‘ Bir ’ kelimesi ile ilgili yazılar

Çinlilerin halay merakı bir başka

16 Kasım 2010

 Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Şanghay’da ”Ankara Kültür Günleri” çerçevesinde Oriental Sanat Merkezi’nde düzenlenen etkinlikte yaptığı konuşmada, Türkiye ve Çin medeniyetlerinin dünyanın köklü ve zengin medeniyetleri arasında yeraldığını söyledi. Tarihin her döneminde bu iki köklü milletin yakın ilişkiler içinde bulunduğunu ifade eden Gökçek, yakın ilişki sonucu Türkiye ile Çin arasında ortak ilgi alanları oluştuğunu belirtti.

Çin’de uygulanan doğru ve istikrarlı ekonomi politikalarının, güçlü aile yapılarının ve çalışkan insanların dünyadaki hızlı değişimi lehlerine çevirebildiklerini anlatan Gökçek, şöyle devam etti:

”Çin dünya ekonomisinde ön sıralara çıkmış, öyle ki dünya ekonomisi Asya’ya doğru eksen değiştirmiştir. Mutlulukla belirtmek isterim ki iki ülke arasındaki yakın dostluk ve ekonomik ilişkiler yakın zamanda Çin Halk Cumhuriyeti Başbakanı’nın Türkiye ziyareti sırasında imzalanan sekiz anlaşma ile stratejik işbirliğine dönüşmüştür. Bu sayede iki ülke arasındaki iş hacminin 17 milyar dolardan 50 milyar dolara çıkarılması hedeflenmiştir. Ankara ve Şanghay bu büyümenin odağında yer almışlardır.

BM raporlarına göre tarihte ilk kez insanların yüzde 50′den fazlası kentlerde yaşamaya başlamış ve 21. yüzyıl kentler çağı olmuştur. Ankara ve Şanghay gerçekleştirdikleri kentsel dönüşüm, çevre, ulaşım ve sosyal projelerle dünya kentlerine örnek oluştururken, halklar arasında dostluk ve kültürel anlayışı arttırmaya yönelik kentler diplomasisinin de öncüleri olmuşlardır.”

Şanghay Belediye Başkanı Han Zheng ile Ankara’da görüştüklerini, dostluk ve işbirliği anlaşması imzaladıklarını anımsatan Gökçek, anlaşmaların kağıt üzerinde kalmadığını ve geçen yıl Ankara’da Şanghay Kültür Haftası düzenlediklerini belirtti. Ankaralıların Şanghay ve Çin kültürünü çok sevdiklerini ifade eden Gökçek, bu yıl da Şanghay’da Ankara Kültür Günleri düzenlendiklerini söyledi. Bu çerçevede geleneksel Türk dansları ve modern Türk müziğinden bir demet hazırladıklarını dile getiren Gökçek, ”Memnuniyetle izliyorum ki konuksever Şanghay halkı da Ankaralı kardeşlerime aynı ilgi ve alakayı gösteriyorlar” dedi.

-ÇİNLİ İŞ ADAMLARINA YATIRIM DAVETİ-

Şanghay halkının 10 gün önce sona eren Şanghay EXPO’daki Türkiye pavyonuna gösterdikleri ilgiden de memnun kaldıklarını bildiren Gökçek, ”EXPO tarihininde bir rekor olan ve 70 milyon kişinin katıldığı Şanghay EXPO’da Türkiye pavyonunu 7 milyon kişi ziyaret etmiştir” diye konuştu.

Dostluk ve kültürel ilişkilerin ekonomik işbirliğiyle desteklenerek, halkların refahını daha da arttırması gerektiğine inandığını anlatan Gökçek, ”Bu nedenle Çinli iş adamlarını Ankara’ya yatırıma davet ediyorum. Başta raylı sistemler ve tünel yollar olmak üzere ulaşım, tema parklar, kongre ve fuar merkezleri gibi geniş biz yelpazede, Ankara’da cazip yatırım fırsatları bulunuyor” dedi.

Gökçek ayrıca Ankara’nın Çin Çok Uluslu Şirketler Birliği tarafından ”Türkiye’nin En İyi Yatırım Yapılabilir Kenti” seçildiğini anımsatarak, Şanghay’da düzenlenen Ankara Kültür Günleri’nin aralarındaki ekonomik, kültürel ve dostluk ilişkilerine yeni bir ivme kazandıracağına inandığını söyledi.

Şanghay Halk Siyasi Danışma Konferansı Başkanvekili Wu You Ying ise Ankara’nın mesafe olarak uzak olduğunu, buna rağmen her iki ülke halkının çok eskiye dayanan ortak geçmişe sahip bulunduklarını söyledi.

Bu geçmişin önceleri İpek Yolu şimdi ise EXPO’da biraraya geldiğini ifade eden Ying, Şanghay’da düzenlenen Ankara Kültür Haftası etkinliğinin, 2 şehir ve halklar arasında olumlu etkiler yaratacağına inandığını dile getirdi. Ying, ”İnanıyorum ki bugün düzenlenen etkinlikte her iki ülke de kendi sanat gösterilerini dolu dolu sunacaklardır” dedi.

-ÇİNLİLERİN HALAYA İLGİSİ-

Konuşmaların ardından Ankara Büyükşehir Belediyesinin halk oyunları ekiplerince folklor, kına gecesi canlandırması, Karadeniz yöresi oyunları, Ankara misket havası, ecüş mecüş gösterileri sunuldu. Şangay Belediyesine ait ekipler de yöresel kıyafetlerle Çinlilere özgü halk oyunları ile Kurşun Asker gösterisi sergiledi.

Sanatçı Ferhat Göçer de aralarında Çince parçaların da yer aldığı bir konser verdi. Göçer’in şarkılarına zaman zaman eşlik eden Çinli ve Türk izleyiciler, Göçer’e yoğun sevgi gösterisinde bulundular.

