‘ Siyaset Haberleri ’ kategorisi altındaki tüm yazılar...

Turgut Özal’ın Genelkurmay için adayı

17 Ekim 2010

ERGUN AKSOY’un haberi

Turgut Özal’ın özel kalem müdürü İşbaşaran: Beyefendi, Eşref Bitlis’in genelkurmay başkanı olabilmesi için çalışma yapılmasını istedi. Bu olmazsa, ABD’deki gibi Köşk’e güvenlik danışmanı yapacaktı

8′inci Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın özel kalem müdürü Bağımsız Elazığ Milletvekili Feyzi İşbaşaran, SABAH’a çarpıcı açıklamalarını sürdürdü. İşbaşaran , Özal’ın şüpheli bir uçak kazası sonucu ölen Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis’le ilgili planlarını anlattı:

GENİŞ BAKMASINI SAĞLADI: Özal, Kürt sorunun çözmek istiyordu. Eşref Bitlis’e de çok güveniyordu. Paşa’nın ABD ile ilgili kuşkuları vardı. Çekiç Güç gibi. Beyefendi, bu olaya geniş bakmasını sağladı.

YAMAK PAŞAYI ŞOK EDEN SORUSU: Bir gün Köşk’ün Genel Sekreteri Kemal Yamak’ı çağırdı yanına. Emekli general Yamak’a Paşa diye hitap ederdi. “Paşa, neden Jandarma Genel Komutanları Genelkurmay Başkanı olamıyor. Hepiniz aynı eğitimi alıyorsunuz, o da orgeneral diğeri de orgeneral” dedi. Yamak Paşa, şok oldu. Sadece ‘Efendim teamüller’ diyebildi. Beyefendi devam etti: “Buna bir bakın. Bir de Beyaz Saray modeline bakın. Ulusal Güvenlik Danışmanı modeline. Yani Köşk Ulusal Güvenlik Danışmanı gibi. Jandarma Genel Komutanı’nın Köşk Ulusal Güvenlik Danışmanı olması gibi. Çünkü Güneydoğu’da mücadele eden Jandarma, bu işin başında onların olması gerekiyor. Bir hazırlık yap, ben de konuyu daha sonra MGK’ya getireceğim.” Görüşmeden yaklaşık bir ay sonra da malum uçak kazasıyla Paşa öldü.

50 MİLYON DOLARLIK RANT: Eşref Paşa’nın yaptığı en önemli iş JİTEM’i dağıtmaktı. Rahatsızlığını Özal’la da paylaştı, “Bu yapılanmanın uyuşturucu, silah kaçakçılığı ve illegal işlerden kazancı 50 milyon dolar” dedi. Jİ- TEM’i dağıttı ama Cem Ersever ve Yeşil gibi isimler büyük kentlere geldiler.

İNİSİYATİF TANIDI ÖNE ÇIKARDI: Özal, Eşref Paşa ile ilgili planlarını askerler nedeniyle hayata geçiremedi. Bunun üzerine 3. yolu devreye soktu. Bitlis Paşa direk Özal’a bağlı çalışıyordu. Özal, Bitlis Paşa’ya özellikle Kürt sorununun çözümü konusunda çok inisiyatif tanıdı. Talabani-Barzani ve oradaki önemli isimlerle tanıştırdı.

ÖLDÜĞÜNÜ DUYUNCA: İkisi Malatya’da aynı mahallede büyümüşler, aileler birbirlerini tanıyor. Bitlis’in öldüğünü duyunca ağladı ve şu tepkiyi verdi: “Allah kahretsin bu ülkenin önünü açmaya çalışıyorum, olmuyor, olmuyor. Biz bu Kürt sorununu çözemezsek, ileride Türkiye’nin başı daha da belaya girer.”

Abas’ın ölümü için ‘mesaj’ dedi

Feyzi İşbaşaran, Turgut Özal’ın MİT’te çok güvendiği ve sevdiği iki ismin Mehmet Eymür ile Hiram Abas olduğunu ifade etti. İşbaşaran Abas’la ilgili gelişmeleri şöyle anlattı: “İkisi emekli Genelkurmay Başkanı Necdet Üruğ ile ilgili bir rapor hazırladılar. Raporda korkunç şeyler vardı, halen Başbakanlık’ta mevcuttur. Rapor, basına sızdı. Bu iki kişi Özal’a gelerek artık MİT’te çalışamayacaklarını söylediler. Ancak Özal, Hiram Abas’sız yapamazdı. Çünkü Abas müthiş bir insandı. CIA eğitimi vardı. Çok bilgiliydi. Bence Eymür’le birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin gelmiş geçmiş en büyük istihbaratçılarıydılar. Hiram’ı tekrar yanımıza almaya karar verdik. İstanbul’da bir ABD şirketine yerleştirdik. Ama doğrudan bize bağlı çalışıyordu. Büyük işler yaptı, 1988′deki Kartal Demirağ suikastı olayının büyük bölümünü, bağlantıları çözdü. 1990′da öldürülmesini Özal, mesaj olarak yorumladı. ‘Bize mesaj veriyorlar, bırakın bu işi’ diyerek suikastın üzerine gidilmemesini istedi.”

