‘ Ama ’ kelimesi ile ilgili yazılar

Rüştü Asyalı’nın sesinden Nazım şiirleri

16 Kasım 2010

Düzenlemesi Nihat Asyalı tarafından yapılan sunumu yöneten, aynı zamanda sesiyle anlam katan Rüştü Asyalı AA muhabirinin sorularını yanıtlarken, Nazım Hikmet’in yazdığı her yapıtın, her gün taze, her gün geçerli olduğunu ifade ederek, ”Nazım’ın modası hiçbir zaman geçmiyor, Her an etkileyici bir düşüncesi vardır. Düşüncelerinin dışında olağanüstü bir şairdir” dedi.

Memleketimden İnsan Manzaraları’nın her sanat dalına ve sanatçıya büyük bir malzeme olduğunu dile getiren Asyalı, duygularını, ”Kim bilir bu eserden kaç ressam tablo çıkarır, kim bilir kaç müzisyen senfoni besteler, kaç heykeltıraş kompozisyon çıkarır. Bütün sanat dallarını sayabiliriz. Bu büyük bir yapıttır. Hatta şairler onun üzerine şiir bile yazabilirler, kendisi şiir olmasına rağmen” sözleriyle ifade etti.

Nihat Asyalı’nın kendi tiyatral yaklaşımına göre yapıttaki ”onbir tablo”yu aradan süzdüğünü anlatan Asyalı, ”Ölene kadar ‘Ben bir Türk şairiyim’ diyen Nazım Hikmet tüm sanat dallarına ve sanatçılarına malzeme veren büyük bir yazardır. Tiyatro da bundan kendine düşen payı almıştır” diye konuştu.

Asyalı, sunumun ortaya çıkış sürecisini ise şöyle anlattı:

”Devlet Tiyatrolarında Nihat Asyalı’nın yazdığı ‘Rab Şeytana Dedi ki’ adlı bir oyunumuz var. Cem İdiz, bu oyunun müziklerini hazırladı. Oyunun prömiyerini kutlarken, Nihat Asyalı’ya ‘Bize ne zaman Memleketimden İnsan Manzaraları’ndan bir düzenleme, kurgu yapacaksın ki ikimiz bunu bir resital şeklinde sunalım’ diye sorduk. Kendisi ‘bakalım’ dedi.

Biz zannetik ki ‘bakalım’ dedi ve geçti. Sonra 1.5 ay sonra bizi aradı, ‘istediğiniz hazır gelin alın’ dedi. Cem’le ben çok şaşırdık ve sevindik. Zaten yıllardır Cem’le böyle bir çalışma yapmak istiyorduk. Daha önce de birlikte birçok çalışma yaptık ama bu uzun soluklu ilk işimiz olacak. Umuyorum bundan sonra da devam edecek.”

-”ÖZELLİKLE GENÇLER ESERİN GERİ KALANINI MERAK ETSİN İSTİYORUZ”-

Nazım Hikmet’in bütün yapıtlarıyla tiyatroya elverişli büyük bir yazar olduğuna işaret eden Asyalı, ”Ben başrejisör olarak şunu söyleyebilirim DT’de Nazım Hikmet’e dair oyunlar, benzeri çalışmalar yıllardır yapılıyor. ‘Ferhat ile Şirin’ kim bilir kaç kez seyirciyle buluştu, büyük bir etki yaratarak, Biz ”onbir tablo”yu yaptık, belki 21 tablo yapan da olur, bu yaklaşıma bağlı bir şeydir. Benzeri çalışmalar hep yapılmakta yapılacaktır” diye konuştu.

Asyalı, yapıtın amacını ise şöyle özetledi:

”Bu eseri resital biçiminde sunuyoruz. Cem, bestesi ve piyanosuyla ”onbir tablo”ya eşlik ediyor. İki bölümde sunuyoruz toplam 1.5 saat sürüyor. Ben hem sunumu yapıyorum, hem de Cem’in bestelerinden Nazım şarkıları var onları söylüyorum. Yeni 4 şarkı çıkıyor ortaya, hiç duyulmamış bu yapıt için bestelenmiş şarkılar bunlar.Asıl amacımız gelen seyircimizin özellikle gençlerin, Memleketimden İnsan Manzaraları’nın bütününü, 500 sayfalık kocaman cildi merak etmelerini sağlamak. ‘Onbir tablo’ bu peki gerisi ne diye merak ederlerse bu sunuş da Devlet Tiyatroları da Nazım konusunda, Türk edebiyatı konusunda amacına ulaşmış demektir.

