‘ Bu ’ kelimesi ile ilgili yazılar

Hacı adaylarının coşkulu yolculuğu müzikal oldu

16 Kasım 2010

Cemal Reşit Rey Konser Salonu’ndaki konserde, Abbasilerle başlayan ve Osmanlı döneminde zirveye çıkan Surre Alayı geleneği, ilahilerle aktarıldı.

İhsan Özer’in şefliğini yaptığı ve iki bölümden oluşan konser, hacca niyetle başladı. Konserin ilk bölümünde Recep ayının gelmesiyle çıkılan yolculukta konaklanan illere de müzikal anlamda ziyaret yapıldı. Miraç Kandili’nin de ihya edildiği ilk bölüm, Ramazan Bayramı ile sona erdi.

Salavatlarla başlayan konserin ikinci bölümü, Hz. Muhammed’e methiyeler düzülerek Medine’ye, ardından da Kabe’ye yapılan yolculuk ve sonrasında hac hadisesiyle devam etti. Konser, Kurban Bayramı ile son buldu.

Ayrıca konser sırasında eski surre alaylarından görüntüler sinevizyondan yansıtıldı.

Konserin, kısa bir süre önce genç yaşta vefat eden İstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğu üyelerinden Hafız Yahya Soyyiğit’e adandığı bildirildi.

-SURRE ALAYI-

Osmanlı Devleti’nde Yıldırım Bayezid ile başlayan ve ilk olarak Edirne’den gönderilen ”Surre Alayı” geleneğini diğer padişahlar da devam ettirdi.

Dini bayramları içerisine alan ve hac zamanı bitene kadar devam eden bu süreçte hacı adayları çeşitli merkezlerde toplanırdı. Bu insanlar Mekke ve Medine halkına ve oradaki mekanlara katkı sağlamak amacıyla mal ve paraları hediye olarak götürürdü. Surre Alayı’nın yolculuğu Recep ayının 12. gününde başlardı.

Hacıların Sarayburnu’ndan Üsküdar’a geçişiyle başlayan süreç, Selami Çeşme, Bağdat Caddesi üzerinden devam ederdi. Bu alay, kutlamalarla 3 koldan ilerler, bir kol İznik, Bursa, Eskişehir’den, bir kol Karadeniz tarafından, bir kol da ayrı yol izleyerek devam ederdi. Her uğradığı mekanda alaya yeni hacı adayları katılır, onların yanında yeni hediyeler de alaya eklenirdi.

Ramazanın 20. gününde bütün kollar birleşip Şam’da buluşur, orada Ramazan Bayramı kutlanırdı. Buraya ayrıca Kahire, Bağdat ve Bakü’den ekipler de katılır, bayramdan sonra hep birlikte Medine ve Mekke’ye gidilirdi.

Surre Alayı ile gönderilen paralar, Haremeyn’in masraflarına sarf edilirdi.

Alayla beraber paralar dışında gönderilen ve nadir bulunan kıymetli halılar, seccadeler, murassa avizeler, şamdanlar, paha biçilmez mushaf-ı şerifler, levhalar, puşideler (örtüler), gümüş perde halkaları, elbiseler, Mekke Emirine mahsus sırmalı ve işlemeli kaftan, mücevherli kılıç, inciden tesbih ve daha pek çok kıymetli hediye ise Mekke ve Medine’deki mübarek makamlara, seyyidlere, şeriflere, fakirlere, zahidlere hediye edilirdi.

Gönderilen hediyeyi alanlar, kendilerine göre, keselere zemzem, hurma gibi hediyeler koyarak surre ile geri gönderir, böylece karşılıklı hediyeleşilirdi.

Bu arada, Kahire’den gönderilen surre alayında yer alan yeni Kabe örtüsü merasimle eskisiyle değiştirilirdi. Mekke Emiri eski Kabe örtüsünü İstanbul’a gönderirdi. Bu Kabe örtülerinden İstanbul’da pek çok camide bulunuyor.

Surre alayları, 1864 yılına kadar kara, bu tarihten 1908′e kadar deniz, daha sonra da demiryoluyla gönderildi. Surre alaylarının sonuncusu 1915′de gönderildi. Daha sonra Mekke Emirinin isyanı (1916) ve toprakların elden çıkması sebebiyle gönderilen surre alayları yerine ulaşamadı.

AA

Popularity: 66% [?]

Çinlilerin halay merakı bir başka

16 Kasım 2010

 Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Şanghay’da ”Ankara Kültür Günleri” çerçevesinde Oriental Sanat Merkezi’nde düzenlenen etkinlikte yaptığı konuşmada, Türkiye ve Çin medeniyetlerinin dünyanın köklü ve zengin medeniyetleri arasında yeraldığını söyledi. Tarihin her döneminde bu iki köklü milletin yakın ilişkiler içinde bulunduğunu ifade eden Gökçek, yakın ilişki sonucu Türkiye ile Çin arasında ortak ilgi alanları oluştuğunu belirtti.