Güreş’in görev süresi uzatıldı

Özal’ın Bitlis Paşa’yı Genelkurmay Başkanı yapmayı düşündüğü 1993 Ağustos ayında dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Doğan Güreş’in görev süresi doluyordu. Güreş’in yerine Kara Kuvvetleri Komutanı Muhittin Fisunoğlu’nun gelmesi gerekiyordu. Ancak Özal’ın tercihi Bitlis Paşa’ydı. Özal’ın ve Bitlis paşa’nın ölümünden sonra Süleyman Demirel cumhurbaşkanı, Tansu Çiller de başbakan oldu. Güreş’in emekli olması gereken Ağustos Şura’sında ise sürpriz bir şekilde görev süresi bir yıl uzatıldı. Muhittin Fisünoğlu emekliye ayrıldı.

SABAH

Popularity: 6% [?]

CHP’den 12 Eylül mağdurlarına dava açması teklifi

17 Ekim 2010

Teklife göre; 12 Eylül mağdurları dava açarak maddi ve manevi zararın ödenmesini talep edecek. Zarar görenin veya haleflerinin zararın bulunup bulunmadığını ve miktarını belirmek için Başbakanlığa bağlı Zarar Tespit Komisyonu kurulacak. Devletin 12 Eylül mağdurlarına ödediği yasal tazminat ödemeleri ise 12 Eylül 1980 rejiminin kurucu ve uygulayıcılarına yasal yoldan rücu edilecek.

-TEKLİF NE GETİRİYOR?-

CHP Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk, TBMM Başkanlığı’na, 12 Eylül 1980 Darbe Sürecinin Yol Açtığı Mağduriyetlerin Giderilmesine İlişkin Kanun Teklifi’ni sundu. Teklifin getirdiği düzenlemeler şöyle:

“Devlet, hukuken kanıtlanmış ve hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde, yeterli verilerle desteklenmiş bir neden olmaksızın 12 Eylül 1980 darbe rejimi kararları, işlemleri ve uygulamaları nedeniyle, idam cezasının infazı dahil, yaşamlarını, beden bütünlülüklerini, akıl ve vücut sağlıklarını yitirmiş olanlara (evveliyetle ölenlerin haleflerine), işkence görenlere, suçsuz olduğu halde tutukluluk hali nedeniyle işini yitirenlere, siyasi düşünceleri, dini inançları ve etnik kökenleri gibi sebeplerle her türlü haksız uygulama ile maddi ve manevi zarar görenlere maddi ve manevi tazminat ödeyecek.”

-DAVA YOLU AÇILIYOR-

Bu kanun kapsamında maddi ve manevi zarar gördüğünü iddia eden kişi ya da halefleri bu kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde ya doğrudan adliye mahkemelerinde Başbakanlık aleyhine dava açarak ya da idareye (Başbakanlık) başvurarak bu kanun kapsamında gördüğü maddi ve manevi zararın saptanarak ödenmesini talep edebilecek.

-ZARAR TESPİT KOMİSYONU KURULACAK-

Zarar görenin veya haleflerinin bu kanun kapsamına giren bir zararın bulunup bulunmadığını ve miktarını beliklemek için Başbakanlığa yapılacak başvurular üzerine bir ay içinde Başbakanlığa bağlı bir Zarar Tespit Komisyonu kurulacak. Komisyon; Başbakan ve ilgili bakanlar tarafından görevlendirilen Başbakanlık, Adalet, İçişleri, Maliye Bakanlıkları Müsteşar yardımcılarından birer kişi, Türkiye Barolar Birliği’nin en az 10 yıllık avukatlar arasından görevlendireceği bir kişi, Türk Tabipler Birliği’nin doçent ya da profesör akademik kariyere sahip üyeleri arasından görevlendireceği bir kişi ve Adli Tıp Kurumu Başkanlığı’nca görevlendirilen bir uzman kişi olmak üzere yedi üyeden oluşacak. Başbakanlık Müsteşar yardımcısı Komisyon Başkanı olacak. Komisyon, şayet bir zarar var ise zararın miktarını tespit edecek. Komisyon, zarar görenlerce yapılacak her başvuru ile ilgili çalışmalarını, başvuru tarihinden itibaren bir yıl içinde tamamlayacak.

Bu kanun kapsamındaki maddi ve manevi tazminat ile diğer tüm ödemeler Başbakanlık bütçesine bu amaçla konulan ödenekten karşılanacak.

-TARAF OLAN KİŞİ VE KAMU GÖREVLİLERİNE RÜCU EDECEK-

Devlet 12 Eylül mağdurlarına ödediği tazminat için, 12 Eylül rejiminin kurucu ve uygulayıcıları ile zararı doğuran her bir somut olayda hukuka aykırı uygulamanın tarafı olan kişi ve kamu görevlilerine rücu edecek.

