimi neyzen olarak görmüyorum, ama neyi aşkla seviyorum. Neyi genç kuşağa sevdirmek gibi bir görevimiz var” dedi.

-”DÜNYANIN TASAVVUFUN BİRLEŞTİRİCİ KAVRAMLARINA İHTİYACI VAR”-

Mercan Dede, çıkardığı albümlerin dünyada büyük ilgi görmesinin nedenini anlatırken ise dünyanın çok ilginç bir süreçten geçtiğini, artık dünyanın herkesin evi olduğunun anlaşıldığını kaydetti.

Dünyayı çok dolaşan biri olduğunu, son 10 yılda 2 milyon kilometreden fazla yol kat ettiğini belirten Mercan Dede şunları söyledi:

“Dünyanın çevresinin 33 bin kilometre olduğunu düşünürseniz, 50-60 kere dünyanın etrafını gezmiş gibiyim. Dünyayı gözleme imkanım oluyor, küresel ciddi problemlerimiz var. Bu evreler için aslında kriz dönemleri diyebiliriz. Kriz dönemleri aynı zamanda idrakin yükselmiş olduğu bir dönem olmuştur hep. Siyahla beyaz sırt sırtadır. Karanlığın en çok çöktüğü an aydınlığa işarettir. Böyle bir dönemde olduğumuz düşünüyorum. Tasavvuf o kadar evrensel ki, dünyanın şu anda ayrımcı söylemlerin olduğu bir süreçte birleştirici kavramlara çok ihtiyacı var. UNESCO’nun 2007′yi Mevlana yılı ilan etmesi hiç tesadüfi değildi.”

Mevlana’nın insanlara “Türk düşünürü” olarak tanıtıldığını, kendisinin ise bu düşünceye katılmadığını belirten Mercan Dede, “Mevlana, sadece düşünen değil, inandığını da yaşayan bir insandı. Felsefede, manevi-maddi felsefi ayrımlar var. Tasavvuf için böyle ayrımlar yok. İnandığın gibi yaşamazsan, yaşadığın gibi inanmaya başlıyorsun, bu da çok tehlikeli bir süreçtir” ifadesini kullandı.

-”TÜRKİYE, SON 10 YILDA ÇOK ÖNEMLİ BİR YERE GELDİ”-

Mercan Dede, Türkiye’nin özellikle son 10 yılda dünyada çok önemli bir yere geldiğini, 10 yıl önce dünyadaki festivallere gittikleri zaman pek ilgi çekmediklerini, ancak şimdi bütün ilgi odağının Türkiye’den katılımcılarda olduğunu anlatan Mercan Dede, “İnsanlar muazzam heyecan duyuyorlar. Mega star, pop starlar dahil, herkes İstanbul’a gelmek istiyor” dedi.

Bu ilgide Orhan Pamuk’un Nobel ödülü almasının, Sertab Erener’in Eurovision’da birinci olmasının, Elif Şafak’ın “Aşk”ının etkisinin büyük olduğunu ifade eden Mercan Dede şunları söyledi:

“Batı ilk defa sanki Doğu’yu ve özellikle bizi Oryantalist bakışın dışında daha derin ve içinden bakmaya, anlamaya başladı. Bu önyargıların kırılma sürecidir. Einstein’ın dediği gibi, ‘Bir önyargıyı yıkmak, atomu parçalamaktan daha zordur.’ Onun kırılma süreci yaşanıyor. Bizim de Mercan Dede olarak bu kadar ilgi görmemizin sebebi, müziğimizin içinde kucaklayıcı elementlerin olmasıdır. Kendi kültürümüzü dünyada hareketlendiren etmenlerden sadece kum tanesiyiz.”

AA

Popularity: 26% [?]

