‘ Ekonomi Haberleri ’ kategorisi altındaki tüm yazılar...

Son 5 yılda 225 otel el değiştirdi

17 Ekim 2010

Otellerde en az el değiştirme ise bu yıl yaşandı.

Turizm sektörünün gidişatını kestirebilmek açısından el değiştiren tesis sayısı önemli veri olarak görülüyor ve sektörle ilişkili kesim tarafından yakından takip ediliyor.

Otellerdeki el değiştirmelerin 136’sında işletmeci, kiracı veya yönetim bazında olurken, geri kalan 85 tesiste ise mülkiyet düzeyinde el değiştirmeler oldu.

Konaklama tesisleri arasında yaşanan el değiştirmelerin yıllara göre dağılımında 2006 yılı 43’ü işletme, 19’u mülkiyet bazlı olmak üzere toplam 63 tesis ile zirveye ulaştı.

2006 yılında el değiştiren tesislerdeki toplam yatak kapasitesi 30 bine yakındı. Konaklama tesisleri arasında el değiştirmelerin en az yaşandığı yıl ise 2010 oldu.

Bu yılın 8 aylık döneminde 8’i işletme 4’ü mülkiyet bazında olmak üzere toplam 12 tesis el değiştirdi. 2009 yılında konaklama tesisleri arasında 20’si işletme, 13’ü mülkiyet olmak üzere toplam 33 tesis el değiştirmişti.

Konaklama tesislerinde meydana gelen el değiştirmelerin tesislerin tür ve çeşidi ile illere göre dağılımı incelendiğinde, bu işlemlerin orta veya büyük ölçekli tesislerde gerçekleştiği dikkat çekiyor.

2005’ten bu yana meydana gelen el değiştirmeler iller bazında Antalya, Muğla, Aydın ve İstanbul gibi turistik merkezlerde yoğunluk kazanıyor.

Verileri değerlendiren Ekin Grubu araştırma birimli yöneticisi Fehmi Köfteoğlu, bu alanda görülen hareketliliğin birden çok nedeni olduğunu, kimi zaman ekonomik kriz nedeniyle yaşanan el değiştirmelerin son dönemde sektörde görülen dönüşüm sürecinin de etkili olduğunu belirterek, özellikle aile işletmelerinde yaşanan gelişmelerin çoğu zaman tesisin mülkiyet ya da işletme bazında el değiştirmesine yol açtığını kaydetti.

Konaklama sektöründe el değiştiren tesisler ile ilgili son 5 yıla ait veriler şöyle:

AA

Popularity: 2% [?]

Babacan bankaları kuşa benzetti!

17 Ekim 2010

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, yaşanan kriz vesilesiyle ülkelerin artık daha sık bir araya geldiğini ancak bazı temel konularda hala bir işbirliği sağlanamadığını belirterek, ”Bir asgari ortak payda arayışı var ancak bu şu anda dünyanın ihtiyaç duyduğu noktada mıdır diye baktığımızda aslında tablonun çok da iç açıcı olmadığını görüyoruz” dedi.

Babacan, Uluslararası Menkul Kıymetler Komisyonları Örgütünün (IOSCO) Gelişmekte Olan Ülkeler Komitesi toplantısının açılışında yaptığı konuşmada, IOSCO’nun küresel çapta standartlar ve ilkeler belirlemek ve bu konularda ülkeler arası diyaloğu ve işbirliğini geliştirmek açısından çok önemli bir fonksiyon yerine getirdiğini belirtti.

Türkiye’nin özellikle gelişmekte olan ekonomiler içerisinde, küresel ekonomi içindeki yerinin hızla değiştiğine işaret eden Babacan, son krizden sonra kurulacak yeni düzende gelişmekte olan ülkelerin ağırlığı ve gücünün hızla arttığını ve Türkiye’nin de bu konuda bir istisna olmadığını vurguladı.

Çok büyük maliyete ve boyutlara sahip son krizden çıkarılacak çok ders ve atılacak çok adım bulunduğunu söyleyen Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Her ne kadar bu kriz vesilesiyle ülkeler artık daha sık bir araya geliyor olsa da, bazı temel konularda hala bir işbirliği, uyum sağlanamadığını görüyoruz.

Bir yandan yoğun bir çaba var ama öte yandan da ülkelerin birbirinden farklı çıkarları pek çok konuda mutabakatı, görüş birliğini de engelliyor.