ANKA

Popularity: 2% [?]

Ali Tezel CHP’den siyasete girdi

17 Ekim 2010

Sosyal güvenlik uzmanı Ali Tezel, CHP İstanbul İl Başkanlığı’nda düzenlenen, emeklilere yapılan zam ile ilgili basın toplantısında, CHP’ye katıldığını belirterek, ”Bugünden itibaren CHP’nin bir neferiyim” dedi.

CHP’nin sol bir parti olduğunu, emeğin, emekçinin ve emeklinin yanında yer alması gerektiğini ifade eden Tezel, yaklaşık 20 yıldan bu yana emeklinin ve emekçilerin milli gelirden daha fazla yararlanmasını savunduğunu söyledi.

”Kendi çabalarımla bir yere kadar gelebildim” diyen Tezel, bundan sonra siyasetle yoluna devam edeceğini ifade etti.

Türkiye’nin sol bir iktidara ihtiyacı olduğunu belirten Sosyal Güvenlik Uzmanı Ali Tezel, bundan sonra CHP’li olarak emekçilerin refah seviyesinin artması için çaba göstereceğini söyledi.

Tezel geçtiğimiz aylarda yasak aşk iddialarıyla da gündeme gelmişti.. Resmi nikahlı eşini boşanmak için ikna edemediği ve bıçakladığı söylenen Tezel’in baldızıyla evlenmek istediği de basına yansımıştı..

Popularity: 3% [?]

Cemil Çiçek’ten örtülü ödenek cevabı

17 Ekim 2010

CHP Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a yönelttiği, örtülü ödenekten AKP mitinglerine dolaylı yoldan kaynak aktarılıp aktarılmadığı, Başbakan’ın yurt gezilerinde dağıttığı oyuncakların örtülü ödenekten karşılanıp karşılanmadığı ve fotokopi makinesi alınıp alınmadığına yönelik sorularına Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek yanıt verdi.

-“ÖRTÜLÜ ÖDENEK SİYASİ PARTİLERİN PROPAGANDASINDA KULLANILAMAZ”-

CHP’li Ertemür’ün, soru önergesini yanıtlayan Cemil Çiçek, örtülü ödeneği şöyle tanımladı:

“Kapalı istihbarat ve kapalı savunma hizmetleri, devletin milli güvenliği ve yüksek menfaatleri ile devlet itibarının gerekleri, siyasi, sosyal ve kültürel amaçlar ve olağanüstü hizmetlerle ilgili hükümet icapları için kullanılmak üzere Başbakanlık bütçesine konulan bir ödenektir. Kanunlarla verilen görevlerin gerektirdiği istihbarat hizmetlerini yürüten diğer kamu idarelerinin bütçelerine de örtülü ödenek konulabilir.”

Örtülü ödeneğin bu amaçlar dışında kullanılamayacağına dikkat çeken Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, “Örtülü ödenek bu amaçlar dışında ve Başbakan’ın ve ailesinin kişisel harcamaları ile siyasi partilerin idare, propaganda ve seçim ihtiyaçlarında kullanılamaz” dedi.

-“GENEL BÜTÇE BAŞLANGIÇ ÖDENEKLERİ TOPLAMININ BİNDE BEŞİNİ GEÇEMEZ”-

Başbakan Yardımcısı Çiçek, ilgili yılda tahsis edilen ödenekler toplamının, genel bütçe başlangıç ödenekleri toplamının binde beşini geçemeyeceğini ifade etti.

Çiçek, örtülü ödeneklere ilişkin giderlerin Başbakan, Maliye Bakanı ve ilgili bakan tarafından imzalanan kararname esaslarına göre gerçekleştirilip ve ödendiğine de dikkat çekti.

-“BAŞBAKAN TARAFINDAN BELİRLENİR”-

Örtülü ödeneğin kullanılma yerinin Başbakan tarafından belirlendiğini vurgulayan Çiçek, şöyle dedi:

“Başbakanlık ve diğer ilgili idare bütçelerinde yer alan örtülü ödeneklerin kullanılma yeri, giderin kimin tarafından yapılacağı, hesapların tutulma ve kapatılma yöntemi, gideri yapanın değişmesi halinde yeni yetkiliye hangi belgelerin aktarılacağı Başbakan tarafından belirlenir.

Örtülü ödenek ile ilgili harcamalar 2007 yılından itibaren Başbakanlık Faaliyet Raporlarında belirtilmektedir.”

ANKA

Popularity: 4% [?]