Sivas Günleri’ne davetlisiniz…

16 Kasım 2010

Anadolu’da birlikte yaşama kültürünün en güzel örneği Sivas’ın tüm değerlerinin sazıyla, sözüyle, sanatıyla kutlandığı bir bayram niteliğinde geçmeyi hedefleyen Sivas Günleri’ne organizatörler, yalnız Sivaslıları değil tüm halkımızı davet ettiğini açıkladı.

“Anadolu’nun zengin kültür hazinesi, İstanbul’da yeniden keşfolunuyor. Sivaslılar ve Sivas’a gönül verenler Feshane’de buluşuyor. Tarihe olan borcunu bin türlü kahramanlıkla ödeyen, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı, Anadolu’nun sevda coğrafyası ‘Sultan Şehir Sivas’ ve Sivaslılar sahip oldukları eşsiz değerleri yeniden gün yüzüne çıkartıyor” diyen Sivas Patformu yetkilleri, Sivas Günlerinin amacını şu açıklama ile ifade ediyor:  “Birlik, kardeşlik, dayanışma ve karşılıklı anlayış açılarından eşsiz bir model oluşturan Sivas ve Sivaslı olmak, Feshane’de düzenlenecek etkinlik kapsamında her yönüyle ele alınacak; birlikte yaşama kültürünün bu eşsiz örneği tüm İstanbul ve Türkiye’ye yeniden tanıtılacak, çıkarılacak hayati dersler yalnız Sivaslıların değil herkesin ilgisine sunulacak”

“12-14 Kasım tarihleri arasında düzenlenecek Sivas Günleri’nde çeşitli konularda paneller Türkiye’nin önde gelen fikir adamlarını ağırlayacağını belirten yetkililer, ““Birlikte Yaşama Kültürü”, “Sivas’ın Kültürel Değerleri”, “Sivaslı Olmak”, “Küçülen Dünyada Büyümek”, “Hatırladığım Sivas” ve “Sivas’ın Görmezden Gelinen Değerleri” konularında düzenlenecek panellere; Ahmet Turan Alkan, Beşir Ayvazoğlu, Abdurrahman Şen, Ahmet Özdemir gibi isimler konuşmacı olarak katılacağını belirtiliyorlar.  

Panellerin moderatörleri arasında Tunceli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Durmuş Boztuğ,  İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Adem Esen, Cumhuriyet Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İlyas Dökmetaş, Marmara Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Emin Arat, Marmara Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hamza Kandur ve Cumhuriyet Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Recep Toparlı bulunuyor.

AK Parti Sivas Milletvekili Osman Kılıç, CHP Sivas Milletvekili Malik  Ejder Özdemir, MHP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Edip Semih Yalçın Sivas Günleri’nin ağırlayacağı siyasiler olacak.

Düşünce ve fikir platformlarının yanısıra Sivas Günleri, Sivas’a ait folklorik değerlerin de kutlandığı adeta bir bayram niteliğinde geçecek. Türk Halk Müziğinin sevilen sanatçıları, Sivas yöresine ait türküleri seslendirecek. Sabahat Akkiraz, Onur Bozatlı, Cengiz Özkan Enver Meralli, Ali Sultan, Doğan Karatepe türküleriyle dinleyenlere güzel vakit geçirtecek sanatçılardan bazıları. Ses sanatçılarının yanısıra halk oyunları ekipleri de etkinliğe renk katması bekleniyor…

Ünlü Ressam İsmail Acar’ın resim sergisi, Selahattin Yasak’ın resim ve fotoğraf sergisi, ‘Fotoğraflarla Sivas’ sergisi, ‘Tarihi, Kültürel ve Doğa Güzellikleri Açısından Dünden Bugüne Sivas’ slayt gösterisi etkinliği görsel şölene dönüştürmeyi amaçlıyor…

Sivas Platformu organizasyonu

Sivas Günleri, İstanbul’da Sivas’la ilgili dernek ve sivil toplum kuruluşlarını kendi çatısı altında toplayan, Sancaktepe Belediye Başkanı İsmail Erdem’in başkanlığındaki Sivas Platformu’nun bir organizasyonu olarak gerçekleşecek.

