‘ Medya Haberleri ’ kategorisi altındaki tüm yazılar...

Anadolu basınının çalışmalarına teşvik

17 Ekim 2010

Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünce yapılan yazılı açıklamaya göre, Anadolu basınının çalışmalarını teşvik etmek, değerlendirmek ve yerel gazeteciliğin güçlenmesini sağlamak amacıyla düzenlenen ”Anadolu Basını Özendirme Yarışması”nın kapsamı genişletildi.

Çeşitli illerde gerçekleştirilen basın bilgilendirme toplantıları, yerel medya eğitim seminerleri, basın kartı komisyonu toplantılarında gazeteciler ve basın meslek örgütlerinden gelen talepler doğrultusunda bu yıl düzenlenecek yarışmada, geçen yıllardaki dallara ek olarak dergiler ve televizyonlar için de yarışma dalı belirlendi.

Buna göre dergiler için ”Türkçe’nin Doğru Kullanımı”, televizyonlar için de ”Belgesel” dallarında ödül verilmesi kararlaştırıldı. Yarışma başvuruları da 20 Aralık 2010 tarihine kadar uzatıldı.

Böylece bu yılki yarışmada verilecek ödüllerin konuları şöyle belirlendi:

Yerel Gazeteler: Yerel haber, makale-yorum (politika-ekonomi-kültür-turizm-spor), mizanpaj, araştırma, röportaj, fotoğraf

Dergiler: Türkçe’nin doğru kullanımı

Televizyonlar: Belgesel

Yarışmaya katılmak isteyen basın mensuplarının, katılacakları dalın belirtildiği başvuru yazısıyla birlikte, imzalarıyla yayımlanan 2010 yılına ait eserlerini 20 Aralık tarihine kadar Genel Müdürlüğe teslim etmeleri gerekiyor.

Yarışmayla ilgili ayrıntılı bilgilere Genel Müdürlüğün ”www.byegm.gov.tr” internet adresinden ulaşılabiliyor.

AA

Popularity: 6% [?]

İzleyiciler Ezel’de Sekiz’i görmek istiyor

17 Ekim 2010

Türkiye’nin lider sinema sitesi Sinemalar.com, üzerinde gerçekleştirilen anket Ezel izleyicilerinin Sekiz karakterini sevdiğini ortaya çıkardı. Bir hafta süren Ezel anketine katılan on bine yakın üye, dizinin bu sezon en çok ilgi çeken karakteri olan Sekiz’in diziden gitmesini istemediğini belirtti. “Sekiz, dizide kalmalı mı, gitmeli mi?” sorusuna ankete katılanların yaklaşık h’i “Ölmemeli, kalmalı ve Dayı’nın ekibine katılmalı” şeklinde yanıt verdi. Kıvanç Tatlıtuğ’un canlandırdığı Sekiz karakterinin sürpriz bir şekilde katılımıyla büyük bir heyecan kazanan dizinin ilerleyen bölümlerinde Sekiz’e neler olacağını ve dizi yapımcılarının izleyiciden gelen bu yoğun ilgiye nasıl tepki göstereceğini ise zaman gösterecek.

BEREN SAAT’İ DE GÖRMEK İSTİYORLAR

Diğer taraftan izleyiciler Ezel’de konuk oyuncu olarak Beren Saat’i de görmek istediklerini belirttiler. Şu anda “Fatmagül’ün Suçu Ne?” adlı dizide oynayan ve Kıvanç Tatlıtuğ’un eski rol arkadaşı olan Beren Saat, “Ezel’de hangi oyuncuyu görmek isterdiniz?” sorusunda oyların 7’sini aldı. Beren Saati, Lost adlı yabancı dizide ünlenen ve Türkiye’ye bir dondurma reklamı için gelen Josh Holloway 5’lik oranla takip etti.

CENGİZ ÇIKSIN

Anketin en ilginç sonucu ise “Ezel’de önemini kaybetti, diziden çıksın dediğiniz karakter hangisidir?” sorusuyla geldi. Ankete katılan Sinemalar.com üyelerinin @’ı Cengiz karakterinin diziden çıkması gerektiğini belirtti. Cengiz’i ‘’lik bir oranla dizinin ana karakterlerinden biri olan Eyşan takip etti.

Popularity: 1% [?]

Haberi Milliyet yaptı ama dava Star’a açıldı!

17 Ekim 2010

Daha önce Vakit Gazetesi yazarına “star çalışanı” diye dava açan Bakırköy Adliyesi Basın Savcısı Pircan Barut Emre, şimdi de Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan bir haber nedeniyle star gazetesi muhabiri ve sorumlu müdürü hakkında ‘gizliliği ihlal’ davası açtı. star avukatları, Milliyet’in haberi nedeniyle kendi çalışanlarına dava açılamayacağını belirterek davanın düşürülmesini istedi. Hukukçular, “Bazı gazeteciler olağan şüpheli oldu” diye değerlendirdi.

O HABER STAR’DA YOKTU

“Bu kadarına da pes!” dedirten olay şöyle gelişti: Milliyet gazetesi 9 Haziran 2010 günü “Silivri Savaşları” başlığıyla bir haber yayınladı. Haberde Ergenekon şüphelileri eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay ve Avukat Tülay Bekar’ın, Ergenekon davalarına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Heyeti Başkanı Köksal Şengün’ün yaptıkları görüşmelere yer verildi. Ancak o gün star gazetesinde, Milliyet’in haberinin içeriğiyle ilgili tek satır haber yer almıyordu.

