‘ Bile ’ kelimesi ile ilgili yazılar

Rüştü Asyalı’nın sesinden Nazım şiirleri

16 Kasım 2010

Düzenlemesi Nihat Asyalı tarafından yapılan sunumu yöneten, aynı zamanda sesiyle anlam katan Rüştü Asyalı AA muhabirinin sorularını yanıtlarken, Nazım Hikmet’in yazdığı her yapıtın, her gün taze, her gün geçerli olduğunu ifade ederek, ”Nazım’ın modası hiçbir zaman geçmiyor, Her an etkileyici bir düşüncesi vardır. Düşüncelerinin dışında olağanüstü bir şairdir” dedi.

Memleketimden İnsan Manzaraları’nın her sanat dalına ve sanatçıya büyük bir malzeme olduğunu dile getiren Asyalı, duygularını, ”Kim bilir bu eserden kaç ressam tablo çıkarır, kim bilir kaç müzisyen senfoni besteler, kaç heykeltıraş kompozisyon çıkarır. Bütün sanat dallarını sayabiliriz. Bu büyük bir yapıttır. Hatta şairler onun üzerine şiir bile yazabilirler, kendisi şiir olmasına rağmen” sözleriyle ifade etti.

Nihat Asyalı’nın kendi tiyatral yaklaşımına göre yapıttaki ”onbir tablo”yu aradan süzdüğünü anlatan Asyalı, ”Ölene kadar ‘Ben bir Türk şairiyim’ diyen Nazım Hikmet tüm sanat dallarına ve sanatçılarına malzeme veren büyük bir yazardır. Tiyatro da bundan kendine düşen payı almıştır” diye konuştu.

Asyalı, sunumun ortaya çıkış sürecisini ise şöyle anlattı:

”Devlet Tiyatrolarında Nihat Asyalı’nın yazdığı ‘Rab Şeytana Dedi ki’ adlı bir oyunumuz var. Cem İdiz, bu oyunun müziklerini hazırladı. Oyunun prömiyerini kutlarken, Nihat Asyalı’ya ‘Bize ne zaman Memleketimden İnsan Manzaraları’ndan bir düzenleme, kurgu yapacaksın ki ikimiz bunu bir resital şeklinde sunalım’ diye sorduk. Kendisi ‘bakalım’ dedi.

Biz zannetik ki ‘bakalım’ dedi ve geçti. Sonra 1.5 ay sonra bizi aradı, ‘istediğiniz hazır gelin alın’ dedi. Cem’le ben çok şaşırdık ve sevindik. Zaten yıllardır Cem’le böyle bir çalışma yapmak istiyorduk. Daha önce de birlikte birçok çalışma yaptık ama bu uzun soluklu ilk işimiz olacak. Umuyorum bundan sonra da devam edecek.”

-”ÖZELLİKLE GENÇLER ESERİN GERİ KALANINI MERAK ETSİN İSTİYORUZ”-

Nazım Hikmet’in bütün yapıtlarıyla tiyatroya elverişli büyük bir yazar olduğuna işaret eden Asyalı, ”Ben başrejisör olarak şunu söyleyebilirim DT’de Nazım Hikmet’e dair oyunlar, benzeri çalışmalar yıllardır yapılıyor. ‘Ferhat ile Şirin’ kim bilir kaç kez seyirciyle buluştu, büyük bir etki yaratarak, Biz ”onbir tablo”yu yaptık, belki 21 tablo yapan da olur, bu yaklaşıma bağlı bir şeydir. Benzeri çalışmalar hep yapılmakta yapılacaktır” diye konuştu.

Asyalı, yapıtın amacını ise şöyle özetledi:

”Bu eseri resital biçiminde sunuyoruz. Cem, bestesi ve piyanosuyla ”onbir tablo”ya eşlik ediyor. İki bölümde sunuyoruz toplam 1.5 saat sürüyor. Ben hem sunumu yapıyorum, hem de Cem’in bestelerinden Nazım şarkıları var onları söylüyorum. Yeni 4 şarkı çıkıyor ortaya, hiç duyulmamış bu yapıt için bestelenmiş şarkılar bunlar.Asıl amacımız gelen seyircimizin özellikle gençlerin, Memleketimden İnsan Manzaraları’nın bütününü, 500 sayfalık kocaman cildi merak etmelerini sağlamak. ‘Onbir tablo’ bu peki gerisi ne diye merak ederlerse bu sunuş da Devlet Tiyatroları da Nazım konusunda, Türk edebiyatı konusunda amacına ulaşmış demektir.

Türk edebiyatının birçok büyük eseri Devlet Tiyatrolarında sahne bulmuştur. Bu açıdan üzerimize düşen görevi yapmaya çabalıyoruz. Ben de bu uğraş içinde bulunan sanatçılardan biri olarak gururlanıyorum. Bu 60 yıldır böyle. 60. yılımız sürüyor bu kapsamda sunumumuz dünya prömiyeri yapacak. Nazım, uçsuz bucaksız büyük bir kaynak, dev yapıtların buluştuğu bir büyük dağarcık, bitmez tükenmez. Seyircilerimiz merak etsinler, özellikle bütünü alıp okusunlar, Nazım Hikmeti’i anlamaya çalışsınlar.”