Şu anda adeta bir asgari ortak payda arayışı var ülkeler arasında. Ancak bu asgari ortak paydaya baktığımızda, bu şu anda dünyanın ihtiyaç duyduğu noktada mıdır; 2008-2009 krizine sürüklenirken, krizin sebebi neydi, arkasındaki sorunlar neydi; gerçekten sorunları çözecek, krizin tekrarını önleyecek adımlar atılabildi mi diye baktığımızda aslında tablonun çok da iç açısı olmadığını görüyoruz.”

Babacan, bunları olumsuz bir tablo oluşturmak için söylemediğini, gerçeklerin biraz daha açık açık konuşulması gerektiğini ifade ederek, ”Birçok uluslararası toplantıda kapalı bölümlerde riskler, endişeler sıkça dillendiriliyor ancak kamuoyuna verilen mesajlarda bir parça daha iyimserlik, moral düzeltmeye çalışan bir ton görüyoruz” diye konuştu.

Krizlerin zor reformları yapmak için aynı zamanda çok iyi fırsat ortamı oluşturduğunu belirten Babacan, böylesine tüm dünyayı etkileyen ve büyük maliyetleri olan bir krizde birçok ülkenin korkmadan bu zor adımları atması gerektiğinin altını çizdi.

Ali Babacan, şu anda dünya genelinde yaşanan ekonomik toparlanmanın aynı zamanda birçok riski de barındırdığını dile getirerek, bu riskleri ülkelerin yüksek borç stokları, kamu borç stoklarının sürekli artması, işsizliğin yüksek olduğu ülkelerde iç taleple ilgili belirsizlikler olarak sıraladı.

Batan birçok bankanın yanı sıra şu anda devlet desteğiyle ayakta duran çok sayıda bankanın da mevcut olduğu krizin ardından, sağlanan bu olağanüstü imkanların geri çekilmesinin yıllar, bazı durumlarda on yıllar alacağını anlatan Babacan, Basel komitesinin bankacılıkla ilgili çalışmalarına da değinerek, ”Basel 3 tedbirlerinin bundan sonra uygulanması önem taşıyor ancak sistemik risk taşıyan kuruluşlarla ilgili ne yapılması gerektiği konusunda hala çok net bir tablo, çok net bir politika seti de görmüyoruz” şeklinde konuştu.

”BÜYÜKLERLE KÜÇÜKLER ARASINDA HAKSIZ REKABET ORTAMI OLACAK”

Babacan, son krizin yarattığı ahlaki rizikoya da işaret ederek, bankacıların bu krizden ”ben risk alayım, maceralara gireyim, para kazanırsam benim, kazanamazsam şöyle ya da böyle kurtarılıyorum” şeklinde yanlış bir ders çıkardığını ve önümüzdeki dönemde birçok ülkede bankacılık sektöründe sıhhatli bir rekabet ortamı görülemeyeceğini belirtti.

Bakan Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Büyükler, ‘nasıl olsa ben kurtarılırım’ rahatlığıyla çok farklı işlere girerken, küçükler, ‘bize sahip çıkan yok, başımıza bir iş gelirse ortada kalıyoruz’ anlayışıyla hareket edecek ve büyüklerle küçükler arasında haksız bir rekabet olacak.

Gittikçe daha büyük kuruluşların egemen olduğu bankacılık sektörleriyle karşı karşıya kalacağız. Rekabetin azaldığı ortamda da bundan toplumlar, tüketiciler kaybedecek.

Bu sistemik açıdan önem taşıyan kuruluşların, büyük bankaların ne yapılacağı, bunlarla ilgili ne tür politikalar ortaya konacağı büyük aciliyet arzediyor. Aksi halde bu hataların tekrarından başka bir şey göremeyeceğiz önümüzdeki yıllarda.’

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, bankaları avuç içinde tutulan bir kuşa, güvercine benzeterek, ”Çok sıkıp öldürmeyeceksiniz ama çok serbest bırakıp kontrolden çıkmasına da izin vermeyeceksiniz” dedi.

Babacan, Uluslararası Menkul Kıymetler Komisyonları Örgütü’nün (IOSCO) Gelişmekte Olan Ülkeler Komitesi Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, Türkiye’nin son 8 yılda ekonomik anlamda kaydettiği gelişmelere değinerek, 2002′de ekonomi politikalarında ne söylendiyse, ana çizgi neyse bugün bunun devam ettirildiğini, kimseyi şaşırtmadıklarını söyledi.

Ortaya net programlar koyduklarını ve bu programları önemli ölçüde uyguladıklarını vurgulayan Babacan, Türk bankacılık sektörüyle ilgili de sıkı denetimler yaptıklarını ifade etti.