Kılıçdaroğlu: Hepsini çözeriz, yeterki iktidar olalım

17 Ekim 2010

Kılıçdaroğlu, başörtüsü ile ilgili bir soruyu cevaplandırırken, öteden beni özgürlükleri savunan bir parti olduklarını ifade ederek, partisi ile ilgili olumsuz algılardan yakındı ve ”Bu algıları kırmalıyız. Mademki ezberleri bozacağız diyoruz, bu algıları yıkarak ezberleri bozmalıyız” dedi. Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

”Üniversitelerde türbanın serbest bırakılmasını eğitim özgürlüğüne inandığımız için savunuyoruz. Git-geller yaptığımız konusunda eleştiriliyoruz ama ben hiç git-gel yapmadım. Benim sözlerim farklı algılanıyorsa onu düzeltirim. Hiçbir CHP’li Diyanet’in açtığı Kuran kurslarına karşı çıkmadı. Karşı çıktığımız yasa dışı kurslardır. Diyanet İşleri Başkanlığının hazırladığı çok güzel kitaplar var. Diyanet İşleri Başkanı Sayın Bardakoğlu’na da söyledim. ‘Niçin daha fazla sesiniz çıkmıyor?’ dedim. Çarşafı aşağılayan gösteriler karşısında Grup Başkanvekili iken bunun yanlış olduğunu söyledik. Var olan algıları hep beraber kırmak zorundayız. Bizi iyi tanıyın. Gizli gündemimiz yok. Kafamızın arkasında farklı planlar yok. Bizim partimiz Adalet ve Kalkınma Partisi gibi değil. Bizde özgürlük var, demokrasi var. Görüş beyan eden arkadaşlarımıza ‘bu konuda konuşamazsın’ diyemeyiz ama partinin görüşünü Genel Başkan temsil eder. Genel Başkan’ın sözü partiyi bağlar. Partiyi bağlayan, Genel Başkan, kurultay ve parti programıdır.

Ben, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin türbanı çözeceğine inanmıyorum ama biz çözeriz. Biz olaya evrensel değerler çerçevesinde bakıyor ve öyle değerlendiriyoruz. Kılık kıyafet bir yasa konusu değildir. Meseleye özgürlük çerçevesinde bakıyoruz. Üniversitelere özerklik getirmek istiyoruz. YÖK’ü kaldırma hedefimiz var.”

Kılıçdaroğlu, üniversitelerin özgür düşünce üreten mekanlar olması gerektiğini belirterek, başörtüsü sorunun da o zaman kendiliğinden çözüleceğini söyledi.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, YÖK Başkanı’nın ”Başörtüsü takmayanların haklarını da kendisinin savunacağı” şeklindeki sözlerinin hatırlatılması üzerine de şunları söyledi:

”YÖK Başkanının açıklamasını talihsiz bir beyan olarak görüyorum. Hukuk devletinde güvence yasalardır. Bürokrat güvence olamaz. Bir akademisyenin, hele hele iktidarın baskısı altındaki bir bürokratın güvence vermesini doğru bulmuyorum.”

Kemal Kılıçdaroğlu, polislerin üniversitelere girmesini de doğru bulmadıklarını ifade etti.

-CUMHURİYET RESEPSİYONU-

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Cumhuriyet Bayramı’nda Çankaya Köşkü’nde verilecek resepsiyona katılınmayacağı yönündeki açıklamaların hatırlatılması üzerine, ”29 Ekim’e çok var. Bu neden ulusal sorun haline geldi anlamıyorum. Daha vaktimiz var” dedi. Kılıçdaroğlu, kendisinin 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer dönemi de dahil bu tür resepsiyonlara çok az katılan birisi olduğunu da ifade etti.

Kılıçdaroğlu, ”Resepsiyona katılmamak, türban açılımı ile çelişmez mi? Aktif muhalefet yapıyor musunuz?” şeklindeki soru üzerine de, ”Aktif muhalefet yapmaya çalışıyoruz. Eksikliklerimiz olabilir ama biz görevimizi yapmaya çalışıyoruz” diye konuştu.

-”EĞİTİME ÖNEM VERİYORUZ”-

Kemal Kılıçdaroğlu, bir gazetecinin ”Genel başkan olduktan sonra bir rüzgar yakalamıştınız, partinizin oyları yüzde 35′ler düzeyindeydi. Referandum sonrasında rüzgar tersine esmeye başladı. Anketlere göre oy oranınız düştü” şeklindeki sözleri üzerine de şu görüşleri ifade etti:

”Bütün anketlere saygılıyız. Biz, partide bir değişim yapıyoruz. Önce parti içi eğitime önem veriyoruz. Rüzgara bağlı bir olgu değil, kalıcı bir olgu yaratmak istiyoruz. İstanbul İl Başkanı’na talimat verdim; ‘her sokakta bir temsilci olsun’ dedim. İstanbul yaparsa, hiçbir il itiraz edemez. CHP’nin az oy aldığı yerlere gidiyoruz. Ciddi projelerimiz var. Kredi kartından her ay 1 TL alarak üyelerimizin aidat duygusunu artırmak ve partimize kaynak sağlamak istiyoruz. Bir rüzgarı alıp, seçim süresince gitmek gerçekçi değil. Kalıcı politikalar üretmemiz gerekiyor. Biz, tabanı kazanacağız.”