Nihat Asyalı’nın düzenlediği, Rüştü Asyalı’nın yönettiği 2 perdelik ‘Nazım Hikmet’in Memleketimden İnsan Manzaraları’ndan Onbir Tablo adlı sunum, 18 Kasımda Akün Sahnesi’nde dünya prömiyeri yapacak.

Müziği Cem İdiz’e ait sunumda, dekoru Hakan Dündar hazırladı. Işık tasarımını Ersen Tunççekiç’in üstlendiği sunumda Füruzan Tercan dramaturg, Berin Ötenel yönetmen yardımcısı, Batuhan Yalçın da reji asistanı olarak görev yaptı.

AA

Popularity: 100% [?]

Ortaylı: Arşiv evrakı Kaşıkçı Elması’ndan önemli

16 Kasım 2010

Arşivcilik Günü ve Hazine-i Evrak’ın kuruluşunun 164. yıl dönümü dolayısıyla İstanbul’da etkinlik düzenlendi.

Fatih Ali Emiri Kültür Merkezi’nde düzenlenen etkinlikle konuşan Topkayı Müzesi Müdürü Prof. Dr. İlber Ortaylı, Osmanlı Devleti’nin evrakını biriktirme konusuna çok önem verdiğini ve bunun idari işlemleri son derece kolaylaştırdığını söyledi. Savaşa giderken ordunun yanında bir sürü evrak ve defter taşıdığını aktaran Ortaylı, Viyana bozgunu sonrası çekilmek zorunda kalan ordunun bırakmak zorunda kaldığı evrak ve defterlerin Orta Avrupa’da; Almanya, Polonya ve Avusturya gibi ülkelerde oryantalizmin başlıca malzemesini oluşturduğunu ve bu ülkelerin evrakı inceleye inceleye hala bitiremediğini anlattı.

Osmanlı Devleti’nin memur hafızasına güvenmeyerek savaşta bile evrak kaydına bu kadar önem vermesinin onunla aynı devirde yaşayan devletlerden kendisini ayırdığını belirten Ortaylı, şöyle devam etti:

”Kaşıkçı Elması ile arşiv evrakını hiçbir zaman mukayese etmem. Böyle bir mukayesenin yapılmasını da hazin ve vahim bulurum. Çünkü arşiv evrakı herhangi bir mücevherden, sanat eşyasından çok daha önemlidir. Kaybolan zamana tekabül eder. Osmanlı arşivlerinin değeri çok büyüktür. Yeni arşivcilerin yetişmesi devletimiz için önemlidir. 1940′lardan sonra Türk tarihçiler arşivcilik özelliği kazanmaya başlamıştır. Eski harflerin kaldırılması ve Latin harflerini kullanmak yeni nesil Türk tarihçileri için arşiv çalışmaları sayesinde bir engel olmaktan çıkmıştır.”

Türk Arşivciler Derneği Başkanı Haldun Şahin ise Hazine-i Evrak’ın Sadrazam Mustafa Reşit Paşa tarafından, 9 Kasım 1846′da kurulmasıyla modern tarih arşivciliğinin başladığını ve bu tarihinin Türk arşivciliğinde bir dönüm noktası olduğunu söyledi.

Türk arşivciliğinin her geçen gün daha iyiye gittiğini söyleyen Şahin, Osmanlı ve Cumhuriyet arşivlerinde çok iyi çalışmalar yapıldığını bildirdi. Arşivlerin açılarak yerli yabancı araştırmacılarının hizmetine sunulmasının ülkemizin prestijini artırdığını ifade eden Şahin, ünlü tarihçi Halil İnalcık’ın, ”Ben eğer şöhretli bir tarihçi olduysam bunu Türk arşivlerine borçluyum” sözünü hatırlattı.

Şahin, ünlü Macar arşivist Lajos Fekete’nin ”Türkiye’de, Türk milletinin geçmişinin arşiv işleri başarı ile halledilmedikçe ortaya konulamayacağı fikrinin hakim bulunması gerekir. Bunun yalnız Türk milleti için değil, beynelmilel ilmin çıkarı için de olduğu kabul edilmelidir” şeklindeki görüş ve düşüncesinin arşivlerimizin önem ve değerini çok anlamlı bir şekilde ortaya koyduğunu vurguladı. Şahin, bu tür güzel gelişmeler yaşanmasına rağmen arşiv konusunda temel bir politika benimsenememesinin son derece üzücü olduğunu aktardı.

-TBMM’YE ”ARŞİVCİLİK” ÖDÜLÜ-

Etkinlikte, arşiv alanında yaptıkları çalışmalardan dolayı TBMM ile Zaman Gazetesi’ne ”2010 Yılı Arşivcilik Ödülü” verildi. TBMM adına ödülü TBMM İletişim ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı Feridun Keşir, Zaman Gazetesi adına da gazetenin Haber Müdürü Fatih Uğur aldı.