Bankacılık sektörünün pekçok ülkede lobisi güçlü bir sektör olduğuna dikkati çeken Ali Babacan, ”Büyük reklam müşterisi. Dolayısıyla farklı kanallardan hükümetler, parlamentolar üzerine baskı yapması mümkün bir sektör.

Türkiye’de bu olmadı. Parlamentomuz, hükümetimiz dimdik durdu ve ne gerekiyorsa o yapıldı. Bu, çok temel bir konu” diye konuştu.

”ÇOK SIKARSANIZ ÖLÜR, GEVŞETİRSENİZ UÇAR”

Yurtdışında yabancı bankaların yaşadığı sıkıntılara işaret eden Babacan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

”Avrupa’nın ve Amerika’nın birçok önemli bankasının Türkiye’de operasyonu vardır. Kendi evlerinde sıkıntı yaşayan pekçok bankanın Türkiye operasyonlarında sapasağlam ayakta olduğunu görüyoruz. Bu kriz döneminde en ufak sorun yaşanmadı.

Burada biz kendi yöneticilerimizle kuşkusuz iftihar ederiz ama öte yandan buradaki düzenleme çerçevesinin ihtiyatlı oluşunun olumlu sonuçları var.

Avucunuzun içinde bir kuş, güvercin tutarsınız ya, çok sıkarsanız ölür ama biraz gevşetirseniz kontrolden çıkar, uçar gider. İşte böyle (bankaları) avuç içinde tutulan bir kuş, bir güvercin gibi görüyoruz.

Bir yandan yaşayacaktır, para kazanacak, iş yapacak, kredi kullandıracak. Ama çok sıkıp öldürmeyeceksiniz ama çok serbest bırakıp da kontrolden çıkmasına da izin vermeyeceksiniz. Bu dengeyi kurmak çok kolay değil. Söylemesi kolay ama yapması zor.”

”HATALARI ÖNLEYİCİ TEDBİRLER ACİLEN ALINMALI”

Dünyada yaşanan finansal krizin etkilerine değinen Babacan, krizden mutlaka herkesin ders alması gerektiğinin altını çizerek, ”Aynı hataların tekrarını önleyici tedbirlerin de acilen dünya genelinde alınması gerekiyor. Aksi halde önümüzdeki dönemde bu hataların ve krizlerin daha sık tekrar etmesi kaçınılmaz olacaktır” dedi.

Babacan, tüm ülkelerin makro ekonomik dengelere dikkat etmesi gerektiğini, Türkiye’nin makro dengeler konusunda da çok önemli mesafeler kaydettiğini vurgulayan Babacan, geçen yıl 3 yıllık bir program açıkladıklarını ve geçtiğimiz hafta sonu 3 yıllık dönemi 1 yıl daha uzattıklarını, 2013 yılı sonuna kadar ne yapacaklarını açıkladıklarını hatırlattı.

”SİYASİ CESARETE SAHİP OLAMAMAK ÖNEMLİ RİSK”

Şu anda birçok gelişmiş ve büyük ekonomide siyasi karar verme yapılarının, karar verici liderlerin ve hükümetlerin oldukça zayıflamış olduğunun görüldüğünü belirten Babacan, şöyle devam etti:

”Koalisyon hükümetleri var, azınlık hükümetleri var ya da hükümetlerle parlamentolar arasında uyumsuzluk var. Bu da ayrı bir kaygı alanı.

Hızlı ve doğru karar alabilmek ancak güçlü siyasi iradeyle mümkün. Hükümetler kendilerini zayıf hissediyorlarsa, doğruyu gördüklerinde o adımı atamıyorlar, korkuyorlar.

Doğruyu görüp, o doğruyu yapamamak, onu yapacak siyasi cesarete, iradeye sahip olamamak pekçok gelişmiş ekonomide önemli risk alanı. Bu konuda uluslararası dayanışma, çaba çok önemli.”

Ali Babacan, önümüzdeki hafta Kore’de G-20 Bakanlar Toplantısı, 2 hafta sonra da G-20 Liderler Zirvesi’nin gerçekleştirileceğini anımsatarak, ”Orada liderler kendi şahsi siyasi bekasını ön planda tutarsa ya da ülkeler sadece kendi ulusal çıkarlarını ön planda tutarlarsa, küresel sorunlara küresel çözüm üretme ruhu bulunamazsa bu dünya için büyük şanssızlık olacak.

Şu anda her zamankinden daha çok önce dünyanın bütününü, sonra ülkelerin bütününü, belki daha sonra şahsi siyasi bekanın düşünülmesi gereken bir dönemden geçiyoruz.