Çin’de uygulanan doğru ve istikrarlı ekonomi politikalarının, güçlü aile yapılarının ve çalışkan insanların dünyadaki hızlı değişimi lehlerine çevirebildiklerini anlatan Gökçek, şöyle devam etti:

”Çin dünya ekonomisinde ön sıralara çıkmış, öyle ki dünya ekonomisi Asya’ya doğru eksen değiştirmiştir. Mutlulukla belirtmek isterim ki iki ülke arasındaki yakın dostluk ve ekonomik ilişkiler yakın zamanda Çin Halk Cumhuriyeti Başbakanı’nın Türkiye ziyareti sırasında imzalanan sekiz anlaşma ile stratejik işbirliğine dönüşmüştür. Bu sayede iki ülke arasındaki iş hacminin 17 milyar dolardan 50 milyar dolara çıkarılması hedeflenmiştir. Ankara ve Şanghay bu büyümenin odağında yer almışlardır.

BM raporlarına göre tarihte ilk kez insanların yüzde 50′den fazlası kentlerde yaşamaya başlamış ve 21. yüzyıl kentler çağı olmuştur. Ankara ve Şanghay gerçekleştirdikleri kentsel dönüşüm, çevre, ulaşım ve sosyal projelerle dünya kentlerine örnek oluştururken, halklar arasında dostluk ve kültürel anlayışı arttırmaya yönelik kentler diplomasisinin de öncüleri olmuşlardır.”

Şanghay Belediye Başkanı Han Zheng ile Ankara’da görüştüklerini, dostluk ve işbirliği anlaşması imzaladıklarını anımsatan Gökçek, anlaşmaların kağıt üzerinde kalmadığını ve geçen yıl Ankara’da Şanghay Kültür Haftası düzenlediklerini belirtti. Ankaralıların Şanghay ve Çin kültürünü çok sevdiklerini ifade eden Gökçek, bu yıl da Şanghay’da Ankara Kültür Günleri düzenlendiklerini söyledi. Bu çerçevede geleneksel Türk dansları ve modern Türk müziğinden bir demet hazırladıklarını dile getiren Gökçek, ”Memnuniyetle izliyorum ki konuksever Şanghay halkı da Ankaralı kardeşlerime aynı ilgi ve alakayı gösteriyorlar” dedi.

-ÇİNLİ İŞ ADAMLARINA YATIRIM DAVETİ-

Şanghay halkının 10 gün önce sona eren Şanghay EXPO’daki Türkiye pavyonuna gösterdikleri ilgiden de memnun kaldıklarını bildiren Gökçek, ”EXPO tarihininde bir rekor olan ve 70 milyon kişinin katıldığı Şanghay EXPO’da Türkiye pavyonunu 7 milyon kişi ziyaret etmiştir” diye konuştu.

Dostluk ve kültürel ilişkilerin ekonomik işbirliğiyle desteklenerek, halkların refahını daha da arttırması gerektiğine inandığını anlatan Gökçek, ”Bu nedenle Çinli iş adamlarını Ankara’ya yatırıma davet ediyorum. Başta raylı sistemler ve tünel yollar olmak üzere ulaşım, tema parklar, kongre ve fuar merkezleri gibi geniş biz yelpazede, Ankara’da cazip yatırım fırsatları bulunuyor” dedi.

Gökçek ayrıca Ankara’nın Çin Çok Uluslu Şirketler Birliği tarafından ”Türkiye’nin En İyi Yatırım Yapılabilir Kenti” seçildiğini anımsatarak, Şanghay’da düzenlenen Ankara Kültür Günleri’nin aralarındaki ekonomik, kültürel ve dostluk ilişkilerine yeni bir ivme kazandıracağına inandığını söyledi.

Şanghay Halk Siyasi Danışma Konferansı Başkanvekili Wu You Ying ise Ankara’nın mesafe olarak uzak olduğunu, buna rağmen her iki ülke halkının çok eskiye dayanan ortak geçmişe sahip bulunduklarını söyledi.

Bu geçmişin önceleri İpek Yolu şimdi ise EXPO’da biraraya geldiğini ifade eden Ying, Şanghay’da düzenlenen Ankara Kültür Haftası etkinliğinin, 2 şehir ve halklar arasında olumlu etkiler yaratacağına inandığını dile getirdi. Ying, ”İnanıyorum ki bugün düzenlenen etkinlikte her iki ülke de kendi sanat gösterilerini dolu dolu sunacaklardır” dedi.