”Hazine-i Evrak’ın Kuruluşunun 164. Yılında Türk Arşivciliği, Kamu ve Özel Kuruluşlarda Arşivin ve Arşivciliğin Önemi” oturumunun ardından etkinlik sona erdi.

AA

Popularity: 44% [?]

Mesir Macunu için ünlü yönetmene teklif

16 Kasım 2010

‘Manisa 1. Altın Üzüm Kısa Film Festivali’nde finale kalan eserlerin gösterimi için Manisa’ya gelen yönetmen Sinan Çetin, Manisa Belediye Başkanı Cengiz Ergün’ü makamında ziyaret etti.

Ziyarette Çetin, Manisa Belediyesi’nin film festivali düzenlemesinin ve kısa filmi ön plana çıkarmasının oldukça önemli olduğunu vurgulayarak, ”Bu sayede Manisa, ülkemize yeni ve genç yönetmenler kazandırabilir. Artık Manisa’dan yönetmenler ithal edilmeli” dedi.

Festivale katılan 270 filmi merakla beklediğini de ifade eden Çetin, Şehzadeler Şehri olarak anılan Manisa’nın yakın gelecekte artık yönetmenler şehri olarak ta anılabileceğini söyledi.

Belediye Başkanı Cengiz Ergün, Manisa Belediyesi olarak sanata büyük önem verdiklerini belirterek, Sinan Çetin’e içerisinde Manisa’yı tanıtıcı ürünlerin yer aldığı çanta hediye etti.

Kendisine hediye edilen mesir macunlarını merakla açan Yönetmen Sinan Çetin, Mesir Macunu’nun önemli bir marka olduğunu ve bunun üzerine bile film yapılabileceğini söyledi. En kısa zamanda Manisa’da bir film çekmek istediğini anlatan Sinan Çetin’e Ergün, gelecek yıl ki Mesir Festivali’nde temsili Merkez Efendi olması yönünde teklif götürdü.

Ünlü yönetmen Çetin, Manisa Şehir Tiyatrosu’nda da ‘Manisa 1. Altın Üzüm Kısa Film Festivali’de finale kalan 60 eserin gösterimini de izledi.

Burada finale kalan kısa filmlerin yönetmenleri ile bir söyleşi yapan Çetin, kısa filmlerin en kısa olanının makbul olduğunu ancak, kısa filmlerin uzun çekilmesinin bu alandaki en büyük problemlerden biri olduğunu söyledi.

Bir filmin güzel ve başarılı olması için yönetmeninin iyi olmasının çok önemli bir etken olduğuna dikkat çeken Çetin, ”Bir film, yönetmen kötü ise asla güzel olamaz. Bunun dünyada bir örneğine rastlamadım. Senaryo iyi, oyuncular iyi, kameraman iyi, prodüksiyon iyi, film kötü, bu nasıl oluyor. Bunun bir tek cevabı vardır. Çünkü yönetmen kötüdür. Yönetmen doğulur, yönetmen olunmaz. Sonradan ben yönetmen olacağım, canım yönetmenlik yapmak istiyor, diyerek yapılacak bir iş değil. Dünyanın en tatsız, zor işlerinden biridir” diye konuştu.

AA

Popularity: 40% [?]

Rusya’nın en ünlü ayısı, paparazilere yakalandı

16 Kasım 2010

Paparaziler ‘Çar’, ‘Uç’, ‘Bilge Yaroslav’ filmlerinin yıldızı ayı Styopa’nın yaşadığı rezidansı tespit etti. Film çekimleri arasında dinlenme fırsatı bulan Styopa’nın boş zamanın büyük bölümünü Moskova’nın ‘Losinniy ostrov’ hayvan barınağında geçirdiği öğrenildi.

Burada eğitmeni Yuri Panteleyev ile oynayan Styopa ara sıra gösteriler için çıktığı sirk için antrenman yapıyor. Stopya’nın ayrıca iki arkadaşı daha var: Dobrınya ve Timoşa. Üç ayı, Panteleyev’in yönetiminde çocukları kıyasıya eğlendiriyor.

Filmlerdeki korkunç rolleri oynayan Styopa aslında sakin huylu. İnsanları seven yıldız ayı kendisini ara sıra görmeye gelen vatandaşların elinden yiyecek bile alıyor. Objektiflere yakalanan karelerde de Styopa’nın sevecen olduğu anlaşılıyor.

CİHAN

Popularity: 7% [?]

Huzurevi sakinlerinden kurşun gibi ağır sözler

16 Kasım 2010

-BAYRAMDA YAŞLILARI UNUTMAYIN

Antalya Fethi Bayçin Huzurevi, 123 sakini konuk ediyor. Güne kahvaltı ile başlayan huzurevi sakinlerinden bazıları, sabah sporunun ardından okuma salonunda kitap gazete okumayı, oyun salonunda oyun oynamayı, dinlenme salonunda birlikte vakit geçirmeyi tercih ediyor. Sosyal faaliyetlerin sık yapıldığı huzurevi sakinleri, şimdi yaklaşan Kurban Bayramı’na hazırlanıyor.