‘Bugünü kurtaralım, yarın ne olursa olsun’ dersek gelecek nesillerin önemli refah kaybına neden oluruz” şeklinde konuştu

AA

Popularity: 4% [?]

Memur ve sözleşmeliyi sevindiren haber

17 Ekim 2010

2011 bütçesinde devlet memurları aylıklarının, Ocak ayında yüzde 4, Temmuz ayında da yüzde 4, denge tazminatının da 80 lira artırılmasının öngörüldüğünü dile getiren Şimşek, buna göre 2011 yılında ortalama devlet memuru aylığında yüzde 13,7 oranında artış yapılmış olacağını kaydetti. 

Devlet memurlarına eş için ödenmekte olan aile yardımı ödeneğinin Ocak ve Temmuz aylarında 20′şer lira artırılacağı ifade eden Şimşek, aile yardımı ödeniğinin de bir yenilik olarak 2011′de sözleşmeli personele de verilmeye başlanacağını bildirdi.

 Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 2011 yılı bütçesinde öngörülen 33,5 milyar liralık bütçe açığına ilişkin, ”2011 bütçe açığını, 2010 yılı gerçekleşme tahminine göre yaklaşık yüzde 24 düşürüyoruz” dedi.

Şimşek 2011 yılı Merkezi Yönetim Bütçesine ilişkin düzenlediği basın toplantısında, 2010 yılı bütçesinin ”krizden çıkış bütçesi” olarak hazırlandığını, gerçekleştirilen büyüme oranlarıyla bu hedefe ulaştıklarını kaydetti.

”2011 yılı bütçesini ise sürdürülebilir büyümenin devamlılığını sağlayacağımız ve mali dengeleri iyileştireceğimiz bir bütçe olarak hazırladık” diyen Şimşek, 2011 bütçesine ilişkin şu bilgileri verdi:

”2011 yılı bütçesinde faiz giderlerimizi azaltırken faiz hariç giderleri ise nominal büyüme oranının altında artırıyoruz.

Diğer yandan bütçe gelirleri ve vergi gelirlerimizde ise nominal büyüme oranında artış öngörüyoruz. Bu suretle 2011 yılı bütçe açığını, 2010 yılı gerçekleşme tahminine göre yaklaşık yüzde 24 oranında düşürüyoruz.”

”EN DÜŞÜK MEMUR MAAŞI, 1.532 LİRA OLACAK”

- Kamu görevlilerini gözeten bir bütçedir: 2011 yılında memur maaşlarına yapılacak artışlar sonucunda şu anda 1.300 lira olan aile yardımı dahil en düşük memur maaşı, 1.532 liraya yükselecek.

2011 yılında memur maaşlarına yapılacak artışlar sonucunda şu an 1.577 TL olan aile yardımı dahil ortalama memur maaşı da 1.793 liraya yükselecek. Böylece 2011 yılında ortalama devlet memuru aylığında yüzde 13,7 oranında artış yapmış olacağız.

AA

Popularity: 2% [?]

Eker: Gıda güvenliği ile ilgili sorunumuz yok

17 Ekim 2010

Eker, Dünya Gıda Günü ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) 65. kuruluş yıl dönümü etkinlikleri kapsamında düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmada, yeryüzünde açlık çeken 1 milyar insanın bulunduğunu, bu nedenle Dünya Gıda Günü’nün kutlanacak bir gün olmadığını söyledi.

Bugünün, insanlığın neden böyle bir felaketle karşı karşıya kaldığının sorgulanacağı, yatağa aç gitmenin ne demek olduğunun anlaşılmaya çalışılacağı bir gün olması gerektiğinin altını çizen Eker, ”Belki bugün az yemek yiyerek veya hiç yemek yemeyerek onları nasıl anlayabiliriz ve bu felaketin önüne hangi kişisel çaba ile katkıda bulunabiliriz diye düşünmemiz gereken bir gündür” dedi.

Dünyadaki açlık oranının düşürülmesi hedefinin başarılamadığını hatırlatan Eker, 1996 yılında 840 milyon olan dünyadaki aç insan sayısının 925 milyona yükseldiğini söyledi.

Acaba dünyada bugün 925 milyon insanı besleyecek gıda maddesi üretilmiyor mu? sorusunu soran Bakan Eker, kendi sorusunu da kendi yanıtladı:

”Bu kadar insanı besleyecek gıda maddesi var. Buğday, et, süt, pirinç, mısır, sebze, meyve üretiliyor. Bunların hepsi yeteri kadar var.

Sorun bu gıda miktarının az olması değil, 925 milyon insan yeteri kadar üretim yapılmadığı için aç değil. Yoksulluktan dolayı, ticaret politikalarından dolayı aç.

