‘ Deki ’ kelimesi ile ilgili yazılar

İdil Biret kulakların pasını sildi – DİNLE

16 Kasım 2010

 İzleyenlerin ilgiyle takip ettiği konserde ünlü müzisyen, dünyaca ünlü eserleri seslendirdi.

Piyano kariyerinin yanı sıra Kraliçe Elisabeth, Van Cliburn, Busoni, Liszt gibi saygın piyano yarışmalarında jüri üyeliği yapan İdil Biret, Ataköy’deki İstanbul Kültür Üniversitesi Kampüsü Akıngüç Oditoryum ve Sanat Merkezi’nde bir piyano resitali verdi. Eleştirmenler tarafından ‘çağımızın önde gelen piyano ustalarından biri’ olarak nitelendirilen Biret, konserde Beethoven/Liszt senfonileri, Chopin’in piyano yapıtları ve Brahms’ın solo ve konçertolarının yanı sıra Rachmaninof’un birçok eserini dile getirdi. Salonun tamamının dolduğu konseri katılımcılar ilgiyle takip etti.

Popularity: 53% [?]

Atatürk’ün hasta günlerinde yaşadıkları

16 Kasım 2010

Şehriban Oğhan’ın haberi

Atatürk’ün, dünyada uzun söylev rekorunu kıran 400 bin sözcüklü ‘Nutuk’u kaleme alışı sırasında yanında olan iki kişiden biri Ali Rıza Erdim. Nam-ı diğer Bebe Rıza. Zira o dönem Köşk’te dört tane Rıza var. Hasan Rıza Soyak (Kalem-i Mahsus), İstanbul Mübayaa (satın alma) memuru Köse Rıza (Özak), Köşk’ün ihtiyarı Ankara Erzak Mübayaacısı Baba Rıza ve evrak katibi Ali Rıza Erdim. Erdim, Ankaralılar küçüklere ‘bebe’ dediği için kendisine öyle seslenildiğini söylüyor. Köşk’ün ‘bebe’si, Atatürk’ün diğer önemli kararında da yanında bulunuyor. İsmet İnönü’nün başbakanlıktan ayrıldığını duyuran izin yazısı onun kaleminden çıkıyor… 

Ali Rıza Erdim, Atatürk’ün hastalık dönemini anlatıyor…

Atatürk’ün hastalık döneminin başlamasıyla ilgili olaylar…
- 1938’de Termal Otel inşa halindeydi. Bir gün “Termal emrinize amade” diye bir haber aldık. İzmit’e, Derince’ye, Ertuğrul ile iskeleye ve Termal’e ulaştık. Otel tamamen bitmemiş fakat her şey tertemiz, hazırlanmıştı. Başvekil Bayar da yanımızdaydı. Doktorlar Nihat Reşat Belger, Neşet Ömer İrdelp, Atatürk’ün Termal’deki hususi köşküne gidiyorlar. Orada Paşa’ya bakıyorlar, siroz olduğunu anlıyorlar. O gece Termal’de güzel bir sofra kuruldu, yenildi, içildi. Ankara radyosundan şarkılar dinlendi. Bursa Valisi Şefik Bey, Atatürk’ün geldiğini haber almış, Bursa’ya davet ediyor. Bursa’da iki gün kaldık. Benim Atatürk’ün siroz olduğundan haberim yok. Bursa belediyesi salonunda balo verildi. Ben, Atatürk’ün arkasındayım. Garsonlar, rakı, leblebi getirdiler. Tuzsuz sarı leblebiyi çok severdi. Cebinden mendili aldı. Sofrada mendille burnunu siliyor cebine koyuyor, hemen sofracı mendili alıyor temiz mendil veriyordu. Sonra, anlattılar. Siroz’un en belirgin özelliğiymiş burundan kan gelmesi. Üçüncü gün Dolmabahçe Sarayı’na gittik, orada zatürree geçirmiş galiba. Karnı şişmiş, su falan alındı. Viyana’dan Hitler’in müsaadesiyle iki doktor getirtildi. Fransa’dan gelen Mösyö Fissenger “Benim kliniğime gelirse ben onu Türkiye’ye sağlam gönderirim” demiş. Gönderilmedi.

Gönderilmedi mi, gitmek mi istemedi?
- Gönderilmedi, herhalde hükümet izin vermedi. O zaman uçağa binmek istediği halde izin verilmezdi. İsmet İnönü askeri uçakla gitti geldi. O da binmek istemiş izin verilmemiş. Viyanalı doktorlar yata gittiler, Atatürk Dolmabahçe Sarayı’nın önünde yatta yatıyor.

Emrediyorum, bana dondurma getirin

Niye yatta yatıyor?
- Belki serinlerim diye. Doktorlar 4-5 saat kaldılar. Neşet Ömer Bey, Akil Muhtar (Özden) Bey, Dr. Mehmet (Kamil) Bey İstanbul’un bütün meşhur doktorları orada. Ecnebi doktorlar, muayene sonunda “Bizim yapacağımız bir şey yok, siz çok iyi bakıyorsunuz. Fakat şefimizi altı aydan fazla yaşatamazsınız” demişler. Hemen Avrupa’ya döndüler. Bizim doktorlar onları Sirkeci’den yolcu etmeye gitmişler. Onlara, “Sakın bir şey vermeyin” diye tembih edilmiş. Atatürk, Neşet Ömer Bey’e soruyor, şu yok, bu yok. “Bana dondurma getir” diyor. “Efendim emir verdiler getirmeyeyim” diyor. “Ben emir veriyorum getir” diyor. Onlar da bardakla getiriyorlar. Sonra Neşet Ömer Bey soruyor, “Nasıl Paşam?” diyor. “Sorma halimizi, perişan olduk, tırnağımızdan girdi saçımızdan çıktı” diyor. Neşet Ömer Bey üzülüyor, dizine vuruyor. Siyahlığı günlerce geçmemiş, çok üzülmüş.

6 ay yaşayacağı söylendiyse moralinde ne gibi bir değişme oldu?
- Nasıl söylediler bilmem ama, “Ben bunu da yeneceğim” demiş, demek ki hasta olduğunu biliyordu.

Atatürk’ün yüksek ateşini itfaiye bile söndüremiyor

Yatta kimler vardı?
-Savarona’da ben nöbetçiyim, bazen Haldun Derin olurdu…Zihni Derin’in (çay sanayiinin kurucusu) oğlu. Hasan Rıza Soyak’ın oğlunun Arnavutköy Koleji’nden arkadaşıydı. Onun kanalıyla Riyaseti Cumhur kalemine alındı (1933). Burada iki sene kaldı, sonra Kalem vasıtasıyla Avrupa’ya gönderildi, maaşı da yollanıyordu. Fransa’da da kaldı. Haldun Derin geliyor, ben gidiyorum. Gece yattım. Baktım gemi harekete hazırlanıyor, giyindim. Savarona’yı gördünüz mü? O muazzam bir gemiydi. Her şey elektrikli. Doğru yukarı çıktım “Said Kaptan hayrola, ne oluyoruz” dedim.

Said kaptan kim, soyadı yok mu?
-Atatürk’ün bir sözü vardı. Karada Sadullah (Albay, Seyrisefain Umum Müdürü), denizde Said Kaptan olduktan sonra ben daima yaşarım” derdi. “Atatürk bunalmış” dedi. Atatürk’ün odasında vantilatör çalışıyordu, ama kâfi gelmediği için odanın etrafına 30 santimetre yüksekliğinde çinkolar içine buz konuyordu. Onunla soğutulmaya çalışılıyordu.