Huzurevinde kalmalarından şikayet etmeyen yaşlılar, bayram gibi özel günlerde ise hatırlanmak istiyor. Özellikle de çocuklarını ve torunlarını bekleyen huzurevi sakinleri, ”Burası bizim evimiz, burada yaşamaktan mutluyuz ancak bayramlarda bizleri unutmayın” mesajı gönderiyor.

-”EVLADIN İÇİN BİLE ÜÇÜNCÜ ŞAHIS OLUYORSUN”-

Huzurevi sakinlerinden Şermin Enül, AA muhabirine çocuklarının karşı çıkmasına rağmen kendi isteğiyle huzurevine yerleştiğini ve burada yaşamaktan mutlu olduğunu söyledi.

Oldukça bakımlı görünen 83 yaşındaki Enül, şöyle konuştu:

”Dış kaporta güzel ama içim çürüdü. İki damar tıkalı, kalp kapağım bozulmuş. ‘Hayat arkadaşımız yok’ diyoruz ama, tansiyon, kolesterol, şeker benim yol arkadaşlarım. Burada tertemiz bakılıyoruz. Günde dört çeşit yemek çıkıyor. Kim evinde dört çeşit yemek yiyor? Benim çevrem çok geniş, gelenim gidenim çok ama buradaki insanların genel sıkıntısı, yakınlarının ziyaret etmemesi. Huzurevinde kimsesizler çoğaldı, akrabalar azalıyor. Bazılarının çocuğu bile ziyaretine gelmiyor. Büyüt, yetiştir, bir yaştan sonra kendi evladın için bile üçüncü şahıs oluyorsun. Buradan evlatlara çağrım; anne ve babalarını huzurevinde unutmasınlar. Çocuklarını alıp büyüklerinin ellerini öptürmeye getirsinler. Buradaki insanlar için bayramlar gerçekten çok anlamlı.”

-DUYGULARINI ŞARKILARLA DİLE GETİRİYOR-

Huzurevi’nin en yaşlılarından olan 90 yaşındaki Abdullah Kemal Taşmış ise 16 yıldır huzurevinde kalıyor.

İçindekileri sanat müziğiyle dile getiren Taşmış, huzurevlerinin ziyaretçi profilinin değiştiğini belirtti. Artık huzurevlerini daha çok sivil toplum örgütleri temsilcileri, okullardan öğrencilerin ziyaret ettiğini anlatan Taşmış, her bayram olduğu gibi Kurban Bayramı’nda da huzurevi sakinlerinin diğer ziyaretçilerin yanı sıra ailelerinden birini, özellikle de çocuklarını ve torunlarının gelmesini beklediğini söyledi.

-PET ŞİŞELERİ VAZO YAPIYOR-

Ruhen 20 yaşında olduğunu söyleyen Semiha Vural, pet şişelerle vazolar yapması ve el emeği takılarıyla tanınıyor. Artık elleri titreyen Semiha Vural, ”Eskiden katı atıklardan ne süs eşyaları yapardım, herkes hayrandı bana, artık bu hale geldik. Eskisi gibi değilim” dedi ve hüzünlendi. Semiha Vural da diğer huzurevi sakinleriyle aynı şeyi söylüyor ”Bayramlar sevdiklerimizi görmek için bir vesile.”

-6 ÇOCUĞU VAR 20 YILDIR HUZUREVİNDE-

Polis emeklisi olan 90 yaşındaki Selahattin Şengüler de, kendisini anlatırken en çok çocukluğundan bahsediyor.

Makedonya göçmeni Şengüler, kızını ve torunlarını uzun uzun anlattıktan sonra bayrama beklediğini belirtti.

89 yaşındaki Mustafa Küçük ise Fethi Bayçin Huzurevi’ne Konya’dan gelmiş. 20 yıldır huzurevinde kalan Mustafa Küçük, 6 çocuğu olduğunu ve hiçbirisiyle görüşmediğini kaydetti. Çocuklarına dargınlığını anlatırken içi burulan, gözleri dolan Mustafa Küçük, büyüklerin mutlaka hatırının sayılması gerektiğini ifade etti.

-TORUNLARIYLA İNTERNETTE HASRET GİDERİYOR-

Mehmet Lütfi Dostoğlu ise, kızları ve torunlarıyla internette görüşmek için 60′ından sonra bilgisayar öğrendiğini söyledi.

ASMEK kurslarına giderek bilgisayar öğrendiğini belirten Dostoğlu, ”Kızlarımla ve torunlarımla internet aracılığıyla haberleşiyorum. Sevdiklerimle hasretimi sanal alemden gideriyorum. Gazetelerimi internetten okuyorum. Hastaneye gidecek huzurevi sakinlerine internetten randevu alıyorum” diye konuştu.

Dostoğlu da yaşlıların sadece bayramlarda değil sürekli hatırlanması ve ziyaret edilmesi gerektiğini düşünüyor.