Kılıçdaroğlu, parti içi çekişmelerle ilgili bir soru üzerine de, ”CHP’de değişimi yapacağız ama kavga ile gürültü ile değil. Objektif kurallar ile yapacağız. ‘Ali gitti, Veli geldi’ şeklinde olmayacak. Kalıcı politikalar ile olacak” diye konuştu.

-AB-

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Avrupa Birliği ile ilgili bir soruyu cevaplandırırken de referandum sonrasında Avrupa’ya yaptığı seyahat sırasındaki görüşmelere ilişkin izlenimlerini aktardı. Kılıçdaroğlu, Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye uyguladığı çifte standarttan rahatsız olduğunu ifade ederek, ”Biz AB’nin uyguladığı çifte standarda karşı çıkıyoruz ama Türkiye’nin de AB’nin koyduğu standartlara uymasını istiyoruz” dedi.

-REFERANDUM DEĞERLENDİRMESİ-

Kılıçdaroğlu, Başbakan Erdoğan’ın referandum sonuçlarını değerlendirirken ”Yüzde 42′yi anlamaya çalışıyoruz” şeklindeki sözlerini hatırlatarak, ”Siz de yüzde 58 ile ilgili bir değerlendirme yapıyor musunuz?” şeklindeki soruyu da şöyle yanıtladı:

”Yüzde 58′i de yüzde 42′yi de masaya yatırdık. İşsizliğin azaldığı, istihdamın arttığı yerlerde ‘evet’lerin fazla çıktığını gördük. Örneğin, Gaziantep’te ‘evet’lerin artışında Suriye ile vizelerin kaldırılmasının payı var. Farklı amaçlarla sandığa giden kitleler var. 12 Eylül’de acı çekenler koşulsuz şekilde ‘evet’ verdi. İnançları nedeniyle ‘evet’ tercihinde bulunanlar var. Entelektüel çevreler ‘yetmez ama evet’ dedi. Değişim ihtiyacı nedeniyle Anayasa’nın getirdiği yeni düzenlemeler nedeniyle ‘evet’ diyenler az. Farklı güdüler ile sandığa gidildi. Türkiye’de asıl sorun, bundan sonra başlayacak. Biz olası riskleri baştan söyledik. Bunları gördükçe tablo daha çok netleşecek.”

-”KÜRT SORUNU”-

Kılıçdaroğlu, bir başka soru üzerine, Kürt sorunu ile ilgili görüşlerini ifade ederek, ”Bu sorun hakkında en cesur söylemlerde bulunan CHP’dir. Van’da kışlanın adının değiştirilmesini biz söyledik. ‘Gerekirse affa da destek veririz’ dedik. Ama biz söylüyoruz, eleştiriliyoruz. Bunları Başbakan söylüyor, alkışlanıyor. Bu sorun, ulusal proje halinde, toplumsal destek ile çözülür. O bölgede, bundan sonra daha fazla olacağız. CHP, bu sorunun çözümüne katkı sağlayacak bir partidir. Terör örgütünün silah bırakması halinde her şey özgürce tartışılır” diye konuştu.

Kemal Kılıçdaroğlu, anadilde eğitim konusundaki bir soru üzerine de, anadilin konuşulması için ilk kanun teklifini kendilerinin verdiğini hatırlattı ve ”Dilin toplum için önemini hepimiz biliyoruz. Kurslar açılıyor. Herkesin anadilini öğrenmesini biz de destekliyoruz. Ancak resmi dil Türkçe’dir” dedi.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, medyaya yönelik eleştirilerde de bulunarak, kendilerinin ifade ettiklerinin medyada yeterince yansımadığını savundu ve ”Nasıl AB’ye ‘çifte standart yapıyorsunuz’ diye soruyorsak, aynı soruyu medyaya da soruyoruz. Biz söylediğimiz zaman eleştiriliyoruz, ancak aynı sözleri Başbakan söylediği zaman destekliyorsunuz” şeklinde görüş belirtti.

Kılıçdaroğlu, ekonomik konularda parti politikası oluşturmak için akademisyenlerle uzun süreli çalışmalar yürüttüklerini belirterek, hazırlanacak raporun Aralık ayında açıklanacağını ümit ettiğini söyledi.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, ”Cemaatlere siyasallaşmadıkları sürece saygılı olduğu” şeklindeki sözlerini hatırlatan bir gazeteciye, ”İnsanlar şu veya bu şekilde bir araya gelebilir. Ekonomik olarak, inanç nedeni ile farklı şekillerde bir araya gelebilir. Yeter ki bu siyasete yansımasın. İnançların ve etnik kimliğin siyasete malzeme olmasını kabul etmiyoruz. İnançlara saygılıyız. İnsanlar, ister inanır, ister inanmaz. Farklı mezhepten olur, isterse ateist olur” karşılığını verdi.

Kılıçdaroğlu, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nden irticanın tehdit olarak kaldırılmasına ilişkin bir soru üzerinde de ”Siyaset Belgesi konusunda bize ulaşan bir bilgi yok” dedi.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, yolsuzlukların arttığını ileri sürerek, kamu ihalelerine dikkati çekti ve gazeteci Bekir Coşkun’un da Çayırhan Termik Santrali ile ilgili bir ihale yüzünden işine son verildiğini iddia etti.

