‘ devlet ’ kelimesi ile ilgili yazılar

Rüştü Asyalı’nın sesinden Nazım şiirleri

16 Kasım 2010

Düzenlemesi Nihat Asyalı tarafından yapılan sunumu yöneten, aynı zamanda sesiyle anlam katan Rüştü Asyalı AA muhabirinin sorularını yanıtlarken, Nazım Hikmet’in yazdığı her yapıtın, her gün taze, her gün geçerli olduğunu ifade ederek, ”Nazım’ın modası hiçbir zaman geçmiyor, Her an etkileyici bir düşüncesi vardır. Düşüncelerinin dışında olağanüstü bir şairdir” dedi.

Memleketimden İnsan Manzaraları’nın her sanat dalına ve sanatçıya büyük bir malzeme olduğunu dile getiren Asyalı, duygularını, ”Kim bilir bu eserden kaç ressam tablo çıkarır, kim bilir kaç müzisyen senfoni besteler, kaç heykeltıraş kompozisyon çıkarır. Bütün sanat dallarını sayabiliriz. Bu büyük bir yapıttır. Hatta şairler onun üzerine şiir bile yazabilirler, kendisi şiir olmasına rağmen” sözleriyle ifade etti.

Nihat Asyalı’nın kendi tiyatral yaklaşımına göre yapıttaki ”onbir tablo”yu aradan süzdüğünü anlatan Asyalı, ”Ölene kadar ‘Ben bir Türk şairiyim’ diyen Nazım Hikmet tüm sanat dallarına ve sanatçılarına malzeme veren büyük bir yazardır. Tiyatro da bundan kendine düşen payı almıştır” diye konuştu.

Asyalı, sunumun ortaya çıkış sürecisini ise şöyle anlattı:

”Devlet Tiyatrolarında Nihat Asyalı’nın yazdığı ‘Rab Şeytana Dedi ki’ adlı bir oyunumuz var. Cem İdiz, bu oyunun müziklerini hazırladı. Oyunun prömiyerini kutlarken, Nihat Asyalı’ya ‘Bize ne zaman Memleketimden İnsan Manzaraları’ndan bir düzenleme, kurgu yapacaksın ki ikimiz bunu bir resital şeklinde sunalım’ diye sorduk. Kendisi ‘bakalım’ dedi.

Biz zannetik ki ‘bakalım’ dedi ve geçti. Sonra 1.5 ay sonra bizi aradı, ‘istediğiniz hazır gelin alın’ dedi. Cem’le ben çok şaşırdık ve sevindik. Zaten yıllardır Cem’le böyle bir çalışma yapmak istiyorduk. Daha önce de birlikte birçok çalışma yaptık ama bu uzun soluklu ilk işimiz olacak. Umuyorum bundan sonra da devam edecek.”

-”ÖZELLİKLE GENÇLER ESERİN GERİ KALANINI MERAK ETSİN İSTİYORUZ”-

Nazım Hikmet’in bütün yapıtlarıyla tiyatroya elverişli büyük bir yazar olduğuna işaret eden Asyalı, ”Ben başrejisör olarak şunu söyleyebilirim DT’de Nazım Hikmet’e dair oyunlar, benzeri çalışmalar yıllardır yapılıyor. ‘Ferhat ile Şirin’ kim bilir kaç kez seyirciyle buluştu, büyük bir etki yaratarak, Biz ”onbir tablo”yu yaptık, belki 21 tablo yapan da olur, bu yaklaşıma bağlı bir şeydir. Benzeri çalışmalar hep yapılmakta yapılacaktır” diye konuştu.

Asyalı, yapıtın amacını ise şöyle özetledi:

”Bu eseri resital biçiminde sunuyoruz. Cem, bestesi ve piyanosuyla ”onbir tablo”ya eşlik ediyor. İki bölümde sunuyoruz toplam 1.5 saat sürüyor. Ben hem sunumu yapıyorum, hem de Cem’in bestelerinden Nazım şarkıları var onları söylüyorum. Yeni 4 şarkı çıkıyor ortaya, hiç duyulmamış bu yapıt için bestelenmiş şarkılar bunlar.Asıl amacımız gelen seyircimizin özellikle gençlerin, Memleketimden İnsan Manzaraları’nın bütününü, 500 sayfalık kocaman cildi merak etmelerini sağlamak. ‘Onbir tablo’ bu peki gerisi ne diye merak ederlerse bu sunuş da Devlet Tiyatroları da Nazım konusunda, Türk edebiyatı konusunda amacına ulaşmış demektir.

Türk edebiyatının birçok büyük eseri Devlet Tiyatrolarında sahne bulmuştur. Bu açıdan üzerimize düşen görevi yapmaya çabalıyoruz. Ben de bu uğraş içinde bulunan sanatçılardan biri olarak gururlanıyorum. Bu 60 yıldır böyle. 60. yılımız sürüyor bu kapsamda sunumumuz dünya prömiyeri yapacak. Nazım, uçsuz bucaksız büyük bir kaynak, dev yapıtların buluştuğu bir büyük dağarcık, bitmez tükenmez. Seyircilerimiz merak etsinler, özellikle bütünü alıp okusunlar, Nazım Hikmeti’i anlamaya çalışsınlar.”

Nihat Asyalı’nın düzenlediği, Rüştü Asyalı’nın yönettiği 2 perdelik ‘Nazım Hikmet’in Memleketimden İnsan Manzaraları’ndan Onbir Tablo adlı sunum, 18 Kasımda Akün Sahnesi’nde dünya prömiyeri yapacak.

Müziği Cem İdiz’e ait sunumda, dekoru Hakan Dündar hazırladı. Işık tasarımını Ersen Tunççekiç’in üstlendiği sunumda Füruzan Tercan dramaturg, Berin Ötenel yönetmen yardımcısı, Batuhan Yalçın da reji asistanı olarak görev yaptı.

AA

Popularity: 100% [?]

Can Gürzap: Bırakmayı düşünmüyoruml

16 Kasım 2010

Senem Yazıcı‘nın haberi

Başrolünü Nurseli İdiz ile paylaştıkları ”Evliliğe Gelince” adlı oyun için İzmir’e gelen Gürzap, AA muhabirine yaptığı açıklamada, özel tiyatroların ayakta kalmalarının giderek zorlaştığını ifade etti ve ”Tiyatro giderek ciddi ölçüde kan kaybediyor, kaybedilen kan da seyircidir” dedi.