AA

Popularity: 34% [?]

Çocuklara, kurban nasıl anlatılmalı?

16 Kasım 2010

Memorial Antalya Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Bölümünden Dr. Humen Can Elmi, Kurban Bayramının çocuklara sosyal boyutu ile anlatılması önerisinde bulundu. Elmi, kurban kesimini çocuklarına izletmek isteyen ailelerin, bu konuda çocuklarını görecekleri görüntüler hakkında önceden hazırlamaları gerektiğini ve eğer çocuk istiyorsa kurban kesimini uzaktan izletilmesinin uygun olacağını bildirdi.

Elmi yaptığı yazılı açıklamada, kültürel gelenekleri çocuklara anlatırken ailelerin ön hazırlık yapmaları gerekebildiğine işaret etti. Günümüzde, eskiye oranla çocukların kesici aletleri görmelerinin ve kurban kesimini izlemelerinin çok daha azaldığını ve farklı anlamlar kazandığını kaydeden Elmi, kültürel gelenekler uygulanırken çocuğun psikolojisini de göz önüne alarak hareket etmenin uygun olacağını söyledi.

Eti kasapta bile görmeyen, soslanmış, işlenmiş ürünleri marketlerde gören insanlar için doğal bir yaşantı da olsa kesmenin, öldürmenin, kan akıtmanın, parçalamanın, pişirip-yemenin son derece uzak olduğunu vurgulayan Dr. Elmi, şunları söyledi:

”Kurban kesim törenini çocuklarına izletmek isteyen ailelerin, bu konuda çocuklarını görecekleri görüntüler hakkında önceden hazırlamaları gerekir.

Eğer çocuk istiyorsa uzaktan izleyebilir. Bu bazen bir güç-dayanıklılık gösterisi olarak, kendini ispat için yapılabilir. Babasından görsün, gerçekleri bilsin, ileride o da yapacak diye çocuğu zorlamak tüm hayatı etkileyen üzücü anılara sebep olabilir. Kanlı görüntülere ve kesici aletlerin kullanımlarına alışkın olmayan bir çocuğa, kesim anında hayvanı yakından izletmek; kanı, çıkan hırıltıyı, kokuyu, ölürken ayaktaki seğirmeyi göstermek-yaşatmak, kurbanlıktan yerken veya yedikten sonra (Bak senin beslediğin kuzuyu yedik) gibi ifadeler kullanmak, kurbanın kanını alnına sürmek çocukta psikolojik sorunlar yaratabilir.

Normal et yemesine rağmen kurban eti yiyemeyen, çiğ et kokusundan rahatsız olan, ete dokunamayıp, kesemeyen, hatta hiç et yiyemeyen veya sadece yemeklere kıyma formunda katılırsa yiyen insanlar hiç az değildir. İstemeden de olsa bu yaşantılara şahitlik edenlerde, et yememe, yemek yememe, aileye yapışma, çeşitli korkular, nefes alamama, ağlamalar, uykuda sıçrama-sayıklamalar olabilir. Sıcak, yumuşak davranıp, soru sormasına müsaade etmek, güven vermek yararlı olacaktır.”

-”ÇOCUĞUNUZUN KİŞİLİĞİ OLUMSUZ ETKİLENEBİLİR”-

Kurban kesiminin kanlı bir süreç olduğu için çocukların alışık olduğu görüntüler olmadığını kaydeden Elmi, bu nedenle Kurban Bayramı boyunca çocukların oldukça hassas olan psikolojilerinin bozulmaması için anne babaların bilinçli olması gerektiğine işaret etti.

Asıl üzerinde durulması gereken konunun Kurban Bayramının sosyal boyutu olduğunu ifade eden Elmi, çocuklara, fakir insanların bu bayramda et yeme olanağına kavuştuğunun anlatılabileceğini belirtti. Dr. Elmi, yine paylaşmanın, büyükleri saymanın, tanımasalar bile insanlarla bayramlaşıp-selamlaşmanın, çocukları sevindirmenin, çocuklara asıl öğretilecek konular olduğunu kaydetti.

0–6 yaş döneminin, çocuğun manevi ve dinsel ögeleri pek de anlayamadığı bir dönem olduğunu anlatan Elmi, şunların altını çizdi:

”Çocuklar, kurbanın sevap kazanmak için yapıldığını anlayamazlar. Anlar gibi görünebilir ancak bilinçaltında sürekli olarak karşılaştığı bu travmayı açıklamaya çalışabilirler. Kurban Bayramında alışkın olmayan çocuğunuzun psikolojisini korumak için bunlara dikkat edin.

Kurban kesme geleneğinin nereden geldiği, çocuğa bir öykü ile abartmadan ve kafasını karıştırmadan anlatılmalıdır. Kestiğiniz kurbanın kanlı kısımlarının bahçenizde ve kurban kesiminin yapıldığı alanlarda çocuklarınız tarafından görülmesini engelleyin.