Sivas patformu yetkillerine göre, “Sivas Günleri, Sivas Platformu’nun kuruluşundan bu yana altı yıllık çabasının da anlatıldığı, Sivas’ın maddi ve manevi mirasının, bugünkü potansiyelinin tanıtıldığı, hasat mevsiminde bir harman zamanı gibi dostluğun, mutluluğun ve umudun  doruk noktasına çıktığı bir meydan olacak;  Yazarı, şairi, ozanı, sazı ve sözüyle, sanatı ve sporuyla, yaşayan renkleriyle, tarihi ve bugünüyle Feshane’de İstanbul’un kalbi Sivas tadında ve renginde atacak.”      

kullan

 

Popularity: 38% [?]

4 bin yıllık tarihi kent gün yüzüne çıkıyor

16 Kasım 2010

Aydıntepe Belediye Başkanı Orhan Eraslan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ilçelerinin sınırları içindeki tarihi yer altı şehrinin ortaya çıkartılıp, turizme kazandırılması amacıyla 12 yıl önce başlatılan çalışmaların sürdürüldüğünü belirterek, söz konusu kenti yer altı şehrinden çok yer altı kalesi olarak adlandırdıklarını ifade etti.

Kazı çalışmalarında elde edilen verilerle, söz konusu yerleşim yerinin sürekli yaşanan bir kentten öte savunma amaçlı ve tehlikeli zamanlarda kullanılan bir kale olarak kullanıldığını gösterdiğini ifade eden Eraslan, şu bilgileri verdi:

”1998′de bir inşaat kazısında bulunan yer altı kalesi yaklaşık olarak 50 metre civarlarındaydı. İlk belirlemelerde eski Roma yeni Bizans dönemine ait olabileceği söylendi. Atatürk Üniversitesi’ndeki sanat tarihçileri ile yapılan temizleme çalışmalarında yeni bulgular ve bazı duvar figürleri ortaya çıktı. Bu kazı çalışmalarında bulunan figürler buranın Roma-Bizans döneminden daha önceki dönemlere ait olduğunu ortaya koyuyor. Duvar figürleri daha ilkel inanışların olduğu dönemleri simgeliyor. Bunlar da bu yerleşim yerinin en az 3 bin yıllık olduğunu işaret ediyor. Yer altı kalesi odalar şeklinde, sokaklar ve geniş galerilerden inşa edilmiş. Yerleşim merkezinde 13 oda, 4 büyük galeri, 1 mutfak ve su ihtiyacının karşıladığı bir havuz bulunuyor.”

Eraslan, söz konusu yerleşim bölgesindeki kazılarda 3500-4000 yıllık mezarlar çıktığına da dikkati çekerek, ”Bu mezarlar anıt mezarlar şeklinde değil. Ölen kişilerin cesetleri yakılıp, toprak kaplar içerisine konmuş ve üzerelerinde de bir takım ziynet eşyası var. Gün ışığına çıkartılan eşyaların tamamı şu anda Erzurum Müze Müdürlüğünde. Bu alanda yapılan çalışmalarda en büyük özveriyi biz gösterdik. Ama tabi ki bu bizim gibi belediyelerin kapasitesinin çok üzerinde bir çalışma. Buradaki çalışmalara 200 bin liradan fazla para harcadık” şeklinde konuştu.

-YERLEŞİM YERİNİN BİR KISMI ORTAYA ÇIKARTILDI-

Tarihi yerleşim bölgesindeki yaklaşık bin metrekarelik bir alanı tamamen temizleyerek gün ışığına çıkarttıklarını ifade eden Belediye Başkanı Orhan Eraslan, sözlerine şöyle devam etti:

”Bundan sonraki çalışmalarımızda yer altı kalesindeki odalarda cansız mankenlerle figürler oluşturacağız. Daha sonra bölgeye ait eşyaların sergilendiği alanlar oluşturacağız. Burada yapacağımız en önemli çalışmalardan biri de yer altı kalesinin aydınlatılması olacak. Yapacağımız yeni aydınlatma tarihi alana zarar vermeyecek ve otantik yapısını bozmayacak. Bu çalışmaları bu kışın bitireceğiz. İçeride zaman zaman sergiler de düzenleyeceğiz. Bu çalışmaları bitirdiğimizde sadece Bayburt’un değil bölgeninde turist sayısında önemli ölçüde artış olacağını düşünüyoruz.”