Konser bitiminde Ferhat Göçer’in orkestrası tarafından çalınan Mehter Marşı ile 10. Yıl Marşı’na konseri izleyen Türkler eşlik etti.

Etkinlikte Türk halk oyunlarını izleyen Çinliler, konser salonundan ayrıldıktan sonra Şanghay Meydanı’nda, aralarında Türklerin de yer aldığı gruplarla beraber büyük bir keyifle halay çektiler. Halayda zorlanan bazı Çinlilere ritm tutma konusunda Türkler yardımcı oldu.

AA

Popularity: 75% [?]

Müzeleri bayramda açık olacak

16 Kasım 2010

AA muhabirinin İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünden aldığı bilgiye göre, bayramın birinci günü Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı müzeler öğleden sonra yarım gün açık olacak.

Pazartesi günleri kapalı olan Ayasofya Müzesi, Arkeoloji Müzesi, Türk İslam Eserleri Müzesi, Türbeler Müzesi bayram süresince gezilebilecek. Topkapı Sarayı Müzesi ile Yıldız Sarayı Müzesi normal dönemlerde olduğu gibi Salı günü yani bayramın birinci günü kapalı olacak, diğer günler ziyaretçilere kapısını açacak. Hisarlar Müzesi ile Kariye Müzesi de Çarşamba günü dışındaki günlerde ziyaret edilebilecek.

Galata Mevlevihanesi Müzesi ile İslam Bilim Teknoloji Tarihi Müzesi, restorasyon ve onarımlar dolayısıyla ziyarete kapalı olacak.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ tarafından işletilen Yerebatan Sarnıcı, Panorama 1453 Tarih Müzesi ve Miniatürk, Kurban Bayramı’nda vatandaşların ziyaretine açık olacak.

İstanbul’a düzenlenen gezi programlarının ayrılmaz birer parçası olan bu üç müze ziyaretinde, 7 yaşın altındaki çocuklardan ücret alınmayacak.

Tarihi Yarımada’nın ortasında bulunan ve 542 yılında Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından Büyük Saray’ın su ihtiyacını karşılamak üzere yaptırılan Yerebatan Sarnıcı, suyun içinden yükselen mermer sütunlar arasındaki ihtişamından dolayı halk tarafından ”Yerebatan Sarayı” olarak da anılıyor.

Yerebatan Sarnıcı, bir müze olarak hizmet vermesinin yanı sıra, ulusal ve uluslararası birçok etkinliğe de ev sahipliği yapıyor.

Dünyadaki 30 kadar panoramik müze içerisinde ”tam panoramik” özelliği taşıyan tek müze unvanına sahip Panorama 1453 Tarih Müzesi ise 3 boyutlu panoramik görüntüsü ve ses efektleriyle gerçekçi bir etki uyandırarak, İstanbul’un fethini adeta yeniden yaşatıyor.

Ziyaretçiler, müzenin alt katındaki panoramik bölüme girdiklerinde, kapalı bir mekana girdikleri değil, adeta açık bir alana çıktıkları duygusuna kapılıyor.

Türkiye’nin geçmişten bugüne uzanan kültür ve medeniyet birikimini yansıtan mimari eserlerini, sergilenen maketlerle bir araya getiren Miniatürk, ”zamanın durduğu yer” olarak da nitelendiriliyor. Miniatürk’te, Türkiye ve dünyadan seçilmiş 120 mimari eserin 1/25 oranında küçültülerek yapılmış maketleri sergileniyor.

(aa)

Popularity: 96% [?]

Roma dönemine ait 3700 yıllık mezar bulundu

16 Kasım 2010

Kütahya’nın Emet ilçesinde, Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğüne bağlı Emet Bor İşletmesine ait sahada iş makinesiyle kazı yapılırken 3700 yıl öncesine ait olduğu sanılan ve içerisinde insan kafa tasları ile kemik parçalarının olduğu Roma döneminden kalma mezar bulundu.

AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, bor madeni cevherinin bulunduğu Espey maden sahasında dozerle kazı yapan işletme çalışanları, bir insana ait kafa tası ve kemik parçalarını görünce durumu işletme yetkililerine bildirdi.

Yetkililerce Cumhuriyet Savcılığı ve İlçe Jandarma Komutanlığına bilgi verilmesinin ardından yapılan araştırmada, burasının tarihi nitelikte bir mezar olduğu belirlenerek, Kütahya Müze Müdürlüğünden uzmanların araştırma yapması istendi.

Müze Müdürlüğü uzmanları, çevresi taşla örülen mezarda 4 adet insan kafa tası, kemikler, diş parçaları, ikişer adet kırık toprak küp ve demir bilezik ile 3 adet metal küpe bulunduğunu tespit etti.

Roma döneminden kaldığı belirlenen mezardaki kafa tasları ve kemiklerin bozulmadan günümüze kadar gelmesinin bor madeninin koruyucu özelliğe sahip olmasından kaynaklandığı, eski Mısır’da cesetlerin mumyalanmasında bor tozunun kullanılmasının buna örnek oluşturabileceği belirtildi.

MÖ 1700′lü yıllara ait olduğu sanılan mezarda bulunan parçalar, Kütahya Arkeoloji Müzesinde sergilenmek üzere yetkililere teslim edildi.

1958 yılından bu yana bor madeni çıkarılan Espey mevkisinde önceki yıllarda çevresi taşla örülmüş mezarlara rastlanmış ancak kafa tasları, kemik parçaları gibi bulgular elde edilememişti.

AA

Popularity: 71% [?]

Can Gürzap: Bırakmayı düşünmüyoruml

16 Kasım 2010

Senem Yazıcı‘nın haberi

Başrolünü Nurseli İdiz ile paylaştıkları ”Evliliğe Gelince” adlı oyun için İzmir’e gelen Gürzap, AA muhabirine yaptığı açıklamada, özel tiyatroların ayakta kalmalarının giderek zorlaştığını ifade etti ve ”Tiyatro giderek ciddi ölçüde kan kaybediyor, kaybedilen kan da seyircidir” dedi.