Hayvanın ölüm anını gören çocuk bundan psikolojik olarak etkilenecektir. Çocuklara yaşlarına uygun olarak ölüm konusunda bilgi verilmelidir. Bu bilgiyi verirken çocuğa yalan söylememeli, korkutmamalı ve dalga geçilmemelidir.

Çocukların, kurbanlıkla uzun süreli ve sevecen bir yakınlık kurmalarına izin verilmemelidir.

Çocuk eğer kurban kesme günü veya ertesi günlerde et yemek istemezse zorlamayın. Kısa süreli ağlama, iştahsızlık ve uyku problemleri yaşayabilirler. Böyle durumlarda bir uzmana başvurmak faydalı olacaktır.”

AA

Popularity: 31% [?]

Ödüllü Rus yazara Türk kocadan dayak!

16 Kasım 2010

Mustafa KOZAK’ın haberi

2007′de Tolstoy Uluslararası Edebiyat Ödülü’nü, Putin’in elinden alan Rus yazar Anna Nikolskaya, internetten tanışıp 5 yıl önce evlendiği Antalyalı işadamı eşi Hüseyin E.’ye boşanma davası açtı.

1 milyon TL tazminatla malların yarısını isteyen yazar, eşini işkence ve ihanetle suçladı. Nikolskaya dilekçesinde eşinin, babası Prof. Oleg Nikolskaya’nın görev yaptığı Altay Üniversitesi’ne mail göndererek, ‘Eşimle babasının ensest ilişkisi var’ diye iftira attığını ileri sürdü. Mahkemeye sunulan deliller arasında bu mailin de yer aldığını belirten Nikolskaya, ‘Bu maile başı görünmeyen bir çıplak kızın fotoğrafını da eklemiştir’ notunu düştü.

ANNE OLAMAZ

Hüseyin E. ise dilekçesinde eşini müsriflikle suçlayarak ‘Ailesinin bile tatillerini karşılıyorum. Köpek besliyor. Bana o kadar kıymet verilmiyor. Çok bencil, nasıl annelik yapacak bilemiyorum’ dedi.

Akşam

 

Popularity: 5% [?]

Düğün öncesi hangi estetikler tercih ediliyor?

16 Kasım 2010

Düğün günü, kadın ve erkekler içinde hayatlarında tüm gözlerin üzerlerinde olduğu en anlamlı gün. Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Özdemir bu özel güne hazırlıkta çiftlerin hangi cerrahi ve medikal müdahaleleri ne zaman tercih edip yaptırmaları gerektiğini açıkladı.

Bembeyaz dişlerle ‘Evet’ demek için FDA onaylı Zoom 2 tercih ediliyor

Özdemir, FDA Onaylı Zoom 2 sisteminin, diş beyazlatma, gülme estetiğinde en hızlı yanıt alınan uygulama olmakla birlikte, doktor kontrolünde yapılması gereken, profesyonel görüş gerektiren özel bir uygulama olduğunu belirterek , “Özgüveni artıran, kişinin kendini daha rahat hissetmenizi sağlayacak 45 dakikalık bu uygulama en az iki yıl (doktor önerilerine uyulduğu takdirde) kalıcılık beyazlık getiriyor” dedi. Özdemir, bu yöntemin diğer beyazlatma yöntemlerine göre minimum hassasiyet, maksimum beyazlatma ve maksimum kalıcılık sağladığı için en güvenli seçenek olarak tercih edildiğini ve evlilik planları öncesi en sık tercih edilen uygulamalar arasında olduğunu söyledi.

Kepçe kulak operasyonu ile gönül rahatlığıyla gelin topuzu yaptırabilirsiniz

Çocuk yaşlarda yapılması tavsiye edilen kepçe kulak operasyonlarının Türkiye’de 20 yaş civarının daha sık yaptırdığını ifade eden Özdemir, bunu ailelerin problemin farkına geç varışı, operasyon kararını geç alışı ile açıkladı. Kepçe kulak ameliyatlarının büyük çoğunluğunun lokal anestezi altında rahatlıkla yapılabilen bir ameliyat olduğunu belirten Özdemir, genellikle 1.5-2 saat süren operasyon sonrası kişinin ayağa kalkıp dolaşabileceğini, eve gidebileceğini söyledi. Özdemir, operasyon yaptıranların iş hayatlarına 4-7 gün içinde dönebileceğini kaydetti.

Düğün ve balayı öncesi botoks ve dolgu yaptıranlar artıyor

“Düğünden birkaç gün önce bile yaptırabilen botoks ve dolgu işlemleri hem kadınlar hem de erkekler tarafından en çok tercih edilen kolay işlemlerden biri” diyen Özdemir, “Özellikle düğünden 10 gün önce yaptırılması uygun. Olbotoks kırışıklık tedavisindeki kullanımının dışında terlemeye engel olmak için yapılan cerrahi olmayan pratik bir işlem” şeklinde konuştu.