Kazı çalışmaları sürdürülen alanda, yer altı kalesi dışında başka eserlerin de varlığını tespit ettiklerini söyleyen Eraslan, ”Bu eserler üzerinde de çalışmalarımız sürüyor. Ama öncelikle temizlenen alanı hizmete açmak için titiz çalışma yürütüyoruz. Tespit ettiğimiz diğer alanlara şimdilik dokunmayacağız. Bu alanların bir kısmı şehrin içerisinde diğer bir kısmı da şehrin dışında. Özellikle şehrin kuzeydoğu kısmında mevcut yer altı kalesinin 2 bin metre ötesinde tespit ettiğimiz bir yer var, bunlar bizi heyecanlandırıyor. Oralara da zamanla gireceğiz ancak öncelikli olarak ortaya çıkartılan alanı iyi bir şekilde tanıtmalıyız” diye konuştu.

Eraslan, bulunan tarihi yer altı kalesini istedikleri şekilde turizme kazandırmak için 1 milyon liraya ihtiyaçları olduğunu bildirerek, ”Ben inanıyorum ki bunların hepsi olacak ve burası hak ettiği ölçüde tanınacaktır” dedi.

AA

Popularity: 49% [?]

Şam Film Festivali’nde Türkan Şoray bölümü

16 Kasım 2010

Hediye Levent’in haberi

Türkan Şoray için, festival programı içinde özel bir bölüm oluşturuldu. Bu çerçevede, Şoray’ın hayatının ve filmlerinden kesitlerin yer alacağı sinevizyon gösteriminin yanısıra, Suriye Kültür Bakanlığı ve Sinema Genel Müdürlüğü yetkilileri ile Şoray ortak bir basın toplantısı düzenleyecek.

Şam’a Pazar günü sabah erken saatlerde gelmesi beklenen Türkan Şoray için 5 günlük program hazırlandığı, ancak programın Şoray’ın isteği çerçevesinde detaylandırılacağı ve ünlü yıldızın başkent Şam dışındaki kentleri de ziyaret edebileceği kaydedildi.

Suriye basınında festivale ilişkin haberlerde ‘Sultan’ lakabıyla anılan Türkan Şoray, “Selvi Boylum Al Yazmalım” adlı filmini de Suriyeli sinemaseverlerle birlikte izleyecek.

UMUT, BAL, YUMURTA VE CENNETİ BEKLERKEN

Ödüllü yönetmen Semih Kaplanoğlu’nun ‘Bal’ filmi ile açılacak olan festivalde, Kaplanoğlu’nun ‘Yumurta’ adlı filmi de gösterilecek.

Türk filmleri kategorisinde Suriyeli sinemaseverlerin izleyeceği filmler arasında Nuri Bilge Ceylan’ın ‘Üç maymun’, ‘İklimler’, ‘Uzak’ ve ‘Mayıs Sıkıntısı’, Derviş Zaim’in ‘Cenneti Beklerken’, Çağan Irmak’ın ‘Babam ve Oğlum’, Yılmaz Erdoğan’ın ‘Neşeli Hayat’, Mehmet Eryılmaz’ın ‘Hazan Mevsimi’ ve Yılmaz Güney’in ‘Umut’ adlı filmleri de yeralıyor.

‘Bal’ filminin oyuncusu Tülin Özen’in de davetli olarak katılacağı film festivalinde, Reha Erdem’in ‘Kosmos’ adlı filmi, İspanya, ABD, Rusya, Fransa gibi ülkelerden katılan 24 film ile büyük ödül için yarışacak.