-ÇİNLİLERİN HALAYA İLGİSİ-

Konuşmaların ardından Ankara Büyükşehir Belediyesinin halk oyunları ekiplerince folklor, kına gecesi canlandırması, Karadeniz yöresi oyunları, Ankara misket havası, ecüş mecüş gösterileri sunuldu. Şangay Belediyesine ait ekipler de yöresel kıyafetlerle Çinlilere özgü halk oyunları ile Kurşun Asker gösterisi sergiledi.

Sanatçı Ferhat Göçer de aralarında Çince parçaların da yer aldığı bir konser verdi. Göçer’in şarkılarına zaman zaman eşlik eden Çinli ve Türk izleyiciler, Göçer’e yoğun sevgi gösterisinde bulundular.

Konser bitiminde Ferhat Göçer’in orkestrası tarafından çalınan Mehter Marşı ile 10. Yıl Marşı’na konseri izleyen Türkler eşlik etti.

Etkinlikte Türk halk oyunlarını izleyen Çinliler, konser salonundan ayrıldıktan sonra Şanghay Meydanı’nda, aralarında Türklerin de yer aldığı gruplarla beraber büyük bir keyifle halay çektiler. Halayda zorlanan bazı Çinlilere ritm tutma konusunda Türkler yardımcı oldu.

AA

Popularity: 71% [?]

Rüştü Asyalı’nın sesinden Nazım şiirleri

16 Kasım 2010

Düzenlemesi Nihat Asyalı tarafından yapılan sunumu yöneten, aynı zamanda sesiyle anlam katan Rüştü Asyalı AA muhabirinin sorularını yanıtlarken, Nazım Hikmet’in yazdığı her yapıtın, her gün taze, her gün geçerli olduğunu ifade ederek, ”Nazım’ın modası hiçbir zaman geçmiyor, Her an etkileyici bir düşüncesi vardır. Düşüncelerinin dışında olağanüstü bir şairdir” dedi.

Memleketimden İnsan Manzaraları’nın her sanat dalına ve sanatçıya büyük bir malzeme olduğunu dile getiren Asyalı, duygularını, ”Kim bilir bu eserden kaç ressam tablo çıkarır, kim bilir kaç müzisyen senfoni besteler, kaç heykeltıraş kompozisyon çıkarır. Bütün sanat dallarını sayabiliriz. Bu büyük bir yapıttır. Hatta şairler onun üzerine şiir bile yazabilirler, kendisi şiir olmasına rağmen” sözleriyle ifade etti.

Nihat Asyalı’nın kendi tiyatral yaklaşımına göre yapıttaki ”onbir tablo”yu aradan süzdüğünü anlatan Asyalı, ”Ölene kadar ‘Ben bir Türk şairiyim’ diyen Nazım Hikmet tüm sanat dallarına ve sanatçılarına malzeme veren büyük bir yazardır. Tiyatro da bundan kendine düşen payı almıştır” diye konuştu.

Asyalı, sunumun ortaya çıkış sürecisini ise şöyle anlattı:

”Devlet Tiyatrolarında Nihat Asyalı’nın yazdığı ‘Rab Şeytana Dedi ki’ adlı bir oyunumuz var. Cem İdiz, bu oyunun müziklerini hazırladı. Oyunun prömiyerini kutlarken, Nihat Asyalı’ya ‘Bize ne zaman Memleketimden İnsan Manzaraları’ndan bir düzenleme, kurgu yapacaksın ki ikimiz bunu bir resital şeklinde sunalım’ diye sorduk. Kendisi ‘bakalım’ dedi.

Biz zannetik ki ‘bakalım’ dedi ve geçti. Sonra 1.5 ay sonra bizi aradı, ‘istediğiniz hazır gelin alın’ dedi. Cem’le ben çok şaşırdık ve sevindik. Zaten yıllardır Cem’le böyle bir çalışma yapmak istiyorduk. Daha önce de birlikte birçok çalışma yaptık ama bu uzun soluklu ilk işimiz olacak. Umuyorum bundan sonra da devam edecek.”

-”ÖZELLİKLE GENÇLER ESERİN GERİ KALANINI MERAK ETSİN İSTİYORUZ”-

Nazım Hikmet’in bütün yapıtlarıyla tiyatroya elverişli büyük bir yazar olduğuna işaret eden Asyalı, ”Ben başrejisör olarak şunu söyleyebilirim DT’de Nazım Hikmet’e dair oyunlar, benzeri çalışmalar yıllardır yapılıyor. ‘Ferhat ile Şirin’ kim bilir kaç kez seyirciyle buluştu, büyük bir etki yaratarak, Biz ”onbir tablo”yu yaptık, belki 21 tablo yapan da olur, bu yaklaşıma bağlı bir şeydir. Benzeri çalışmalar hep yapılmakta yapılacaktır” diye konuştu.