HSYK üyelerinin istifalarını ”demokratik tepki” diye niteleyen CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, parti tüzüğü ile ilgili olarak Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan kendilerine yapılan bir uyarının bulunmadığını bildirdi. Kılıçdaroğlu, kendilerinden tüzük değişikliği ile ilgili bilgiler istendiğini söyledi.

Kılıçdaroğlu, ABD’nin yerleştirmek istediği füze kalkanları ile ilgili bir soru üzerine de hiçbir ülkede nükleer silah istemediklerini belirterek, ”Türkiye’nin de nükleer savaşın ortasında olmasını istemeyiz. İran’ın uluslararası alandaki kaygıları gidermesi lazım. Türkiye’nin İran üzerinde bir ikna gücü varsa, bunu kullanmalı” görüşünü dile getirdi.

-”İKTİDAR OLMAMIZ LAZIM”-

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, bazı sorunları çözmek için iktidar olmaları gerektiğini ifade ederek, ”Önce iktidar olmamız gerekiyor. İktidarın yapması gereken konuları bize söylüyorsunuz. Biz, irademizi söylüyoruz ama sorunları çözmemiz için iktidar olmamız gerekiyor. Nasıl çözeceğimizi iktidar olunca görürsünüz” ifadesi kullandı.

Kılıçdaroğlu, spor olarak yürüyüş yaptığını belirterek, Fenerbahçe takımını tuttuğunu ama katı bir taraftar olmadığını söyledi. Kılıçdaroğlu, Devlet Tiyatrolarının bütün oyunlarını izlemeye çalıştığını bildirerek, ”Devlet Tiyatroları çok iyi çok da başarılı” şeklinde konuştu.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Deniz Baykal ile kendisini nasıl kıyasladığı şeklindeki bir soru üzerine de şunları söyledi:

”Bunu benim yapmam hem şık olmaz, hem bana yakışmaz. Sayın Baykal öteden beri saygı duyduğum, bilgi birikimine ve deneyimine imrendiğim Türkiye siyasetinin önemli liderlerinden biridir. Sağlıklı bir gözlemcidir, ölçer, tartar, gözlemlerini dile getirir.’

AA

Popularity: 2% [?]

CHP’lilerin gözden kaçırdıkları davetiye

17 Ekim 2010

Eski Cumhurbaşkanları Sezer ve Demirel döneminde de davetiyeler bu şekilde basılmıştı.

CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, 29 Ekim’de Çankaya Köşkü’nde vereceği resepsiyona katılmayacaklarını söyledi. Resepsiyon davetiyesinde, “Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül” ifadesinin kullanıldığını belirten İnce, “Umarım bu, bir matbaa hatasıdır” dedi ve davetiyeyi gazetecilere gösterdi.CHP’li İnce, “(Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı) olması gerekiyor.Buradan derin yorumlar yapmıyoruz; yanlış olmasın. Cumhuriyet yoksa, Cumhurbaşkanı da yoktur” dedi.

CHP’li İnce bu uyarıyı yaparken bir tek noktayı gözden kaçırmıştı.

SEZER VE DEMİREL DÖNEMLERİNDE DE BÖYLE KULLANILDI

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve eşi Hayrünnisa Gül’ün 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı resepsiyonu için gönderdiği davetiyelerde yer alan “Türkiye Cumhurbaşkanı” ifadesinin, önceki Cumhurbaşkanları Ahmet Necdet Sezer ve Süleyman Demirel dönemlerindeki davetiyelerde de kullanıldığı ortaya çıktı.

CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce’nin, TBMM’de gazetecilere yaptığı açıklamada, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı resepsiyonu için gönderilen davetiyede “Türkiye Cumhurbaşkanı” ifadesinin yer aldığına ilişkin açıklamaları üzerine, Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi tarafından, Sezer ve Demirel döneminde gönderilen Cumhuriyet Bayramı resepsiyonu davetiye örnekleri gösterildi.

9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in 30 Ekim 1997 ve 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in 29 Ekim 2001 tarihinde yapılacak resepsiyonlar için gönderdikleri davetiyelerde de “Türkiye Cumhurbaşkanı” ifadesinin kullanıldığı görülüyor.

AK PARTİLİ ELİTAŞ: İŞTE! CHP’NİN MUHALEFETİ BUDUR

AK Parti Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş, CHP’li Muharrem İnce’ye tepki gösterdi. CHP’nin konuları araştırmadan gündeme getirdiği ve her seferinde mahcup olduğunu söyleyen Elitaş, “Oysa en basitinden internete girip bir tık yapsa gerçeği öğrenecek. İşte CHP’nin yaptığı, yapacağı muhalefet ancak bu kadar olur.” dedi.