Festivalde, Türk filmleri kategorisinin yanısıra Roman Polanski, Emir Kusturica gibi ünlü yönetmenlerin filmlerinin sunulacağı özel bölümler de bulunuyor.

Türkiye’den katılımın olmadığı kısa film yarışması dalında ise, dünyanın farklı ülkelerinden 91 kısa film yarışacak.

Film festivali çerçevesinde Şam’a gelecek olan Türk sinemasının meslek örgütlerinin temsilcileri de, Suriyeli sinemacılarla ve meslek örgütleri ile biraraya gelecek.

AA

Popularity: 19% [?]

Kraliçe Elizabeth’in Facebook pişmanlığı

16 Kasım 2010

Facebook’a katılması olay olan İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth’in başı hesabıyla dertte.

Ancak gelen son haberler Kraliçe’nin hayranları kadar sevmeyenleri de olduğunu kanıtlar nitelikte.

İngiliz Kraliyet Ailesi adına açılan hesaptaki paylaşımlar Kraliçe Elizabeth’in onayından geçiyor. Kraliçe’yi dürtmek ya da onu arkadaş olarak eklemek mümkün olmasa da bu tedbirler protestocuları durdurmaya yetmedi.

Kraliyet ailesinin video ve fotoğraf paylaşımlarına yapılan yorumlar, Kraliçe’yi kızdırdı. Özellikle Prens Charles ve Camilla’yı hedef alan hakarete varan yorumlar Kraliçe’nin isteğiyle derhal siliniyor.

Yapılan paylaşımların altına yapılan ”Bu demode ve dolandırıcı kurum bize bir servete mal oluyor,iş bulun , verginizi ödeyin ve üretime katkıda bulunun.” tarzı eleştiriler ise kraliyet ailesini kızdırmış gibi görünüyor.

Zaman

Popularity: 19% [?]

Enkazından dirilen kentin insanları – FOTOGALERİ

16 Kasım 2010

1999 yazının sıcağında, 17 Ağustosta saat 03.02′de merkez üssü Kocaeli’nin Gölcük ilçesi olan ve Anadolu’nun kuzeybatısındaki birçok ilde büyük yıkıma neden olan 7.4 büyüklüğündeki deprem, diğer illeri olduğu gibi Düzce’yi de derinden etkilemiş, birçok bina yıkılmıştı.

O dönem Bolu’nun şirin ilçesi olan Düzce, bu depremin yaralarını Türk milletinin sağduyusuyla aşmaya çalışırken, yaklaşık üç ay sonra 12 Kasım’da bu kez 7.2 büyüklüğündeki depremle sarsıldı. Merkez üssü Düzce olan depremde 763 kişi hayatını kaybetti, Marmara Depremi ile bu sayı toplamda 1100′ü geçti. Her iki depremde 4 bin 948 kişi de yaralandı.

12 Kasımda’ki sarsıntıda 26 bin 704 ağır, 37 bin 825 orta, 40 bin 944 hafif hasarlı yapı tespit edilen Düzce, devletin ve halkın yardımları sayesinde çadır kent görünümüne büründü.

Dönemin hükümeti, depremin üzerinden bir ay geçmeden, 9 Aralık 1999′da aldığı kararla Bolu’nun ilçesi olan Düzce’yi il statüsüne yükseltti. Bu da depremin yaralarının daha hızlı sarılmasını sağladı. Bu yolla bakanlıklar arasındaki koordinasyon daha kolay sağlandı, kısa sürede örgütlenen ve il müdürlüğü haline getirilen yatırımcı kuruluşlar, depremin izlerinin silinmesinde önemli rol oynadı.

Depremde büyük oranda kayıp yaşayan ve nüfusu 50 bine kadar düşen kentin merkez nüfusu bugünlerde 125 bini aşmış durumda.