‘24. SAYFADAKİ SİLİVRİ SAVAŞLARI’

Ergenekon ve Balyoz haberleri nedeniyle bin 500’den fazla soruşturma açılan ve bunlardan 407’si şimdiden davaya dönüştürülen star’ın Hukuk Servisi’ne yeni bir dava tebligatı ulaştı. Savcı Pircan Barut Emre, Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açtığı davada, muhabirimiz Bünyamin Demirkan ile Sorumlu Yazıişleri Müdürümüz Özkan Demir’in “soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiklerini” iddia ediyor ve cezalandırılmalarını istiyordu.

VAKİT YAZARINI STAR’CI YAPTI

Ancak Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin de kabul ettiği iddianamede “Yaygın süreli yayın yapan Milliyet Gazetesinin suç tarihli baskısının 24. sayfasında ‘Silivri Savaşları’ başlığı ile devam eden haberin içeriğinde…”  deniliyordu. İddianamede star gazetesinin ismi hiç geçmiyordu. Yani haber savcının da belirttiği gibi Milliyet gazetesinde yayınlanmıştı. Ancak dava açılan şüpheliler ise star çalışanlarıydı. Savcı Pircan Barut Emre, daha önce de star’da hiç yayınlanmayan bir haber nedeniyle Vakit gazetesi yazarlarını star yazarı olarak gösterip Vakit’e dava açmıştı.

Bazı gazeteciler ‘olağan şüpheli’

Bakırköy Basın Savcı Pircan Barut Emre’nin imza attığı skandal iddianameye hukukçular da tepki gösterdi. Boğaziçi Avukatlar Derneği Başkan Bilal Çalışır “Ergenekon dosyası üzerinen haber yapan gazetecilere karşı yargı savaşı yürütülüyor. Milliyet gazetesinde yapılan habere ilişkin star’a dava açılıyor. Suç kişiye ya da gazeteye göre şekillenmeye başladı. Asıl hedefin suçlu gazetecileri yargılamak değil, basını susturmak olduğu düşünülebilir” dedi.

ZAMANINDA YAPMIŞTI YİNE YAPAR!

Eski Yargıtay Savcısı Ahmet Gündel “Bazı şüpheli ve tanık konumunda olan kişilerin tahrikleriyle de, davaya ilişkin haber yapanları sindirmek için yapılan şikayetlere yargı alet edilmek isteniyor. Milliyet’te yayınlanan için star’a dava açılmaz. Zamanında yapmıştı her an yapabilir, o yapmış olabilir deniyor” dedi. Eski DGM Savcısı Mete Göktürk ise basın suçlarında zaman aşımının çok kısa olduğunu savcıların bazen çalakalem dacva açabildiğini belirterek “Her mesleğin bir cilvesi olur; bu da savcının cilvesi olmuş denilebilir” dedi.

HEM KORUMA VERDİLER HEM DE DAVA AÇTILAR

Star Gazetesi Ankara Temsilcisi Şamil Tayyar, hakkında daha önce açılan iki ayrı dava nedeniyle dün Ankara Adliyesi’nde talimatla ifade verdi. Biri Ergenekon diğeri Enerji Bakanı Taner Yıldız’a yumruklu saldırı soruşturmasında gizliliğin ihlali ve adil yargılamayı etkileme iddiasıyla açılan bu iki davada Tayyar hakkında 18 yıla kadar hapis cezası isteniyor. Savunmasında anayasadan kaynaklanan halkı doğru bilgilendirme hakkını kullandığını anlatan Tayyar, ayrıca emniyete ulaşan bir ihbar mektubuna göre internet ortamında terörist yetiştiren ve yönlendiren Türk İntikam Birliği Teşkilatı’nın yumruklu saldırıya karışma ihtimaline dikkat çektiğini söyledi.

TİT BENİ ÖLÜMLE TEHDİT ETTİ

Tayyar şöyle devam etti: “Ne yazık ki bu yazıdan sonra hem dava açıldı hem örgüt tarafından ölümle tehdit edildim. Ankara Valiliği kararı ile örgütün bu tehdidine karşı koruma tahsis edildi. Ölüm tehditleri savuran terör örgütünün deşifre edilmesinin dava konusu yapılması, izahı zor bir durumdur.” 3 ayrı davada kesinleşmiş toplam 50 ay hapis cezası bulunan Tayyar hakkında açılan 40’a yakın davada 100 yılı aşkın hapis cezası isteniyor.

(Star)

Popularity: 4% [?]

Enis Berberoğlu: Ben de şikayetçiyim

17 Ekim 2010

”Devrimci Karargah Örgütü” soruşturması kapsamında ”mağdur” sıfatıyla ifade veren Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Enis Berberoğlu, ”Hepimizin paylaştığı mesleki değerler benim şikayetçi olmamı gerektirir. Çünkü demokrasi, ifade özgürlüğü, insan hakları, kişilik hakları, bunların tamamı çiğnenmiş durumda” dedi.

Enis Berberoğlu, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Kadir Altınışık’a ifade verdikten sonra Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesinden ayrılırken basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Dinlemelerle ilgili şikayetçi olduğunu belirten Berberoğlu, gazetecilerin ”Niçin dinlenildiğinizi düşünüyorsunuz?” sorusu üzerine ”Zaten bana tapeleri gösterdiler. Telefonla yaptığım az sayıda görüşme var. Tamamen haber kaynaklarıyla yaptığım görüşmeler” diye konuştu.