Gürzap, seçim dönemleri, kandiller, maç günleri dahil, eskiden seyirci sayısını etkilemeyen pek çok şeyin, artık seyirci sayısını etkilediğini, en çok da bilet fiyatlarının ”özel tiyatroyla seyircisi arasına girdiğini” belirterek, tiyatroların altın dönemini yaşadığı yıllarda özel tiyatro biletlerinin, Devlet Tiyatroları biletlerinin iki katı pahalı olmasına karşın, bugün makasın 5 kata kadar yükseldiğini, bu durumun da orta gelir grubuna dahil tiyatro izleyicisini, gitmek istemesine karşın tiyatrodan uzak tuttuğunu kaydetti.

Tiyatro salonlarının yüksek kiralar istediğini ve yeterli sayıda salon bulunmadığını da ifade eden Gürzap, şöyle konuştu:

”Genç tiyatrolar, tiyatrocular, yeni ve güzel işler var elbette, ama büyük bir aşkla, karın tokluğuna, tiyatro aşkına yapılıyor. Salonlarda değil, kafelerde oynuyor çocuklar. Bırakmayı düşünmüyor değilim. Yaptığınız işin karşılığını alamayınca ne kadar süre uğraşacaksınız, sonuçta ben de Don Kişot değilim. 40 yıldır bu işi yapıyorum, yıllardır yazıyorum, çeviriyorum, oynuyorum, ama bir yere kadar. Tiyatro öyle bir aşk ki, onsuz yaşamak zor. Yoksa ben de dizimi çekerim, dersimi veririm.”

Sanatın bir lüks olarak algılanmaması gerektiğine de işaret den Gürzap, 2. Dünya Savaşı sonrasında Almanya’da önce opera, tiyatro ve konser binalarının ayağa kaldırıldığını hatırlatarak, sanatın, kişinin olaylar karşısında, yaşam içinde doğru yorum yapabilmesini sağladığını, bunun da bireyin ve toplumun gelişmesi için kaçınılmaz olduğunu söyledi.

Özel tiyatrolara desteğin, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın belirttiği gibi satılan bilet üzerinden olması gerektiğini, bu teşvik sisteminin en kısa zamanda hayata geçmesini beklediklerini ifade eden Gürzap, satılan bilete göre desteğin adil bir uygulama olduğunu belirterek, ”Bilet, başarı kriteridir, başarı seyircidir” dedi.

Gürzap, her gün başka bir etkinlik ve festivale ev sahipliği yapan İstanbul’da, tiyatro salonu sayısının azlığından da yakınarak, devletin özellikle kent merkezi olarak kabul edilen alanlara tiyatro salonu yapmasını istediklerini belirtti.

-”TELEVİZYON MÜTHİŞ BİR ŞEY”-

Gürzap, TV dizilerinde rol almanın, oyuncunun çok geniş kitlelere ulaşmasını sağladığını, televizyonda basmakalıp işlerin yanında çok başarılı dizilerin de olduğunu belirterek, ”Televizyon müthiş bir şey, kültür kutusu, istediğin herşeyi bulabiliyorsun” dedi.

Televizyon kanallarında yer alan bazı dizilerin çok başarılı senaryoları olmasına, çok sayıda senaristin çalışmasına karşın, tiyatroda çok büyük çoğunlukla yabancı yazarların oyunlarının oynanmasının nedenlerinin sorulması üzerine, Gürzap, şöyle konuştu:

”Sorunun yanıtı, sorunun içinde. Nedeni televizyon. Bu kadar çok dizi olmasaydı, belki bu yazarların büyük bölümü tiyatroya yönelecekti. Şimdi iyi kazanıyorlar, yaptıkları iş milyonlara ulaşıyor, tanınıyorlar, televizyonu tercih etmelerini anlamak zor değil. Geriye eserler kalsın, kalıcı olsun diye tiyatro oyunu yazmak isteyenler de olabilir, ama çok sık olmuyor işte. Mesela bir Haldun Taner, eserleri ortada. Belki Haldun Taner yaşıyor olsaydı, o da bugün televizyona iş yapıyor olacaktı.”

”Kurtlar Vadisi” dizisindeki ”Davut Tataroğlu” rolünden çok memnun olduğunu ifade eden Gürzap, ”Vadi’deki rolümden, ortamdan, ekipten çok memnunum, devam etmek isterim tabii ki ama, bizim dizi malum, ne zaman ölürüm bilemiyorum?” diye konuştu.

Bazı dizilerin çocukları olumsuz etkilediğine yönelik eleştirileri haklı bulmadığını söyleyen Gürzap, ”Dizilerin çocukları olumsuz etkilediğini söylüyorlar, demokrasi tam da budur,seyretme o zaman. O saatte çocukların televizyon karşısında ne işi var?” dedi.

Kariyerinde canlandırmak istediği rollerin hemen hepsini oynama fırsatı bulduğunu, yapmak istediklerini yaptığını belirten Gürzap, ”Ben mesleki açıdan mutlu bir adamım” diye konuştu.

(aa)

Popularity: 88% [?]

Mevlana konulu sözsüz tiyatro oyunu

16 Kasım 2010

Hakan Tüner’in yazıp yönettiği oyun; yaşam içinde  “insan”ın değişme, gelişme ihtimalleri olduğu ve bu ihtimalin en yüksek noktasında da kendi “bir”liğine ulaşma ihtimalini anlatıyor. Özellikle mistik doğu öğretileri ve tasavvuftaki anlamıyla tüm varlıklarla bir olmayı içinde barındıran oyun, seyirciyi kendisiyle ilgili söyleyemediği gerçeklerle yüzleştirmeyi amaçlıyor.  

2005 yılında ön çalışmalarına başlanılan oyun 2010 ilkbaharında Bilgi Üniversitesi’nin Santral Kampüsü’nde sahneye taşındı.