Dekolte için göğüs estetiği

“Her kadın hayali olan gelinliği daha iyi taşıyabilmek, daha güzel görünmek ister. Bu konuda desteğe ihtiyacı olduğunu düşünenler, gelinlik dekoltesi için meme operasyonunu tercih ediyor” diye konuşan Özdemir şöyle devam etti: “İstenilen gelinliği rahatça taşımak isteyenler; meme hacmi yeterli değilse meme protezi, memelerinde sarkma durumu söz konusu olan kişiler ise meme dikleştirme ve toparlama işlemlerini tercih ediyor. Göğüs büyütme ve dikleştirme operasyonlarının düğüne en az bir ay kala yaptırılması tavsiye ediliyor ve gündelik hayata dönüş için 7-10 gün süre veriliyor.”

Beğendiği gelinliğe sığmak isteyenler bel ve basenlerini vaser liposelection ile inceltiyor

Özdemir, uyguladıkları Vaser Liposelection’ın sadece yağ hücrelerini hedef alan, diğer dokulara zarar vermeyen bir yağ alma işlemi olduğunu ve ayak bileğinden boyuna kadar hemen tüm bölgelere uygulanabildiğini belirtti. Sonuçları ve güvenilirliği açısından özellikle kontur problemi olan hastalarına bu yöntemi önerdiğini ifade eden Özdemir, İyileşme sürecinin kısalığı ve liposuction ameliyatları sonrası görülebilen düzensizlikler, çökmelerin Vaser Liposelection sonrasında görülmemesi, ağrı, sızı ve morluklarınsa çok daha az oluşması bu yöntemin düğün öncesi tercihini artırıyor. Özellikle hareketli bir dönem geçiren ve düğün ertesi balayını deniz tatili ile değerlendirecek olanlar kontürünü bu yöntemle düzeltiyor” diye konuştu.

Göğüsleri büyük olan erkeklerin basit bir işlemle bu görünümden kurtulması mümkün

Erkek meme dokusunun aşırı büyümesi olarak tanımlanan jinekomasti’nin birçok nedene bağlı oluşabildiğini bildiren Özdemir, Erkeklerde yüzde 50-60 oranlarında görünen fakat çözümü pek bilinmeyen bir rahatsızlık olan Jinekomasti’yi Özdemir “Yaklaşık 1-1,5 saat süren, hastanın gündelik aktivitelerinde çok fazla değişiklik yaratmayan ve iz bırakmayan cerrahi bir girişim” olarak tanımlıyor. Daha çok yağ aldırma yöntemi olarak bilinen liposuction’nın; jinekomasti tedavisi için de kullanılabildiğini ifade eden Özdemir, “Bu işlem sonucu erkekler yaklaşık 1 ay içinde kusursuz bir görünüme sahip olup günlük yaşantılarına devam ediyorlar” dedi.

Popularity: 5% [?]

Eğitim-Sen: Kopyanın büyüklüğü ortada

16 Kasım 2010

Koncuk, sendika genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, KPSS’ye ilişkin olarak iddiaların 15 Ağustos tarihinde gündeme geldiğini ve henüz cevap bulunamadığını söyledi.

YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’ın ”KPSS eğitim bilimleri ikinci sınav sonuçlarının kopya iddialarını güçlendirdiği” şeklindeki açıklamasını hatırlatan Özcan, kopya çekildiğinin zaten apaçık ortada olduğunu öne sürdü.

Koncuk, şunları kaydetti:

”Bu sınav sonuçlarının, bu kopya olayına katılımın ne derece büyük olduğunu göstermesi açısından, irdelenmesi, değerlendirilmesi gerekmektedir. Bir önceki sınava 15 bin kişi girmiyor, bu sınava girmeyenlerin sayısı 60 bin. Bir önceki sınavda 115 ve üzeri net yapanların sayısı 4 bin 200 iken bu sınavda 100 ve üzerinde net yapanların sayısı sadece 2 bin 718. 100 ve üzerinde net yapan sayısı daha önceki sınavda 8 bin civarındaydı. Yani yüzde 75′lik bir azalma olması enteresan bir durumdur. Sınavdaki kopya olayının boyutlarını göstermek açısından son derece önemlidir. 350 kişinin 120′de 120 net yaptığı sınavda, bugün tek adayın bile 120/ net yapmaması kopyanın büyüklüğünü göstermektedir. Savcılık eski istatistiklerle yenilerini karşılaştırmalı, şüpheli olanlar tespit edilmeli. Savcılık bugüne kadar elde ettiği tespitleri kamuoyu ile paylaşmalıdır. Bu kişilere öğretmenliğe başvuru hakkı verilmemelidir.”

-”UCU KİME VEYA KİMLERE DAYANIRSA DAYANSIN TESPİT EDİLMELİ”-

KPSS adaylarının bazılarının soruşturmadan bir şey çıkmayacağına ve bir takım kişilerin korunduğuna inandığını öne süren Koncuk, yetkililerin bu konuda açıklama yaparak kamu vicdanını rahatlatması, sorumluların bulunup cezalandırılacağını açıklaması gerektiğini söyledi.