Görüşmelerle ilgili bir tereddüdü ve şüphesi olduğunu kaydeden Berberoğlu, ”Çalıştığım gazetenin santral telefonundan yaptığım bir görüşmenin tapesini de okudum. Benim tarafım da dinlenilmiş olabilir karşı taraf da dinlenilmiş olabilir. Yalnız karşı tarafta şimdi ismini vermeyi uygun görmediğim bir emniyet müdürü var. Dolayısıyla bizim gazetenin yani o tarihte 1995-96 tarihli görüşmelerden bahsediyorum, dinlenilmiş olması ihtimali üzerinde durdum” dedi.

Soruşturma savcısının, çalıştığı Hürriyet Gazetesi’nin dinlenilmiş olma ihtimali durumunu da değerlendireceğini var saydığını ve soruşturmanın bu yönde derinleşebileceğini, bunu temenni ettiğini ifade eden Berberoğlu, şunları söyledi:

”Çünkü o tarih itibariyle Hürriyet Gazetesi’nin dinlenildiğine dair başka emareler de vardı. O tarihte Hürriyet yöneticisi olan kıymetli arkadaşlarımızın bazı telefon konuşmaları da yayımlanmıştı, kullanılmıştı, medyaya sızmış durumdaydı. Hepimizin paylaştığı mesleki değerler benim şikayetçi olmamı gerektirir. Çünkü demokrasi, ifade özgürlüğü, insan hakları, kişilik hakları, bunların tamamı çiğnenmiş durumda. Bu bir yasal soruşturma neticesinde yapılan dinleme mi bilmiyorum. Öyleyse niye 13-14 senedir suç unsuruna rastlanmamasına rağmen bunlar imha edilmemiş dinleyenler tarafından. Bunu da bilmiyorum. Yasa dışı dinlemeyse bu da cürettir diye düşünüyorum. Hem dinleme yapacaksın hem de 13 sene saklayacaksın. Ne amaçla saklayacaksın onu da bilmiyorum. Dolayısıyla şikayetçiyim evet.”

Enis Berberoğlu, bir gazetecinin ”Dinlemeler, özel hayata ait ses dinlemeleri gibi mi?” sorusuna karşılık, dinlemelerin özel hayatıyla ilgisi bulunmadığını ve öyle olsa bunu gazetecilere söyleyebileceğini ifade etti.

”Sonuç olarak bu tapeler bir şekilde iddianameye yansıyacak mı yansımayacak mı bilmiyorum. Gizli saklı bir şey yok yani. Benimle ilgili 4-5 tane tape konuldu önüme. Hepsi aynı yani neredeyse tamamı aynı şahıslarla ilgili” ifadelerini kullanan Berberoğlu, dinlemelerde gazetecilere okumaktan çekineceği herhangi bir konuşma olmadığını belirtti.

-”GENÇ KUŞAĞIN PEK BİLMEDİĞİ DİNLEME METODU”-

Bir başka soru üzerine, soruşturma kapsamında tutuklanan Hanefi Avcı ile tanışıklığı olduğunu söyleyen Berberoğlu, ”Dinlemeler gazete santrali mi yoksa cep telefonu dinlemeleri mi?” sorusunu ise şöyle yanıtladı:

”Dinlemeler bizim bugün en azından son 10 senedir yaşadığımız tarz dinlemeler değil. Yani şunu kast etmeye çalışıyorum. Şimdi, bizim bugün iddianame eklerinde karşılaştığımız dinleme metodu, tarih, saat ve hangi telefonlar arasında oluğunu gösteren dinlemeler. Bu dinlemelerde kimin dinlenildiği dahi tahminen ortaya çıkıyor, öyle söyleyeyim. Biraz daha farklı o döneme ait bir şey bu. Yani genç kuşağın pek bilmediği bir dinleme.”

Bir gazetecinin ”Dinlenildiğiniz konuşmalarda belirgin bir konu var mı?” diye sorduğu Berberoğlu, ”Susurluk. Ben o zaman, hala piyasada var, iki tane Susurluk kitabı yazdım. Bir Susurluk, bir Yüksekova kitabı yazdım. Hem zaten o tarihteki gazete yazılarına da bakarsınız 1,5 sene müddetle Susurluk soruşturmasını takip etmeye çalıştım, onlarla ilgili” dedi.

Söz konusu dinlemelerden daha önce bilgisi olmadığını, gazete haberlerinden okuduğunu söyleyen Berberoğlu, kendisini kimin, niye dinlediğini bilmediğini sözlerine ekledi.

AA

Popularity: 3% [?]

Özkan Uğur Türk Malı’ndan ayrılıyor

17 Ekim 2010

Başarılı müzisyen ve oyuncu Uğur’un, konser programının yoğunluğu ve Avrupa turnesine çıkacak olmasından dolayı bu kararı aldığı öğrenildi.

Özkan Uğur, çekimleri tamamlanan 22′inci bölümün ardından 4′üncü ve son kez Türk Malı dizisini izleyenlerinin karşısına çıkacak.(

(Gerçek Gündem)

Popularity: 3% [?]