Kırsal alanda yaşayan insanların kendi gıdalarını çok az bir yatırımla, az bir gayretle üretebilecekleri sistem kurulmadığından bu açlık var.”

Dünyada gıda fiyatlarındaki artışı işaret eden Eker, buğday, mısır, pirinç fiyatlarının yükseldiğini belirterek, ”Neden yükseliyor, çünkü birileri oynuyor, birileri pazarda pozisyonunu kaybetmek istemiyor” dedi.

Dünya Sağlık Örgütü’nün raporuna göre dünyada 1 milyar 900 milyon insanın da aşırı beslenmeden dolayı problem yaşadığını ifade eden Eker, bu insanların zayıflamak için harcadıkları paranın 925 milyon insanının doyurulmasına yetebileceğini söyledi.

Eker, bu sorunun, ülkelerin, kendi vatandaşlarını bir üretim sistemine geçmelerine yardımcı olmalarıyla çözülebileceğini anlattı.

Dünyada 1 milyar aç varken geri kalan nüfus için dünyanın güvenli bir yer olmayacağını ifade eden Eker, barış ve istikrarın açlık ve yoksulluğun azaltılmasıyla mümkün olacağının altını çizdi.

Mehmet Mehdi Eker, Türkiye’nin gıda güvenliği açısından güvenli bir ülke olduğunu söyledi.

Türkiye’nin yakın zamana kadar FAO’dan destek alan bir ülke iken bugün destek veren ülke konumuna geçtiğini belirten Eker, şöyle devam etti:

”Türkiye tarım ve hayvancılık alanında, gıda güvenliği konusunda hazırlanacak olan projelere katkı sağlıyor. Türkiye son 4 yıl içinde yoksul ülkelere yılda ortalama 700-720 milyon dolar kalkınma yardımı sağlıyor. Toplamda Türk milletinin ülkelere yaptığı yardımların miktarı 1,4 milyar dolar civarında. Türkiye hamdolsun bu noktalara geldi. Türkiye’de üretilen tarımsal ürünlerin hepsinin değeri 23 milyar dolardan 50 milyar doların üstüne çıktı. Dünya sıralamasında da 8. sıraya yükseldik. Dünyanın 8. büyük tarımsal gücü haline geldik. Bizim gıda ve güvenliği ile ilgili sorunumuz yok çok şükür. Bizim küresel sorunları çözme sorumluluğumuz var onu da yerine getiriyoruz.’

AA

Popularity: 1% [?]

Elazığ’da 3 bin kişiye balık ekmek ziyafeti!

17 Ekim 2010

Tarım İl müdürü Rüştü Emir, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Teşkilatı’nın (FAO) 1979 yılındaki konferansında 147 ülkenin katılımıyla ”Dünya Gıda meselelerinin boyutları ve önemi hakkında kamuoyunu aydınlatmak, herkesi kötü ve yanlış beslenme, düşük hayat standardı ve açlığa karşı mücadeleye çağırmak” amacıyla her yıl 16 Ekim’in ”Dünya Gıda Günü” olarak kutlanmasına karar verildiğini belirterek, Türkiye’de bu kutlamaların Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü koordinatörlüğünde İl Tarım Müdürlükleri tarafından yürütüldüğünü kaydetti.

Bu yıl etkinliğin 30′uncu, FAO’nun ise 65′inci yaş günü olduğunu ifade eden Emir, bu yılki kutlamanın ana temasının ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeyde dünyadaki açlıkla mücadele etmek için sarf edilen çabaların fark edilmesi amacıyla seçilen ”Açlığa Karşı Birleşelim”de yoğunlaştığını belirtti.

Emir, balık tüketimini özendirmek, haftada en az iki kez balık tüketiminin faydalarına dikkat çekmek için Dünya Gıda Günü etkinlikleri kapsamında 20 Ekim’de 11.00-13.00 saatleri arasında öğretmen evi önünde İl Müdürlüğü ve destekleyici firma Keban Alabalık Firmasının desteğiyle yaklaşık 3 bin kişiye balık-ekmek ikramı yapılacağını duyurdu.

Elazığ’da 10 bin ton kapasiteye ulaşan alabalık üretiminin gelecek yıl sonunda 15 bin tonu bulması bekleniyor.

AA

Popularity: 2% [?]

TÜDEF: Ekmekteki zam haksız kazançtır

17 Ekim 2010

Tüketici Dernekleri Federasyonu (TÜDEF) Genel Başkanı Sıtkı Yılmaz, Fırıncılar Federasyonu’nun aldığı ekmek zammı kararının, başta kamuoyu olmak üzere kendi odaları tarafından da kabul görmediğini söyleyerek, ”Bu zam haksız kazançtan öte bir şey değildir. Tüketici sabrının sınandığı son noktadır” dedi.