Baştan sona sözsüz oynanan oyun, biçim olarak şu ana kadar hiç  denenmemiş özgün bir sahne anlatımına sahip. Bu anlatım, hikayenin karakterlerini oluşturan oyuncu-kuklalar ve bu oyuncu-kuklaları  oynatan sahne üstünde görünen oynatıcılardan oluşmaktadır. Oyunun çarpıcılığı, biçimsel anlatımın sözel sınırların ötesine geçerek “aşkın hayata anlam katan pırıltısını sahneye taşıma becerisiyle” ortaya çıkmaktadır. 

OYUN TAKVİMİ :

GÖZTEPE HALİS KURTÇA SAHNESİ

14 Kasım Pazar 18.00

28 Kasım Pazar 18.00

4 Aralık Cumartesi 20:00

KADIKÖY OYUN ATÖLYESİ

9 Kasım Salı 20:30

KADIKÖY BARIŞ MANÇO KÜLTÜR MERKEZİ

18 Aralık Cumartesi 20:30

www.tiyatrobir.com

Popularity: 19% [?]

Kim Ayşe’ye Işık Olmak İster?

16 Kasım 2010

Beş yaşından beri elleri yerine ayaklarını kullanan genç ressam kol nakline gelir sağlamak için hazırladığı resim sergisini 8-16 Kasım 2010 tarihleri arasında İstanbul Yeminli Mali Müşavirler Odası Sanat Galerisi’nde gezilebiliyor.  Beyoğlu Belediyesi, talihsiz bir kaza sonucu iki kolunu kaybeden ancak hayata küsmeyip ayaklarıyla resim yapan ressam Ayşe Işık’ın resim sergisine ev sahipliği yapıyor.

Bugüne kadar 10 sergi açan Işık’ın Beyoğlu’nda gerçekleştireceği sergisinin adı “Kim Ayşe’ye Işık Olmak İster.” 8 Kasım Pazartesi günü başlayan sergisinin resmi açılış töreni bugün gerçekleştiriliyor.

Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan resim tutkusunu ve yüreğini ayaklarıyla tuvale yansıtan Ayşe Işık’ın sergisinin açılışını genç ressamla birlikte gerçekleştirecek.

Tarih : 10 Kasım 2010

Saat : 14.00

Yer : İstanbul Yeminli Mali Müşavirler Odası Sanat Galerisi

Adres: İstiklal Cad. No:146 Tünel / Beyoğlu

Haber7

Popularity: 29% [?]

İdil Biret kulakların pasını sildi – DİNLE

16 Kasım 2010

 İzleyenlerin ilgiyle takip ettiği konserde ünlü müzisyen, dünyaca ünlü eserleri seslendirdi.

Piyano kariyerinin yanı sıra Kraliçe Elisabeth, Van Cliburn, Busoni, Liszt gibi saygın piyano yarışmalarında jüri üyeliği yapan İdil Biret, Ataköy’deki İstanbul Kültür Üniversitesi Kampüsü Akıngüç Oditoryum ve Sanat Merkezi’nde bir piyano resitali verdi. Eleştirmenler tarafından ‘çağımızın önde gelen piyano ustalarından biri’ olarak nitelendirilen Biret, konserde Beethoven/Liszt senfonileri, Chopin’in piyano yapıtları ve Brahms’ın solo ve konçertolarının yanı sıra Rachmaninof’un birçok eserini dile getirdi. Salonun tamamının dolduğu konseri katılımcılar ilgiyle takip etti.

Popularity: 53% [?]

Devlet Tiyatroları’nın bayram mesaisi

16 Kasım 2010

DT’den yapılan yazılı açıklamaya göre, Ankara Devlet Tiyatrosu, Akün Sahnesi‘nde, ”Nazım Hikmet’in ‘Memleketimden İnsan Manzaraları’ndan Onbir Tablo” adlı oyununa, 18 Kasımda dünya prömiyeri yapacak. Oyun, 19 ve 20 Kasımda da izlenebilecek. ”Genç Osman”, Büyük Tiyatro’da, 19 ve 21 Kasımda seyirciyle buluşacak.

Çayyolu Cüneyt Gökçer Sahnesi‘nde, Brita Kutchmy’nin yazdığı, Çağman Pala’nın Türkçe’ye çevirdiği, Işıl Kasapoğlu;nun yönetmenliğini yaptığı her yaşta çocuğa yönelik ”Narnia Günlükleri”, 21 Kasım Pazar günü sahnelenecek.

Aynı sahnede, İbrahim Balaban’ın yazdığı, Haldun Çubukçu’nun uyarladığı, Ayşe Emel Mesci’nin yönettiği ”Şair Baba ve Damdakiler” adlı oyuna, 17 Kasım Çarşamba günü dünya prömiyeri yapılacak. Oyun, 18-26 Kasım tarihleri arasında da temsil verecek.

Şinasi Sahnesi‘nde, Paola Levi’nin yazdığı, Tarık Leventoğlu’nun dilimize çevirdiği Aclan Büyüktürkoğlu’nun yönettiği ”Trafik Cezası”, 17–20 Kasım tarihlerinde seyircinin karşısında olacak. Mehmet Akay’ın yazıp, yönettiği ”Büyümek İstiyorum” adlı çocuk oyunu ise 21 Kasım pazar günü izlenebilecek.

Küçük Tiyatro‘da ”Soğuk Bir Berlin Gecesi”, 17-20 Kasım’da sahnelenecek. Oyunu yazan ve yöneten Barış Eren. Aynı sahnede, ”Keloğlan Keleşoğlan” adlı çocuk oyunu 21 Kasım pazar günü küçük izleyicilerle buluşacak.

Altındağ Tiyatrosu‘nda, Yıldırım Keskin’in yazdığı, Ali Hürol’un yönettiği ”İçlerinden Hangisi”, 17-21 Kasım tarihlerinde sahnelenecek.