Odanın içi yanıyor yani!
-Said Kaptan’a, “Burası çok sıcak, acaba seyredersek faydası olur mu?” demiş. O da “Olur tabii, Paşam” demiş. “İyi öyleyse, Boğaz’a kadar gidelim” demiş. Marmara’ya doğru 3-4 saat gittik. Tekirdağ’ın ışıkları görünüyordu. Sonra geri döndük. Dolmabahçe’ye demir attık. Sofracı Kamil, Atatürk’ü kucağına aldı, motora (Acar motoru), oradan asansörle yukarı çıkardı. Pehlivan gibi oğlandı.

Hani yabancı casuslarla güreştirdiği oğlan mı?
- Evet o. Rahmetli güreşi çok severdi. Sofracı çocuk onu kucağına almadan önce, yatta çalışan mühendisler vardı, görmesinler diye onları bir yere, kamaraya kapattılar.

En son ne zaman içki içti Atatürk?
- Termal’de teşhis konduktan sonra, son olarak baloda içti. Ölmeden 5-6 ay önce içkiyi bırakmıştı. Atatürk Dolmabahçe’de yatarken, itfaiyeler, denizden su alır duvarlara püskürtürlerdi. Soğuk olsun diye.

Çok zayıflamış mıydı?
- 30 kilo vermişti.

Boylu poslu muydu?
- Boyluydu, güzel adamdı. Erkek güzeli diye ona derlerdi.

Onu en son ne zaman gördünüz?
- Dolmabahçe’deyiz, yedek subaylar, özellikle öğretmenler maaşları verilmediği için Gülhane Parkı’nda toplanmışlardı. Polisler bir ayaklanma falan zannetmişler. Saraya aksettirilmiş mesele. Subaylar saraya yürüyeceklermiş. Ben de o gün nöbetçiyim. Bu askeri toplantılardan, yürüyüşlerden Atatürk kuşkulanmış. Orduya, “Bana bağlılığınızı bildirin” diye tamim göndermiş. Her taraftan bağlılıklarını bildiren yazılar geliyor. Yazılar o kadar çok ki, yoruldum, bıktım…. Saat; 2.00-3.00. Paşa karşıma oturdu. “Erzurum’dan var mı?” diyordu. Erzurum’da Salih Omurtak kumandan. “Var Paşam” dedim. Sayıları okumaya başladım. 22-23… Ben yazı okuyorum diye rakamları okuyorum. “Bu çocuk yorgun yatırın bunu” demiş. Sonra, Atatürk’ün emriyle maaşlar verildi.

Karnı şişmişti fotoğrafçıya izin vermedi

“Hastalığı sırasında Hatay meselesiyle meşguldü. İstanbul’a gittik, hükümete oradaki Fransızlarla görüşülmesi için talimat verdi. Müspet cevap gelmeyince Adana’ya gitmeye karar vermiş. Ülkü küçük, ona “Siz Ankara’ya, ben harbe” demiş. Onlar, Ankara’ya, biz de Eskişehir’den Adana’ya gideceğiz. İstanbul’a gelmeden önce Fevzi Çakmak’a “Sizinle konuştuğumuz esaslar üzerinde harekete geçin” demiş. O da şu: Trakya’daki savaş araçları Adana’ya gönderilecekti. Kesin emir verdiği halde, bunu önlemek amacıyla biz Eskişehir’deyken Tevfik Rüştü, Şükrü Kaya, İsmet Bey Atatürk’ü karşıladı. Onlar bir vagonda görüştüler. Adana’dan vazgeçildi. Biz Mersin’e gittik. Fakat, Adana’da fıkra kumandanı Şükrü Kanatlı bir resmi geçit hazırlamış. Atatürk onu seyretti. O zaman Karnı şişti. Bir fotoğrafçı resmini çekmek istemişti trende, izin vermemişti.”

Hürriyet

Popularity: 17% [?]

Topuklu ayakkabınin bir zararı da stres!

16 Kasım 2010

ABD’deki Teksas Masaj Tedavisi Merkezi Başkanı, refleksoloji uzmanı Mara Nicandro, her 10 kadından 8’inin dar veya yüksek topuklu ayakkabı giymekten dolayı ayaklarında ağrı sorunları yaşadığını ve bu ağrının da strese yol açabileceğini söyledi. Nicandro ayak parmaklarının etrafının ovulmasının baş bölgesini, topuğun ovulmasının göğsü ve ayağın ortasının ovulmasının da karın bölgesini rahatlattığını belirtti.

Diğer stres ve ağrı önlemleri ise şöyle:

-Brokoli gibi lif zengini besinleri tüketmek, mide ağrılarına iyi gelir.

-Egzersiz ve yoga yapın, omuz ağrılarınız dinsin.

-Boyun tutulmasına hidroterapi yapın. 10-60 saniye boyunca ağrıyan kaslarınıza soğuk su tutun. Ağrıya neden olan laktik asit gibi toksinler yok olacaktır.

-Limonlu sıcak su içmek cildi toksinlerden arındırır.

-Sahte de olsa gülün, beyniniz gülmeyi her zaman olumlu algılar.

-Yorgunluğa karşı kas egzersizleri yapın.

-Baş ağrısını nefes egzersizleriyle yenebilirsiniz. Günde 10 dakika boyunca konsantrasyon içinde düzenli nefes alıp vermek kan dolaşımını düzenleyecektir.

(Milliyet)

Popularity: 13% [?]

Türkiye’nin First Lady’sinden bir ilk!

16 Kasım 2010

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin (AKPM) Ekim ayında düzenlenecek genel kuruluna hitap edecek.

AKPM sonbahar dönemi çalışmaları gündem taslağına göre, Hayrünnisa Gül, 7 Ekim Perşembe günü, “Hasta ve Engelli Çocukları Eğitiminin Güvence Altına Alınması” konulu raporun tartışılması sırasında, genel kurula hitap edecek.

Söz konusu raporu, AKPM üyesi, Adalet ve Kalkınma Partisi İstanbul milletvekili Lokman Ayva kaleme aldı.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, geçmişte, AKPM’deki siyasi ve uzmanlık komisyonlarında aktif olarak görev almıştı. Gül, daha önce başbakan ve cumhurbaşkanı sıfatlarıyla genel kurula hitap etmişti.

AKPM başkanlık görevi, AK Parti Antalya milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu tarafından yürütülüyor.

AA

Popularity: 12% [?]

Eşinden az kazanan erkek aldatıyor

16 Kasım 2010

ABD’deki Cornell Üniversitesi’nden Christin Munsch, eşinden daha az geliri olan erkeklerin bu durumu ”erkekliklerine tehdit olarak algılayabileceklerini ve aldatma yolunu seçebileceklerini” belirtti.

Munsch, eşinden daha az kazanmanın, ”ailenin ihtiyaçlarını erkek karşılar” genel anlayışına ters düşerek erkek kimliğini tehdit edebileceğini, bu genel anlayışın daha çok kabul gördüğü Latin Amerika kökenli erkeklerde aldatma riskinin daha fazla olduğunu vurguladı. 

Araştırmacı ayrıca, ailenin ihtiyaçlarını karşılayanın kadın olması durumunda, kadının eşini aldatma ihtimalinin daha fazla, maddi açıdan eşine bağlı olan kadının ise aldatma ihtimalinin daha az olduğunu belirledi.