Türk edebiyatının birçok büyük eseri Devlet Tiyatrolarında sahne bulmuştur. Bu açıdan üzerimize düşen görevi yapmaya çabalıyoruz. Ben de bu uğraş içinde bulunan sanatçılardan biri olarak gururlanıyorum. Bu 60 yıldır böyle. 60. yılımız sürüyor bu kapsamda sunumumuz dünya prömiyeri yapacak. Nazım, uçsuz bucaksız büyük bir kaynak, dev yapıtların buluştuğu bir büyük dağarcık, bitmez tükenmez. Seyircilerimiz merak etsinler, özellikle bütünü alıp okusunlar, Nazım Hikmeti’i anlamaya çalışsınlar.”

Nihat Asyalı’nın düzenlediği, Rüştü Asyalı’nın yönettiği 2 perdelik ‘Nazım Hikmet’in Memleketimden İnsan Manzaraları’ndan Onbir Tablo adlı sunum, 18 Kasımda Akün Sahnesi’nde dünya prömiyeri yapacak.

Müziği Cem İdiz’e ait sunumda, dekoru Hakan Dündar hazırladı. Işık tasarımını Ersen Tunççekiç’in üstlendiği sunumda Füruzan Tercan dramaturg, Berin Ötenel yönetmen yardımcısı, Batuhan Yalçın da reji asistanı olarak görev yaptı.

AA

Popularity: 100% [?]

4 bin yıllık tarihi kent gün yüzüne çıkıyor

16 Kasım 2010

Aydıntepe Belediye Başkanı Orhan Eraslan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ilçelerinin sınırları içindeki tarihi yer altı şehrinin ortaya çıkartılıp, turizme kazandırılması amacıyla 12 yıl önce başlatılan çalışmaların sürdürüldüğünü belirterek, söz konusu kenti yer altı şehrinden çok yer altı kalesi olarak adlandırdıklarını ifade etti.

Kazı çalışmalarında elde edilen verilerle, söz konusu yerleşim yerinin sürekli yaşanan bir kentten öte savunma amaçlı ve tehlikeli zamanlarda kullanılan bir kale olarak kullanıldığını gösterdiğini ifade eden Eraslan, şu bilgileri verdi:

”1998′de bir inşaat kazısında bulunan yer altı kalesi yaklaşık olarak 50 metre civarlarındaydı. İlk belirlemelerde eski Roma yeni Bizans dönemine ait olabileceği söylendi. Atatürk Üniversitesi’ndeki sanat tarihçileri ile yapılan temizleme çalışmalarında yeni bulgular ve bazı duvar figürleri ortaya çıktı. Bu kazı çalışmalarında bulunan figürler buranın Roma-Bizans döneminden daha önceki dönemlere ait olduğunu ortaya koyuyor. Duvar figürleri daha ilkel inanışların olduğu dönemleri simgeliyor. Bunlar da bu yerleşim yerinin en az 3 bin yıllık olduğunu işaret ediyor. Yer altı kalesi odalar şeklinde, sokaklar ve geniş galerilerden inşa edilmiş. Yerleşim merkezinde 13 oda, 4 büyük galeri, 1 mutfak ve su ihtiyacının karşıladığı bir havuz bulunuyor.”

Eraslan, söz konusu yerleşim bölgesindeki kazılarda 3500-4000 yıllık mezarlar çıktığına da dikkati çekerek, ”Bu mezarlar anıt mezarlar şeklinde değil. Ölen kişilerin cesetleri yakılıp, toprak kaplar içerisine konmuş ve üzerelerinde de bir takım ziynet eşyası var. Gün ışığına çıkartılan eşyaların tamamı şu anda Erzurum Müze Müdürlüğünde. Bu alanda yapılan çalışmalarda en büyük özveriyi biz gösterdik. Ama tabi ki bu bizim gibi belediyelerin kapasitesinin çok üzerinde bir çalışma. Buradaki çalışmalara 200 bin liradan fazla para harcadık” şeklinde konuştu.