İrfan Şahinbaş Atölye Sahnesi‘nde, Hasan Erkek’in yazdığı, Rasim Aşı’nın yönettiği çocuk oyunu ”Boğaçhan”, 19 Kasım’da izlenebilecek. Yakub Kadri Karaosmanoğlu’nun yazdığı, Berkun Oya’nın uyarladığı, Bengisu Doğruer’in yönettiği ”Yaban”, 17, 18, 20 Kasımda aynı sahnede temsil verecek.

Stüdyo Sahne‘de ”Üç Yönetmen Üç Oyun” 19, 21 Kasım tarihlerinde seyirciyle buluşacak. Ethan Coen’in yazdığı, Deniz Ünsal’ın dilimize çevirdiği, Bahar Kerimoğlu’nun yönettiği, koreografisini Gizem Erden’in yaptığı ”Bekleyiş”, Max Frisch’nin yazdığı, Hasan Kuruyazıcı’nın dilimize çevirdiği, Doğu Yaşar Akal’ın yönetmenliğini yaptığı, ”Phılıpp Hotz’un Büyük Öfkesi”, Tankred Dorst’un yazdığı, Behçet Necatigil’in dilimize çevirdiği, Merve Taşkan’ın yönettiği ”Dönemeç” izlenebilecek.

Oda Tiyatrosu‘nda, ”Sinek Kadar Kocam Olsun Başımda Bulunsun” adlı oyun ise 17-20 Kasım’da sahnelenecek.

-İSTANBUL DEVLET TİYATROSU-

Cevahir Salon 1‘de, Aziz Nesin’in yazdığı, Yücel Erten’in uyarlayıp, yönettiği ”Ne Dersin Azizim?” 17–21 Kasım tarihlerinde, Cevahir Salon 2′de Kubilay Tunçer’in yazıp yönettiği ;in yazıp yönettiği çocuk oyunu ”Herkes Sihirbaz Olacak” 21 Kasım Pazar günü sahnelenecek. Sarah Ruhl’un yazdığı, Z. İrem Aydın’ın çevirdiği, Kubilay Karslıoğlu’nun yönettiği ”Temiz Ev” aynı sahnede 17–20 Kasım tarihleri arasında görülebilecek.

Üsküdar Stüdyo Sahne‘de, Charles Battle’nın yazdığı, Zerrin Yanıkkaya’nın çevirdiği, Mehmet Birkiye’nin yönettiği ”Baştan Çıkarma”, 17–21 Kasım tarihleri arasında temsil verecek.

Küçük Sahne‘de, 17-21 Kasım tarihlerinde Duşan Kovacevic’in yazdığı, Başar Savuncu ve Bilge Emin’in çevirdiği, Işıl Kasapoğlu’nun yönettiği ”Profesyonel” izlenebilecek.

Küçük Çekmece DT Sahnesi‘nde, Mahmut Gökgöz’ün yazdığı ve yönettiği ”Pir Sultan Abdal”, 18–21 Kasım tarihleri arasında da sanatseverlerce izlenebilecek.

Ahmet Mithat Efendi Kültür Merkezi Feridun Karakaya Sahnesi‘nde, Robin Hawdon’un yazdığı, Özcan Özer’in çevirdiği, Mutlu Güney’in yönettiği ”Karanlık İşler” 19 – 21 Kasım tarihlerinde sahnelenecek.

-İZMİR DEVLET TİYATROSU-

Konak Sahnesi‘nde, 17-21 Kasım tarihleri arasında Murathan Mungan’ın yazdığı, Tayfun Erarslan’ın yönettiği ”Bir Garip Orhan Veli” izlenebilecek.

Karşıyaka Ragıp Haykır Sahnesi‘nde Orhan Asena’nın yazdığı, Mehmet Ege’nin yönettiği ”Şili’de Av”, 18–21 Kasım tarihleri arasında sahnelenecek.

Karşıyaka Oda Tiyatrosu‘nda, Cuma Boynukara’nın yazdığı, Alev Kerimoğlu’nun yönettiği ”Yoksun”, 17 Kasım Çarşamba günü, Konak Melek Ökte Sahnesi’nde David Tristram’ın yazdığı, Sinan Gürtunca’nın çevirdiği, Sinan Pekinton’un yönettiği ”Henry Ve Alice’in Gizli Yaşamı” 19, 20 Kasım tarihleri arasında beğeniye sunulacak.

-DİĞER BÖLGE TİYATROLARI-

Bursa AVP Sahnesi‘nde, Reşat Nuri Güntekin’in yazdığı, Turgut Özakman’ın uyarladığı, Mustafa Kurt’un yönettiği ”Sarıpınar 1914”, 17–20 Kasım tarihleri arasında, Oda Tiyatrosu’nda, Erdi Mamikoğlu’nun yazdığı, Taner Turan’ın yönettiği ”Hiç Kimsenin Öyküsü” adlı oyun, 18, 19, 20 Kasım tarihlerinde sanatseverlerle buluşacak.

Adana Hacı Ömer Sabancı Kültür Merkezi Sahnesi‘nde, Özen Rodop’un yazdığı, Boğaçhan Sözmen’in yönettiği çocuk oyunu ”Papağan Kaçtı”, 17 Kasım’da sahnelenecek. Fuaye Sahnesi’nde 17 Kasımda prömiyer yapacak olan Tuncer Cücenoğlu’nun yazdığı, Hakan Boyav’ın yönettiği ”Matruşka” 18–20 Kasım tarihleri arasında seyirciyle buluşacak.

Trabzon Atapark Haluk Ongan Sahnesi‘nde, Uğur Saatçi’nin yazdığı, Barış Erdenk’in yönettiği ”İstibdat Kumpanyası” 18-20 Kasım tarihleri arasında tiyatroseverlerin beğenisine sunulacak.