Elitaş, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Çankaya Köşkü’nde vereceği iki resepsiyonu teke indirilmesine ilişkin ise şunları söyledi: “9. Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer 2000′den 2003 yılına kadar tek resepsiyon veriyordu. Ancak AK Parti’nin iktidara gelmesiyle birlikte eşinin başı açık olan milletvekillerine eşli, eşleri tesettürlü olan vekillerimize ise eşsiz olarak davetiye gönderdi. Bu uyulama ile Sayın Sezer tam anlamı ile ayrımcılık yaptı. Oysa şimdi Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, hiç kimseye karşı ayrımcılık yapmadan herkesi eşli olarak davet ederek doğrusunu yapmıştır.”

kullan

(CİHAN)

AA-CİHAN

Popularity: 21% [?]

Kılıçdaroğlu Köşk için açık kapı bıraktı

17 Ekim 2010

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, basının güçlünün yanında yer alması gibi bir tablonun içinde olmasını içlerine sindiremediklerini belirterek, ”Basının, hem iktidara hem muhalefete eşit uzaklıkta ama doğru bildiğini yazan, sağlıklı eleştiri yapan, o eleştirilerden bizim de ders çıkarmamız gereken bir tablo olabileceğini düşünüyoruz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanlığı makamını boykot gibi bir tavırlarının olmadığını söyledi.

‘Beyin Fırtınası’ toplantıları kapsamında gazete, televizyon ve ajansların genel yayın yönetmenleriyle bir araya gelen Kılıçdaroğlu, Grup Başkanvekili Muharrem İnce’nin ‘CHP’nin Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ndeki 29 Ekim resepsiyonuna katılmayacağı’ yönündeki açıklamasının hatırlatılması üzerine 29 Ekim’e daha çok zaman olduğunu belirtip şunları söyledi, “Resepsiyon şimdiden ulusal sorun haline getirilmesin. Cumhurbaşkanlığı makamını boykot gibi bir tavrımız yok. Sayın Muharrem İnce böyle bir açıklama yaptı mı, bilmiyorum.” dedi.

Gazete ve televizyonların genel yayın yönetmenleriyle Ortaköy’deki Radisson Hotel’de bir araya gelen Kılıçdaroğlu, toplantı öncesinde salonun girişinde karşıladığı konuklarıyla tek tek tokalaştı.

Toplantıda konuşan Kılıçdaroğlu, aslında bu toplantının olup olmamasının ötesinde medyanın hep gündemlerinde bulunduğunu anlatarak, Brüksel’e gittiklerinde medyayı, medya üzerindeki baskıları, medyanın demokrasi üzerinde ne kadar önemli bir işlevi olduğunu anlattıklarını söyledi.

AB yetkilileriyle görüşürken medyayla ilgili sağlıklı ve kapsamlı bir bilgileri olmadığını hissettiklerini ifade eden Kılıçdaroğlu, buradan yola çıkarak bir rapor hazırladıklarını bildirdi.

Hazırladıkları raporu AB yetkililerine gönderdiklerini belirten Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

”Rapor, İngilizce, Fransızca ve Almanca olarak hazırlandı ve gönderildi. Aslında raporu hazırlarken medya üzerindeki baskıların hangi noktaya geldiğinin de bilinmesi gerekiyordu. Mademki biz çağdaş, uygar bir dünyada yer alacağız, mademki Türkiye’nin sorunlarını aktaracağız, mademki çağdaş uygarlığı yakalamak için çaba harcayan bir siyasal partiyiz, o zaman medyanın karşılaştığı sorunları da bir şekilde bizim aktarmamız gerekiyordu.

Basının dördüncü güç olduğunu çok daha iyi biliyorsunuz. Ama bugün geldiğimiz noktada yürütme, yasama ve yargıyı denetler konuma geldi. Artı medyayı da denetler konuma geldi. O nedenle biz medyanın, yasama organının ve yargının güç kaybettiği ama yürütme organının gittikçe güçlendiği bir demokrasi yapısıyla karşı karşıya olduğumuzu her yerde anlattık.”

-”SOSYAL DEVLET ANLAMINDA TÜRKİYE’NİN CİDDİ BİR KAN KAYBI VAR”-

Türkiye’nin ciddi bir demokratikleşme sorunu, sosyal devlet sorunu olduğunu her yerde anlattıklarını ifade eden Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Sosyal devlet anlamında Türkiye’nin ciddi bir kan kaybı var, ciddi bir erozyon yaşıyor. Şunu baştan beri hep kabul ettik, basının güçlünün yanında yer alması gibi bir tablonun içinde olmasını biz içimize sindiremiyoruz. Basının, hem iktidara, hem muhalefete eşit uzaklıkta ama doğru bildiğini yazan, sağlıklı eleştiri yapan, o eleştirilerden bizim de ders çıkarmamız gereken bir tablo olabileceğini düşünüyoruz.

Basının, denetim işlevini yerine getirmesinden de her zaman mutlu olacağız. Uluslararası Basın Enstitüsünün verdiği rakamlar var. 2008-2009′da basın özgürlüğü açısından Türkiye 101. sırada yer alırken, 2010′da bu 127. sıraya gerilemiş durumda.”