Asyalı, yapıtın amacını ise şöyle özetledi:

”Bu eseri resital biçiminde sunuyoruz. Cem, bestesi ve piyanosuyla ”onbir tablo”ya eşlik ediyor. İki bölümde sunuyoruz toplam 1.5 saat sürüyor. Ben hem sunumu yapıyorum, hem de Cem’in bestelerinden Nazım şarkıları var onları söylüyorum. Yeni 4 şarkı çıkıyor ortaya, hiç duyulmamış bu yapıt için bestelenmiş şarkılar bunlar.Asıl amacımız gelen seyircimizin özellikle gençlerin, Memleketimden İnsan Manzaraları’nın bütününü, 500 sayfalık kocaman cildi merak etmelerini sağlamak. ‘Onbir tablo’ bu peki gerisi ne diye merak ederlerse bu sunuş da Devlet Tiyatroları da Nazım konusunda, Türk edebiyatı konusunda amacına ulaşmış demektir.

Türk edebiyatının birçok büyük eseri Devlet Tiyatrolarında sahne bulmuştur. Bu açıdan üzerimize düşen görevi yapmaya çabalıyoruz. Ben de bu uğraş içinde bulunan sanatçılardan biri olarak gururlanıyorum. Bu 60 yıldır böyle. 60. yılımız sürüyor bu kapsamda sunumumuz dünya prömiyeri yapacak. Nazım, uçsuz bucaksız büyük bir kaynak, dev yapıtların buluştuğu bir büyük dağarcık, bitmez tükenmez. Seyircilerimiz merak etsinler, özellikle bütünü alıp okusunlar, Nazım Hikmeti’i anlamaya çalışsınlar.”

Nihat Asyalı’nın düzenlediği, Rüştü Asyalı’nın yönettiği 2 perdelik ‘Nazım Hikmet’in Memleketimden İnsan Manzaraları’ndan Onbir Tablo adlı sunum, 18 Kasımda Akün Sahnesi’nde dünya prömiyeri yapacak.

Müziği Cem İdiz’e ait sunumda, dekoru Hakan Dündar hazırladı. Işık tasarımını Ersen Tunççekiç’in üstlendiği sunumda Füruzan Tercan dramaturg, Berin Ötenel yönetmen yardımcısı, Batuhan Yalçın da reji asistanı olarak görev yaptı.

AA

Popularity: 98% [?]

Ayşe Ören Japonya’yı fethetti

16 Kasım 2010

Dünya birincisi Türk Tasarımcı Ayşe Ören; Junior Chamber International (JCI)’ın bu yıl 2-7 Kasım 2010 tarihleri arasında Japonya’nın Osaka kentinde gerçekleştirdiği Dünya Konferansı Fuarı’na katıldı. Fuar katılımcılarının yoğun ilgisiyle karşılaşan Ören Japonya’yı fethetti. Geçen yıl Los Angeles’te düzenlenen Michael Jackson Anıt Tasarım Yarışması’nın uluslar arası birincisi Ören, JCI’ın Dünya Konferansı’na bu yıl 10 bine yakın üye ve konuğun katıldığını vurgulayarak “Tasarımlarıma çok yoğun bir ilgi gösterildi. 115 ülkeden Osaka’da buluşan katılımcılarla, tasarım ve projelerimi paylaştığım için çok mutluyum” dedi.

Yenilikçi ve kimliği olan kavramsal mağazalar, loungelar, butik konseptler, yaşam mekanlarını yeniden yorumlayan ve projeler üreten Ayşe Ören, Osaka Ticaret Fuar’ına Paradox adlı tasarımıyla yer aldığını belirtti.

Paradox: Tasarımın heykelsi ve sanatsal tarafını vurgulayan bir orta sehpadır. Paradox’un tasarımı da bir bütün olarak düşünülmüş, cam ve metal birbirine birleştirilmiş böylece camın hareketi engellenmiş formu fonksiyonla birleştirilmiştir. Cam ve paslanmaz bir birinin içinden geçirilerek tasarımda bütünlük sağlanmıştır. Böylece hem duygunun ifadesini güçlendirmiş hem de fonksiyon olarak camın hareketi önlenmişti.

JCI Dünya Konferansı Ticaret Fuarı’na katılırken Business Networking Akademi® kurucusu Ertuğrul Belen’den, fuara hazırlık ve networking stratejileri aldığını belirten tasarımcı Ayşe Ören, Belmo ve PrimeClass’a da destekleri için teşekkür ettiğini söyledi.

Haber7.com-bülten

Popularity: 11% [?]

Muhammed Hamidullah haftası

16 Kasım 2010

Siyer Araştırmaları Merkezi, 17/24-Aralık-2010 tarihleri arasında “Büyük Siyer Âlimi Prof. Dr. Muhammed Hamidullah’ın” vefat gününden başlayarak bir hafta boyunca birçok faaliyet ve programa imza atacak…

Merkezin Kültür ve İhtisas birimlerinin beraberce düzenleyecekleri bu hafta; ‘Büyüklerin Ayak İzleri 1’ üst başlığı ile tertiplenecek. Bu üst başlığın sebebi ise her yıl bir siyer âliminin ele alınıp, bir hafta boyunca o âlimin anlaşılması için etkinlikler yapılmasından kaynaklanıyor.  Yani Merkez, bu anma/anlama programlarını geleneksel bir hale getirerek, her yıl devam ettirecek.