Gürzap, seçim dönemleri, kandiller, maç günleri dahil, eskiden seyirci sayısını etkilemeyen pek çok şeyin, artık seyirci sayısını etkilediğini, en çok da bilet fiyatlarının ”özel tiyatroyla seyircisi arasına girdiğini” belirterek, tiyatroların altın dönemini yaşadığı yıllarda özel tiyatro biletlerinin, Devlet Tiyatroları biletlerinin iki katı pahalı olmasına karşın, bugün makasın 5 kata kadar yükseldiğini, bu durumun da orta gelir grubuna dahil tiyatro izleyicisini, gitmek istemesine karşın tiyatrodan uzak tuttuğunu kaydetti.

Tiyatro salonlarının yüksek kiralar istediğini ve yeterli sayıda salon bulunmadığını da ifade eden Gürzap, şöyle konuştu:

”Genç tiyatrolar, tiyatrocular, yeni ve güzel işler var elbette, ama büyük bir aşkla, karın tokluğuna, tiyatro aşkına yapılıyor. Salonlarda değil, kafelerde oynuyor çocuklar. Bırakmayı düşünmüyor değilim. Yaptığınız işin karşılığını alamayınca ne kadar süre uğraşacaksınız, sonuçta ben de Don Kişot değilim. 40 yıldır bu işi yapıyorum, yıllardır yazıyorum, çeviriyorum, oynuyorum, ama bir yere kadar. Tiyatro öyle bir aşk ki, onsuz yaşamak zor. Yoksa ben de dizimi çekerim, dersimi veririm.”

Sanatın bir lüks olarak algılanmaması gerektiğine de işaret den Gürzap, 2. Dünya Savaşı sonrasında Almanya’da önce opera, tiyatro ve konser binalarının ayağa kaldırıldığını hatırlatarak, sanatın, kişinin olaylar karşısında, yaşam içinde doğru yorum yapabilmesini sağladığını, bunun da bireyin ve toplumun gelişmesi için kaçınılmaz olduğunu söyledi.

Özel tiyatrolara desteğin, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın belirttiği gibi satılan bilet üzerinden olması gerektiğini, bu teşvik sisteminin en kısa zamanda hayata geçmesini beklediklerini ifade eden Gürzap, satılan bilete göre desteğin adil bir uygulama olduğunu belirterek, ”Bilet, başarı kriteridir, başarı seyircidir” dedi.

Gürzap, her gün başka bir etkinlik ve festivale ev sahipliği yapan İstanbul’da, tiyatro salonu sayısının azlığından da yakınarak, devletin özellikle kent merkezi olarak kabul edilen alanlara tiyatro salonu yapmasını istediklerini belirtti.

-”TELEVİZYON MÜTHİŞ BİR ŞEY”-

Gürzap, TV dizilerinde rol almanın, oyuncunun çok geniş kitlelere ulaşmasını sağladığını, televizyonda basmakalıp işlerin yanında çok başarılı dizilerin de olduğunu belirterek, ”Televizyon müthiş bir şey, kültür kutusu, istediğin herşeyi bulabiliyorsun” dedi.

Televizyon kanallarında yer alan bazı dizilerin çok başarılı senaryoları olmasına, çok sayıda senaristin çalışmasına karşın, tiyatroda çok büyük çoğunlukla yabancı yazarların oyunlarının oynanmasının nedenlerinin sorulması üzerine, Gürzap, şöyle konuştu:

”Sorunun yanıtı, sorunun içinde. Nedeni televizyon. Bu kadar çok dizi olmasaydı, belki bu yazarların büyük bölümü tiyatroya yönelecekti. Şimdi iyi kazanıyorlar, yaptıkları iş milyonlara ulaşıyor, tanınıyorlar, televizyonu tercih etmelerini anlamak zor değil. Geriye eserler kalsın, kalıcı olsun diye tiyatro oyunu yazmak isteyenler de olabilir, ama çok sık olmuyor işte. Mesela bir Haldun Taner, eserleri ortada. Belki Haldun Taner yaşıyor olsaydı, o da bugün televizyona iş yapıyor olacaktı.”

”Kurtlar Vadisi” dizisindeki ”Davut Tataroğlu” rolünden çok memnun olduğunu ifade eden Gürzap, ”Vadi’deki rolümden, ortamdan, ekipten çok memnunum, devam etmek isterim tabii ki ama, bizim dizi malum, ne zaman ölürüm bilemiyorum?” diye konuştu.

Bazı dizilerin çocukları olumsuz etkilediğine yönelik eleştirileri haklı bulmadığını söyleyen Gürzap, ”Dizilerin çocukları olumsuz etkilediğini söylüyorlar, demokrasi tam da budur,seyretme o zaman. O saatte çocukların televizyon karşısında ne işi var?” dedi.

Kariyerinde canlandırmak istediği rollerin hemen hepsini oynama fırsatı bulduğunu, yapmak istediklerini yaptığını belirten Gürzap, ”Ben mesleki açıdan mutlu bir adamım” diye konuştu.

(aa)

Popularity: 88% [?]

Devlet Tiyatroları’nın bayram mesaisi

16 Kasım 2010

DT’den yapılan yazılı açıklamaya göre, Ankara Devlet Tiyatrosu, Akün Sahnesi‘nde, ”Nazım Hikmet’in ‘Memleketimden İnsan Manzaraları’ndan Onbir Tablo” adlı oyununa, 18 Kasımda dünya prömiyeri yapacak. Oyun, 19 ve 20 Kasımda da izlenebilecek. ”Genç Osman”, Büyük Tiyatro’da, 19 ve 21 Kasımda seyirciyle buluşacak.

Çayyolu Cüneyt Gökçer Sahnesi‘nde, Brita Kutchmy’nin yazdığı, Çağman Pala’nın Türkçe’ye çevirdiği, Işıl Kasapoğlu;nun yönetmenliğini yaptığı her yaşta çocuğa yönelik ”Narnia Günlükleri”, 21 Kasım Pazar günü sahnelenecek.

Aynı sahnede, İbrahim Balaban’ın yazdığı, Haldun Çubukçu’nun uyarladığı, Ayşe Emel Mesci’nin yönettiği ”Şair Baba ve Damdakiler” adlı oyuna, 17 Kasım Çarşamba günü dünya prömiyeri yapılacak. Oyun, 18-26 Kasım tarihleri arasında da temsil verecek.