-YERLEŞİM YERİNİN BİR KISMI ORTAYA ÇIKARTILDI-

Tarihi yerleşim bölgesindeki yaklaşık bin metrekarelik bir alanı tamamen temizleyerek gün ışığına çıkarttıklarını ifade eden Belediye Başkanı Orhan Eraslan, sözlerine şöyle devam etti:

”Bundan sonraki çalışmalarımızda yer altı kalesindeki odalarda cansız mankenlerle figürler oluşturacağız. Daha sonra bölgeye ait eşyaların sergilendiği alanlar oluşturacağız. Burada yapacağımız en önemli çalışmalardan biri de yer altı kalesinin aydınlatılması olacak. Yapacağımız yeni aydınlatma tarihi alana zarar vermeyecek ve otantik yapısını bozmayacak. Bu çalışmaları bu kışın bitireceğiz. İçeride zaman zaman sergiler de düzenleyeceğiz. Bu çalışmaları bitirdiğimizde sadece Bayburt’un değil bölgeninde turist sayısında önemli ölçüde artış olacağını düşünüyoruz.”

Kazı çalışmaları sürdürülen alanda, yer altı kalesi dışında başka eserlerin de varlığını tespit ettiklerini söyleyen Eraslan, ”Bu eserler üzerinde de çalışmalarımız sürüyor. Ama öncelikle temizlenen alanı hizmete açmak için titiz çalışma yürütüyoruz. Tespit ettiğimiz diğer alanlara şimdilik dokunmayacağız. Bu alanların bir kısmı şehrin içerisinde diğer bir kısmı da şehrin dışında. Özellikle şehrin kuzeydoğu kısmında mevcut yer altı kalesinin 2 bin metre ötesinde tespit ettiğimiz bir yer var, bunlar bizi heyecanlandırıyor. Oralara da zamanla gireceğiz ancak öncelikli olarak ortaya çıkartılan alanı iyi bir şekilde tanıtmalıyız” diye konuştu.

Eraslan, bulunan tarihi yer altı kalesini istedikleri şekilde turizme kazandırmak için 1 milyon liraya ihtiyaçları olduğunu bildirerek, ”Ben inanıyorum ki bunların hepsi olacak ve burası hak ettiği ölçüde tanınacaktır” dedi.

AA

Popularity: 49% [?]

Romanya en ünlü şairi için yasta

16 Kasım 2010

Uluslararası ajanslar, Komünist Parti iktidarının 1989′da halk ayaklanmasıyla devrilen son devlet başkanı Nicolay Çavuşesku’yu öven şiirler yazmasına rağmen halkın beğenisini yitirmeyen Paunescu için ülkenin yasta olduğunu duyurdu.

Çoklu organ yetmezliğinden önceki gün 67 yaşında ölen Paunescu’nun cenazesinin katafalka konduğu Bükreş Kütüphanesinde yaklaşık 2000 kişinin toplandığı, adını haykıran halkın cenazenin üzerine beyaz çiçekler attığı haber verildi.

Bir gazete dünkü sayısının tamamını şaire adarken, eski Başbakan Adrian Nastase bir günlük yas ilan edilmesi çağrısında bulundu.

Devlet Başkanı Traian Basescu da Paunescu’nun sol siyasi düşüncelerine değil, ama şiirine hayran olduğunu belirtti.

Şair, askeri törenle 19′uncu yüzyılın tanınmış şairi Mihai Eminescu’nun yanına defnedilecek.

 

AA

Popularity: 13% [?]

87′lik dedenin 77′lik kız kaçırma öyküsü

16 Kasım 2010

87 YAŞINDAKİ MUSTAFA DEDE, 77 YAŞINDAKİ AYŞE NİNE’Yİ KAÇIRDI. “AŞKIN YAŞI YOK” DİYE MEŞHUR OLDULAR AMA…

Popularity: 16% [?]

Tarkan’ın kurban gafı çişinden beter!