Siyer Araştırmaları Merkezi, Muhammed Hamidullah’ın vefat günü olan 17 Aralık tarihiyle başlatacağı hafta etkinliklerinin öncesinde, bir ödüllü makale yarışması düzenlenecek. Makale yarışması “Muhammed Hamidullah’ın İslam Peygamberi adlı eserinin Siyer İlmine Katkıları”  konusunu içeriyor. 08 Kasım 2010 tarihinden itibaren başlayacak yarışma, 17 Mart 2011’de sona erecek.  Makalelerde aranacak özellikler hakkında Merkezin internet sitesinden daha detaylı bilgiler alınabilir.   Yarışmada dereceye giren makalelerden birinci olana Umre ziyareti, ikinci olana Kudüs ziyareti, üçüncü olana ise Suriye gezisi ödül olarak verilecek. Ayrıca değerlendirme heyetinin seçtiği on makale ise çeşitli hediyeler ile mükafatlandırılacak ve seçilen makaleler Siyer Yayınları tarafından kitaplaştırılacak.

Değerlendirme heyetinde Muhammed Hamidullah hocamızın talebeliğini yapmış Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma, Prof. Dr. Salih Tuğ, Cemal Uşak, Muhammed Emin Yıldırım ve M. Ali Alioğlu bulunuyor.

Makale yarışmasının ödül töreni ise 17 Nisan 2011 Pazar günü büyük bir program ile yapılacak.

17/24 Aralık “Muhammed Hamidullah Haftası” içerisinde ise şu etkinlikler gerçekleştirilecek:

-          17 Aralık 2010 Cuma Prof. Dr. Salih Tuğ ile  “Bir Siyer Arkeologu Olarak Muhammed Hamidullah” konulu bir söyleşi gerçekleşecek.

-          18 Aralık 2010 Cumartesi Muhammed Emin Yıldırım  “Bir Siyer Âlimi Olarak Muhammed Hamidullah” konulu bir sohbet gerçekleşetirecek.

-          19 Aralık 2010 Pazar Muhammed Hamidullah’ın mektuplarından oluşan bir sergi açılacak

-          Aynı gün İhsan Süreyya Sırma ile bu mektuplar üzerine bir hasbıhal gerçekleşecek.

-          21 Aralık 2010 Salı  “Muhammed Hamidullah’ın İslam Peygamberi Eseri Üzerine Mülahazalar” konulu Muhammed Emin Yıldırım’ın Hikmet Vakfı’nda yapacağı sohbetle son bulacak.

-          Hafta boyunca, Muhammed Hamidullah’ın hayatını, eserlerini, hakkında söylenenleri kapsayan bir kitapçık, ücretsiz olarak programa katılanlara hediye edilecek.

Haber7

Popularity: 29% [?]

Süleymaniye’de 150 yıllık ‘ayet’ hatası

16 Kasım 2010

Projenin hat danışmanlığını yürüten Prof. Dr. Hüsrev Subaşı Süleymaniye Camisi’nin ana kubbesindeki yazıların 1860′lı yıllarda Sultan Abdülmecid zamanında görevlendirilen hattat Abdülfettah Efendi tarafından yazıldığını söyledi.

70 metre yüksekliğindeki bir camide 8 metre çapındaki bir kubbe yazısıyla ilk kez karşılaştığını anlatan Subaşı, kubbedeki yazının tuval üzerine değil, çinko üzerine yazılmış olduğunu gördüklerini ifade etti.

Yaptıkları çalışmada, birbirine monte edilen çinkolardaki çivilerin zamanla paslandığını ve hat yazılarının yüzde 65′inin ortadan kalktığını gördüklerini belirten Subaşı, daha önce alınan kalıp ve eski fotoğraflar üzerinden hareket ederek, yazının aslına uygun biçimde ihya edilmesini sağladıklarını anlattı.

Subaşı, yazının bir yerinde nakkaş veya hattat hatası gördüklerinde, bunların düzeltilmesi noktasında 5-6 hattatın müzakere ederek karar verdiğini belirtti.