1024 erkek ve 1559 kadının katıldığı, Amerikan Sosyoloji Birliği’nin yıllık toplantısında sunulan araştırmada, şartlar ne olursa olsun, kadınların eşlerini daha az aldattığı da ortaya çıktı. 6 yıllık süre zarfında erkeklerin yüzde 6,7′si, kadınların yüzde 3,3′i eşini aldattı.

AA

Popularity: 12% [?]

Yüksek Öğretim Kurulu denlik yönetmeliğini değiştirdi

16 Kasım 2010

YÖK’ün yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarından alınmış ön lisans, lisans ve yüksek lisans diplomalarının denklik işlemlerinde uyulacak usul ve esasları düzenleyen ”Yurtdışı Yükseköğretim Diplomaları Denklik Yönetmeliği” Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlandı.

Yönetmeliğe göre, yurt dışında bir yükseköğretim kurumundan alınan diplomanın denkliği için başvurularda, diğer belgeler dışında bir önceki eğitim-öğretime ilişkin Türkiye’den alınan diploma ya da mezuniyet belgesinin aslı veya belgenin alındığı kurum, noter ya da Türk dış temsilcilikleri tarafından onaylı sureti getirilecek.

Yurt dışında alınan lise diplomalarının denklik belgesinin aslı veya noter ya da Türk dış temsilcilikleri tarafından onaylı sureti istenecek.

Türkiye’deki yükseköğretim kurumlarında çalışacak yabancı uyruklu öğretim elemanları ile kamu kurum ve kuruluşları, devlet ve vakıf üniversiteleri tarafından yürütülen veya desteklenen Ar-Ge projeleri, TÜBİTAK tarafından koordine edilen uluslararası programlar çerçevesinde desteklenen Ar-Ge projelerinde çalışacak yabancı uyruklu araştırmacılardan bu belge istenmeyecek.

Yabancı uyrukluların denklik başvurusunda aranacak belgelerin de düzenlendiği yönetmeliğe göre, Türkiye’de üç aydan fazla ikamet izni bulunup, çalışma izni almak üzere Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına müracaat eden yabancı uyruklulardan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve ilgili kurumlarca denklik belgesi talebinde bulunulmuş olması, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçmek üzere başvuruda bulunanların bu hususu belgelemiş olması, bir yükseköğretim kurumunda yabancı uyruklu öğretim elemanı sıfatıyla ders vermek üzere sözleşme yapılmış ve sözleşmeleri vize edilerek onaylanmış olması, kamu kurum ve kuruluşları, devlet ve vakıf üniversiteleri tarafından yürütülen veya desteklenen Ar-Ge projeleri ile TÜBİTAK tarafından koordine edilen uluslararası programlar çerçevesinde desteklenen Ar-Ge projelerinde araştırmacı olarak çalışacağının belgelenmiş olması şartı aranacak.

DENKLİK İÇİN ”TAMAMLAMA EĞİTİMİ”

Denklik başvurusunda bulunanlara başvurunun alındığına dair tarih ve sayı içeren alındı belgesi verilecek ve başvuruda eksik belgeler var ise tamamlanması istenecek.

Belirtilen belgelerle yapılan diploma denklik başvurusunun ön incelemesi denklik birimi elemanlarınca, diploma denklik incelemesi ise komisyonca yapılacak. Komisyon tarafından hazırlanan rapor, Yükseköğretim Yürütme Kurulunda görüşülerek karara bağlanacak.

Diplomanın alındığı kurumun ilgili ülke makamları ve YÖK tarafından tanınmış bir kurum olduğu, eğitimin yapıldığı programın benzeri Türk yükseköğretim programına denk olduğu, eğitim düzeyi ve öğrenim alanı açıkça tespit edilenlere mezun olduğu düzeye göre ön lisans denklik belgesi, lisans denklik belgesi veya yüksek lisans denklik belgesi verilecek.

ÖSYS Kılavuzu’nda yer alan yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarının kılavuzda yer alan programlarına Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından yerleştirilen öğrencilerin alacakları diplomalara, yapılacak inceleme sonucunda denklik belgesi verilecek.

Mezun olunan lisans programının Türkiye’deki eşdeğer programa göre alınması zorunlu görülen derslerinde eksiklik tespit edilenlere, Türkiye’deki bir üniversitede tamamlama eğitimine tabi tutularak bu dersleri almaları ve başarılı olduğunu belgelemeleri halinde denklik belgesi verilecek. Tamamlama eğitimine katılmak isteyen öğrencilerin hangi üniversitelerde bu eğitimi alacakları, tamamlama eğitiminin süresi ve öğrencinin almak zorunda olduğu dersler, komisyonca belirlenecek. Bu amaçla gerektiğinde konunun uzmanı kişilerden oluşan alt komisyonlar da kurulabilecek.

SEVİYE TESPİT SINAVLARI YILDA EN AZ BİR KEZ YAPILACAK

Mezun olunan lisans programının eğitim düzeyi ve içeriğinin yeterli bulunmaması durumunda başvuru sahibinin girdiği seviye tespit sınavına ilişkin de bazı değişiklikler yapıldı.

Buna göre, seviye tespit sınavı öğrenim süresince kazanılması gereken en az bilgi düzeyinin tespitine yönelik, başarılı olabilmek için gereken asgari puan 100 üzerinden 50 olacak.

Seviye tespit sınavları ihtiyaç durumuna göre Yükseköğretim Kurulunca belirlenecek üniversitelerin ilgili bölümleri veya ÖSYM tarafından Yükseköğretim Kurulunca belirlenen tarihlerde ve yılda en az bir kez yapılacak.

MEZUN OLUNAN PROGRAMLARA GÖRE SINAV ŞARTI

Hukuk, tıp doktorluğu, diş hekimliği, mühendislik ve öğretmenlik alanında hangi ülkelerdeki yükseköğretim kurumlarından alınan diplomaların denklik işleminin seviye tespit sınavında başarılı olma şartı aranmadan yapılacağı genel kurul tarafından belirlenerek resmi internet sitesinden ilan edilecek.

Eczacılık alanındaki diplomaların denklik işlemlerinde, yapılan denklik incelemesi sonucunda eğitim düzeyi, süresi ve mezun olunan programın Türkiye’deki eşdeğer programa göre alınması gereken zorunlu derslerinde eksiklik bulunmadığında, kurulca belirlenecek eczacılık fakültesinde oluşturulacak bir jüri önünde ilmi hüviyetini ispat etmesi sonucunda denklik belgesi verilecek.

Yapılan denklik incelemesi sonucunda eğitim düzeyi, süresi ve mezun olunan programın Türkiye’deki eşdeğer programa göre alınması gereken zorunlu derslerinde eksiklik bulunanların ise kurulca belirlenecek eczacılık fakültesinde zorunlu eksik derslerin ve eksik olan sürenin tamamlatılarak mesleki bilgiyi ölçen bir sınavın kurulca belirlenecek eczacılık fakültesinde oluşturulacak bir heyet tarafından yapılması sonucunda denklik belgesi verilecek.