Diyarbakır Orhan Asena Sahnesi‘nde, Habib Bektaş’ın yazdığı, Özlem Gür’ün yönettiği çocuk oyunu ”Titil İle Bibil” 21 Kasım tarihinde, Cevat Fehmi Başkut’un yazdığı, Levent Suner’in yönettiği ”Hacıyatmaz”, 18–20 Kasım tarihleri arasında izlenebilecek.

Antalya Haşim İşçan Kültür Merkezi DT Sahnesi Küçük Salon‘da, Barbara Schottenfeld’in yazdığı, Sevgi Sanlı’nın çevirdiği, Y. Murat Sarı’nın yönettiği ”Yedi Kadın” 19, 20 Kasım tarihlerinde sahnelenecek. Brian Way’ın yazdığı, Servet Aybar’ın çevirdiği, Ahmet Avkıran’ın yönettiği çocuk oyunu ”Pinokyo”, 21 Kasım’da küçük sanatseverlerce izlenebilecek.

Erzurum’da, Andersen’den Aylin Çalap’ın uyarladığı, Ebru Kara’nın yönettiği çocuk oyunu ”Deniz Kızı” 21 Kasım Pazar günü, Haluk Işık’ın yazdığı, M. Doğan Yağcı’nın yönettiği İzmir Devlet Tiyatrosu yapımı ”Yollarda” 18-20 Kasım tarihleri arasında temsil verecek.

Konya‘da, Zeki Yorulmaz’ın yazdığı, A. Volkan Çetinkaya’nın yönettiği çocuk oyunu ”Orkestra”, 19, 20 Kasım tarihlerinde küçük sanatseverlerce izlenebilecek.

Van, Kültür Merkezi Sahnesi’nde, Necmettin Tetik’in yazdığı, İpek Gezener’in yönettiği çocuk oyunu ”Küçük Korsan”, 17, 21 Kasım tarihlerinde F. Garcialorca yazdığı, Tahsin Saraç ve Yücel Yıldırım’ın çevirdiği, İpek Atagün Gezener’in yönettiği ”Kanlı Düğün”, 18-20 Kasım tarihleri arasında sahnelenecek.

(aa)

Popularity: 65% [?]

Mercan Dede müziğini anlattı

16 Kasım 2010

Mercan Dede (Arkın Allen), “Sadece geçmişte kalırsanız söyledikleriniz nostalji olarak kalır. Sadece modern ve şu ana ait bir şey yaparsanız bu sefer de köklerinizden mahrum kalırsınız. Biz bunların ikisi arasındayız” dedi.

Bosna-Hersek’te düzenlenen 14. Caz Festivali için Saraybosna’ya gelen ve burada seyirciyle buluşan Sufi inancına bağlılığıyla tanınan Mercan Dede, müziğe bakışını ve oluşturduğu tarzı AA’ya değerlendirdi.

Bursa’da 1966 yılında doğan ve üniversite yıllarında imkansızlıklar yüzünden plastik su borusundan kendi yaptığı neyiyle başladığı müzik serüveninde dünyanın sayılı sanatçıları arasına girmeyi başaran Mercan Dede, Doğu ile Batı’nın, gelenekle modernizenin buluştuğu Saraybosna’nın icra ettiği müziğe çok benzediğini ifade ederek, “Bu kente ait bir film olsa, Mercan Dede müzikleri çok iyi anlatır burayı” dedi.

Mercan Dede, “müziğinde en çok neyi vurguladığı” sorusu üzerine, öncelikle hayatında her şeyden önce samimiyete önem veren biri olduğunu, samimi olmayan bir insanın dışarıya vereceği şey bulunmadığını vurguladı.

Kendisi için tasavvufun insanın kendi kendini keşfetme süreci olduğunu ifade eden Mercan Dede, Yunus Emre’nin “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir” dizelerinin çok önemli olduğunu belirterek şöyle konuştu:

“Tasavvuf, kendimizi bulma sürecinde bize bir ayna tutuyor. Sahneye çıktığımız zaman evvelden yaptığımız liste yok, önceden planladığımız bir şey yok. Batı’nın tasavvufla buluşması, tanışmasındaki en güçlü bağlantı bu samimiyettir. Mevlana’nın mesajı, ‘Kim olursan ol yine gel’ sözü ortadadır. Yani bir bölünmüşlük, ayrımcılık yok. Ancak Batılı düşünme tarzı, bölünmüşlük üzerinedir, ‘Doğu vardır, Batı vardır.’ Çünkü onlar dünyayı daha bir çizgi olarak görürler. Ancak Doğulu insanlar hayatı bir semazenin dönmesi gibi daire halinde görür. Tasavvufun herkesi kucaklaması, tüm insanlığı kucaklayan perspektifi çok önemli bir yerde duruyor. O yüzden müziğimiz, söylemek istediğimiz, tasavvufun bahsettiği kendimizi güzelleştirme süreci, yumuşaklık, hoşgörüdür.”

Balkan coğrafyasının son 20 yılda çok acı yıllar yaşadığını, savaşlardan geçtiğini anlatan Mercan Dede, yüzyıllar boyunca bir arada yaşamış, evlenmiş, eserler üretmiş toplumun bölünmüşlük sürecinin en önemli nedeninin politika olduğunu savundu.

Politika ve sanatın zıt kutuplarda bulunduğuna işaret eden Mercan Dede, “Hiçbir ayrımcılık yapmaksızın, bütün politik söylemler ‘ben’ diye başlıyor, tasavvuf ise benden sıyrılıp ‘biz’ diye hitap ediyor. Batı’ya ‘biz’ kavramını anlatmaya çalışıyoruz, ama ben ney konusunda da tasavvuf konusunda da kendimi emekleme aşamasında görüyorum, kimseye ney ve tasavvuf konusunda bir şey öğretebilecek bilgim yok. Sadece kendim olma sürecindeyim” diye konuştu.

Mercan Dede, “Sadece kendinize ait bir müziği icra ederseniz, ayrım söz konusu olur. Kendilerine ait müziği de bir araya getirip insanlara sunduğunuz zaman, onun adı muhabbet oluyor. Müzikte onu yaratmaya çalışıyoruz” ifadesini kullandı.