Şinasi Sahnesi‘nde, Paola Levi’nin yazdığı, Tarık Leventoğlu’nun dilimize çevirdiği Aclan Büyüktürkoğlu’nun yönettiği ”Trafik Cezası”, 17–20 Kasım tarihlerinde seyircinin karşısında olacak. Mehmet Akay’ın yazıp, yönettiği ”Büyümek İstiyorum” adlı çocuk oyunu ise 21 Kasım pazar günü izlenebilecek.

Küçük Tiyatro‘da ”Soğuk Bir Berlin Gecesi”, 17-20 Kasım’da sahnelenecek. Oyunu yazan ve yöneten Barış Eren. Aynı sahnede, ”Keloğlan Keleşoğlan” adlı çocuk oyunu 21 Kasım pazar günü küçük izleyicilerle buluşacak.

Altındağ Tiyatrosu‘nda, Yıldırım Keskin’in yazdığı, Ali Hürol’un yönettiği ”İçlerinden Hangisi”, 17-21 Kasım tarihlerinde sahnelenecek.

İrfan Şahinbaş Atölye Sahnesi‘nde, Hasan Erkek’in yazdığı, Rasim Aşı’nın yönettiği çocuk oyunu ”Boğaçhan”, 19 Kasım’da izlenebilecek. Yakub Kadri Karaosmanoğlu’nun yazdığı, Berkun Oya’nın uyarladığı, Bengisu Doğruer’in yönettiği ”Yaban”, 17, 18, 20 Kasımda aynı sahnede temsil verecek.

Stüdyo Sahne‘de ”Üç Yönetmen Üç Oyun” 19, 21 Kasım tarihlerinde seyirciyle buluşacak. Ethan Coen’in yazdığı, Deniz Ünsal’ın dilimize çevirdiği, Bahar Kerimoğlu’nun yönettiği, koreografisini Gizem Erden’in yaptığı ”Bekleyiş”, Max Frisch’nin yazdığı, Hasan Kuruyazıcı’nın dilimize çevirdiği, Doğu Yaşar Akal’ın yönetmenliğini yaptığı, ”Phılıpp Hotz’un Büyük Öfkesi”, Tankred Dorst’un yazdığı, Behçet Necatigil’in dilimize çevirdiği, Merve Taşkan’ın yönettiği ”Dönemeç” izlenebilecek.

Oda Tiyatrosu‘nda, ”Sinek Kadar Kocam Olsun Başımda Bulunsun” adlı oyun ise 17-20 Kasım’da sahnelenecek.

-İSTANBUL DEVLET TİYATROSU-

Cevahir Salon 1‘de, Aziz Nesin’in yazdığı, Yücel Erten’in uyarlayıp, yönettiği ”Ne Dersin Azizim?” 17–21 Kasım tarihlerinde, Cevahir Salon 2′de Kubilay Tunçer’in yazıp yönettiği ;in yazıp yönettiği çocuk oyunu ”Herkes Sihirbaz Olacak” 21 Kasım Pazar günü sahnelenecek. Sarah Ruhl’un yazdığı, Z. İrem Aydın’ın çevirdiği, Kubilay Karslıoğlu’nun yönettiği ”Temiz Ev” aynı sahnede 17–20 Kasım tarihleri arasında görülebilecek.

Üsküdar Stüdyo Sahne‘de, Charles Battle’nın yazdığı, Zerrin Yanıkkaya’nın çevirdiği, Mehmet Birkiye’nin yönettiği ”Baştan Çıkarma”, 17–21 Kasım tarihleri arasında temsil verecek.

Küçük Sahne‘de, 17-21 Kasım tarihlerinde Duşan Kovacevic’in yazdığı, Başar Savuncu ve Bilge Emin’in çevirdiği, Işıl Kasapoğlu’nun yönettiği ”Profesyonel” izlenebilecek.

Küçük Çekmece DT Sahnesi‘nde, Mahmut Gökgöz’ün yazdığı ve yönettiği ”Pir Sultan Abdal”, 18–21 Kasım tarihleri arasında da sanatseverlerce izlenebilecek.

Ahmet Mithat Efendi Kültür Merkezi Feridun Karakaya Sahnesi‘nde, Robin Hawdon’un yazdığı, Özcan Özer’in çevirdiği, Mutlu Güney’in yönettiği ”Karanlık İşler” 19 – 21 Kasım tarihlerinde sahnelenecek.

-İZMİR DEVLET TİYATROSU-

Konak Sahnesi‘nde, 17-21 Kasım tarihleri arasında Murathan Mungan’ın yazdığı, Tayfun Erarslan’ın yönettiği ”Bir Garip Orhan Veli” izlenebilecek.

Karşıyaka Ragıp Haykır Sahnesi‘nde Orhan Asena’nın yazdığı, Mehmet Ege’nin yönettiği ”Şili’de Av”, 18–21 Kasım tarihleri arasında sahnelenecek.

Karşıyaka Oda Tiyatrosu‘nda, Cuma Boynukara’nın yazdığı, Alev Kerimoğlu’nun yönettiği ”Yoksun”, 17 Kasım Çarşamba günü, Konak Melek Ökte Sahnesi’nde David Tristram’ın yazdığı, Sinan Gürtunca’nın çevirdiği, Sinan Pekinton’un yönettiği ”Henry Ve Alice’in Gizli Yaşamı” 19, 20 Kasım tarihleri arasında beğeniye sunulacak.

-DİĞER BÖLGE TİYATROLARI-

Bursa AVP Sahnesi‘nde, Reşat Nuri Güntekin’in yazdığı, Turgut Özakman’ın uyarladığı, Mustafa Kurt’un yönettiği ”Sarıpınar 1914”, 17–20 Kasım tarihleri arasında, Oda Tiyatrosu’nda, Erdi Mamikoğlu’nun yazdığı, Taner Turan’ın yönettiği ”Hiç Kimsenin Öyküsü” adlı oyun, 18, 19, 20 Kasım tarihlerinde sanatseverlerle buluşacak.

Adana Hacı Ömer Sabancı Kültür Merkezi Sahnesi‘nde, Özen Rodop’un yazdığı, Boğaçhan Sözmen’in yönettiği çocuk oyunu ”Papağan Kaçtı”, 17 Kasım’da sahnelenecek. Fuaye Sahnesi’nde 17 Kasımda prömiyer yapacak olan Tuncer Cücenoğlu’nun yazdığı, Hakan Boyav’ın yönettiği ”Matruşka” 18–20 Kasım tarihleri arasında seyirciyle buluşacak.