Nevzat Tarhan’a tavsiye edilen kitap

17 Ekim 2010

Usta gazeteci Mehmet Gündem, Tarhan’ın aksine, bu kez soruları kendisi sordu. 58 yıllık yaşamını Gündem’e anlatan ünlü psikiyatr Tarhan, geçen yıl kaybettiği eşinden bahsederken duygulu anlar yaşadı. Bunun üzerine Tarhan’ı teselli eden Gündem, ona bir kitap tavsiye etmek istediğini söyledi ve “Nevzat Tarhan isminde tanıdığım bir psikiyatr var, onun “İnanç Psikolojisi” kitabını tavsiye edebilirim.” dedi. Bu espriye tebessüm eden Tarhan ise, “kitap yazmak kolay, ancak insan bazen uygulamada başarılı olamayabiliyor” cevabını verdi.

30 yıllık hayat arkadaşı eşi Nermin Tarhan’ı geçtiğimiz yıl kaybeden Prof. Dr. Tarhan, hastane odasında bulunan saatin durduğunu aktardı ve bu saati hala sakladığını sözlerine ekledi. Çektiği acıyı “dokunmak istiyorsun dokunamıyorsun, konuşmak istiyorsun konuşamıyorsun.” Sözleriyle dile getiren psikiyatr Tarhan’ın her şeye rağmen metin duruşu dikkatlerden kaçmadı.

GATA’da doçentlik Çorlu’da veterinerlik

Aynı zamanda eski bir asker olan Nevzat Tarhan, programda 30 yıllık askerlik anılarına da değindi. O dönem GATA’da tek psikiyatr doçenti iken Çorlu’ya veterinerlik okuluna tayin ettirildiğini söyleyen Tarhan, mahkeme kararıyla geri dönmesine karşın, “yaşam tarzını beğenmiyoruz” denilerek tekrar sürgün edileceğinin sinyali verildiği için kendi isteğiyle emekli olmuş. Ünlü psikiyatr, askerliği bırakmış olmasına rağmen askerliğin hala kendisini bırakmadığını da esprili bir şekilde dile getirdi.

Popularity: 5% [?]

Ersoy Dede: ‘Haber eşittir hayattır’

17 Ekim 2010

Batur Fatih İLHAN’ın röportajı 

Haber televizyonculuğu hayatımızda belki de sandığımızdan daha mühim bir alan kaplıyor. Türkiye’de televizyon yayıncılığında tematikleşme her gün daha koyu bir kıvam alıyor. Çünkü haber çok önemli, çok hayati dolayısıyla haberciler de tabii…

İşte şimdi gözlerinizin önünüze röportajını sereceğim haberci isim; ÜLKE TV Ana Haber bültenini sunan(anchor) ayrıca da “BIÇAK SIRTI” ve “ÜLKEDE BUGÜN” siyasi programları moderatörü (ortam düzenleyici) Ersoy Dede!

Merkez medyanın yanında; ona alternatif sunma yarışı değil de bizatihi kendi özgün içeriği üretme tasarrufunda olan haber televizyonu ÜLKE TV’nin sembol profili Dede;

“Internet haberciliği de artık başlı başına profesyonel bir branş. Bunun tanınması için mücadele vermeliyiz…”diyor. O, yerinde duramayışına gıpta ettiğim genç bir TV gazetecisi. Muhafazakâr medyanın çalışkan prenslerinden Ersoy Dede’yi takdimimdir…

BAZEN SAKLANAN HABER DAHA ETKİLİDİR!

Ersoy Dede; haberciliğe bakışını, vizyonunu ve gazetecilik algısını nasıl tarif eder?

Haber eşittir hayattır. Bu sloganı Susurluk kazası sırasında gazetecilik yapanlar hatırlayacaktır. Benim için de öyle. Bana göre her haber bir hikâyedir. Kendisi 45 saniyelik bir banttır belki ama içinde bir roman dolu öykü barındırır. Geçen akşam Manisa’da beş yaşındaki bir kız çocuğuna tanker çarpmış. Yolun yarısında halasının elini bırakıp, henüz yola çıkmayan annesine koşarken. Onun yerde yatan cansız bedenini gördüğümde, haber sırasında, dedim ki; “35-40 saniyelik bir haber mi bu kız yahu!? Arkasından günlerce ağlasam yine de hakkını verebilir miyim?” Gazetecilik algıma gelince; ustalarım bana, haber için yapılan her şeyin mubah olduğunu öğrettiler. Fakat öyle değil. Haber bazen, verilince bazen de saklanınca işe yarar. Hıncal Uluç’u çok eleştirdiler biliyorsunuz “İstanbul’a Çılgın Proje”yi açıklamadı diye. Kimse, İstanbul için açıklamak mı faydalı açıklanmasını beklemek mi diye sormadı. Herkesin hemen hatırlayacağı bir kare fotoğraftan da bahsedeyim. Sudan’da karnı sırtına yapışmış, açlıktan ölmek üzere olan bir bebeği yemeyi bekleyen Akbaba’nın fotoğrafını hatırlayın. Fotoğraf Pulitzer ödüllü Kevin Carter’a aitti. Güney Afrikalı fotoğrafçı küçük kızı kurtarmak yerine bu anı ölümsüzleştirmeyi tercih etmiş. Benim aklıma; acaba, o anda fotoğraf çekmek gelir miydi doğrusu bilemiyorum…

ÜLKE TV’deki programınız BIÇAK SIRTI’da ve ÜLKEDE BUGÜN’de izleyiciye ne sunuyorsunuz? Programlarınıza geri dönüşler nasıl/ne yönde?