Bu tablonun, Türkiye’de medyanın geldiği noktayı göstermesi açısından ilginç olduğuna dikkati çeken Kılıçdaroğlu, ”Biz çalışıyoruz, biz bu ülkede demokrasinin ve özgürlüklerin gelmesi için çaba harcayacağız. Bu konuda son derece samimiyiz. Ne yapılması gerekiyorsa o konuda çaba harcayacağız ve o konuda katkı vermeye çalışacağız. Şu veya bu şekilde söz verip, geri dönmek veya ‘şurasını yapmayalım da önce şunu yapalım’ diye bir özel çabamız da olmayacak. Sorunları uygarca masaya yatıralım, uygarca oturalım, uygarca tartışalım ve bu ülkeyi, 21. yüzyılın Türkiye’sini çağdaş, uygar, demokrasisi, hak ve özgürlükleri gelişmiş bir ülke haline getirelim” diye konuştu.

”Hapiste gazetecilerimiz olmasın, milyarlarca liralık davalar açılan gazetelerimiz olmasın” diyen Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

”Demokrasiyi elbette istiyoruz, elbette kişinin hak ve özgürlüklerinin korunmasını istiyoruz. Özel yaşama elbette belli güvencelerin getirilmesini istiyoruz. Ama bugün eğer sokakta yürüyen vatandaşımız, telefonlarının dinlendiğinden kaygı duyuyorsa, Türkiye’de ciddi bir sorun var demektir. Bu sorunu aslında sizler yazıyorsunuz, çiziyorsunuz. Belki soracaksınız, düşüncelerimizi öğrenmek isteyeceksiniz. Biz bu konudaki düşüncelerimizi size bütün içtenliğimizle sunacağız.”

CHP Genel Başkan Yardımcıları Gürsel Tekin ve Umut Oran, CHP Genel Saymanı Faik Öztrak, CHP Genel Sekreter Yardımcısı Gülsün Bilgehan ve CHP İstanbul İl Başkanı Berhan Şimşek’in de katıldığı toplantı basına kapalı devam ediyor.

AA-cihan

Popularity: 5% [?]

BBP Başkanlık Divanı Yozgat’ta toplandı

17 Ekim 2010

BBP Genel Başkanı Yalçın Topçu, Galata Çamlık Otelde yapılan partisinin Başkanlık Divanı toplantısı sonrasında yaptığı açıklamada, yeni anayasa çalışmaları ve 2011′de yapılacak seçimlerle ilgili değerlendirmelerde bulunduklarını açıkladı. Topçu, ”Sayın Başbakan referandum öncesi sivil bir Anayasanın kaçınılmaz olduğunu söylüyordu. Bununla alakalı bu Meclisin görevi olduğunu iddia ediyordu. Referandum sonrası bu çalışmalara başlanacağını söylüyordu ama şimdi anayasayla alakalı 2011′i işaret etmesi kabul edilebilir bir şey değil” dedi.

”Evet” oyu verenlerin de ”Hayır” oyu verenlerin de tamamının yeni bir anayasaya ihtiyaç duyulduğuna işaret ettiğini ileri süren Topçu, şunları söyledi:

”Yüzde 42 hayır oyu verenler, ‘böyle yamalıklı bohça önümüze getirmeyin, yapıyorsanız düzgün düzenli, BBP’nin dediği gibi, devlet ebed müddet olsun, millet bir ve beraber olsun ama bunun merkezinde insan olsun, bireyin hak ve özgürlükleri, ileri ülkeler seviyesinde olsun, mutabakatlı sivil bir anayasayı getirin, önümüze koyun’ dedi.

Sayın Başbakan umarız ki bu kararından vazgeçer. Bu cunta anayasalarından toplumun her kesimi zarar gördü, sağcısı, solcusu, askeri, Alevisi, Sünnisi zarar gördü. Toplumda bu cunta anayasalarından zarar görmeyen, dövülmeyen hiç bir kesim kalmadı. Bu kesimlerin tamamından oluşturulacak Meclis Başkanımızın himayesinde, bütçesi Meclis Başkanımız tarafından konulacak, bizim dediğimiz sayı 200 ama bu 250′de olabilir, anayasa hazırlık komisyonunun kurulmalı. Bu komisyon, 7-8 aylık süre içerisinde tamamen millet adına, milletin ihtiyaçlarıyla alakalı bir çalışma yapmalı. Hazırlanacak metin 2011 seçimleri sonrasında oluşacak Meclise teslim edilmeli.”

AA

Popularity: 2% [?]

Sitemizi kişi takip ediyor.Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresinizi girin sitemize yeni eklenen içerikten haberiniz olsun...

Sitemize üye olduktan sonra, e-posta adresinize bir onay maili gelecek. O maili onaylamazsanız, üyeliğiniz tamamlanmaz. 

SohbetClub.Net Anket

How Is My Site?

View Results

Loading ... Loading ...