Sıtkı Yılmaz, düzenlediği basın toplantısında, kırmızı etle başlayan, gıda, yaş sebze-meyve ile devam eden ve ekmek zammına kadar uzanan keyfi uygulamaların, her geçen gün tüketici sofrasında bir şeyleri eksilttiğini belirtti.

Zamların, tüketici sofrasını bütünüyle kuşattığını dile getiren Yılmaz, böyle devam ederse tüketicinin tarhana ve mercimek çorbasıyla yetinmek durumunda bırakılacağını ifade etti.

Yılmaz, bu durumun aynı zamanda kamu sağlığı açısından da ciddi bir tehdit oluşturacağına değinerek, şöyle konuştu:

”Fırıncılar Federasyonu’nun aldığı ekmek zammı kararı, başta kamuoyu olmak üzere kendi odaları tarafından da kabul görmemiştir.

”Yüzde 4 zam” ve ”şimdilik zam yok” açıklamaları, henüz zam riskinin bertaraf edilmediğini göstermekte ve önümüzdeki yıla ve uygun bir zamana ötelendiği anlaşılmaktadır.

Ekmeğe, 2007 yılı mayıs ayında gramajı düşürülerek yüzde 20 zam uygulanmış, kasım 2007′de ise düşük gramajlı ekmeğin fiyatı yine yüzde 20 artırılarak zam yapılmıştır.

Yani 2008 yılı başından itibaren yüzde 40 zamlı ekmek tüketmekteyiz. Teknik olarak 2008 yılında zam yapılmadığı doğru olmakla birlikte gerçekte yanıltıcı bir tespittir.”

Ankara Ticaret Odası Fırıncılık Meslek Komitesi’nin hesaplamalarına göre, un fiyatlarının ekmek maliyeti içindeki payının yüzde 30.3 olduğunu belirten Yılmaz, yani buğday-un fiyatlarının ancak yüzde 50 oranındaki artışının ekmek fiyatındaki yüzde 15′lik bir maliyet artışını gerektirdiğini bildirdi.

Yılmaz, bu nedenle yüzde 15′lik ekmek zammının tamamen keyfi ve kar hırsıyla alınmış bir karar olduğunu düşündüklerine dikkati çekerek, ”Ekmek, tüketicinin en temel gıda maddesidir. Günlük yaşamını sürdürmek için tükettiği enerji kaynağıdır.

Bu nedenle tüketicinin ekmeğiyle oynamaya kimsenin hakkı olamaz. Bu zam haksız kazançtan öte bir şey değildir. Tüketici sabrının sınandığı son noktadır. Fırıncılara sesleniyoruz; ‘Zammınızı geri çekin, yoksa alışverişimiz bozulur, boykota gideriz’ diyoruz.

Tüketici sahipsiz ve savunmasız değildir. Tüketiciye yapılan yanlış Bağdat’tan değil, Rekabet Kurulundan ve yargıdan dönecektir. Hükümetin ve valiliklerin emekli memur maaş artışlarını göz önüne alarak zam taleplerini reddetmesini bekliyoruz.”

AA

Popularity: 2% [?]

‘Kamu alacaklarında affın kapsamı genişlesin’

17 Ekim 2010

Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün, yasa tasarısı hazırlıklarında son aşamaya gelinen vergi barışının sadece vergi ve sigorta gibi yaygın olarak bilinen kamu alacaklarıyla sınırlı kalmayıp, toplumun tüm kesimlerini rahatlatacak şekilde, akla gelebilecek tüm kamu alacaklarını içermesi gerektiğini bildirdi.

Aygün yaptığı yazılı açıklamada, hazırlanan tasarının, vergi ve sigorta gibi gecikmiş kamu alacaklarıyla sınırlı kalacağından endişe duyduğunu belirterek,sadece bu borçlar için bir ödeme kolaylığı getirilmesinin, kamuya borçlu olan diğer kesimlerin tepkisine neden olabileceğine dikkat çekti.

Aygün, ”Türkiye’de hemen herkes bir şekilde Maliye’ye, Sosyal Güvenlik Kurumu’na, belediyelere, hizmet aldığı kamu kuruluşlarına borçlu durumda.

Hatta esnaf, sanatkar ve diğer bağımsız çalışanların bağlı oldukları odalara, odaların odalar birliklerine milyonlarca lira borcu bulunuyor. Bu yüzden çıkarılacak bir barış herkesi kucaklamalı” dedi.