ÜLKEDE BUGÜN’de doğru soruyu, doğru kişiye soruyoruz. O anlatıyor biz bilgileniyoruz. Çok müdahale etmiyoruz anlatana. Herkesin yaptığından farklı olarak önce öğrenmeyi tercih ediyoruz. Zira yorum yapmak için bilgiye ihtiyaç duyulmadığı bugünlerde zor bir iş yaptığımızın da farkındayım. BIÇAK SIRTI ise daha özel. Orada konsept olarak memleketin en bıçak sırtı meselelerini konuşuyoruz. Ben sunucu olarak ne İsa’ya yaranabiliyorum ne de Musa’ya…Program sırasında bana, aynı görüşü savunanlardan, küfredenlerle destek verenlerin sayısı eşit. Bakın aynı görüşü savunanlardan diyorum yanlış anlaşılmasın. Hem hükümet yalakası hem AKPARTİ karşıtı olarak aynı anda suçlandığım canlı yayınlar hatırlıyorum. Sadece şunu biliyorum. bugüne kadar BIÇAK SIRTI’na gelip de kandırıldığını düşünen bir konuğum olmadı. Ne söz verdiysek yayına da o çıktı…

2010 Türkiye’sinde; medyanın muhafazakâr kanadında haberci olmanın avantaj ve dezavantajları neler?

Şöyle ki, bir gazeteciyi muhalefet besler. Sürekli iyi giden şeyleri yazan bir gazeteci, okuyana da, izleyene de lezzet vermez. Savunduğum değerler itibariyle icraatlarını olumlu bulduğum bir hükümet iş başında… Dolayısıyla da çok sıkılıyorum. Bunu itiraf etmem lâzım. Sert girmek istiyorum ama tenkit edecek de bir şey bulamıyorum. Bunun kanalın genel duruşu ile de bir ilgisi yok. Mesela üniversitelerde polis uygulamaları sonra mesela Habur, yine muhalefet ettik. Fakat derin yapılanmalara karşı süren operasyonlar bana iyi geldi… Sert muhalefet edeceğim bir saha açılmış oldu.

2009’da bana verdiğiniz röportajda söylediğiniz; “Nerede durduğunu söyleyeceksin kardeşim. Ben son derece düzgün bir liberalim ve liberalizmin bütün değerlerini üzerimde taşıdığımı düşünüyorum. Bu değerlere kim sahip çıkarsa da onun önkoşulsuz yanındayım” sözler bağlamında 2010 kışı başı durduğunuz yer neresi?

Bu değerlere AK Parti sahip çıkar gibi görünüyor. Kılıçdaroğlu’dan da ümitliyim ne yalan söyleyeyim. Eğer uzaktan kumandalı lider olmaz da, içinden geçeni icraata dökmeyi başarırsa yeni bir dönem başlıyor demektir. Benim için örnekse, başörtülü bir kız kardeşimin eğitim hakkının engellenmesinin siyasi bir açıklaması olamaz. Hiç bir politika, onun eğitim almasının önünde engel değil. Bunu AK Parti döneminde yapılanmış olan YÖK sağlamaya çalışıyor. Ama aynı YÖK’e bağlı ÖSYM’nin yaptığı rezaleti de gördük hep birlikte… Dahası bu ülkede üniversiteler sivil-üniformalı polislerin işgali altında oldu yıllarca. Ama hiç bir dönemde, sivil polislere özel büro tahsis edilmemişti. Yani bir şeyi iyi yapıyor diye o kurum koşulsuz çok iyidir diyemiyorum. Bir de Kürt Meselesi var. Yine CHP Kılıçdaroğlu ile ön almaya çalıştı … Yine söylüyorum, acayip iyi niyetli olduğunu düşünüyorum. Ama CHP’nin kırılamayan bir politbüro yapısı var ya, oraya takılıyor. AK Parti çeşitli sosyal-kültürel hakların verilmesi noktasında gayretli. Fakat denge kaçarsa o da önünü alamaz…

Türkiye’de; branşlaşmada, emeklemeden diş çıkarma döneminde giren TV yayıncılığı, haber temalı yayıncılıkta genel olarak ne kadar başarılı durumda?

Aslında soru kendi içinde tanım içeriyor. Ama biraz eksik. Emekleme dönemini geçeli epey oldu. Bazı kanallar henüz işin başında olabilir ama sektör epey mesafe kat etti. Türk izleyicisi, haber ağırlıklı yayınlarla tanışalı 15 yılı geçti zannediyorum. Ciddi bir alışkanlık olduğu ortada. Fakat bu alışkanlık, ihtiyaç halinde ellerinin altında canlı haber ya da analiz alacakları bir mecranın bulunması şeklinde ortaya çıkıyor. Deprem gecesi açılıyor mesela haber kanalları ya da referandum sonrası analiz almak için… Oysa o kanallar her gün, 24 saat yayın yapıyor. Zannedilenin aksine, haber oldukça pahallı bir iş. Herkes, canlı şov programlarının dizilerin ya da filmlerin daha pahallı olduğunu zanneder. Fakat onlar izleyiciye ulaşmadan önce büyük firmalarca maliyetleri çoktan karşılanmış oluyor. Haber canlı yayınıysa hiç öyle değil. Ver bakalım dışarıdan bir yayını, mesela Davos Dünya Ekonomik Forumu toplantısındaki konuşmaları canlı yayınlamak iste, kim sponsor olacak size?

ÜLKE TV’yi bu konuda nasıl konumlandırıyorsunuz?