16 Kasım 2010

Ünlü sanatçı Tarkan’ın vacip olan ilahi emri gelenek sandığı ortaya çıktı. Kurban Bayramı öncesi “Keşke gelenekler değişse ve daha az hayvan öldürsek” diyen Tarkan’ın devirdiği çama bugün gazeteler geniş yer ayırdı. Görünen o ki dini cehaletinin doğurduğu büyük gaf Tarkan’ın başını “çişim geldi” gafından daha çok ağrıtacak. Tarkan yıllar önce Savaş Ay’ın kendisiyle yaptığı röportaj sırasında “çişim geldi” diye koşarak yanıdan ayrılmış ve cahilliğinden dolayı çok kınanmıştı…

Tarkan’ın bugün gazetelerde geniş yer bulan gafıyla ilgili Akşam muhabiri Süleyman Şen’in haberi şöyle:

Popstar Tarkan, önceki gün bir iş gezisi için Paris’e giderken Atatürk Havalimanı’nda görüntülendi. Ünlü şarkıcı, Paris’ten sonra Londra’ya geçeceğini, fakat Kurban Bayramı için Türkiye’ye döneceğini söyledi. Şimdiden bayram mesajını da veren megastar, Kurban Bayramı’nda kesilen hayvanlara dikkati çekerek, ‘Umarım bu bayram olabildiğince az hayvan öldürülür. Haberlerde kurbanlık hayvanları görüyorum. Ölümleri için geri sayımı bekliyorlar. Ama bazı gelenekler maalesef değişemiyor. Keşke biraz değişse ve daha az hayvan öldürsek’ diye konuştu.

ALLİONOİ RANT İÇİN YOK EDİLİYOR

Tarkan, Allianoi ve Hasankeyf antik kentleriyle ilgili düşüncelerini da yineledi. Ünlü müzisyen, ‘Ülkemizde maalesef rant uğruna böyle yerler feda ediliyor. Barajların ömrü 40 yıl. Ama kültürel mirasımız ebediyen yok ediliyor. Olmasa keşke, her şey para değil’ diye konuştu.

Kelebek etkisi!

Tarkan, uçağına binmeden önce Atatürk Havalimanı’nda ‘Kozanın Dönüşümü’ adlı kelebek sergisini gezdi. Kelebekleri incelerken, ‘Hayvanların canlı canlı yakalanıp dondurulması ve sergilenmesi beni üzüyor’ dedi. Üzüntüsü yüzüne yansıyan Tarkan, tabelayı okuyunca biraz rahatlayarak, ‘Burada kelebeklerin yaşam sürelerini doldurdukları yazıyor. Öyle olmasaydı çok üzülürdüm. Doğal yaşam alanlarının korunması önemli’ diye konuştu.

Haber7

Popularity: 34% [?]

Kasketlerin de dili var / VİDEO

16 Kasım 2010

Bozok Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Araştırma Görevlisi Tuğçe Işıkhan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, öğrencileriyle birlikte Anadolu’daki giyim ve kuşama yönelik bir araştırma yaptıklarını belirterek, yaygın olarak kullanılan kasketlerin kendisine özgü bir dilinin olduğunu fark ettiklerini söyledi.

Anadolu’da kasketin halen yaygın olarak kullanıldığının altını çizen Işıkhan, ”Kasketler sahip oldukları köşeleri ile kullanıcıların profillerini de yansıtıyor. 4 köşeli, 6 köşeli, 8 köşeli gibi. Yaşı ilerlemiş, belli bir makam sahibi veya tanınmış kişiler 8 köşeli kasket kullanırken, orta yaşlılar ise daha az köşeli, gençler de spor kasketleri tercih ediyor” dedi.

Yozgat’ta ”ata mesleği” şapka imalatını devam ettirmeye çalışan Kazım Günal ise bir dönem kent merkezindeki 20′ye yakın terzinin sadece kasket imalatı yaptığını hatırlatarak, bugün ise kasket diken ustanın kalmadığını kaydetti.

Terzi olan dedesi Hacı Ahmet Günal’ın ve babası Ethem Günal’ın yıllarca ”Yozgat Kaseti” olarak bilinen 8 köşeli kasket diktiğini anlatarak, ”Artık dedem ve babamdan kalan kasket kalıplarını İstanbul’a gönderip, dikimini yaptırabiliyorum. Daha sonra bana gönderilen kasketlerin diğer işlemlerini de kendim yapıyorum” dedi.