Öğretmenlik alanında alınan diplomalar değerlendirilirken ise alan bilgisi yetersiz görülenler seviye tespit sınavına tabi tutulacak. Alan bilgisi yeterli görülen ancak öğretmenlik formasyon eğitiminin yetersiz olduğu sonucuna ulaşılan diplomalar için, ilgili alanda diploma denklik belgesi düzenlenerek bu belgenin üzerine ”Bu belge sahibi adına yukarıda belirtilen alanda öğretmenlik belgesi düzenlenebilmesi için, ilgilinin öğretmenlik meslek bilgisi alanında yapılan seviye tespit sınavında başarılı olması gerekmektedir” şeklinde şerh konulacak. Seviye tespit sınavında başarılı olanların denklik belgelerinde yer alan bu şerh kaldırılarak öğretmenlik alanını da içeren yeni bir denklik belgesi verilecek.

DENKLİK VERİLMEYECEK DURUMLAR

Yapılan inceleme sonucu denkliği talep edilen yükseköğretim programının Türk yükseköğretim programına eşdeğer görülmemesi halinde diploma denklik talebi, gerekçesi belirtilmek suretiyle reddedilecek.

Diploma alınan programın Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığı ve bağımsızlığı, milletin ve ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği aleyhinde unsurlar taşıması halinde alınan diplomalara denklik verilmeyecek.

Belgelerin asıl ve gerçeğe uygun olmadığı, üzerinde tahrifat yapıldığı ve belgelerin kişiye ait olmadığı tespit edildiğinde denklik işlemi yapılmayacak ve bu kişiler hakkında yasal işlem yapılmak üzere Cumhuriyet Başsavcılıklarına suç duyurusunda bulunulacak.

UZAKTAN EĞİTİM DENKLİK İŞLEMLERİ

Uzaktan eğitim programlarından alınan diplomalar, diplomayı veren yükseköğretim kurumunun ve eğitimin yapıldığı programın öncelikle faaliyet gösterdiği ülke yetkili makamlarınca diploma vermeye yetkili bir kurum olarak tanınması, akreditasyon ya da kalite güvencesi kuruluşları tarafından akredite edilmiş olması ve Yükseköğretim Kurulu tarafından tanınmış bir kurum olması, bir üst eğitime girişte kabul edilmesi, program kredi toplamının o ülkedeki eşdeğer örgün öğretim programı kredi toplamına uygun olması, örgün öğretimde belirlenen program kazanımları ile aynı programın uzaktan öğretiminin program kazanımlarının uyarlı olması ve uzaktan eğitim programının ölçme ve değerlendirme sisteminin denetlenebilir nitelikte olması, yurt dışında yapılan uzaktan eğitimin Türkçe olmaması, eğitimin yapıldığı programın benzeri Türk yükseköğretim programına denk olması, eğitim düzeyi ve öğrenim alanının açıkça tespit edilmesi şartları aranacak.

Başvuru, Bu yönetmelik hükümlerine göre değerlendirildikten sonra kabul edilecek veya reddedilecek.

Bu yönetmelikle, 11 Mayıs 2007 tarihli ve 26519 sayılı Yurtdışı Yükseköğretim Diplomaları Denklik Yönetmeliği yürürlükten kaldırıldı.

AA

Popularity: 5% [?]

Lamborghini’nin ikonu Murciélago üretilmeyecek!

16 Kasım 2010

Lamborghini Murciélago kuşkusuz tüm zamanların en iyi süperspor otomobillerinden bir tanesi ve Lamborghini markasının ünlü bir ikonu. Üretimi sona erse de bu her zaman böyle olacak.

Sant’Agata Bolognese’deki üretim merkezinde, boğa armasını taşıyan son Murciélago 11 Mayıs 2010 tarihinde üretim bandından çıktı ve İsviçre’ye doğru yola koyuldu.

“Arancio Atlas” gövde rengi ile LP 670-4 SuperVeloce, 4099 üretim sayısını gururla taşıyor. Bu da Murciélago’nun tüm zamanların açık ara en çok üretilen on iki silindirli Lamborghini modeli olmasını sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda dünyanın en başarılı süperspor otomobillerinden biri haline getiriyor.

Murciélago’nun “üretim bitimi” 5 Kasım 2010’da fabrikada Lamborghini’nin tarihindeki en ikonik V12 otomobillerin özel sergisinin ardından Sant’Agata Bolognese’de yapılan bir geçiş ile kutlandı.

350 GT, Miura, Countach ve Diablo gibi süperspor otomobiller Lamborghini fabrikasının kapısında, Lamborghini Müzesi’nin sembolik “son sürüşünde” Murciélago SV’ye eşlik ettiler.

“Yaklaşık on yıl boyunca Murciélago, Lamborghini markasının ikonu oldu ve bu süreç içinde çok büyük bir başarı kazandı,” diyen Automobili Lamborghini Başkanı ve CEO’su Stephan Winkelmann şöyle devam etti:

“Murciélago, markamızın, saf, katışıksız değerlerinin somut bir örneğidir. Tam anlamıyla uç bir modeldir, taviz vermez ve şüphe götürmez şekilde İtalyan’dır.

Bu da, söz konusu modeli şimdiden spor otomobil dünyasının efsanelerinden biri haline getirmiştir. Fakat Lamborghini’in öyküsü devam etmektedir.

2011’de Murciélago’nun devam modeli ile ileriye doğru dev bir adım atacağız; bu adım, en yenilikçi teknolojiyi ve çarpıcı bir tasarımı içermektedir.

Murcielago, Lamborghini markasının ünlü bir ikonudur. Vahşi gücü ve rakiplerine gözdağı veren karakteriyle tam bir spor makinesidir.

2001 yılındaki tanıtımında da, sunduğu en son teknoloji ve olağanüstü ürün kalitesiyle birlikte, yeni, zaman ötesi çağdaş tasarım felsefesi ile Lamborghini markası için yeni bir sayfa açmıştır.

Bugün dahi Murciélago’nun sadelik yanlısı formu hala son derece baştan çıkarıcıdır. İyice öne taşınan kokpiti ve uzun, gergin arka kısmı ile geniş ve alçak aracın, altta yatan sakin formu ve jilet gibi keskin kenarlarının birbiriyle etkileşimi, tıpkı yukarı doğru açılan kapıları gibi eşsiz bir görünüm sergilemektedir.”

Ürün gamına Murciélago’nun dışında, Murciélago Roadster ilave edilmiştir. Kontrol altında üretilen 640 HP güç ve buna ilaveten üstü açık bir sürüş ve her bir kilometre, fırtınadan önceki sessizliğe doğru yapılan bir yolculuktur.

Bir Roadster olarak da Murciélago hiçbir şekilde ödün vermez. Tavanı sadece kötü hava koşullarından koruma amaçlıdır.

Olağanüstü tasarıma, muhteşem performans, jilet gibi keskin yol tutuş ve mükemmel yüksek hız dengesi eşlik etmiştir. Murciélago daima ileri düzeydeki spor otomobil kullanıcıları için en üstün sürüş makinesi olmuştur.

İlk nesli arka aksın önüne uzunlamasına monte edilen bir 6.2 litrelik, 580 HP gücündeki V12 motor ile donatılmıştı. İkinci neslinde Murciélago LP 640’ın motoru 6.5 litreye ve 640 HP’ye yükseldi.

Ve bu değerler daha da geliştirildi. Lamborghini, modellerini sürekli bir şekilde geliştirmek için yorulmak bilmeden çalışmaktadır.