-ÇALIŞMALARINDA “SUYUN” ETKİSİ-

Bir soru üzerine, çalışmalarında ve konserlerinde özellikle “suya” vurgu yapmasının gerekçesini anlatan Mercan Dede, “suyun bir arınma olduğunu ve bütün dinlerde de ibadetten önce suyla temizlenme halinin bulunduğunu” söyledi. “Suyun, arınmanın yanında bir değişim olduğunu, maddenin her haline hareket ettiğini kaydeden Mercan Dede, suyla birlikte yağmurun oluştuğunu, tabiata hayat geldiğini söyledi.

Mercan Dede, tasavvufun özünün de tekamül olduğuna işaret ederek, “Her şey değişim içerisinde, bu değişimi yakalayanlar, değişime vesile olanlar, tekamülün bir parçası olanlar, hayatın içerisine bir bahar mevsimini getiriyor” dedi.

Müziğin de geçmişle gelecek arasında bir bağlantı oluşturduğuna işaret eden Mercan Dede, sözlerine şöyle devam etti:

“Sadece geçmişte kalırsanız o zaman söyledikleriniz nostalji olarak kalır. Mevlana’nın söylediği gibi, ‘Düne ait olan dünde kaldı, yeni şeyler söylemek lazım.’ Sadece Batı’ya ait, sadece modern ve şu ana ait bir şey yaparsanız bu sefer de köklerinizden mahrum kalırsınız. Biz bunların ikisi arasındayız. Bizden evvelkiler bizim köklerimizdir. Belki biz ağacın kabuğuyuz, bizden sonraki jenerasyon onlar da ağacın dalları olacaktır, çiçek açacaklar ve meyve vereceklerdir. İşte o tekamülü hareket ettirmek lazım.”

Uzun yıllar önce bir “dörtlemeyle” yola çıktığını ve önce “Ateş”, ardından “Su”, daha sonra da “Nefes” albümünü çıkardığını ifade eden Mercan Dede, “Daha sonra ‘Toprak’ albümünü yaptım. ‘Toprak’ı yapmaya başladığım müzik güzeldi, ancak dinlediğim zaman samimi gelmedi, bu nedenle o albümden vazgeçtim. Demek ki ‘Toprak’ için hazır değilmişiz. ‘Toprak yapmak için, toprak olmak lazım’ diyerek bu albümden vazgeçtim” dedi.

Mercan Dede, “Toprak” albümünden vazgeçtiği sırada, Mevlana’nın 800. vuslat yıl dönümü nedeniyle “800″ albümünün kendisine hazırlatılığını belirterek, bu albümünün dünya müziği listesinde uzun süre birinci olarak kaldığını, ancak bundaki başarının kendisinin değil Mevlana’nın olduğunu vurguladı.

-YENİ PROJELERİ-

“Yeni projeleri olup olmadığı ve farklı müzik tarzı icra edip etmeyeceği” sorusu üzerine Mercan Dede, insanın kendi iç dünyasındaki değişimin sanat eserine de yansıdığına dikkati çekti.

Mercan Dede, “Başkasına ait olan bir şeyi anlatıyorsan zaten kayıptasın. Kendine ait olanı anlatmak lazım, kendine ait olanı anlatırken de içinde yaşadığın değişimleri anlatman lazım” dedi.

Esas ilgi alanının güzel sanatlar olduğunu ve ebru sanatıyla yola çıktığını belirterek, şu anda tekrar resim ve ebru yapmaya başladığını, 2011 yılının mart ayında İstanbul’da ilk resim sergisini açacaklarını kaydetti.

-MERCAN DEDE ANLAŞILDI MI-

Mercan Dede, kendisinin icra ettiği sanatın anlaşılıp anlaşılmadığı sorusunu da “Buldum denilenden uzak durmak lazım, arayanın yanında olmak lazım. Anladım diyen bir hali anlamış oluyor, anlamaya çalışma hali bir gelişim sürecini anlatıyor” diye yanıtladı.

İlk albümünü 15 yıl önce çıkardığı zaman yakın çevresindekilerin “Ney var, elektro saz var. Bu anlaşılmaz, beğenilmez, tutmaz” dediklerini ifade eden Mercan Dede, ancak bunun hiç de söylenen gibi olmadığını belirtti.

Çok konserler verdiklerine, çok değerli sanatçılarla sahne aldıklarına, yaptıkları albümlerin hem Türkiye hem de dünyada büyük ilgi gördüğüne işaret eden Mercan Dede, “Son üç albümün üçü de dünya müzik listelerinde birinci sıraya yükseldi. 800 albümü dünyada en iyi müzik albümü seçildi. Bunlar en azından insanların anlama sürecine katıldıklarını gösteriyor. Ama bir şekilde ‘Mercan Dede projelerini’ destekleyenler kadar eleştirenler de var, bunları da çok önemsiyorum. Öyle yorumlar var ki, bazen anlaşılmadığımı hissediyorum, ama kimseyi yargılamıyorum” dedi.

-”NEYE GÖNÜL VERENLERE DESTEK”-

Kendisinin orta sınıf bir aileden geldiğini, üniversite yıllarında ney alacak parası olmadığı için plastik su borusunu ney şeklinde uyarlayarak müzik hayatına başladığını, o dönemde “ney üflemenin”, “irticacılık” olarak algılandığını anlatan Mercan Dede, ancak şu anda neyin genç kuşak tarafından sevilmesinin mutluluğunu yaşadığını anlattı.

Mercan Dede, 10 yıl önce başlattığı projeyle tamamen kendi imkanlarıyla, kimseden katkı almadan, tamamen neye gönül vermiş, ancak bunu alacak maddi gücü olmayanlara ney hediye ettiklerini de ifade etti.