Trabzon Atapark Haluk Ongan Sahnesi‘nde, Uğur Saatçi’nin yazdığı, Barış Erdenk’in yönettiği ”İstibdat Kumpanyası” 18-20 Kasım tarihleri arasında tiyatroseverlerin beğenisine sunulacak.

Diyarbakır Orhan Asena Sahnesi‘nde, Habib Bektaş’ın yazdığı, Özlem Gür’ün yönettiği çocuk oyunu ”Titil İle Bibil” 21 Kasım tarihinde, Cevat Fehmi Başkut’un yazdığı, Levent Suner’in yönettiği ”Hacıyatmaz”, 18–20 Kasım tarihleri arasında izlenebilecek.

Antalya Haşim İşçan Kültür Merkezi DT Sahnesi Küçük Salon‘da, Barbara Schottenfeld’in yazdığı, Sevgi Sanlı’nın çevirdiği, Y. Murat Sarı’nın yönettiği ”Yedi Kadın” 19, 20 Kasım tarihlerinde sahnelenecek. Brian Way’ın yazdığı, Servet Aybar’ın çevirdiği, Ahmet Avkıran’ın yönettiği çocuk oyunu ”Pinokyo”, 21 Kasım’da küçük sanatseverlerce izlenebilecek.

Erzurum’da, Andersen’den Aylin Çalap’ın uyarladığı, Ebru Kara’nın yönettiği çocuk oyunu ”Deniz Kızı” 21 Kasım Pazar günü, Haluk Işık’ın yazdığı, M. Doğan Yağcı’nın yönettiği İzmir Devlet Tiyatrosu yapımı ”Yollarda” 18-20 Kasım tarihleri arasında temsil verecek.

Konya‘da, Zeki Yorulmaz’ın yazdığı, A. Volkan Çetinkaya’nın yönettiği çocuk oyunu ”Orkestra”, 19, 20 Kasım tarihlerinde küçük sanatseverlerce izlenebilecek.

Van, Kültür Merkezi Sahnesi’nde, Necmettin Tetik’in yazdığı, İpek Gezener’in yönettiği çocuk oyunu ”Küçük Korsan”, 17, 21 Kasım tarihlerinde F. Garcialorca yazdığı, Tahsin Saraç ve Yücel Yıldırım’ın çevirdiği, İpek Atagün Gezener’in yönettiği ”Kanlı Düğün”, 18-20 Kasım tarihleri arasında sahnelenecek.

(aa)

Popularity: 65% [?]

O örtü için 70 kişi göz nuru döküyor

16 Kasım 2010

 Türk basın mensuplarına kapılarına açan örtü atölyesinde erkek sanatkarlar büyük bir sabır ve titizlikle çalışıyor. Yemen Meliki Himyer tarafından cahiliye döneminden beri Kabe’ye örtü konuluyor. Önce Mısır ve Hindistan’da dokunan Kabe örtüsü Suud Hükümeti tarafından Mekke’deki özel atölyede hazırlatılıyor. Otomatik makinalarda önce pamuktan örtünün altına konulan ince bir astar dokunuyor. Daha sonra siyah renkli kendinden Allah lafzı bulunan desenleri ile ana örtü dokunuyor. Altın ile kaplanmış tellerle ayet-i kerimeler dokunuyor. Telkari ustalığını büyük bir titizlikle uygulayan ustalar, önümüzdeki yılın örtüsünü dokumaya başladı.

Kurban Bayramı’nın birinci günü sabah namazından sonra değiştirilmeye başlanan örtü, 16 parça halinde imal edilerek Kabe-i Muazzama’ya getiriliyor. Daha sonra eskisi altta kalacak şekilde 4 parça halinde 40 dakikalık bir çalışma ile örtü değiştiriliyor. Eski örtü ise kral tarafından çeşitli vesilelerle kutsal topraklara gelen devlet adamlarına parçalar halinde hediye ediliyor.

Mekke’deki atölyede aynı zamanda Kabe’nin anahtarının saklandığı özel kılıflar da dokunuyor. Kabe’nin anahtarı Beni Şeybe kabilesine özel kılıfında teslim ediliyor. Kabe’nin iç mekanına da 3 yılda bir yeşil-beyaz Allah lafızları işlenmiş özel bir örtü konuluyor.

İHA

Popularity: 31% [?]

Dünya yıldızlarına Şeb-i Aruz’a gel daveti

16 Kasım 2010

Rıfat Yerlikaya’nın haberi

Konya’da 7-17 Aralık tarihleri arasında gerçekleştirilecek Mevlana’nın 737. Vuslat Yıl Dönümü törenlerinin hazırlıkları devam ediyor.

Bu yıl 11 günde 16 sema programının gerçekleştirileceği törenlere az bir zaman kala Konya Büyükşehir Belediyesi de törenlere katılmaları için dünyaca ünlü sporcu, aktör ve şarkıcıya davetiyeler göndermeye başladı.

Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Konya’nın bir sevgi ve hoşgörü şehri olduğunu söyledi.

Bunu da Hz. Mevlana’nın çağları aşan evrensel anlayışına borçlu olduklarını ifade eden Akyürek, ”Şehrimizde her yıl Aralık ayında yapılan törenlerde binlerce yerli ve yabancı misafiri ağırlıyoruz. Onlara, Mevlana ikliminde yetişmiş insanların misafirperverliğini en güzel şekilde gösteriyoruz” dedi.

ROBERT DE NİRO VE JULİETTE BİNOCHE’YE ”GEL” ÇAĞRISI…

Akyürek, Şeb-i Arus törenlerinin, içeriği, katılımcı sayısı ve verdiği mesaj bakımından şu anda dünyanın en önemli kültür etkinliği konumunda olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:

”Bu törenler giderek daha çok dünya çapına yayılıyor. Sevgi, barış ve kardeşliğe her zamankinden fazla ihtiyaç duyulan bugünün dünyasında daha çok kabul görüyor. Biz de bu konuda şehir olarak gereken tanıtım çalışmalarını yerine getiriyoruz. Bu yıl Aralık ayında yapılacak törenlere de geçmiş yıllarda olduğu gibi bu yıl da yine birçok yerli ve yabancı devlet adamı, dini lider, büyükelçi ve sanatçı katılacak. Törenler için Amerikalı ünlü aktör Robert De Niro, ünlü aktör Will Smith, ünlü Fransız düşünür Roger Garaudy, dünyaca ünlü basketbolcu Shaquille O’Neal, İngiltere’nin eski Başbakanı Tony Blair’in eşi Cherie Blair’in Müslüman olan kız kardeşi Lauren Booth, Yusuf İslam, Zinadine Zidane, Fransız sinamasının ünlü oyuncularından, en iyi kadın oyuncu ödülünü ”Certified Copy” filmindeki rolüyle alan Juliette Binoche, Hillary Clinton, futbolcular Nicolas Anelka, Zinedine Zidane ve Frank Ribery davetiye gönderildi.”