Son yıllarda kaskete olan talebin çok fazla olduğunun altını da çizen Günal, şöyle konuştu:

‘Ben aslında emekli bir insanım. Ama bu meslek babamdan ve dedemden kaldı bana. Artık Yozgat’ta şapka üreten kimse olmayınca ben de bu iş yerini açtım. Eskiden kalma kalıplarımızı İstanbul’da diktirerek, burada satışa hazır hale getiriyorum. Dikimi yapılan kasketleri su dolu kazan içerindeki bir ızgaranın üzerine kalıpla birlikte koyup kaynatıyorum. Bir süre suyun buharında kalan kasketi daha sonra çıkararak şekil verip, ütülüyorum. Eskiden şapka diken çok fazlaydı. Şimdi ise talep var ama imalat yok. Yozgat kasketi 8 köşelidir. 8 köşeli kasketi şimdi yaşlılar tercih ediyor.”

AA

Popularity: 30% [?]

Huzurevi sakinlerinden kurşun gibi ağır sözler

16 Kasım 2010

-BAYRAMDA YAŞLILARI UNUTMAYIN

Antalya Fethi Bayçin Huzurevi, 123 sakini konuk ediyor. Güne kahvaltı ile başlayan huzurevi sakinlerinden bazıları, sabah sporunun ardından okuma salonunda kitap gazete okumayı, oyun salonunda oyun oynamayı, dinlenme salonunda birlikte vakit geçirmeyi tercih ediyor. Sosyal faaliyetlerin sık yapıldığı huzurevi sakinleri, şimdi yaklaşan Kurban Bayramı’na hazırlanıyor.

Huzurevinde kalmalarından şikayet etmeyen yaşlılar, bayram gibi özel günlerde ise hatırlanmak istiyor. Özellikle de çocuklarını ve torunlarını bekleyen huzurevi sakinleri, ”Burası bizim evimiz, burada yaşamaktan mutluyuz ancak bayramlarda bizleri unutmayın” mesajı gönderiyor.

-”EVLADIN İÇİN BİLE ÜÇÜNCÜ ŞAHIS OLUYORSUN”-

Huzurevi sakinlerinden Şermin Enül, AA muhabirine çocuklarının karşı çıkmasına rağmen kendi isteğiyle huzurevine yerleştiğini ve burada yaşamaktan mutlu olduğunu söyledi.

Oldukça bakımlı görünen 83 yaşındaki Enül, şöyle konuştu:

”Dış kaporta güzel ama içim çürüdü. İki damar tıkalı, kalp kapağım bozulmuş. ‘Hayat arkadaşımız yok’ diyoruz ama, tansiyon, kolesterol, şeker benim yol arkadaşlarım. Burada tertemiz bakılıyoruz. Günde dört çeşit yemek çıkıyor. Kim evinde dört çeşit yemek yiyor? Benim çevrem çok geniş, gelenim gidenim çok ama buradaki insanların genel sıkıntısı, yakınlarının ziyaret etmemesi. Huzurevinde kimsesizler çoğaldı, akrabalar azalıyor. Bazılarının çocuğu bile ziyaretine gelmiyor. Büyüt, yetiştir, bir yaştan sonra kendi evladın için bile üçüncü şahıs oluyorsun. Buradan evlatlara çağrım; anne ve babalarını huzurevinde unutmasınlar. Çocuklarını alıp büyüklerinin ellerini öptürmeye getirsinler. Buradaki insanlar için bayramlar gerçekten çok anlamlı.”

-DUYGULARINI ŞARKILARLA DİLE GETİRİYOR-

Huzurevi’nin en yaşlılarından olan 90 yaşındaki Abdullah Kemal Taşmış ise 16 yıldır huzurevinde kalıyor.

İçindekileri sanat müziğiyle dile getiren Taşmış, huzurevlerinin ziyaretçi profilinin değiştiğini belirtti. Artık huzurevlerini daha çok sivil toplum örgütleri temsilcileri, okullardan öğrencilerin ziyaret ettiğini anlatan Taşmış, her bayram olduğu gibi Kurban Bayramı’nda da huzurevi sakinlerinin diğer ziyaretçilerin yanı sıra ailelerinden birini, özellikle de çocuklarını ve torunlarının gelmesini beklediğini söyledi.