ÜLKE TV ‘nin izleyicisi özeldir; seçicidir ve de yönlendiricidir. Her verileni almaz mesela. Dolayısıyla biz öteki haber kanalları ile rekabet halinde de değiliz. Her yerde Çin’deki otobüsü kaçıran korsanı canlı izlersiniz, ÜLKE TV izleyicisiyse bunu gereksiz bulabilir. ÜLKE TV editörü de bunu yayına vermez. Ama mesela Bosna ile ilgili, Doğu Türkistan ile ilgili, Çeçenistan ile ilgili hatta Patani ile ilgili bir hadise, bir çok konunun önüne bağıra bağıra geçebilir. Hiç bir kanal da mesela ülkede bir siyasi mesele tartışılırken ekranda Patani’yi konuşmaya cesaret edemez. Ama biz yaparız. İzleyicimiz de zaten bizi bunun için sever. Daha geçen gün İstanbul’a Mescid-i Aksa’nın imamı gelmiş. İşi gücü bıraktık, aldık yayına Kudüs’ü anlattırdık ona. Gözyaşları içinde Kudüs dinledik. Sonra yine başka bir yayınımıza Bosna-Hersek 1. Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç’in ordusunda görev yapmış bir komutanı çıkardık. Ağlaya ağlaya Bilge Kral’ı anlattı bize. O sırada diğer haber kanalları güncel siyasi işleri tartışıyordu.

KONTROLLÜ BASIN İDDİASI BİR KILIF

Günümüz kontrollü basın koşullarında size göre medyanın muhalif gücünü yitirdiği söylenebilir mi?

Ben buna inanmıyorum. Bu, meslekte miadını dolduranların sistem içinde kendi kendine yok oluşlarına bulduğu kılıftır. Okurlarıyla empati kurmayı başaramayan ve iyi olan her şeye muhalefet eden elitist bir yazar grubu var. Sonra işlerine son verilince; suçu, politik baskılara atıyorlar. Sonra neye muhalefet edeceksiniz ki? Kangren olmuş her sorunun hızla çözümlendiğini görmemek için kör olmak lazım…

Internet’i sevip, desteklediğinizi hatta ekrandan MSN adresinizi verme arzunuz olduğunu biliyoruz. Peki Türkiye’deki internet erişim yasakları hakkındaki değerlendirmeniz nedir?

Aşağılık bir uygulama! Bugüne kadar böylesine ahmakça bir uygulama görmedim. Garip bir inatlaşma içindeler. “Biz kaldırın dedik, kaldırmadılar…” deniyor. Yahu çok ayıp, çok ayıp! Ne kadar ayıp olduğunun da farkındalar. Bakın size bir örnek. Geçen yıl İstanbul’da yapılan bir uluslararası organizasyonda akredite olmuştum. Bilgisayarımı yabancı meslektaşlarımın bulunduğu sehpaya koydum açtım. Bize yasak olan her siteye girebildiğimi gördüm. Demek ki rezil olmamak için, lokal bir esneklik tanımışlar. Yabancı gazeteciler durumu fark edip başka bir haber yapmasın diye. Demek ki neymiş, yapılan doğru değilmiş…

FACEBOOK sitesi hakkındaki henüz uygulanmaya konmayan bir kapatma kararı mevcut. Barındırdığı olumsuz içerikten ötürü Türkiye’de erişimi yasaklanana web sitesi sayıları artıyor. Daha önce VIMEO, ondan önce de Atatürk’e hakaret içeren videolar nedeniyle YOUTUBE kapatılmıştı. Sizin de aleyhinizde yazılar olan siteler var. Bir yerde ifade hürriyeti, başka bir yerde uluslararası dolaşımı olan video paylaşım mecraları, başkaca bir yerde de talebi bol haber alma ve paylaşma serbestisi… İşin içinden nasıl çıkılabilir, bu alandaki ideal tutum ne?

Kişisel hakaret varsa bir yerde, kanuni olarak kaldırılmasını istersiniz. Çok da basit bir işlem. Ama koskoca siteyi kapatmak… Bu ne kudret!? Sonra insanları neden yasa dışılığa teşvik ediyorsunuz ki? İsteyen YOUTUBE’a da giriyor VIMEO’ya da… Bana gelince; hakkımda yalan bile yazsalar kaldırtmazdım.. Bir keresinde memurların ortak forum olarak kullandığı bir sitede hakkımda atıp tuttuklarını fark ettim. Bir kullanıcı adı alarak aralarına girdim. “Selam ben Ersoy Dede” diye söze başladım. Ben olduğuma inandıramadım kimseyi. Google’a yazınca çıkıyor hâlâ verdiğim mücadele.. Bana atılan her e-postaya cevap veririm. Bana sövenler dahil. Eskiden “Sizi dava edeceğim” diye cevap verirdim, sonraları, “Ben de senin ananı..” diye cevap vermeye başladım. Artık o bana sövse bile, ben neden öyle davrandığımı açıklamaya çalışıyorum izleyicime. Çünkü şunu fark ettim, bana sövecek kadar ciddiye almış beni. Bir şekilde ona borçluyum…

ÜLKE TV’nin internet varlığı ne durumda? Bu alanda sektörde ciddi bir iddia sahibi misiniz?

Değiliz açıkçası. En ciddi eksiğimiz bu. Alt yapı oluşturmak için bir ekip geceli gündüzlü çalışıyor. Ama henüz benim ” Bu iş tamamdır ” diyeceğim noktaya geldiğini söyleyemem.

Sosyal medya ile geleneksel medyanın geldiği nokta ve geleceği hakkında görüşleriniz nelerdir? Örneğin geleneksel medyanın sonu sizce geldi mi?