-12 KASIMDAN SONRA…-

Düzce’de 17 Ağustos depremi ile kurulan çadır kentler, 12 Kasım’dan sonra bu kez yaygın hale gelmişti.

Başta Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere kamu ve özel sektör kuruluşları tarafından ilk anda hemen hemen her mahallede, her geniş alanda çadır kentler oluşturuldu. Yine 17 Ağustos depremi ile inşasına başlanan ve kalıcı konutlara geçinceye kadar depremzedelerin yaşamlarını rahat sürdürmelerini sağlamak amacıyla prefabrike konutların yapımına hız verildi ve sayıları artırıldı.

Depremin hemen erkesi günü başta Kızılay olmak üzere çeşitli kamu kurum ve kuruluşları ile özel bazı kuruluşlar tarafından sıcak yemek verilmeye başlandı. Depremzedelerin giyim ve kuşamları için Lojistik Destek ve Koordinasyon Merkezi aracılığı ile istisnasız tüm depremzedelere her türlü giyecekleri birkaç kez ihtiyaçlarında ötesinde dağıtım yapıldı.

Depremzedelerin kışı sıcak bir ortamda geçirmeleri için katalitik ve elektrikli ısıtıcılar dağıtılıp, tüm kış boyunca her ay 4 tüp verildi. Yine bir yıl boyunca depremde evini kaybeden ve orta hasarlı olanlara aylık ödeme yapıldı. Konutları orta ve az hasarlı olanlara onarım yardımı yapıldı.

-DEPREMİN ÖĞRETTİKLERİ…-

Depremin ardından birkaç ay geçtikten sonra Düzce’de yeniden dirilişin işaretleri verilmeye başlandı. Camiler ve minareleri depreme uygun hale getirildi, prefabrike konutlarda yaşayan vatandaşlar için il merkezinin kuzeydoğusunda, merkeze yaklaşık 6 kilometre uzaklıktaki Nalbantoğlu ve Sallar köyleri arasında 329 hektar alanda 8 bin kalıcı konut inşa edildi.

Büyük felakette, Düzce’de bulunan bütün camilerin ya minareleri yıkıldı ya da hasar gördü. Bu camiler, güçlendirmeler yapılarak ibadete açıldı.

Hasar gören ve yıkılan camilerin yanı sıra yeni ibadete açılanların birçoğunda artık betonarme minare kullanmıyor. Tamamen çelik konstrüksiyonla yapılan minarelerin betonarmeye göre yıkılma riskinin çok az olduğu ifade ediliyor.

Deprem sonrası çeşitli ülkelerden gelen yardımlarla geçici prefabrike evler kuruldu. Bu yapıların 11 yılda tamamen kaldırılması gerekirken, birçok yapı halen maddi durumları yetersiz aileler tarafından kullanılmaya devam ediyor. Bu bölgelerde yaşayan vatandaşlar, depremde kiracı oldukları için o dönemde yapılan kalıcı konutlara yerleştirilememiş ve hak sahibi olamamıştı.

-”VİCDAN AZABI ÇEKMEK İSTEMİYORUZ”-

Düzce Belediye Başkanı İsmail Bayram, AA muhabirine, depremden önce 6 kata kadar olan imar izninin depremden sonra 3′e indirildiğini ve kaçak yapılaşmaya karşı ekip kurduklarını söyledi.

Ne zaman deprem olacağının bilinmeyeceğini ve kaçak yapıların depremde yıkılmasında sorumluluk almak istemediklerini ifade eden Bayram, ”Vicdan azabı çekmek istemiyoruz” dedi.