Akyürek, törenlerin, Hazreti Mevlana’nın yüzyıllar öncesinden ortaya koyduğu evrensel barış ve hoşgörü anlayışının tüm dünyada yayılmasına, acıların, savaşların ve ayrımcılıkların sona ermesine vesile olmasını diledi.

AA

Popularity: 20% [?]

Ödüllü Rus yazar boşanmak için servet istedi

16 Kasım 2010

Antalya’da 5 yıl önce evlendiği işadamı Hüseyin Ekseli’nin kendisini aldattığını ve şiddet uyguladığını iddia ederek boşanma davası açan ve 1 milyon lira tazminat isteyen ödüllü Rus yazar 31 yaşındaki Anna Nikolskaya, duruşma için Sibirya’dan Kemer’e geldi.

2 yaşındaki kızı Alissa ve Avukatı Şebnem Ülk ile geçen cuma günü Kemer Adliyesi’ne giden Anna Nikolskaya, duruşmanın görüldüğü Asliye Hukuk Mahkemesi’nde hakim değişikliği olduğu ve yeni gelen hakim dosyayı okumadığı için duruşmanın bir kez daha ertelenmesi üzerine üzüntü yaşadı. Binlerce kilometreyi boşanabilme umuduyla geldiğini belirten Anna Nikolskaya, “Hüseyin’i çok sevmiştim ama onun şiddet eğilimi ve evliliğimiz süresince uyguladığı şiddet beni kendisinden uzaklaştırdı. Benimle evliyken ve onun çocuğuna hamileyken beni bırakıp başka bir kadından çocuk yapması, beni çok incitti. Bu konuda Türk mahkemelerine güveniyorum. Çocuğumun babasının göstermesi gereken hassasiyeti onların bana göstermesini umuyorum” dedi.

2 yıldan bu yana boşanabilmek için çabaladığını dile getiren Anna Nikolskaya, “Hem Rus hem Türkler evlenmek için acele ediyor. Tarafların birbirlerini yeterince tanımadan yaptıkları bu evlilikler tıpkı benimki gibi oldukça kısa sürüyor” dedi. Nikolskaya, duruşmanın 23 Aralık tarihine ertelendiğini söyledi.

İNGİLTERE’DE YENİ YAŞAM

Anna Nikolskaya, bundan sonraki yaşamını İngiltere’de sürdüreceğini belirterek, “Geçen günlerde edebiyat dalında bir ödül daha kazandım. Eşimden boşanır boşanmaz bundan sonraki yaşamımı ve mesleki kariyerimi İngiltere’de sürdürmeyi düşünüyorum. İngiliz edebiyatı ile Rus edebiyatını birleştirmeyi düşünüyorum” diye konuştu.

ÖDÜLLÜ YAZAR

2007 yılı Tolstoy Uluslararası Edebiyat Ödülü’nü dönemin Rusya Devlet Başkanı Viladimir Putin’in elinden alan Anna Nikolskaya, 2005 yılında internetten tanıştığı ve Kemer’de bir gıda firmasının sahibi Hüseyin Ekseli ile evlenmişti. Anna Nikolskaya iki yıl sonra hamile olduğunu öğrendiği günlerde şiddetli geçimsizlik yüzünden ailesinin yaşadığı Rusya’nın Sibirya bölgesindeki Barnaul kentine dönmüş ve kız bebek dünyaya getirmişti.

Milliyet

Popularity: 15% [?]

Bakan Yılmaz: Gelecekte YÖK tartışılacak

16 Kasım 2010

Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz, gelecek dönemde tartışılacak meselelerden birinin Yükseköğretim Kurulunun (YÖK) durumu olduğunu belirterek, ”YÖK’ün yapısı, işleyişi, nasıl daha etkili, nasıl daha verimli olabileceği, nasıl daha fazla demokratik hala gelebileceği tartışılması gereken hususlardır. Yeni anayasa çalışmaları da bu anlamda bence bir fırsat. Her açıdan daha özerk bir üniversite modeli, hepimizin arzu etmesi, tartışması ve sağlam zeminlere oturtması gereken bir hedeftir” dedi.

Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) Toplantısı, Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz, YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan’ın katılımıyla Gaziantep Üniversitesi Rektörü ve Kurul Başkanı Prof. Dr. Yavuz Coşkun’un başkanlığında Hacettepe Üniversitesinde başladı.

Devlet Bakanı Yılmaz, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, ÜAK’ın yükseköğretim sisteminin gündemini oluşturan konuların masaya yatırıldığı, tartışıldığı, çeşitli önerilerin geliştirildiği önemli bir organ olduğunu söyledi.

Bu platformun herkes tarafından iyi değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Yılmaz, Devlet Planlama Teşkilatından (DPT) ve bölgesel gelişme konularından sorumlu bakan olarak değerlendirme yapacağını belirtti.

Yılmaz, bilgi toplumuna geçişin yaşandığı bir dünyayla karşı karşıya olunduğunu kaydeden Bakan Yılmaz,  küreselleşme ve rekabet sürecinde bilginin öneminin daha da arttığını söyledi.

Ekonomik büyüme için rekabetin ve verimliliğin artırılması gerektiğini ifade eden Yılmaz, bu ortamda sadece üretim yapılmasının yetmediğini, üretimin bilgisinin ve teknolojisinin de üretilmesi gerektiğini kaydetti.

Yılmaz, bilgi toplumunda insan unsurunun ön plana çıktığını, geçmişte sermaye, toprak gibi unsurlar altı çizilirken bugünkü dünyada en büyük üretim faktörünün bilgi ve nitelikli insan olduğunu ifade etti.

Bu konuda üniversitelerin, eğitim kurumlarının önemli olduğunu belirten Yılmaz, nitelikli insan gücünün yetiştirilmesinde üniversitelerin ön planda bulunduğuna işaret etti.