Hiç zannetmiyorum. Sadece iletişim kaynakları çeşitlendi. Birbiri ile paralel şekilde ilerlemeye devam edecek. Şöyle düşün, TV’de akşam yayınlanacak bir programın gazetede duyurusunu okursun. Bir köşe yazarının gazetede yaptığı yorumun, internette tartışıldığını, mesela Twitter’da, yerden yere vurulduğunu görürsün. Her türlü iletişim kaynağı mesleğin içindedir. Her birinin yazarı da meslektaşımızdır. Çok basit gibi görünen bir Blog yazarının analizi bazen gündemi değiştirebilir. Unutmayın Twitter, İran’dan hiç haber alamadığımız o günlerde ne çok işimize yaramıştı…

Siz kimleri, neleri okursunuz ve izlersiniz? SUPERONLINE okurlarına önereceğiniz yayınlar nelerdir?

Bugünlerde büyülenmiş durumda İskender Pala’nın ‘Şah ve Sultan’ını okuyorum. Televizyonda ise genellikle bebek kanalları izlerim.Çizgi karhanım Caillou mesela. Şaka yapmıyorum. Ben eve geldiğim de kızım Ebru yatana kadar televizyonda BABY TV ya da muadili kanallar açıktır. O yattığında da ya film izleriz ya da televizyonla bağımız kopar. Takip ettiğim yerli diziler vardı. Bu sezon hiç birine başlayamadım daha. NetGeoWild TV’de “Köpeklere Fısıldayan Adam Cesar Millan”ın ailecek hayranıyız. Kitaplara gelince araya roman falan çok nadir sıkıştırıyorum. Pala’dan önce Sinan Yağmur’u okudum, “Aşkın Gözyaşları”… Diğer zamanlar mecbur güncel siyasi ya da teorik kitaplar okuyorum. Hanefi Avcı’yı mesela iş için zaruri okumak zorunda kaldım. “Haliç’te Yaşayan Simonlar”ı asla tavsiye etmiyorum. Web sitesi olarak da Wikipedia ve Ekşisözlük. Ne arıyorsam önce oralara bir bakıyorum.

TWITTER ve FACEBOOK AMAÇ DIŞI KULLANILIYOR

Ersoy Dede çalışmadığı zamanlarda neler yapar, hobileri nelerdir?

Oğlumla satranç oynarım ve genellikle ona yenilirim. Yazmanın, okumanın ve TV izlemenin dışında daha orijinal işler yapmaya zaman ayıramıyorum dersem inanır mısınız? Ama hobi işte kızımla oynarım, oğlumla laflarım. Eski Yeşilçam filmlerini izleyeyim diyorum ama eşimle bu konuda bir fikir ayrılığı içindeyiz. Onu da halledeceğim. Şimdilik biriktiriyorum, bir kaç sene sonra izlemeye başlarım sanırım.

E-teknolojilerle aranız nasıl? Mesela iPhone ya da iPad kullanıyor musunuz?

Cep telefonumdan azami yararlanmaya çalışıyorum. ipad’im ya da iphone’um yok. Her türlü hediye kabul ederim. Sürekli yanımda taşıdığım bir Mini-book’um var. Şimdilik ihtiyaçlarımı karşılıyor…

İyi bir sosyal medya kullanıcısı mısınız?

TWITTER’da ve FACEBOOK’ta BIÇAK SIRTI için editörlerimizin açtığı hesaplar var. Ben kişisel olarak sosyal paylaşım sitelerine zaman ayırmıyorum. Çünkü amacı dahilinde kullanılmaya başlanmadı. Ben bu Ahmet Hakanlar’ın Nazlı Ilıcaklar’ın falan sıkılmasını bekliyorum. Ancak onlar geyik yapmaktan sıkılıp Twitter’a girmemeye başlayınca ben iletişim kanalı olarak bu mecraları kullanmaya başlayacağım.

Sizce bu sosyal ağlar getiri-götürü bağlamında iletişimin hangi dalında yükseliyor? Varlıkları medeniyete ne katıyor?

Buralar kesinlikle iletişimin en hızlı olacağı yerler. Geleneksel medyaya paralel ve onu destekleyen bir yapıları olacak. Mesela intihar etmiş bir şöhretin FACEBOOK sayfasından kimi ipuçları bularak haber yapabiliriz. TWITTER’da da benim gördüğüm yarın yazılacak yazı için prova alanı gibi kullanıyor pazarlar burayı. Hangi analiz daha çok reaksiyon almışsa, yarınki yazı o başlıkla çıkıyor mesela. Tabii bunlar komik. Gerçek kullanım mecrası bu olmamalı.

Üzerinde çalıştığınız yeni projeler neler? Tezgâhta ne var?

Çocuklar için bir belgesel çekmeyi planlıyorum. Taslağı tamam gibi. Başından sonuna kadar eşim Didem Dede ile birlikte yürüttüğümüz bir proje. Bir de kitap geliyor. Sanıyorum yaza yetişir. Bir yakın siyasi tarih analizi olacak…

SUPERONLINE adı size ne çağrıştırıyor?

SUPERONLINE bana hep internetin mucidiymiş gibi gelirdi. Internet’in ne olduğunu bilmediğimiz günlerde televizyonlarda şöyle bir slogan görürdük “Internet = Superonline” Bir de meslek büyüğümüz rahmetli Altan Aşar ağabeyimi hatırlatır. Superonline uzantılı e-postasını verirdi birlikte yaptığımız radyo programında. Ona çok imrenirdim…

Ersoy Dede Kimdir?