17 Ağustos ve 12 Kasım depremlerinin ardından deprem kültürünü daha iyi anladıklarına işaret eden Bayram, şöyle devam etti:

”Depremin getirdiği sıkıntıları, oluşturduğu izleri unutmamak gerekir ki, bundan sonra da ona göre hareket edelim. Deprem öncesinde imar izni 6 kattı ve hatta 7-8 kat hazırlıkları vardı. Depremden sonra iki kata indi. İki yıl boyunca da imar izni olmadan devam etti. Geçen dönem mecliste de bir kat artırılarak 3 kata çıktı. Düzce’de imar planlarının yüzde 40′ı eksik, bunları tamamlamaya çalışıyoruz. Bundan sonra binaların yapımında belediye mutlak suretle yapması gerekenleri yerine getirecek. Kaçak yapılar için iki ekip oluşturduk. Şikayet olsun olmasın takip ediyoruz. Şu an Düzce’de kaçak yapı inşası durma noktasına geldi. Tespit edilenler oldu ve gerekli işlemler yapıldı. Bu uygulamamızdan sonra insanlar kaçak yapıya yönelmiyor. Belediyeye gelip izin alıp yapmak istiyorlar. Ekip her zaman takip edecek ve tespit edilenlere gerekli işlemleri yapacak.”

-TEŞVİK YASASI, KENTİN KADERİNİ DEĞİŞTİRDİ-

Felaketleri art arda yaşayan Düzce’nin kaderini değiştiren iki önemli gelişme, il statüsüne kavuşturulması ve 2004′te Yatırım ve İstihdamı Teşvik Yasası kapsamına alınması oldu. Teşvik sonrası kentte 100 fabrika kuruldu, 600 milyon doların üzerinde yatırım gerçekleştirildi ve 15 bine yakın yeni istihdam sağlandı.

Düzce Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Metin Büyük, kentte 11 yıl önce taş üstünde taş kalmadığını hatırlatarak, sanayinin çöktüğünü söyledi.

Kentin imdadına Teşvik Yasasının yetiştiğini ifade eden Büyük, şöyle konuştu:

”Teşvik Yasasının ardından Düzce’ye çok sayıda sanayici geldi. Organize Sanayi Bölgesinde 55 parsel var, 41 fabrikamız üretime geçti. 2 kilometre ileride 2. Organize Sanayi Bölgemiz var. Orası yeni yapılanıyor ve orada daha büyük fabrikalarımız var. 150 milyon dolar yatırım yapan büyük fabrikalarımız var. Teşvik öncesi SSK primi ödeyen 8 bin işçi varken, bugün bu sayı 16 bine çıktı. Düzce bugün orta ölçekli sanayi kenti olmuştur. 2 ay sonra Teşvik Yasasının süresi doluyor. Düzce’nin şaha kalkabilmesi için bu yasanın en azından 1 yıl daha uzatılması, sanayicilere nefes aldıracaktır. İhracatta tıkanan, yatırımlarını durduran sanayiciler bir yıl daha fabrikalarını revize edebilir.”

Popularity: 14% [?]

Gökbakar, sosyetik lokantada fare şoku yaşadı

16 Kasım 2010

Gökbakar yaşadığı olayı şöyle anlattı: “Armutlu’daki ‘Dükkan’ denilen sosyetik etçiye gittik. Tam yemeğe başlamıştık ki, bir de ne göreyim kocaman bir fare. Masaların arasından geçti gitti. Ben garson bayanı çağırdım, ‘Fare geçti şuradan’ dedim. Kız ne dese beğenirsin. ‘Aaa, ne güzel ben çok severim fareleri’ dedi, yerlere attım kendimi. Diğer garson da ‘Kedi’dir o Şahan bey’ dedi. Bir türlü fare olduğuna inandıramadım.”

Cep telefonun ışığıyla tezgahların altına baktıklarını anlatan ünlü komediyen, “Derken kocaman fare yine çıkıp, ızgaraların altına girdi ve tüm müşteriler fareyi gördü” dedi.

Özür dilemek için yüzde 10, ‘fare indirimi’ yaptıklarını belirten Gökbakar, “Kız bir de bunu gülerek söyledi. ‘Size fare indirimi yaptık Şahan Bey, hak ettiniz’ dedi. İnanabiliyor musun rahatlığı. Şaka gibi. İki kişi 187 TL. hesap ödedik, fareli dükkanda” diye konuştu.