”ÜNİVERSİTE SAYISI VE KONTENJANLAR ARTTI”

Türkiye’de üniversite sayısında ciddi artış olduğunu belirten Yılmaz, şöyle konuştu:

”Hem üniversite sayısında hem de kontenjanlarda artış oldu. 2006-2010 döneminde 49 devlet üniversitesi, 25 vakıf üniversitesi kuruldu. Böylece 102′si devlet ve 51′i vakıf olmak üzere üniversite sayımız 153′e ulaştı. Örgün öğrenci kontenjanımız 300 bin iken yüzde 125 artarak bu yıl 672 bine çıktı. Bu tam bir sıçrama. Dokuzuncu Yedi Yıllık Kalkınma Planı’nda yüzde 33 örgün yükseköğretim okullaşma oranı, yüzde 48 toplam yükseköğretim okullaşma oranı hedefi koymuştuk. Bu planı bu yıl itibariyle aşmış durumdayız. Bugün örgün yükseköğretim okullaşma oranı yüzde 35.6′ya ulaşmış durumda ve toplam yükseköğretim okullaşma oranı da yüzde 67′e çıkmış durumdadır.”

Yükselişle birlikte bu alandaki yatırımların da artırılması ihtiyacının doğduğunu ifade eden Yılmaz, özellikle yeni kurulan üniversitelerde fiziki mekan, kampüs oluşturma, personel, araç-gereç gibi çeşitli ihtiyaçlar olduğunu söyledi. Yılmaz, daha köklü ve daha eski üniversitelerde de kontenjan artışına paralel olarak ihtiyaç ortaya çıktığını belirtti.

”YATIRIM ÖDENEKLERİNDE YÜZDE 63 REEL ARTIŞ GÖRÜLÜYOR”

Yükseköğretimin kaynak ihtiyacının da ciddi oranda yükseldiğine dikkati çeken Yılmaz, ”2011 yılında yatırım ödeneklerinde yüzde 63 reel artış görülüyor. Üniversitelere tahsis ettiğimiz yatırım amaçlı ödenek 2011 yılı itibariyle 2.4 milyar liraya ulaşmış olacak. Toplam bütçeden yatırım ve diğer harcamalara tahsisatımız 11.5 milyar lira” diye konuştu.

Yılmaz, üniversitelerin sadece kontenjan artıran ve öğrenci yetiştiren alanlar olmadığını, akademik çalışmaların ve ar-ge yatırımlarının yapıldığı yerler olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:

”Ar-ge konusunda da çok önemli atılım yapıldı. Burada çok çarpıcı bir yükseliş görüyorum. Ar-ge ve yenilikçi faaliyetlerinin desteklenmesine yönelik tahsis ettiğimiz kamu kaynakları 2003 yılında sadece 238 milyon liraydı. 2010 yılına geldiğinde bu rakam 1.5 milyar TL’ye ulaştı. Altı katından daha fazla artış var, bu muazzam bir artış ve sıçramadır. Küresel ortamda krizler ülkelerde baş gösterdiğinde, birçok ülkede hemen ilk kesilen harcama kalemlerinden biri maalesef ar-ge olmaktadır. Biz bunu yapmadık. Ar-ge’ye kamu yatırımları 2009′da bir önceki yıla göre yüzde 33 arttı. 2010 yılında ise yüzde 15 oranında artış oldu. Bu da hükümetimizin ar-ge’ye verdiğini önemin göstergesi. Kriz döneminde bile bunu kısmadık. 2002-2007 dönemi için ar-ge harcamalarında Türkiye, Çin’den sonra dünyada ikinci sırada. Araştırmacı sayısındaki artış hızı açısından da Meksika’dan sonra dünyada ikinci durumdayız. Bunlar sevindirici ve önemli istatistikler.”

DPT Müsteşarlığının altyapı anlamında önemli yatırım tahsisleri yaptığını bildiren Devlet Bakanı Yılmaz, ”İlk defa bu dönemde vakıf üniversitelerine de destek sağlandı. Bilkent’teki nanoteknoloji merkezi buna örnektir” dedi.

Yılmaz, üniversitelerin de bu kaynakları iyi kullanabilecek kapasiteye sahip olması gerektiğini belirtti.

Daha fazla fikir üretilmesi, daha yenilikçi olunması gerektiğini kaydeden Bakan Yılmaz, yerel ve ekonomik kalkınmada üniversitelerin çok stratejik kurumlar olduğunu düşündüklerini ifade etti.

Yılmaz, şöyle devam etti:

”Dolayısıyla önümüzdeki dönemde sizlerle birlikte, toplum olarak bu meseleyi daha fazla tartışmalıyız diye düşünüyorum. Tartışacağımız en önemli meselelerden biri YÖK’tür. YÖK’ün yapısı, işleyişi, nasıl daha etkili, nasıl daha verimli olabileceği, nasıl daha fazla demokratik hala gelebileceği, önümüzdeki dönemde tartışılması gereken hususlardır. Yeni anayasa çalışmaları da bu anlamda bence bir fırsat. YÖK’ün yeniden yapılanması bakımından, 21. yüzyılda üniversite sistemimizin hak ettiği şekilde yeniden yapılanması elbette son derece önemli. Her açıdan daha özerk bir üniversite modeli, hepimizin arzu etmesi, tartışması ve sağlam zeminlere oturtması gereken bir hedeftir.”

Üniversitelerin özerklikle birlikte daha fazla kaynak üretmesini arzu ettiklerini belirten Yılmaz, ”Daha fazla özerk olmak aynı zamanda mali özerkliği de içeriyor. Bu nedenle üniversitelerimizin daha fazla kaynak üretmesi gerekiyor. Bu, bizim kaynak aktarmayacağımız anlamında değil. Mutlaka, bütçemizden, vergi gelirlerimizden üniversitelerimize kaynak tahsis edeceğiz” diye konuştu.

Bakan Yılmaz, bunların üniversitelerin hak ettiği yere gelebilmesi için yeterli olmadığını, üniversitelerin daha fazla kaynak ve finansman üretmesi gerektiğini söyledi.

Yeni açılan üniversitelerin daha fazla kaynak talebinde bulunabileceklerini, diğer üniversitelerin çeşitli faktörlerle kaynak yaratabileceklerine inancının tam olduğunu kaydetti.

Yılmaz, ”2009 yılında üniversite gelirlerinin yaklaşık yüzde 55′i hazine yardımıyla gerçekleşmiş, yüzde 33′ü döner sermaye geliri, yüzde 12′si de özel gelirlerden oluşmuş. Hastanelerin döner sermayelerini dışarıda tuttuğumuzda üniversitelerin tamamının genel bütçe kaynaklarına bağlı olduğunu görüyoruz” dedi.

Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz, ”Birbirinin kopyası olan çok sayıda üniversite, herhalde üniversite sistemimizin geleceği açısından çok da anlamlı bir durum değildir. Mutlaka, üniversitelerimizin ihtisaslaşması, farklılaşması gerekiyor” dedi.

Yılmaz, Hacettepe Üniversitesinde yapılan Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) toplantısının açılışında yaptığı konuşmada, önümüzdeki dönemde dönemde tartışılması gereken konulardan birinin de eğitim müfredatı olduğunu söyledi.

Eğitim müfredatının herkes tarafından tartışılması gereken bir konu olduğunu ifade eden Yılmaz, gerek yerel ve bölgesel gerekse ulusal kalkınmada önem verdikleri işlerden birinin teorik ve uygulamalı eğitim müfredatının dinamik bir şekilde geliştirilmesi olduğunu belirtti.

Hızlı değişen dünyada bir müfredat belirlenmesinin ve uzun süre aynı müfredatla devam edilmesinin çok sağlıklı bir yaklaşım olmadığını vurgulayan Yılmaz, ”Dolayısıyla müfredatın toplumun, ekonominin, iş gücü piyasasının ihtiyaçları dikkate alınarak ve Avrupa Birliği pazarları incelenerek yenilenmesi ve 21. yüzyılın ihtiyaçlarına göre belirlenmesi gerekir” diye konuştu.

Diğer bir hususun da ”farklılaşma” olduğunu belirten Cevdet Yılmaz, şöyle devam etti:

”Özellikle mekansal ve bölgesel düzeyde üniversitelerimizin farklılaşması, alanları itibarıyla farklılaşması son derece önemli.

Birbirinin kopyası olan çok sayıda üniversite herhalde üniversite sistemimizin geleceği açısından çok da anlamlı bir durum değildir. Mutlaka, üniversitelerimizin ihtisaslaşması, farklılaşması gerekiyor. Farklı alanlarda ön plana çıkan, uzmanlaşan üniversitelerimizin olması gerekiyor.

Hiçbirimiz, bu alanda tek tip üniversitelerden yana değiliz.”

Yılmaz, burada yerel özelliklerin önemli olduğunu düşündüğünü dile getiren Yılmaz, mutlaka üniversitelerin gelişim planları ile bölgelerin gelişim planları arasında bir ilişki kurulması, bölgenin aktörlerinin dikkate alınması gerektiğini söyledi.

”ÜNİVERSİTELERİMİZ BELKİ ÖĞRENCİ ARAMAYA BAŞLAYACAK”

Üniversiteye erişimin büyük oranda halledildiğini ifade eden Yılmaz, ”Türkiye, artık sayı ve kontenjan itibarıyla yükseköğretime erişim problemini önemli oranda çözmüş durumda” dedi.

Üniversite kontenjan sayısının liseden mezun olan öğrenci sayısını geçtiğine dikkat çeken Yılmaz,, ”Üniversitelerimiz belki artık öğrenci aramaya başlayacak” diye konuştu.

Türkiye’de artık üniversiteye erişimin değil, kalitenin tartışılacağını belirten Yılmaz, ele alınacak konularda hukuki ve idari düzenlemelerin, reformların yapılması gerektiğini söyledi. Yılmaz, düzenlemelerin bir kısımının bugünkü mevzuatla yapılabileceğini anlatarak, ”Sonuç olarak, üniversiteler son derece stratejik kurumlardır. Ülkemizin 2023 yılında 10 büyük ekonomi arasına girmek gibi bir hedefi var. Gerek bu hedefe taşımada gerekse tek tek bölgelerin kalkınmasında son derece kritik bir kurumdur” değerlendirmesine bulundu.

”ÇOK CİDDİ VERGİSEL AVANTAJ GETİRDİK”

Gaziantep Üniversitesi Rektörü ve Kurul Başkanı Prof. Dr. Yavuz Coşkun’un, ”Üniversitelerin araştırma fonları döner sermayeden sağlanıyor. Bu fonun özel bütçe altına alınması ya da başka bir şey mümkün olabilir mi?” şeklindeki sorusuna Bakan Yılmaz, ”Tıp fakülteleri dışında, hastanelerimizin döner sermayeleri dışında maalesef çok ciddi bir kaynak oluşturamıyoruz. Halbuki bunu yapabilmemiz lazım. Bunun yolu da üniversite-toplum, üniversite-sanayi işbirliğinden geçiyor” yanıtını verdi.

 Yılmaz, üniversitelerin projelerde kaynak bulabilmesi için güçlü proje ekiplerinden müteşekkil birimlerin oluşturulması gerektiğini de ifade etti.

Katılımcılardan birinin, ”Araştırmaya para aktarılması için herhangi bir çalışmanız var mı?” şeklindeki sorusu üzerine de Yılmaz, ”Bu dönem ilk defa özel sektörün yaptığı araştırmaların, bizim ar-ge araştırmaları içindeki payı yüzde 44-45′leri aştı. Bu son derece sevindirici bir durum” dedi.

Özel sektörün ar-ge’ye yatırım yapmasının, üniversitelerde de ar-ge çalışmalarının artmasına neden olduğunu ifade eden Yılmaz, şunları söyledi:

”Özel sektörünün ar-ge yapmadığı bir ortamda, üniversiteler de çok fazla ar-ge yapamazlar. Birlikte götürmek durumdalar.

Çok ciddi vergisel avantaj getirdik. Bu konuda çok güzel bir kanun çıkarıldı. Araştırma birimi oluşturan ve belli sayıda araştırmacı çalıştıran firmalara, çok önemli vergisel avantajlar getirildi. Bunun da ar-ge harcamalarında ciddi yansımaları olacağını göreceğiz.”

Açılış konuşmalarının ardından toplantı, basına kapalı devam etti.

AA

Popularity: 12% [?]

Vergi affına girmeyen trafik cezaları

16 Kasım 2010

Hüseyin Özay’ın haberi

Vergi ve prim borcu kolaylığına ilişkin pakete trafik cezaları da kısmen dahil edildi. Buna göre kırmızı ışık ve hız sınırı ihlali ile hatalı sollama yapanlara kesilen cezalar yapılandırma kapsamının dışında tutulacak

Vergi ve prim borçlarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin pakete kırmızı ışık ihlali ve hatalı sollama gibi cezalar dışındaki trafik cezaları da giriyor.

Alınan bilgiye göre ilk etapta vergi ve prim borçları için düşünülen paketin kapsamına elektrik, su, Emlak Vergisi’nin yanında trafik ve idari para cezaları da girdi.