Genel kültür ve genel yetenek sınavlarında da kopya çekildiğinin açık olduğunu iddia eden Koncuk, sınav sonuçlarının genel yetenek ve genel kültür testleri bakımından da değerlendirilmesinin ve tespit edilen kişilere KPSS 3 puan türü ile memur kadrolarına başvuru hakkı verilmemesini istedi.

TBMM’de KPSS araştırma komisyonu kurulması gerektiğini savunan Koncuk, öğretmen ve memur ataması yapılsa bile kopyaya karışanların tespit edilmesi halinde atamaların iptal edileceği, ödenen maaş ve ücretlerin yasal faiziyle geri alınacağını ilişkin bir açıklama yapılması gerektiğini söyledi.

Koncuk, ”Binlerce kişinin katıldığı 2010 KPSS sınavında soruları sızdıranlar ve dağıtanlar, ucu kime veya kimlere dayanırsa dayansın tespit edilmeli. Ana aktörler bakımından TCK’da en ağır cezalar getirilmelidir” dedi.

Koncuk, öğretmen olarak atama bekleyen 374 bin gencin sıkıntılarını hafifletmek ve öğretmen açığını da azaltmak için 70 bin boş öğretmen kadrosunun bu atama döneminde kullanılmasını da istedi.

Koncuk, ”Önceki sınavda 120′de 120 yapan adayların bu sınavdaki sonuçlarına bakabildiniz mi?” şeklindeki soru üzerine, ÖSYM Başkanlığının TC kimlik numarasının yanında her adayın şifre ile sonuçları öğrenebilmesi yönünde bir düzenleme yaptığını söyledi. Bu nedenle ellerindeki kimlik numaralarından 120′de 120 net yapanların kaç puan aldıklarını öğrenemediklerini ifade eden Koncuk, ”Bunu da manidar buluyoruz. Neyi gizliyoruz? ÖSYM’nin sayfasında da son derece kısıtlı bilgiler verilmiş. Bunu da anlamlı buluyoruz. Şeffaf olmaması bakımından ÖSYM’nin başına bir sürü iş geldi. ÖSYM’nin hala bundan bir ders çıkarmadığını anlıyorum. Neden gizliyoruz, kimleri gizliyoruz?” diye konuştu.

AA

Popularity: 14% [?]

Okul servislerine yüksek müzik uyarısı

16 Kasım 2010

Ender Sever’in haberi

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Eğitim Fakültesi Müzik Eğitimi Anabilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Bahar Güdek, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Milli Eğitim Bakanlığı Okul Servis Araçları Hizmet Yönetmeliği’nde, ”Taşıtlarda görüntü ve müzik sistemlerinin taşıma hizmeti sırasında kullanılmaması” gerektiğinin yazdığını hatırlattı.

Yönetmelikteki bu maddeyi çoğu servis şoförünün bilmediğini, bilenlerin de itibar etmediğini vurgulayan Güdek, uygulamada sık sık servis şoförlerinin kendi zevklerine göre müzik dinlediklerinin görüldüğünü belirtti.

Çocukların eğitim çağında dinledikleri müziklerin onların müzik zevklerini oluşturduğunu, düşünce yapısını, hareketlerini ve konuşma tarzlarını dahi etkilediğine işaret eden Güdek, ”Çocukların eğitim çağında dinledikleri müzikler onların müzik zevklerini oluşturuyor, serviste dinlenen müzik bile önemli. Çünkü, büyük şehirlerde öğrenciler vakitlerinin önemli bir kısmını serviste geçiriyor. Müzik çocukların ruh halini de etkiliyor” diye konuştu.

”DİNLENECEKSE KLASİK MÜZİK OLSUN”

Öğrenci servislerinde müzik dinlenecekse bunun klasik müzik olmasını tavsiye ettiklerini söyleyen Güdek, şöyle devam etti:

”Maalesef Türkiye’deki popüler kültürde klasik müzikler hakim değil. Beethoven’ın 9. Senfoni ya da Mozart’ın  40. Senfonisi Türkiye’de kapı ya da okul zili olarak kullanılıyor. Klasik müzik ne kadar bilinçli olarak dinleniyor bilmiyoruz. Bir fon müziği, klasik müzik, öğrenciler için dinlendirici bir müzik tarzı olabilir. Dinlenecekse eğer bu tür müzik dinlenmeli.”

Güdek, Türk müziğinde de güzel örnekler olduğunu dile getirerek, ”Türk müziğinde insanı rahatlatan ayrı bir ahenk vardır. Peşrevler, semahlar, bağlamalar ve enstrümantaller gibi müzikal niteliği olan örnekler dinlendirici müzik özelliği taşır” dedi.

AA

Popularity: 5% [?]

Sitemizi kişi takip ediyor.Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresinizi girin sitemize yeni eklenen içerikten haberiniz olsun...

Sitemize üye olduktan sonra, e-posta adresinize bir onay maili gelecek. O maili onaylamazsanız, üyeliğiniz tamamlanmaz. 

SohbetClub.Net Anket

How Is My Site?

View Results

Loading ... Loading ...