PANDANTİFLERDEKİ İLGİNÇ DURUM

5.5 metre çapındaki pandantiflerin de usulüne uygun biçimde ihya edildiğini ifade eden Subaşı, şunları kaydetti:

kullan”Kıbleye yakın ön pandantifte ‘Başarıyı bana veren Allah’tır’ anlamında bir ayet var. Avluya yakın arka pandantifte de ”De ki ey Peygamber, her şeyi yaratan Allah’tır’ anlamında bir ayet var. İnsan camide böyle bir şey yazacak olsa, herhalde ‘Her şeyi yaratan Allah’tır’ ifadesini ön tarafa koyar, diğerini ise arka tarafa koyar bir nevi eserin imzası gibi. Bu durum bana mantıksız geldi ve bir arşiv araştırması yaptık. Yaptığımız araştırmada 1970 yılına ait bir fotoğraf bulduk ve ‘Her şeyi yaratan Allah’tır’ önde, ‘Başarıyı bana veren Allah’tır’ yazısı arkada. Bunların neye istinaden değiştirildiği yönünde hiç bir bilgi yok.”

AYETTEKİ EKSİK HARF

Ana kubbenin yazısının uygulamasında bir sıkışma gördüklerini, bunun hat kurallarına göre olmaması gerektiğini tespit ettiklerini belirten Subaşı, ”Yazı mükemmel yazılmıştı ancak 8 metre çapındaki bir yazı büyük bir alanı işgal ediyor. Dörde veya ikiye bölerek tozlamış olmalılar. Kalemkar ekibi, parça parça yazıyı tozlarken bir yerde sıkıştırmak zorundaydılar ve biz bunu fark ettik. Kendi hattatlar kurulumuzda bunun müzakeresini yaptık ve düzelttik” diye konuştu.

150 yıl önce ana kubbeye yazılan ayetin bir harfinin unutulduğunu gördüklerini anlatan Subaşı, Abdülfettah Efendi’nin en az 30 yazısını incelediklerini ve camideki yazıyı yazdığı zamanlardaki kompozisyonlarında yer alan ”h” harfini elle aldıklarını ve bu harfi olması gereken yerine koyduklarını belirtti.

Subaşı, 3-4 gün içinde iskelelerin tamamen sökülmüş olacağını ve caminin bayram namazına hazır hale getirileceğini sözlerine ekledi.

AA

Popularity: 38% [?]

Ortaylı: Arşiv evrakı Kaşıkçı Elması’ndan önemli

16 Kasım 2010

Arşivcilik Günü ve Hazine-i Evrak’ın kuruluşunun 164. yıl dönümü dolayısıyla İstanbul’da etkinlik düzenlendi.

Fatih Ali Emiri Kültür Merkezi’nde düzenlenen etkinlikle konuşan Topkayı Müzesi Müdürü Prof. Dr. İlber Ortaylı, Osmanlı Devleti’nin evrakını biriktirme konusuna çok önem verdiğini ve bunun idari işlemleri son derece kolaylaştırdığını söyledi. Savaşa giderken ordunun yanında bir sürü evrak ve defter taşıdığını aktaran Ortaylı, Viyana bozgunu sonrası çekilmek zorunda kalan ordunun bırakmak zorunda kaldığı evrak ve defterlerin Orta Avrupa’da; Almanya, Polonya ve Avusturya gibi ülkelerde oryantalizmin başlıca malzemesini oluşturduğunu ve bu ülkelerin evrakı inceleye inceleye hala bitiremediğini anlattı.

Osmanlı Devleti’nin memur hafızasına güvenmeyerek savaşta bile evrak kaydına bu kadar önem vermesinin onunla aynı devirde yaşayan devletlerden kendisini ayırdığını belirten Ortaylı, şöyle devam etti:

”Kaşıkçı Elması ile arşiv evrakını hiçbir zaman mukayese etmem. Böyle bir mukayesenin yapılmasını da hazin ve vahim bulurum. Çünkü arşiv evrakı herhangi bir mücevherden, sanat eşyasından çok daha önemlidir. Kaybolan zamana tekabül eder. Osmanlı arşivlerinin değeri çok büyüktür. Yeni arşivcilerin yetişmesi devletimiz için önemlidir. 1940′lardan sonra Türk tarihçiler arşivcilik özelliği kazanmaya başlamıştır. Eski harflerin kaldırılması ve Latin harflerini kullanmak yeni nesil Türk tarihçileri için arşiv çalışmaları sayesinde bir engel olmaktan çıkmıştır.”

Türk Arşivciler Derneği Başkanı Haldun Şahin ise Hazine-i Evrak’ın Sadrazam Mustafa Reşit Paşa tarafından, 9 Kasım 1846′da kurulmasıyla modern tarih arşivciliğinin başladığını ve bu tarihinin Türk arşivciliğinde bir dönüm noktası olduğunu söyledi.

Türk arşivciliğinin her geçen gün daha iyiye gittiğini söyleyen Şahin, Osmanlı ve Cumhuriyet arşivlerinde çok iyi çalışmalar yapıldığını bildirdi. Arşivlerin açılarak yerli yabancı araştırmacılarının hizmetine sunulmasının ülkemizin prestijini artırdığını ifade eden Şahin, ünlü tarihçi Halil İnalcık’ın, ”Ben eğer şöhretli bir tarihçi olduysam bunu Türk arşivlerine borçluyum” sözünü hatırlattı.