Yasanın kamu alacaklarının yanı sıra diğer borçları da kapsaması halinde Türkiye’nin bir ”ekonomik barış” ilan etmiş olacağını belirten Aygün şunları kaydetti:

”Türkiye artık yüksek enflasyon döneminden çıktı. Ancak kamu alacakları yüksek enflasyon döneminden kalma alışkanlıklarla belirlenen yüksek oranlı gecikme zamları yüzünden bir balon gibi şişerek bu güne geldi.

Hükümet de bu balonun havasının alınmasını bir ihtiyaç olarak gördüğü için, bizim de aylardır teklif ettiğimiz ödeme kolaylığını gündemine aldı.

TBMM’ye sunulmasını dört gözle beklediğimiz bu düzenlemeyle ilgili yasanın, Gelir, Kurumlar, KDV, ÖTV, Damga, Emlak, Veraset ve İntikal Vergisi gibi vergi yasalarıyla, Amme Alacaklarının Tahsili, Vergi Usul Kanunu hükümlerinden kaynaklanan vergiler, Trafik Kanunu, Çevre Kanunu, Elektrik Piyasası Kanunu, Doğalgaz Kanunu, Petrol Piyasası Kanunu, LPG Piyasası Kanunu ve benzeri kanunlardan kaynaklanan idari para cezaları ile bunların gecikme zammı ve cezalarını da kapsayacak şekilde geniş tutulmasında büyük bir toplumsal yarar bulunmaktadır.”

ODA, BORSA VE BİRLİKLERİN ALACAKLARI

Aygün, ticaret ve sanayi odaları, ticaret odaları, sanayi odaları, deniz ticaret odaları ve ticaret borsalarının üyelerinden olan birikmiş aidat ve benzeri alacaklarının da yasa kapsamına alınmasını istedi.

Aygün, ayrıca çeşitli meslek mensuplarının da oda ve birliklere olan birikmiş borçlarıyla, oda borsa ve birliklerin de üst birliklerine olan borçlarının da yasa kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savundu.

Yüksek öğrenim kredi borçlarının da çıkarılacak bir ödeme kolaylığı kapsamına mutlaka alınması gerektiğini belirten Aygün, Üniversite’den mezun olan gençlerin iş bulamadıkları ya da çok düşük ücretlerle buldukları işlerde çalışmak zorunda kaldıkları için, okurken aldıkları kredi borçlarını zamanında ödeyemedikleri için icrayla karşı karşıya kaldıklarına dikkat çekti.

Aygün, ”Bu tür uygulamaların toplum vicdanını rahatsız etmemesi için kapsamının geniş tutulmasında yarar bulunuyor.

Parasını ödeyemediği için suyu ya da elektriği kesilme riskiyle karşı karşıya olan da, doğalgaz faturasını ödeyemediği için bu kışı üşüyerek geçirme riskiyle karşı karşıya olan da bu kolaylıktan yararlanmalı” dedi.

Aygün, uygulamanın kapsamının geniş tutulmasının ekonomik anlamda Türkiye’ye bir beyaz sayfa açtıracağını ve ülkeye yeni bir ekonomik dinamizmin yanı sıra, tüm kesimlere önemli moral sağlayacağını vurguladı.

AA

Popularity: 1% [?]

Merkez Bankası aracılık islemlerinden çekiliyor

17 Ekim 2010

İhtiyacın azaldığı dikkate alınarak 3 ay vadeli repo ihalelerine son verilirken, Açık Piyasa İşlemleri çerçevesinde piyasa yapıcısı bankalara tanınan repo imkanının da sadece gecelik vadede kullandırılması kararı alındı. 

Açıklamada, Bankanın küresel ekonomide yaşanan gelişmelerin Türkiye’nin finansal istikrarını olumsuz etkilemesini önlemek amacıyla Ekim 2008 döneminden itibaren döviz ve Türk Lirası likiditesine yönelik çeşitli önlemler aldığı hatırlatılarak, söz konusu önlemlerin finansal istikrarın sağlanmasına önemli ölçüde destek sağladığı kaydedildi.