“SAÇLARIMI KENDİM KESİYORUM”

Şahan Gökbakar, magazin muhabirlerinin üzerine araba sürdüğü şeklinde çıkan haberleri de yalanladı. Başarılı sanatçı, “Gazetecilerin üzerine araba sürmek gibi bir şey asla yapmam, arabayı zaten ben kullanmıyorum, şoförüm var. Arabanın içinde 5 tane erkeğiz, magazincilerden kaçmamızı gerektirecek bir durum yok. Ortada bir yanlış anlaşılma söz konusu” dedi.

Saçlarını ‘Recep İvedik 4′ filmi için kestirmediğini de sözlerine ekleyen Gökbakar, “Saçımı kendim keserim, berbere gitmem. Rahatlık için saçlarımı kısalttım” şeklinde konuştu.

(Bugün)

Popularity: 15% [?]

Kasketlerin de dili var / VİDEO

16 Kasım 2010

Bozok Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Araştırma Görevlisi Tuğçe Işıkhan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, öğrencileriyle birlikte Anadolu’daki giyim ve kuşama yönelik bir araştırma yaptıklarını belirterek, yaygın olarak kullanılan kasketlerin kendisine özgü bir dilinin olduğunu fark ettiklerini söyledi.

Anadolu’da kasketin halen yaygın olarak kullanıldığının altını çizen Işıkhan, ”Kasketler sahip oldukları köşeleri ile kullanıcıların profillerini de yansıtıyor. 4 köşeli, 6 köşeli, 8 köşeli gibi. Yaşı ilerlemiş, belli bir makam sahibi veya tanınmış kişiler 8 köşeli kasket kullanırken, orta yaşlılar ise daha az köşeli, gençler de spor kasketleri tercih ediyor” dedi.

Yozgat’ta ”ata mesleği” şapka imalatını devam ettirmeye çalışan Kazım Günal ise bir dönem kent merkezindeki 20′ye yakın terzinin sadece kasket imalatı yaptığını hatırlatarak, bugün ise kasket diken ustanın kalmadığını kaydetti.

Terzi olan dedesi Hacı Ahmet Günal’ın ve babası Ethem Günal’ın yıllarca ”Yozgat Kaseti” olarak bilinen 8 köşeli kasket diktiğini anlatarak, ”Artık dedem ve babamdan kalan kasket kalıplarını İstanbul’a gönderip, dikimini yaptırabiliyorum. Daha sonra bana gönderilen kasketlerin diğer işlemlerini de kendim yapıyorum” dedi.

Son yıllarda kaskete olan talebin çok fazla olduğunun altını da çizen Günal, şöyle konuştu:

‘Ben aslında emekli bir insanım. Ama bu meslek babamdan ve dedemden kaldı bana. Artık Yozgat’ta şapka üreten kimse olmayınca ben de bu iş yerini açtım. Eskiden kalma kalıplarımızı İstanbul’da diktirerek, burada satışa hazır hale getiriyorum. Dikimi yapılan kasketleri su dolu kazan içerindeki bir ızgaranın üzerine kalıpla birlikte koyup kaynatıyorum. Bir süre suyun buharında kalan kasketi daha sonra çıkararak şekil verip, ütülüyorum. Eskiden şapka diken çok fazlaydı. Şimdi ise talep var ama imalat yok. Yozgat kasketi 8 köşelidir. 8 köşeli kasketi şimdi yaşlılar tercih ediyor.”

AA

Popularity: 30% [?]

Sitemizi kişi takip ediyor.Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresinizi girin sitemize yeni eklenen içerikten haberiniz olsun...

Sitemize üye olduktan sonra, e-posta adresinize bir onay maili gelecek. O maili onaylamazsanız, üyeliğiniz tamamlanmaz. 

SohbetClub.Net Anket

How Is My Site?

View Results

Loading ... Loading ...