Şahin, ünlü Macar arşivist Lajos Fekete’nin ”Türkiye’de, Türk milletinin geçmişinin arşiv işleri başarı ile halledilmedikçe ortaya konulamayacağı fikrinin hakim bulunması gerekir. Bunun yalnız Türk milleti için değil, beynelmilel ilmin çıkarı için de olduğu kabul edilmelidir” şeklindeki görüş ve düşüncesinin arşivlerimizin önem ve değerini çok anlamlı bir şekilde ortaya koyduğunu vurguladı. Şahin, bu tür güzel gelişmeler yaşanmasına rağmen arşiv konusunda temel bir politika benimsenememesinin son derece üzücü olduğunu aktardı.

-TBMM’YE ”ARŞİVCİLİK” ÖDÜLÜ-

Etkinlikte, arşiv alanında yaptıkları çalışmalardan dolayı TBMM ile Zaman Gazetesi’ne ”2010 Yılı Arşivcilik Ödülü” verildi. TBMM adına ödülü TBMM İletişim ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı Feridun Keşir, Zaman Gazetesi adına da gazetenin Haber Müdürü Fatih Uğur aldı.

”Hazine-i Evrak’ın Kuruluşunun 164. Yılında Türk Arşivciliği, Kamu ve Özel Kuruluşlarda Arşivin ve Arşivciliğin Önemi” oturumunun ardından etkinlik sona erdi.

AA

Popularity: 42% [?]

4 bin yıllık tarihi kent gün yüzüne çıkıyor

16 Kasım 2010

Aydıntepe Belediye Başkanı Orhan Eraslan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ilçelerinin sınırları içindeki tarihi yer altı şehrinin ortaya çıkartılıp, turizme kazandırılması amacıyla 12 yıl önce başlatılan çalışmaların sürdürüldüğünü belirterek, söz konusu kenti yer altı şehrinden çok yer altı kalesi olarak adlandırdıklarını ifade etti.

Kazı çalışmalarında elde edilen verilerle, söz konusu yerleşim yerinin sürekli yaşanan bir kentten öte savunma amaçlı ve tehlikeli zamanlarda kullanılan bir kale olarak kullanıldığını gösterdiğini ifade eden Eraslan, şu bilgileri verdi:

”1998′de bir inşaat kazısında bulunan yer altı kalesi yaklaşık olarak 50 metre civarlarındaydı. İlk belirlemelerde eski Roma yeni Bizans dönemine ait olabileceği söylendi. Atatürk Üniversitesi’ndeki sanat tarihçileri ile yapılan temizleme çalışmalarında yeni bulgular ve bazı duvar figürleri ortaya çıktı. Bu kazı çalışmalarında bulunan figürler buranın Roma-Bizans döneminden daha önceki dönemlere ait olduğunu ortaya koyuyor. Duvar figürleri daha ilkel inanışların olduğu dönemleri simgeliyor. Bunlar da bu yerleşim yerinin en az 3 bin yıllık olduğunu işaret ediyor. Yer altı kalesi odalar şeklinde, sokaklar ve geniş galerilerden inşa edilmiş. Yerleşim merkezinde 13 oda, 4 büyük galeri, 1 mutfak ve su ihtiyacının karşıladığı bir havuz bulunuyor.”

Eraslan, söz konusu yerleşim bölgesindeki kazılarda 3500-4000 yıllık mezarlar çıktığına da dikkati çekerek, ”Bu mezarlar anıt mezarlar şeklinde değil. Ölen kişilerin cesetleri yakılıp, toprak kaplar içerisine konmuş ve üzerelerinde de bir takım ziynet eşyası var. Gün ışığına çıkartılan eşyaların tamamı şu anda Erzurum Müze Müdürlüğünde. Bu alanda yapılan çalışmalarda en büyük özveriyi biz gösterdik. Ama tabi ki bu bizim gibi belediyelerin kapasitesinin çok üzerinde bir çalışma. Buradaki çalışmalara 200 bin liradan fazla para harcadık” şeklinde konuştu.

-YERLEŞİM YERİNİN BİR KISMI ORTAYA ÇIKARTILDI-

Tarihi yerleşim bölgesindeki yaklaşık bin metrekarelik bir alanı tamamen temizleyerek gün ışığına çıkarttıklarını ifade eden Belediye Başkanı Orhan Eraslan, sözlerine şöyle devam etti:

”Bundan sonraki çalışmalarımızda yer altı kalesindeki odalarda cansız mankenlerle figürler oluşturacağız. Daha sonra bölgeye ait eşyaların sergilendiği alanlar oluşturacağız. Burada yapacağımız en önemli çalışmalardan biri de yer altı kalesinin aydınlatılması olacak. Yapacağımız yeni aydınlatma tarihi alana zarar vermeyecek ve otantik yapısını bozmayacak. Bu çalışmaları bu kışın bitireceğiz. İçeride zaman zaman sergiler de düzenleyeceğiz. Bu çalışmaları bitirdiğimizde sadece Bayburt’un değil bölgeninde turist sayısında önemli ölçüde artış olacağını düşünüyoruz.”