Gücü 670 HP’ye çıkarılmış 6.5 litrelik V12 ve 100 kg azaltılmış ağırlıkla, Lamborghini Murciélago LP670-4 SuperVeloce HP başına 2.3 kilogramlık bir güç-ağırlık oranı sunuyor.

Daha da cezbedici bir tasarıma kavuşan Murciélago LP 670-4 SuperVeloce’nin gelmesiyle bu süperspor otomobilin öyküsü etkileyici bir finale sahip oldu.

SuperVeloce’nin performans verileri kesinlikle nefes kesiyor: 0-100 km/h’ye 3.2 saniye gibi nefes kesici bir sürede, ok gibi çıkabiliyor ve 342 km/h’lik bir maksimum hıza ulaşabiliyor.

Lamborghini Murciélago LP 670-4 SuperVeloce’un yapısını incelediğimizde Lamborghini’nin ileri teknoloji ürünü karbon fiber ve hafif malzemeleri ne denli ustaca kullanarak üretime geçtiğini görebiliyoruz.

2001-2010 yılları arasında Sant’Agata Bolognese’de 4099 adet Lamborghini Murciélago üretilmiştir ki; bu sadece önceki modeller olan Miura, Countach ve Diablo ile kıyaslandığında değil, genel itibarıyla etkileyici bir rakamdır.

Şüphesiz özel üretim sayısını taşıyan, üretilecek son model, geniş bir arka kanat ve “Arancio Atlas” boya ile tamamlanmış bir LP 670-4 SuperVeloce’dir.

Üretilen bu son otomobil İsviçre’deki sahibine teslim edilmiştir. Dünyanın dört bir yanında pek çok spor otomobil meraklısı Murciélago’nun üretiminin bitişiyle ilgili yas tutacak olsa da, Lamborghini, 2011 yılında devam modeli ile süperspor otomobilin kitabında tamamen yeni bir sayfa açarak, yeni bir otomobil efsanesinin gelişini karşılayacaktır…

AA

Popularity: 4% [?]

Otomobil satışları 2009 göre yüzde 246 arttı

16 Kasım 2010

Otomotiv Distribütörleri Derneği’nin (ODD) 2010 yılı Ocak-Ekim ayı verilerine göre, 440 bin 241 adet olan 2009 yılı 10 aylık otomobil ve hafif ticari araç pazar toplamına göre satışlar yüzde 22,34 oranında arttı ve 538 bin 582 adete ulaştı.

2010 yılı Ekim ayında, geçen yılın Ekim ayına göre otomobil satışları yüzde 246,1 oranında artarak 47 bin 859 adet olarak gerçekleşti. Yine ekim ayında 25 bin 545 adetlik hafif ticari satışları eklendiğinde aylık toplam 73 bin 404 adet binek ve hafif ticari araç satışı gerçekleşti.

2010 yılı Ekim ayında, hafif ticari araç pazarı geçen yılın Ekim ayına göre yüzde 254,55 oranında artarak 25 bin 545 adet oldu. Ocak-Ekim toplam hafif ticari araç satışları da aynı dönem için geçen yıla oranla yüzde 22,66 artarak 178 bin 320 adet olarak gerçekleşti.

DİZEL OTO SATIŞLARINDA YÜZDE 52 ARTIŞ

ODD değerlendirmesine göre, 2010 yılında otomotiv sektörü beklentilerin üzerinde bir talep ile karşılaştı.

Ekonomik aktivitenin ve büyümenin hızlanması, kredi piyasalarındaki normalleşme, krizden çıkış sinyalleri ve güven ortamındaki iyileşme, düşük faiz ortamı, TL’deki değerlenme, düşük döviz kuru ve şirketlerin yoğun kampanyaları gibi etkenler bir araya gelerek yılın ilk on ayında sektörümüzde beklenenin üzerinde talep oluşmasına yol açtı.

Geçen yıl ÖTV indirimleri Eylül sonu itibariyle sona ermiş ve Ekim ayında satışlarda ciddi bir gerileme yaşanmıştı. Bu sebeple 2010 Ekim ayı satışları 2009 Ekim ile kıyaslandığında aylık bazdaki artışlar yüksek oranlar olarak yansımaktadır.

Otomobil pazarı motor hacmi bazında incelendiğinde, 2010 yılı Ocak-Ekim döneminde en yüksek paya, yine 1600cc altındaki otomobiller sahip oldu.

Geçen sene aynı döneme göre 1600 cc altındaki otomobil satışlarında yüzde 19, 1600-2000 cc aralığında motor hacmine sahip otomobil satışlarında da geçen seneye oranla yüzde 38, 2000 cc üstü otomobillerde ise yüzde 17 artış görüldü.

2010 yılı 10 aylık dönemde dizel otomobil satışları geçen yıla oranla yüzde 52 oranında artış gösterdi. 2010 yılı 360 bin 62 adet olan 10 aylık toplam otomobil satışının 192 bin 374 (yüzde 53′ü) adedini dizel araçlar oluşturdu. 2010 yılı Ocak-Ekim dönemi otomobil satış adetleri geçen yılın aynı dönemi ile kıyaslandığında tüm segmentler içindeki dizel payı yüzde 43′den yüzde 53′e yükseldi.

Toplam otomobil pazarında 2010 yılı Ocak-Ekim dönemi itibariyle otomatik şanzımanlı satış adetleri 2009 yılının aynı dönemine oranla yüzde 34 arttı.

2010 yılı Ocak-Ekim dönemi otomobil satış adetleri geçen yılın aynı dönemi ile kıyaslandığında, tüm segmentler içindeki otomatik şanzımanlı otomobil satışlarının payı geçen seneye göre yüzde 28′den yüzde 31′e yükseldi.

Ekim ayında en çok satış yapan ilk üç firma Ford, Fiat, Renault olarak sıralandı.

Türkiye otomobil pazarında faaliyet gösteren markaların Ekim ayı satış performansı şöyle:

kullan

kullan

kullan

AA

Popularity: 13% [?]

Tüm postalarınızı Hotmail’e yönlendirin

16 Kasım 2010

İş dünyası ve özel hayat arasındaki çizgiler silikleşmeye başladı. Kimi zaman, tatil günlerimizde veya mesaiden dönüp akşam eve geldiğimizde bile birbirinden önemli e-postalara yanıt vermek zorunda kalabiliyoruz.

 

Ayarların Nasıl Yapıldığını Görmek İçin Tıklayınız

Peki şirket sunucusuna gelen e-postaları, evden nasıl okuyabilirsiniz? Bunun için ilk tavsiyemiz Mozilla Thunderbird. Ücretsiz yazılım sayesinde pek çok sunucudan gelen pek çok e-postaya ulaşabiliyorsunuz. Diğer seçim ise Outlook Express. Şirket sunucusunu ve e-posta adresini belirtip, şifrenizi girdikten sonra iletilerinize ulaşmamanız için bir neden yok.

Teknoloji sitesi ShiftDelete.Net,yazılımlara güvenmeyenler için Hotmail’deki ilgili ayarları adım adım anlattı.

:: Bu işlemi yapmayı ve postalarınızı tek hesaptan kontrol etmeyi düşünüyor musunuz?

SDNShiftDelete.Net

 

Popularity: 13% [?]