Bugüne kadar kendi neylerinin de aralarında bulunduğu 200′ün üzerinde neyi maddi gücü olmayanlara hediye ettiğini ifade ederek, “Kendimi neyzen olarak görmüyorum, ama neyi aşkla seviyorum. Neyi genç kuşağa sevdirmek gibi bir görevimiz var” dedi.

-”DÜNYANIN TASAVVUFUN BİRLEŞTİRİCİ KAVRAMLARINA İHTİYACI VAR”-

Mercan Dede, çıkardığı albümlerin dünyada büyük ilgi görmesinin nedenini anlatırken ise dünyanın çok ilginç bir süreçten geçtiğini, artık dünyanın herkesin evi olduğunun anlaşıldığını kaydetti.

Dünyayı çok dolaşan biri olduğunu, son 10 yılda 2 milyon kilometreden fazla yol kat ettiğini belirten Mercan Dede şunları söyledi:

“Dünyanın çevresinin 33 bin kilometre olduğunu düşünürseniz, 50-60 kere dünyanın etrafını gezmiş gibiyim. Dünyayı gözleme imkanım oluyor, küresel ciddi problemlerimiz var. Bu evreler için aslında kriz dönemleri diyebiliriz. Kriz dönemleri aynı zamanda idrakin yükselmiş olduğu bir dönem olmuştur hep. Siyahla beyaz sırt sırtadır. Karanlığın en çok çöktüğü an aydınlığa işarettir. Böyle bir dönemde olduğumuz düşünüyorum. Tasavvuf o kadar evrensel ki, dünyanın şu anda ayrımcı söylemlerin olduğu bir süreçte birleştirici kavramlara çok ihtiyacı var. UNESCO’nun 2007′yi Mevlana yılı ilan etmesi hiç tesadüfi değildi.”

Mevlana’nın insanlara “Türk düşünürü” olarak tanıtıldığını, kendisinin ise bu düşünceye katılmadığını belirten Mercan Dede, “Mevlana, sadece düşünen değil, inandığını da yaşayan bir insandı. Felsefede, manevi-maddi felsefi ayrımlar var. Tasavvuf için böyle ayrımlar yok. İnandığın gibi yaşamazsan, yaşadığın gibi inanmaya başlıyorsun, bu da çok tehlikeli bir süreçtir” ifadesini kullandı.

-”TÜRKİYE, SON 10 YILDA ÇOK ÖNEMLİ BİR YERE GELDİ”-

Mercan Dede, Türkiye’nin özellikle son 10 yılda dünyada çok önemli bir yere geldiğini, 10 yıl önce dünyadaki festivallere gittikleri zaman pek ilgi çekmediklerini, ancak şimdi bütün ilgi odağının Türkiye’den katılımcılarda olduğunu anlatan Mercan Dede, “İnsanlar muazzam heyecan duyuyorlar. Mega star, pop starlar dahil, herkes İstanbul’a gelmek istiyor” dedi.

Bu ilgide Orhan Pamuk’un Nobel ödülü almasının, Sertab Erener’in Eurovision’da birinci olmasının, Elif Şafak’ın “Aşk”ının etkisinin büyük olduğunu ifade eden Mercan Dede şunları söyledi:

“Batı ilk defa sanki Doğu’yu ve özellikle bizi Oryantalist bakışın dışında daha derin ve içinden bakmaya, anlamaya başladı. Bu önyargıların kırılma sürecidir. Einstein’ın dediği gibi, ‘Bir önyargıyı yıkmak, atomu parçalamaktan daha zordur.’ Onun kırılma süreci yaşanıyor. Bizim de Mercan Dede olarak bu kadar ilgi görmemizin sebebi, müziğimizin içinde kucaklayıcı elementlerin olmasıdır. Kendi kültürümüzü dünyada hareketlendiren etmenlerden sadece kum tanesiyiz.”

AA

Popularity: 26% [?]

O örtü için 70 kişi göz nuru döküyor

16 Kasım 2010

 Türk basın mensuplarına kapılarına açan örtü atölyesinde erkek sanatkarlar büyük bir sabır ve titizlikle çalışıyor. Yemen Meliki Himyer tarafından cahiliye döneminden beri Kabe’ye örtü konuluyor. Önce Mısır ve Hindistan’da dokunan Kabe örtüsü Suud Hükümeti tarafından Mekke’deki özel atölyede hazırlatılıyor. Otomatik makinalarda önce pamuktan örtünün altına konulan ince bir astar dokunuyor. Daha sonra siyah renkli kendinden Allah lafzı bulunan desenleri ile ana örtü dokunuyor. Altın ile kaplanmış tellerle ayet-i kerimeler dokunuyor. Telkari ustalığını büyük bir titizlikle uygulayan ustalar, önümüzdeki yılın örtüsünü dokumaya başladı.

Kurban Bayramı’nın birinci günü sabah namazından sonra değiştirilmeye başlanan örtü, 16 parça halinde imal edilerek Kabe-i Muazzama’ya getiriliyor. Daha sonra eskisi altta kalacak şekilde 4 parça halinde 40 dakikalık bir çalışma ile örtü değiştiriliyor. Eski örtü ise kral tarafından çeşitli vesilelerle kutsal topraklara gelen devlet adamlarına parçalar halinde hediye ediliyor.

Mekke’deki atölyede aynı zamanda Kabe’nin anahtarının saklandığı özel kılıflar da dokunuyor. Kabe’nin anahtarı Beni Şeybe kabilesine özel kılıfında teslim ediliyor. Kabe’nin iç mekanına da 3 yılda bir yeşil-beyaz Allah lafızları işlenmiş özel bir örtü konuluyor.

İHA

Popularity: 31% [?]

Sitemizi kişi takip ediyor.Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresinizi girin sitemize yeni eklenen içerikten haberiniz olsun...

Sitemize üye olduktan sonra, e-posta adresinize bir onay maili gelecek. O maili onaylamazsanız, üyeliğiniz tamamlanmaz. 

SohbetClub.Net Anket

How Is My Site?

View Results

Loading ... Loading ...