Kazı çalışmaları sürdürülen alanda, yer altı kalesi dışında başka eserlerin de varlığını tespit ettiklerini söyleyen Eraslan, ”Bu eserler üzerinde de çalışmalarımız sürüyor. Ama öncelikle temizlenen alanı hizmete açmak için titiz çalışma yürütüyoruz. Tespit ettiğimiz diğer alanlara şimdilik dokunmayacağız. Bu alanların bir kısmı şehrin içerisinde diğer bir kısmı da şehrin dışında. Özellikle şehrin kuzeydoğu kısmında mevcut yer altı kalesinin 2 bin metre ötesinde tespit ettiğimiz bir yer var, bunlar bizi heyecanlandırıyor. Oralara da zamanla gireceğiz ancak öncelikli olarak ortaya çıkartılan alanı iyi bir şekilde tanıtmalıyız” diye konuştu.

Eraslan, bulunan tarihi yer altı kalesini istedikleri şekilde turizme kazandırmak için 1 milyon liraya ihtiyaçları olduğunu bildirerek, ”Ben inanıyorum ki bunların hepsi olacak ve burası hak ettiği ölçüde tanınacaktır” dedi.

AA

Popularity: 46% [?]

Üst geçit evi kapatınca bu tabelayı astı

16 Kasım 2010

Düzce’de evinin girişine inşa edilen üst geçit nedeniyle evine giremeyen vatandaş, üst geçidin ayaklarına ”Bize bayramı zehir ettiniz size iyi bayramlar” yazılı pankart astı.

Düzce D 100 Karayolu üzerine inşa edilen ve Hamidiye Mahallesi’ni ile Kültür Mahallesi’ne birbirine bağlayan üst geçit yüzünden dış dünyayla iletişimlerinin tamamen kesildiğini belirten Nuri Çetin, evine giremediğini söyledi.

Üst geçidin yapımında hata olduğunu iddia eden Çetin, ”Biri bana çıkıp da bu üst geçidin yamuk olmadığını söylerse, intihar edeceğim. Bayram geldi, evimize giremiyoruz. Evde yaşlı annem var ve rahatsız. Bu üst geçit bizim dış dünyayla tamamen irtibatımız kesti” dedi.

Daha sonra üst geçidin üzerine çıkan Çetin, ”Yetkililer sesimi duyana kadar burada bekleyeceğim” diye konuştu. Vatandaşlar tarafından ikna edilen Çetin, bir süre sonra aşağı indirildi.

Bu arada Nuri Çetin üst geçidin ayaklarına, ”Bize bayramı zehir ettiniz, size iyi bayramlar” ve ” Bu üst geçidi 5 metre kaydırarak evimizi rezil edenler size iyi bayramlar” yazılı iki ayrı pankart astı.

AA

Popularity: 11% [?]

Kraliçe Elizabeth’in Facebook pişmanlığı

16 Kasım 2010

Facebook’a katılması olay olan İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth’in başı hesabıyla dertte.

Ancak gelen son haberler Kraliçe’nin hayranları kadar sevmeyenleri de olduğunu kanıtlar nitelikte.

İngiliz Kraliyet Ailesi adına açılan hesaptaki paylaşımlar Kraliçe Elizabeth’in onayından geçiyor. Kraliçe’yi dürtmek ya da onu arkadaş olarak eklemek mümkün olmasa da bu tedbirler protestocuları durdurmaya yetmedi.

Kraliyet ailesinin video ve fotoğraf paylaşımlarına yapılan yorumlar, Kraliçe’yi kızdırdı. Özellikle Prens Charles ve Camilla’yı hedef alan hakarete varan yorumlar Kraliçe’nin isteğiyle derhal siliniyor.

Yapılan paylaşımların altına yapılan ”Bu demode ve dolandırıcı kurum bize bir servete mal oluyor,iş bulun , verginizi ödeyin ve üretime katkıda bulunun.” tarzı eleştiriler ise kraliyet ailesini kızdırmış gibi görünüyor.

Zaman

Popularity: 18% [?]

Sitemizi kişi takip ediyor.Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresinizi girin sitemize yeni eklenen içerikten haberiniz olsun...

Sitemize üye olduktan sonra, e-posta adresinize bir onay maili gelecek. O maili onaylamazsanız, üyeliğiniz tamamlanmaz. 

SohbetClub.Net Anket

How Is My Site?

View Results

Loading ... Loading ...