Paket hükümet tarafından da aynen kabul edilirse, sigara içme cezasından, harç borcuna kadar birçok devlet alacağı yapılandırma kapsamına alınacak.

Her borçla ilgili ayrı bir çalışma yapılması gerektiği için de paket bir türlü tamamlanamadı.

Araç sahiplerini yakından ilgilendiren trafik cezalarının da paket kapsamına alınmasına ilişkin çalışmalarda ise ilginç bir tartışma yaşandı.

İlk etapta trafik cezalarının tamamına ‘ödeme kolaylığı’ getirilmesi öngörüldü. Ancak İçişleri Bakanlığı ile yapılan görüşmeler sonucunda bu yönde yapılacak bir düzenlemenin, trafik canavarlarına ödül olarak algılanabileceği endişesi gündeme geldi.

Yapılan araştırmada, bu yönde yapılacak düzenlemenin halen devam eden trafik kazalarıyla ilgili davaları da etkileyebileceği belirlendi. Bunun üzerine, trafik cezalarının bir kısmının pakete alınması kararlaştırdı.

Buna göre, vatandaşların can güvenliğini tehdit etmeyen basit trafik cezalarına ödeme kolaylığı getirilecek.

Örneğin, park yasağı, fazla yolcu alma yasağı gibi suçlara öngörülen cezaların, faizlerinin tamamına yakınının silinmesi planlanıyor.

Kırmızı ışık ihlali, hatalı sollama, hız sınırı ihlali gibi suçlara verilen cezalar kapsam dışı tutulacak.

star

Popularity: 4% [?]

Kraliçe ile arkadaş olmak ister misiniz?

16 Kasım 2010

Siyasetçiler Facebook‘un zararları konusunda insanlara konuşma yaparken bir yandan da bu siteye üye olmayı eksik etmiyor.

Tüm dünyada Facebook gizli istihbarat örgütlerinin işini yapıyor söylentisi dolaşırken, bir devlet yöneticisi daha resmi Facebook sayfası için onay verdi.

Teknoloji sitesi ShiftDelete.Net‘in BBC‘ye dayandırdığı  habere göre Kraliçe Elizabeth Kraliyet Ailesi’nin resmi Facebook sayfası açılmasına karar verdi. Bu grupla birlikte kraliyet YouTube, Twitter ve Flickr dışında dördüncü resmi sosyal ağ grubunu açmış olacak.

Doğduğu Zaman Telefon Bile Yaygın Değildi


Kraliçe’nin teknolojiye olan ilgisi ve merakı bu kareden belli oluyor

 

Saray, başbakanlık ve halk arasında daha iyi iletişim kurulması için hazırlanan grup kısa süre sonra aktif olacak. Öte yandan Barrack Obama ve Beyazsaray‘ın da resmi YouTube, Twitter ve Facebook sayfası bulunuyor.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül‘ün Twitter’a olan ilgisi de daha önce sayfalarımızda yer almıştı. Kraliçe Elizabeth doğduğu zaman, telefon daha yeni bulunmuştu ve sadece devlet adamları temin edebiliyordu.

:: Sizce Türkiye Cumhuriyeti’de sosyal ağlarda resmi sayfalar açıp halkı bilgilendirmeli mi?

SDNShiftDelete.Net

Popularity: 5% [?]

Kültür Bakanı Günay’dan TRT’ye tepki

16 Kasım 2010

 Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Mehmet Ali Ağca’nın TRT’de televizyon programına çıkmasını, ”Şiddetle eleştiriyorum. Mehmet Ali Ağca, Türkiye’nin yüzünü çeşitli olaylarda kızartmış bulunan bir insandır” sözleriyle değerlendirdi.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü tarafından Yakın Doğu Üniversitesi’nde düzenlenen ”Türk Edebiyatı Kıbrıs’ta” etkinliğinin kapanış törenine katılan Günay, burada gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Bakan Günay, Mehmet Ali Ağca’nın TRT’de bir televizyon programına katılması ve kitabının tanıtımının yapılmasını nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine, ”Şiddetle eleştiriyorum. Mehmet Ali Ağca, Türkiye’nin yüzünü çeşitli olaylarda kızartmış bulunan bir insandır. TRT gibi bir özerk devlet kurumuna, bir yayına konuk edilmesi de kitabının tanıtımına, bu yayının vesile yapılması katiyen bağışlamayacağım bir davranıştır. Bunun sorumluları hakkında Türkiye’ye döndüğüm zaman takibat isteyeceğim” dedi.

”Takibatın TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin ile mi ilgili olacağı” sorusuna ise Günay, ”Bu programın sorumlusu kimse” yanıtını verdi.

Bakan Günay, bir başka gazetecinin, ”Ayasofya’da bazı gruplar namaz kılmak istiyor. Bunun üzerine yürüyüş yaptılar bazı gruplar. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz” sorusunu da şöyle yanıtladı:

”Biz Ayasofya çevresinde namaz kılınabilecek olan ayrıca içerisinde de namaz kılınmaya has edilmiş olan özel bölümler var. Bu mekanları ayrıca dünyanın en büyük cami var, Ayasofya’ya 50 adım mesafede Sultanahmet Camii. Yani sorun çıkarmasın kimse. Ayasofya içinde (illa başımızı secdeye koymak istiyoruz) derlerse ayrıca orada da köşede bir ‘Hünkar Mahfili’ denilen bir mekan var. İstiyorlarsa burada yapabilirler. Biz kimsenin ibadetiyle ilgili bir engelleme getirmek istemiyoruz. 1500 yıllık bir mekanı, geleceğe tartışma vesilesi yapmadan taşımak istiyoruz. Geçen bayramda arkadaşlar bizi anlayışla karşıladılar. Bayramlar, sorun çıkarma değil, sorunların çözüldüğü, yeni tartışmaların ortaya çıkması değil, paylaşma vesilesidir. Herkesten bu anlayışı da rica ediyorum. İslam dininin temel emirlerinden birisi zorlaştırmayın, kolaylaştırın…”

AA

Popularity: 24% [?]

Sitemizi kişi takip ediyor.Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresinizi girin sitemize yeni eklenen içerikten haberiniz olsun...

Sitemize üye olduktan sonra, e-posta adresinize bir onay maili gelecek. O maili onaylamazsanız, üyeliğiniz tamamlanmaz. 

SohbetClub.Net Anket

How Is My Site?

View Results

Loading ... Loading ...