-PET ŞİŞELERİ VAZO YAPIYOR-

Ruhen 20 yaşında olduğunu söyleyen Semiha Vural, pet şişelerle vazolar yapması ve el emeği takılarıyla tanınıyor. Artık elleri titreyen Semiha Vural, ”Eskiden katı atıklardan ne süs eşyaları yapardım, herkes hayrandı bana, artık bu hale geldik. Eskisi gibi değilim” dedi ve hüzünlendi. Semiha Vural da diğer huzurevi sakinleriyle aynı şeyi söylüyor ”Bayramlar sevdiklerimizi görmek için bir vesile.”

-6 ÇOCUĞU VAR 20 YILDIR HUZUREVİNDE-

Polis emeklisi olan 90 yaşındaki Selahattin Şengüler de, kendisini anlatırken en çok çocukluğundan bahsediyor.

Makedonya göçmeni Şengüler, kızını ve torunlarını uzun uzun anlattıktan sonra bayrama beklediğini belirtti.

89 yaşındaki Mustafa Küçük ise Fethi Bayçin Huzurevi’ne Konya’dan gelmiş. 20 yıldır huzurevinde kalan Mustafa Küçük, 6 çocuğu olduğunu ve hiçbirisiyle görüşmediğini kaydetti. Çocuklarına dargınlığını anlatırken içi burulan, gözleri dolan Mustafa Küçük, büyüklerin mutlaka hatırının sayılması gerektiğini ifade etti.

-TORUNLARIYLA İNTERNETTE HASRET GİDERİYOR-

Mehmet Lütfi Dostoğlu ise, kızları ve torunlarıyla internette görüşmek için 60′ından sonra bilgisayar öğrendiğini söyledi.

ASMEK kurslarına giderek bilgisayar öğrendiğini belirten Dostoğlu, ”Kızlarımla ve torunlarımla internet aracılığıyla haberleşiyorum. Sevdiklerimle hasretimi sanal alemden gideriyorum. Gazetelerimi internetten okuyorum. Hastaneye gidecek huzurevi sakinlerine internetten randevu alıyorum” diye konuştu.

Dostoğlu da yaşlıların sadece bayramlarda değil sürekli hatırlanması ve ziyaret edilmesi gerektiğini düşünüyor.

AA

Popularity: 34% [?]

Aleviler, Erbil’i neden affetmeyecek?

16 Kasım 2010

Alevi Kültür Merkezi-Cemevi Başkanı Doktor Yüksel Özdemir’le konuşan Sabah Gazetesi yazarı Yavuz Donat, Mehmet Ali Erbil konusunu da gündeme getirdi. Özdemir, Mehmet Ali Erbil’i ömür boyu gönüllerde cezalandırdıklarını açıkladı.

Donat, Erbil’le ilgili şunları aktardı:

Duvarlarda Hazreti Ali’den, Yunus Emre’den “sözler… Şiirler.” “Hoşgörü üstüne” yazılar.
Başkan Yüksel Özdemir’e sorduk:
- Hoşgörüye bu kadar önem veriyorsunuz da, Mehmet Ali Erbil’i neden affetmiyorsunuz?.. Hatasını kabullendi, özür diledi.
- Uçakta karşılaşırsam elini sıkar, hatırını sorarım ama kalbimde affetmem… Zira biz onu gönüllerde cezalandırdık.

***

- Başkan… Cezanın süresi?
- Ömür boyu.
- Olamaz… Çok ağır.
- O zaman şöyle diyeyim… Aleviler olarak ona artık ciddi bir sempati duymayız.
- Kasten, bilerek, isteyerek söylemedi.
- Biliyorum… Şuuraltı… İyi de o söylediklerini, şuuraltına kim yerleştirdi?
- Kim?
- Devletin eğitim sistemi.

Donat’ın yazısının tamamını okumak için tıklayınız

Popularity: 27% [?]

‘Hain’i Atatürk heykeli önünde astılar!

16 Kasım 2010

Senaryo gereği, şehir meydanına kurulan darağacında, vatansever kişiler, vatan hainliği yapan bir kişiyi idam etti.

Çekimleri devam eden Gesi Bağları sinema filminin başrol oyuncusu Metin Yücel’in, filmin en önemli sahnelerinden olan oyuncu Şekip Taşpınar’ı darağacına asma bölümü çekildi.

Kayseri şehir meydanına kurulan darağacındaki asma sahnesine vatandaşlar da ilgi gösterdi.