Milliyet Ağca’ya 20 bin dolar ödemişti

16 Kasım 2010

Ertuğrul ACAR’ın haberi

Milliyet’in başyazarı Güneri Civaoğlu, parayı bastırıyor, söyleşiyi yapıyor. Hem Milliyet’te hem de Kanal D’deki ‘Durum’ programında yayınlıyor…  Dahası da var…Önce konuya giriş için kısa bir hatırlatma yapayım…

Mehmet Ali Ağca’nın TRT Haber’de yayınlanan ve Rıdvan Memi’nun sunduğu ‘Kozmik Oda’da canlı yayına çıkmasına en sert tepki, Milliyet gazetesinden geldi. ‘KATİL AĞCA’YA TRT ŞEFKATİ’ manşetiyle verilen haberde, TRT sert bir şekilde hedef alındı.

Peki Milliyet’in, TRT’ye isyanı ne kadar gerçekçi?

Bu sorunun cevabını gazete arşivleri veriyor…

CİVAOĞLU 20 BİN DOLAR ÖDEDİ…

Yılmaz Özdil’in Sabah gazetesindeyken yazdığı bir yazıdan başlamak gerekiyor…  Özdil bakın ne yazmış 19 Ocak 2006′da…

“Peki “Mercedes’i kim tahsis etti” gibi soruları en çok kim soruyor mesela? Milliyet. Haklıdır. Çünkü o kurşunlar hepimize sıkıldı… Ama katledilen kişi Milliyet’in Genel Yayın Müdürü ve Başyazarı. İşin doğası gereği, olayı en yakından takip etmek, katili destekleyenleri afişe etmek, en çok Milliyet’in görevi…

Ve şu anda masamda bir belge var. Bir banka dekontunun faksı… Üzerinde, “şu şu isimli gazetecinin, Mehmet Ali Ağca ile şu Cezaevi’nde şu şu tarihinde yapacağı röportajın gerçekleşmesi halinde şu şu kişiye ödenmesi için 20 bin dolar bloke edilmesi işlemi” yazıyor…Yani diyor ki banka dekontu, “gazeteci 20 bin doları yatırdı, röportaj olursa, parayı alabilirsiniz…”
Hadi şunu da yazalım, parayı alacak kişi Ağca’nın ailesinden…
 

Peki gazeteci kim? Şu anda Milliyet’te köşe yazarı… Abdi İpekçi’nin Milliyeti’nde…

Güneri Civaoğlu Özdil’in bu yazısı üzerine 20 Ocak 2006′da şu satırları kaleme almış ve söyleşi için Mehmet Ali Ağca’nın annesine para ödendiğini kabul etmişti. Gerekçesi ise, “Bu röportaj, sadece aziz Abdi İpekçi’nin katlinin arkasındaki gerçekleri ortaya koymak amacını gütmekteydi.” idi…

…Yapımcı Namık Koçak, Kanal D televizyonu yöneticileriyle görüşerek, ancak röportajın yayınlanmasından sonra annesinin banka hesabına gönderilmek üzere bir ödeme onayını almış. Daha sonraki günlerde, programımızın yayıncısı Kanal D tarafından, Ağca’nın annesine resmi belgelerle ve banka havalesi yoluyla bu ödeme yapılmış bulunuyor. Bu saçma iddialar karşısında her şeyin açık, yasal ve belgeli olmasına özen gösterilmesinin yararı ortaya çıkmakta. Çünkü görülüyor ki, Adnan Ağca’nın iddia ettiği gibi gizli kapaklı bir tavır -başkaları varsa bilemem ama- bizim için kesinlikle söz konusu değil.

Akşam Gazetesi’nde yazan Oray Eğin ise 21 Ocak 2006 tarihinde, o ana kadar ortaya çıkan bilgileri Yılmaz Özdil’in elindeki banka dekontuna gönderme yaparak biraz daha detaylandırıyordu. Eğin’in verdiği önemli bir bilgi ise Yılmaz Özdil’le ilgiliydi…

“Yılmaz Özdil`in de elinde bulunan banka dekontunun nasıl elden ele dolaştığını biliyor musunuz? 22 Haziran 2000 tarihli Özgür Politika gazetesinin haberine göre, Mehmet Ali Ağca`nın kardeşi Adnan Ağca bir basın toplantısı yapıyor, kardeşini ziyarete gittiğini ve bunların parasının da Milliyet tarafından ödendiğini söylüyor. Ve bir bilgi daha veriyor: `Benzer teklifler atv`den de geldi.` Yılmaz Özdil`in bizzat haber yayın yönetmenliğini yaptığı atv`den…

Kardeş Ağca aynı toplantıda Dış Ticaret Bankası`nda Müzeyyen Ağca`ya ödenmek üzere 20 bin doların bloke edildiğini gösteren dekontun da fotokopisini dağıtıyor. Özdil`in elindeki belge de işte bu.”

Bu aşamada Milliyet’e ‘Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu’ diyesim geliyor…

Ama demiyorum…

Ne denmesi gerektiğini size bırakıyorum…

ARŞİVLER YALAN SÖYLEMEZ!

Aşağıda alıntıladığım yazıların hiçbir yerine dokunmamaya özen gösterdim. Kesme biçme yapmadım. Herşey açıkça ortada dursun diye…

İşte Güneri Civaoğlu’nun 2 Şubat 1997 tarihinde Milliyet’te yayınlanan başyazısı…

Öldür Emri Ankara’dan

MEHMET Ali Ağca, masada tam karşımda oturuyordu. Saçları iyice kırlaşmıştı. Saçları gene kısa ve öne taralıydı. Yüz hatları aynıydı. Göz göze geldik.
Sorulara başlayacaktım. Ama bakışlarım ellerine çivilendi. Sağ ve sol ellerinin parmaklarını birbirinin içine geçirmişti. Kenetlenmiş ellerini masanın üzerine koymuştu.
Bu eller, Sevgili Abdi İpekçi’yi öldüren ellerdi.
Ürperdim.
20 yıla yakın süredir içimde biriken tepkinin lav dalgaları gibi beynime yükselmekte olduğunu hissettim. Şöyle başladım konuşmamıza:
“Mehmet Ali Ağca…
Çok değerli bir meslektaşımızı öldürdünüz. Bana ve benim gibi tüm meslektaşlarıma büyük üzüntü verdiniz. Hala bu acıyı yaşıyoruz. Şu görüşme dahi içime kolay kolay sinmiyor.
Ancak…
Buna rağmen gazetecilik ve insani nedenlerle ve de bugüne kadar işlenmiş gaddarca cinayetlerin aydınlanmasına belki de katkınız olur düşüncesiyle karşı karşıyayız. Günahınızın belki kefaretini ödeyebilmeniz için samimi cevaplar veriniz.”
Bu sözlerim sürerken Ağca, zaman zaman ayağa kalkmaya çalışıyor, “Ben masumum. Hayır” diye direnmeye çalışıyordu.

“CANİ… KATİL…”

“BEN masumum. İpekçi’yi öldürtenler özgür. Belki onlara kesinlikle dokunulamaz” diyordu.
Kendisine itiraflarını ve olay yerinde tatbikat çekimleri gibi bazı kanıtları anımsattım.
Ağca, bütün bunlara tepki gösteriyordu. Böyle konuşmaya baskı ve işkence altında zorlandığını iddia ediyordu.
Bunun üzerine bir öneride bulundum:
“O halde – İpekçi gibi değerli bir insanı öldüren, aşağılık bir canidir – sözüme katılıyor musunuz?
Bu sözü siz de tekrarlayın.”
Tekrarlamak istemedi.
Neler söylediğini buraya uzun uzun yansıtamıyorum. Akşam Kanal D’deki DURUM programında izlemenizi salık veririm.