Gazeteciliğe Zonguldak’ta Adalet Gazetesi’nde başlayan Ersoy Dede, aralarında NTV, KANAL 6, FLASH TV, HABERTÜRK ve HABER 7 gibi pek çok TV kanalında haber sunuculuğu ve yöneticilik gibi görevlerde bulunmuş. BEST FM, NTV RADYO, İSTANBUL FM, RADYO KOZMOS, POWER FM ve SHOW RADYO gibi radyolarda haber editörü ya da spikeri olarak görev almış. Halen ÜLKE TV Ana Haber bültenini sunan ayrıca da “BIÇAK SIRTI” ve “ÜLKEDE BUGÜN” siyasi programların moderatörlüğünü(ortam düzenleyici)  üstlenen Dede’nin, 1997 Türkiye Gazeteciler Cemiyeti(TGC) en başarılı gazeteci ödülünü de bulunuyor. Didem Özlem ile evli ve iki çocuk babası.

(Superonline)

 

Popularity: 7% [?]

En çok haber olan kulüp Beşiktaş

17 Ekim 2010

Interpress’in iki bine yakın gazete ile dergide çıkan spor haber ve yazılarını kapsayan araştırmasına göre, Türkiye Lig ve Avrupa Kupası maçlarının başladığı Ağustos ayından Eylül sonuna kadar geçen sürede yazılı basında en medyatik spor kulübü Beşiktaş oldu. Yaptığı birbirinden ünlü transferler, Avrupa Kupalarında gruplara kalması ve lig maçlarıyla spor gündeminde kendine ilk sırada yer bulan Beşiktaş, 17 bin 362 haber ve yazı ile rakiplerini geride bıraktı. Fenerbahçe çıkan 15 bin 239 haberle ikinci, Galatasaray, 13 bin 760 haber ile üçüncü oldu. Dördüncülüğü Trabzonspor, 10 bin 660 haberle alırken, Bursaspor ise 10 bin 47 haberle beşinci sırayı aldı.

En medyatik futbolcu İspanyol yıldız Guti oldu

Geçtiğimiz iki ayın spor basını değerlendirmesini içeren rapora göre, en popüler futbolcu listesinde Beşiktaş’ın İspanya’nın ünlü kulübü Real Madrid’den transfer ettiği dünya yıldızı Guti Hernandez çıkan 3 bin 411 haberle ilk sırada yer aldı. İkinci sırada yine Beşiktaş’ın Inter’den transfer ettiği, Avrupa’da oynadığı büyük kulüplerle adını duyuran Portekizli yıldız Ricardo Quaresma 2 bin 728 haberle yer aldı. Fenerbahçe’ye geldiği günden beri basının ilgi odağı olan, oynağı futbol ve attığı gollerle sarı-lacivertli taraftarların gönlünde taht kuran Brezilyalı yıldız Alex De Souza çıkan 2 bin 592 haberle üçüncü oldu. Galatasaray’ın ve Türk Milli Takımı’nın yıldız futbolcusu olan Arda Turan, 2 bin 407 haberle dördüncü sırada olduğu listede, Fenerbahçe’nin uzun uğraşlar sonunda Marsilya kulübünden renklerine bu sezon kattığı Senegalli golcü Mamadou Niang, 2 bin 353 haberle beşinci sırada yer aldı.

Teknik direktörler içinde Aykut Kocaman önde

Aynı araştırma raporunda, takımların teknik direktörleri dikkate alınarak yapılan incelemede ise, bu yıl Fenerbahçe’nin Teknik Direktörlük görevini üstlenen Aykut Kocaman, 3 bin 410 haberle ilk sırada yer aldığı ortaya çıktı. İkinci sırada Beşiktaş’ın Alman Teknik Direktörü Bernhard Schuster çıkan 3 bin 255 haberle yer alırken, Galatasaray’ın Hollandalı Teknik direktörü Frank Rijkaard ise 2 bin 723 haberde yer aldı. Trabzonspor Teknik Direktörü Şenol Güneş 2 bin 438 haber ve Bursaspor Teknik Direktörü Ertuğrul Sağlam’da 2 bin 105 haberle listede üst sıralarda yer aldılar.

Başkanlar içinde en çok Adnan Polat’ın haberi çıktı

Interpress’in açıkladığı rapor, spor kulüplerinin başkanlarının da en az sporcu ve teknik direktörler kadar yazılı basının ilgisini çektiğini ortaya çıkardı. Buna göre çıkan bin 901 haberle Galatasaray Spor Kulübü Başkanı Adnan Polat’ın en çok haberi yayınlandı. İkinci sırayı Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım bin 486 haberle alırken, Beşiktaş Spor Kulübü Başkanı Yıldırım Demirören’de bin 75 haberle üçüncü sırada yer aldı. Trabzonspor Başkanı Sadri Şener ve Bursaspor Başkanı İbrahim Yazıcı’da dördüncü ve beşinci sırayı aldılar.

Popularity: 3% [?]

Sitemizi kişi takip ediyor.Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresinizi girin sitemize yeni eklenen içerikten haberiniz olsun...

Sitemize üye olduktan sonra, e-posta adresinize bir onay maili gelecek. O maili onaylamazsanız, üyeliğiniz tamamlanmaz. 

SohbetClub.Net Anket

How Is My Site?

View Results

Loading ... Loading ...