Gesi Bağları filminin oyuncularından olan Levent İnanır, filmin senaryosunun tamamı anlatamayacağını ama idam bölümünde vatan haini olan, dış güçlerle işbirliği yapan kişinin asıldığını söyledi.

kullan

Gesi Bağları’nın tarihi bir film değil günümüzdeki olayların gelişmelerini konu aldığını anlatan İnanır, “Ülkemiz dış güçler tarafından kuşatma altına alınmış. Böyle bir dönemde Kayseri’deki vatansever, sağduyulu insanlar ülkesine sahip çıkma adına bu dış güçlerle mücadele eder. Bu mücadelede vatan hainlerine karşı mücadelelerini sürdürür. Filmin senaryosunda olduğu gibi vatan haini olan kişi idam edilir. Daha detaylı bilgi vermem de doğru olmaz.” dedi.

CİHAN

Popularity: 22% [?]

Ödüllü Rus yazar boşanmak için servet istedi

16 Kasım 2010

Antalya’da 5 yıl önce evlendiği işadamı Hüseyin Ekseli’nin kendisini aldattığını ve şiddet uyguladığını iddia ederek boşanma davası açan ve 1 milyon lira tazminat isteyen ödüllü Rus yazar 31 yaşındaki Anna Nikolskaya, duruşma için Sibirya’dan Kemer’e geldi.

2 yaşındaki kızı Alissa ve Avukatı Şebnem Ülk ile geçen cuma günü Kemer Adliyesi’ne giden Anna Nikolskaya, duruşmanın görüldüğü Asliye Hukuk Mahkemesi’nde hakim değişikliği olduğu ve yeni gelen hakim dosyayı okumadığı için duruşmanın bir kez daha ertelenmesi üzerine üzüntü yaşadı. Binlerce kilometreyi boşanabilme umuduyla geldiğini belirten Anna Nikolskaya, “Hüseyin’i çok sevmiştim ama onun şiddet eğilimi ve evliliğimiz süresince uyguladığı şiddet beni kendisinden uzaklaştırdı. Benimle evliyken ve onun çocuğuna hamileyken beni bırakıp başka bir kadından çocuk yapması, beni çok incitti. Bu konuda Türk mahkemelerine güveniyorum. Çocuğumun babasının göstermesi gereken hassasiyeti onların bana göstermesini umuyorum” dedi.

2 yıldan bu yana boşanabilmek için çabaladığını dile getiren Anna Nikolskaya, “Hem Rus hem Türkler evlenmek için acele ediyor. Tarafların birbirlerini yeterince tanımadan yaptıkları bu evlilikler tıpkı benimki gibi oldukça kısa sürüyor” dedi. Nikolskaya, duruşmanın 23 Aralık tarihine ertelendiğini söyledi.

İNGİLTERE’DE YENİ YAŞAM

Anna Nikolskaya, bundan sonraki yaşamını İngiltere’de sürdüreceğini belirterek, “Geçen günlerde edebiyat dalında bir ödül daha kazandım. Eşimden boşanır boşanmaz bundan sonraki yaşamımı ve mesleki kariyerimi İngiltere’de sürdürmeyi düşünüyorum. İngiliz edebiyatı ile Rus edebiyatını birleştirmeyi düşünüyorum” diye konuştu.

ÖDÜLLÜ YAZAR

2007 yılı Tolstoy Uluslararası Edebiyat Ödülü’nü dönemin Rusya Devlet Başkanı Viladimir Putin’in elinden alan Anna Nikolskaya, 2005 yılında internetten tanıştığı ve Kemer’de bir gıda firmasının sahibi Hüseyin Ekseli ile evlenmişti. Anna Nikolskaya iki yıl sonra hamile olduğunu öğrendiği günlerde şiddetli geçimsizlik yüzünden ailesinin yaşadığı Rusya’nın Sibirya bölgesindeki Barnaul kentine dönmüş ve kız bebek dünyaya getirmişti.

Milliyet

Popularity: 15% [?]

Sitemizi kişi takip ediyor.Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresinizi girin sitemize yeni eklenen içerikten haberiniz olsun...

Sitemize üye olduktan sonra, e-posta adresinize bir onay maili gelecek. O maili onaylamazsanız, üyeliğiniz tamamlanmaz. 

SohbetClub.Net Anket

How Is My Site?

View Results

Loading ... Loading ...