“ÖLDÜR” EMRİ

AĞCA, İpekçi’nin öldürülme nedenini siyasi bir sorunla açıklıyor.
Ağca’ya göre “Türkiye o sıralarda hızla ihtilale gidiyordu. Komünistler, bu ihtilalde bertaraf edilecekti. O nedenle hareket desteklenmeliydi.”
Ağca,
bana “Evren’in ve komutanların bu düşünceleri kesinlikle bilmediklerini” de söyledi.
İpekçi cinayetine dönelim… İpekçi, Ecevit’in çok yakınıydı ve Ecevit üzerinde etkili bir gazeteciydi.
İpekçi bir akşam, bana:
“Sen de benim gibi AP – CHP büyük koalisyonunun destekleyen yayınlar yapmalısın. Ancak… Büyük ve güçlü koalisyon kurulursa terörün üstesinden gelinebilir, demokrasi korunabilir” önerisini yapmıştı.
Ağca’nın bana “İpekçi cinayetini işletenlerin amacı, Türkiye’yi 12 Eylül’e sürüklemekti” sözlerini bu açıdan yorumluyorum.
Hatta…
Ağca “Asıl hedefin Ecevit olduğunu… Ancak kendisinin karşı çıktığını… Bunu yaparsanız sizi ihbar ederim” dediğini söyledi.
Ağca “Ecevit’i öldürmekten vazgeçtik. Çünkü Türkiye’de iç savaş çıkardı” dedi.

İKİ İHBAR

ASLINDA o yıllarda Ecevit’e iki suikast girişimine de dikkatleri çekmeliyim. Birini devrin Başbakan’ı Süleyman Demirel, gizli mektupla Ecevit’e duyurmuştu.
Diğeri Çiğli Havaalanı’nda Ecevit’e sıkılan fakat yanlışlıkla yanındaki Mehmet İsvan’ın bacağına saplanan zehirli mermiyle suikast girişimiydi.
Ecevit akşam DURUM’da bunları ayrıntılarıyla anlatacak.

MARİNİ DİYOR Kİ;

BÜTÜN bunlar akıl almaz şeyler.
Zaten Ağca da Abdullah Çatlı’nın yabancı istihbarat örgütleriyle ilişkilerini söylüyor.
Kendisinin bir yandan CIA öte yandan Bekir Çelenk’in dahil olduğu doğu bloku kaçakçılık ve gizli servis ilişkilerini de inkar etmedi.
Bunlar çok karışık konular.
Hukuk ise kanıt ister…
Ancak… Derme çatma bir örgütle karşı karşıya olmadığımız da açıkça görülüyor.
Ağca, bütün bu dış örgütlerin Türkiye bağlantılarının başında Abdullah Çatlı’nın olduğu kanısında. Çatlı’ya hayran. Çatlı’dan müthiş korkuyor. Çatlı’ya büyük saygı duyuyor.
Ağca’yı müebbet hapse mahkum ettiren savcı Marini de bu akşam canlı yayında konuğumuz… Bana Ağca için “Sorgulamalarda aslan kesiliyordu… Ama Çatlı’yla yüzyüze getirildiğinde kuyruğunu bacaklarının arasına alıp büzüldü. Küçük bir kedi yavrusuna döndü” dedi.
Marini’ye göre; Ağca davasında sadece Ağca değil, gizli örgütler hatta onların arkasındaki büyük devletler bile adeta yargılanıyordu.

http://www.milliyet.com.tr/

GÜNERİ CİVAOĞLU’NUN 20 OCAK 2006 TARİHLİ MİLLİYET’TEKİ YAZISI

5 yıl önce / 5 yıl sonra

1997′de İtalya/Ancona Cezaevi’nde Mehmet Ali Ağca ile bir TV röportajı yapmıştım. 5 yıl kadar önce, Ağca’nın kardeşi Adnan Ağca tarafından bazı isimler ve medya kuruluşları sayılarak bu röportaj bağlamında benim de adım şu garip iddiaya konu edilmişti:
“Medya tarafından Ağca ile röportajlar için, 1987′den başlayarak birçok kez ödemeler yapıldı. Suç ortakları onlar mı?” diye soruyordu.
O zaman Adnan Ağca’nın iddiaları ve diğer meslektaşlarımın yanı sıra benim de açıklamam, 22 Haziran 2000 tarihli Milliyet’te “Kardeş Ağca saçmaladı” başlığı altında yarım sayfa yayımlanmıştı. (Sayfa: 19)
Galiba o açıklamamı yeniden ve aynen yayımlamak gerekli oldu.
İşte 5 yıl önceki açıklama:
“Kanal D televizyonunda hazırladığım Durum programında yayınlanmak üzere Mehmet Ali Ağca ile röportaj yapmamıza, İtalya Adalet Bakanlığı, Ağca’nın da ‘evet’ demesi koşuluyla izin vermişti.
Yapımcı firmanın sahibi Namık Koçak, bu amaçla Ağca’nın kardeşi Adnan Ağca’yı İtalya’ya göndermiş.
Ekiple birlikte Ancona’ya gittik. Ancak orada son anda Ağca’nın kardeşi Adnan Ağca, Koçak’tan önce kendisine bir ödeme yapılmasını istemiş. Koçak’a, ‘olumsuz görüş’ bildirdim. Adnan Ağca, bunun üzerine yapımcı Namık Koçak’a, ‘ödemeyi ağabeyi yüzünden yıllarca dışlanan ve çok zor durumda olan annesi için insani nedenlerle istediğini’ söylemiş. Böyle bir para konusunu, Ağca’nın kardeşi ya da bir başkasıyla tek kelime bile konuşmuş değilim.
Ama o aşamadan sonraki gelişmeler bilgim dahilindeydi.
Yapımcı Namık Koçak, Kanal D televizyonu yöneticileriyle görüşerek, ancak röportajın yayınlanmasından sonra annesinin banka hesabına gönderilmek üzere bir ödeme onayını almış. Daha sonraki günlerde, programımızın yayıncısı Kanal D tarafından, Ağca’nın annesine resmi belgelerle ve banka havalesi yoluyla bu ödeme yapılmış bulunuyor. Bu saçma iddialar karşısında her şeyin açık, yasal ve belgeli olmasına özen gösterilmesinin yararı ortaya çıkmakta. Çünkü görülüyor ki, Adnan Ağca’nın iddia ettiği gibi gizli kapaklı bir tavır -başkaları varsa bilemem ama- bizim için kesinlikle söz konusu değil.
Bu röportaj, sadece aziz Abdi İpekçi’nin katlinin arkasındaki gerçekleri ortaya koymak amacını gütmekteydi.
Ancona Cezaevi’nde yapılan röportajdaki ödünsüz sorularım ve söylemim anımsanmalı.
Ağca’ya yardım gibi saptırmalar, herhalde amaçlı ama safsatadır.”
…………………….
Göründüğü gibi röportaj sırasında el altından gizli saklı bir ödeme yok.
İleride “Bize ödeme yapıldı” gibi iddialarda bulunulursa, “Yalan söylüyorsun. Elinde kanıt varsa göster” gibi bir kaçamağa önceden “kılıf” hazırlama kurnazlığı yapılmamış.
Her şey açık. Miktarı, kaynağı ve kime verildiği…
Bürokratik süreç içinde gerçekleşmiş.
Ayrıca…
Koçak’a kardeşi Adnan tarafından, “Annem hasta, ağabeyim yüzünden dışlanmış. Günahsız olduğu halde zaruret içinde” denildiği için ödemenin “sadece annesine” yapılması öngörülmüş.
2000 yılında basın toplantısı yapıldığında da kıvırtma, kaytarma, saptırma yok. Kamuoyundan saklanmamış.
Dünyada da böyle ödemeler gerektiğinde, bu yöntem uygulanıyor.
……………………..
Asıl önemli olan içeriğe gelince…
Önce…
Röportajdan şu birkaç söylemi yansıtayım…
GC: “Mehmet Ali Ağca, çok değerli bir meslektaşımızı öldürdünüz.”
MAA: “Ben masumum.”
GC: “Siz Abdi İpekçi’yi öldürmediğinizi söylüyorsunuz. Peki ona kıyan, dünya çapında bir cani midir?”
MAA: “Yok yok, bu şekilde soruyu kabul etmiyorum.”
GC: “Bunu yapan adam aşağılık bir cani midir?”
MAA: “Bizim kimseye hakaret etmeye hakkımız yok. Apocuların kadınları, çocukları öldürdüklerini gördünüz. Bu daha ağır.”
GC: “İnsanları öldürenler bizim için canidir. Abdi İpekçi’yi öldüren cani midir, değil midir?”
MAA: “Evet katildir. Savaş suçlusudur ama… İpekçi’nin savaşla ilgisi yok ama Türkiye savaş içindeydi.”
……………………….
Ve sonra…
Programın bitiminde Sibel İpekçi’nin gecenin geç saatlerinde telefonla arayarak teşekkür ettiğini belirteyim.
Başka bir izaha da gerek görmüyorum.