Uluslararası piyasalardaki normalleşme sürecinin başlamasıyla birlikte, 14 Nisan’da yapılan duyuruyla, kriz sırasında alınan önlemlerden çıkış stratejisinin kamuoyuna açıklandığı belirtilen açıklamada, bu duyuruda, döviz likiditesine ilişkin sağlanan imkanların küresel piyasalardaki normalleşme belirginleştikçe kriz öncesi seviyelere getirilmesinin planlandığının belirtildiği hatırlatıldı. Açıklamada, şöyle denildi:

”Bu çerçevede, son dönemde uluslararası likidite koşullarında gözlenen iyileşme ve bankacılık sisteminin döviz likiditesindeki artış dikkate alınarak, 15 Ekim 2010 tarihinden itibaren Merkez Bankası;nın Döviz ve Efektif Piyasaları Döviz Depo Piyasası;ndaki aracılık işlemlerine son verilmiştir. Merkez Bankası;nın söz konusu piyasadaki aracılık işlevi sona ermekle birlikte, bankalar kendilerine tanınan borçlanma limitleri çerçevesinde Merkez Bankası;ndan döviz depo alabileceklerdir. Ancak, söz konusu işlemlerin vadesi, Ekim 2008 dönemi öncesinde olduğu gibi tekrar bir hafta olacaktır.”

3 AY VADELİ REPO İHALELERİNE SON VERİLDİ

Likitide açığının zaman zaman azalacağının tahmin edildiği belirtilen açıklamada, bu nedenle 3 ay vadeli ihalelere son verildiği bildirildi.

Açıklamada, kriz sürecinde tüm dünyada fon akışlarının zayıflamasının Türkiye’ye yönelik sermaye girişlerini yavaşlatarak likidite açığının artmasına neden olduğu ifade edilerek, likidite açığının kalıcı olmasıyla birlikte, 19 Haziran 2009 tarihinden itibaren Merkez Bankası;nın temel fonlama aracı olan bir hafta vadeli repo ihalelerine ilave olarak 3 ay vadeli repo ihalelerinin de kullanılmaya başlandığı hatırlatıldı. 

14 Nisan’daki duyuruda ”piyasadaki likidite açığı yüksek düzeylerde devam ettiği sürece likidite açığının düzeyine bağlı olarak tutarı zaman zaman değişse de 3 ay vadeli repo ihalelerinin düzenli bir fonlama aracı olmaya devam edeceği”nin bildirildiği açıklamaya, şöyle devam edildi:

”Mevcut likidite yönetimi genel çerçevesinin etkin olarak uygulanabilmesi için bir hafta vadeli repo ihaleleriyle fonlanan likidite açığının yaklaşık 4-5 milyar liranın altına düşmemesi gerekmektedir.

14 Ekim 2010 tarihi itibariyle repo ihaleleriyle yapılan fonlama tutarı 13 milyar lira olup, bu tutarın 9 milyar lirası bir hafta vadeli repo ihaleleriyle fonlanan tutardan oluşmaktadır.

Önümüzdeki dönemde, gerek Merkez Bankası;nın döviz alımlarının devam etmesi, gerekse Hazine Müsteşarlığı;nın Merkez Bankası nezdindeki hesap bakiyesini azaltması nedeniyle, likidite açığının zaman zaman azalacağı tahmin edilmektedir.

Bu nedenle, 3 ay vadeli repo ihalelerine ihtiyacın azaldığı dikkate alınarak söz konusu ihalelere son verilmiştir.”

PİYASA YAPICI BANKALARA TANINAN REPO İMKANI

Merkez Bankası’nın, piyasa yapıcılığı sistemini desteklemek amacıyla, 3 Eylül 2002 tarihinden itibaren piyasa yapıcısı bankalara gecelik ve bir hafta vadelerde önceden ilan ettiği faiz oranları ile repo işlemi imkanı tanıdığı hatırlatılan açıklamada, ”Mevcut koşullarda çıkış stratejisi çerçevesinde aşamalı teknik faiz ayarlaması sürecinin tamamlanmasıyla birlikte temel fonlama aracının politika faiz oranından gerçekleştirilen bir hafta vadeli repo ihaleleri olması, buna karşın kısa vadeli diğer borç verme ve borçlanma imkanlarının gecelik vadeli olması nedeniyle, benzer nitelikteki likidite yönetimi araçları arasındaki vade uyumunu sağlamak amacıyla, 15 Ekim 2010 tarihinden itibaren açık piyasa işlemleri çerçevesinde piyasa yapıcısı bankalara tanınan repo imkanının sadece gecelik vadede kullandırılmasına karar verilmiştir” denildi.

AA

Popularity: 1% [?]

Sitemizi kişi takip ediyor.Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresinizi girin sitemize yeni eklenen içerikten haberiniz olsun...

Sitemize üye olduktan sonra, e-posta adresinize bir onay maili gelecek. O maili onaylamazsanız, üyeliğiniz tamamlanmaz. 

SohbetClub.Net Anket

How Is My Site?

View Results

Loading ... Loading ...