http://www.milliyet.com.tr/

YILMAZ ÖZDİL’İN 19 OCAK 2006 TARİHLİ SABAH’TA YAYINLANAN YAZISI

Dolar…

Ağca ile röportaj yapmak 5 milyon dolar, film çevirmek 8 milyon dolar…
İtalyanlar böyle diyor.

Böyle dediklerine göre, makarnacılarda para bol demek ki…
Halbuki ver bana 500 bin dolar, ben sana Beyoğlu’ndan 50 tane adam bulayım Papa’yı vurmak için…
Hatta üstüne 50 bin dolar daha ver, Vatikan’ı da kökünden yaksınlar…

Hayır, amacım “Türkiye’de katil ucuzdur” demek değil…
Amacım parayı sorgulamak…
Yani, Ağca ile röportaj yapmak için para verilir mi?

Tüm basın sözbirliği etmişçesine “Ben vermem” diyor.
“Ben veririm” diyen yok.
Neden yok?
Çünkü katile para ödemek, hayatını rahat sürdürebilmesi için onu desteklemek bir anlamda…
Katile para verirsek, “Mercedes’i kim tahsis etti” gibi soruları sormaya hakkımız olmaz mesela.

Peki “Mercedes’i kim tahsis etti” gibi soruları en çok kim soruyor mesela?
Milliyet.
Haklıdır.
Çünkü o kurşunlar hepimize sıkıldı… Ama katledilen kişi Milliyet’in Genel Yayın Müdürü ve Başyazarı.
İşin doğası gereği, olayı en yakından takip etmek, katili destekleyenleri afişe etmek, en çok Milliyet’in görevi…

Abdi Bey’e yetişemedim, yaş olarak… Ama Milliyet’te yazı müdürlüğü yaptığım için, bilirim o sorumluluk duygusunu…

Ve şu anda masamda bir belge var.
Bir banka dekontunun faksı…
Üzerinde, “şu şu isimli gazetecinin, Mehmet Ali Ağca ile şu Cezaevi’nde şu şu tarihinde yapacağı röportajın gerçekleşmesi halinde şu şu kişiye ödenmesi için 20 bin dolar bloke edilmesi işlemi” yazıyor…
Yani diyor ki banka dekontu, “gazeteci 20 bin doları yatırdı, röportaj olursa, parayı alabilirsiniz…”
Hadi şunu da yazalım, parayı alacak kişi Ağca’nın ailesinden…

Peki gazeteci kim?
Şu anda Milliyet’te köşe yazarı…
Abdi İpekçi’nin Milliyeti’nde…

Eminim Milliyet yönetiminin 97 yılına ait bu akçeli alışverişten haberi yok.
Çünkü işin daha hazin tarafı şu…
O gazeteci habire, “Abdi’yi öldüreni kimler destekliyor” falan diye atıp tutuyor köşesinde…

http://arsiv.sabah.com.tr/

ORAY EĞİN’İN 21 OCAK 2006 TARİHİNDE AKŞAM GAZETESİ’NDE YAZDIĞI YAZI

Cıvaoğlu`nun Ağca`ya verdiği para

Perşembe günü Sabah`tan Yılmaz Özdil, Milliyet`in `bir yazarının` röportaj için Mehmet Ali Ağca`nın ailesine tam 20 bin dolar ödediğini yazdı. Medya kim olduğunu biliyordu, ama kendisi bizzat cevap verene kadar kimse ismi ifşa etmedi. Halbuki gizli değildi. Güneri Cıvaoğlu, 1997`de o zamanlar yayımlanan `Durum` programı için Ağca`yla görüşmüş, görüşmenin ayrıntılarını da köşesinde yazmıştı.

Cıvaoğlu, dün Milliyet`teki başyazısında bu paranın belki İpekçi cinayetinde bir ipucu ortaya çıkar diye verildiğini açıkladı ve Yılmaz Özdil`in `Herhalde Milliyet`in bu işle ilgisi yoktur` yorumuna da cevap verdi. Paranın bizzat Kanal D yöneticileriyle görüşüldükten sonra, kanal tarafından ödendiğini söyleyerek. Zaten böyle önemli bir kararı gazeteci patronajın bilgisi ve müdahalesi olmadan, tek başına alamaz.

Yılmaz Özdil`in de elinde bulunan banka dekontunun nasıl elden ele dolaştığını biliyor musunuz? 22 Haziran 2000 tarihli Özgür Politika gazetesinin haberine göre, Mehmet Ali Ağca`nın kardeşi Adnan Ağca bir basın toplantısı yapıyor, kardeşini ziyarete gittiğini ve bunların parasının da Milliyet tarafından ödendiğini söylüyor. Ve bir bilgi daha veriyor: `Benzer teklifler atv`den de geldi.` Yılmaz Özdil`in bizzat haber yayın yönetmenliğini yaptığı atv`den…

Kardeş Ağca aynı toplantıda Dış Ticaret Bankası`nda Müzeyyen Ağca`ya ödenmek üzere 20 bin doların bloke edildiğini gösteren dekontun da fotokopisini dağıtıyor. Özdil`in elindeki belge de işte bu. http://www.aksam.com.tr/

Kaynak: Dorduncukuvvetmedya.com

Popularity: 18% [?]

Sitemizi kişi takip ediyor.Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresinizi girin sitemize yeni eklenen içerikten haberiniz olsun...

Sitemize üye olduktan sonra, e-posta adresinize bir onay maili gelecek. O maili onaylamazsanız, üyeliğiniz tamamlanmaz. 

SohbetClub.Net Anket

How Is My Site?

View Results

Loading ... Loading ...