Şehriban Oğhan’ın haberi
Atatürkün, dünyada uzun söylev rekorunu kıran 400 bin sözcüklü Nutuku kaleme alışı sırasında yanında olan iki kişiden biri Ali Rıza Erdim. Nam-ı diğer Bebe Rıza. Zira o dönem Köşkte dört tane Rıza var. Hasan Rıza Soyak (Kalem-i Mahsus), İstanbul Mübayaa (satın alma) memuru Köse Rıza (Özak), Köşkün ihtiyarı Ankara Erzak Mübayaacısı Baba Rıza ve evrak katibi Ali Rıza Erdim. Erdim, Ankaralılar küçüklere bebe dediği için kendisine öyle seslenildiğini söylüyor. Köşkün bebesi, Atatürkün diğer önemli kararında da yanında bulunuyor. İsmet İnönünün başbakanlıktan ayrıldığını duyuran izin yazısı onun kaleminden çıkıyor…
Ali Rıza Erdim, Atatürkün hastalık dönemini anlatıyor…
Atatürkün hastalık döneminin başlamasıyla ilgili olaylar…
- 1938de Termal Otel inşa halindeydi. Bir gün Termal emrinize amade diye bir haber aldık. İzmite, Derinceye, Ertuğrul ile iskeleye ve Termale ulaştık. Otel tamamen bitmemiş fakat her şey tertemiz, hazırlanmıştı. Başvekil Bayar da yanımızdaydı. Doktorlar Nihat Reşat Belger, Neşet Ömer İrdelp, Atatürkün Termaldeki hususi köşküne gidiyorlar. Orada Paşaya bakıyorlar, siroz olduğunu anlıyorlar. O gece Termalde güzel bir sofra kuruldu, yenildi, içildi. Ankara radyosundan şarkılar dinlendi. Bursa Valisi Şefik Bey, Atatürkün geldiğini haber almış, Bursaya davet ediyor. Bursada iki gün kaldık. Benim Atatürkün siroz olduğundan haberim yok. Bursa belediyesi salonunda balo verildi. Ben, Atatürkün arkasındayım. Garsonlar, rakı, leblebi getirdiler. Tuzsuz sarı leblebiyi çok severdi. Cebinden mendili aldı. Sofrada mendille burnunu siliyor cebine koyuyor, hemen sofracı mendili alıyor temiz mendil veriyordu. Sonra, anlattılar. Sirozun en belirgin özelliğiymiş burundan kan gelmesi. Üçüncü gün Dolmabahçe Sarayına gittik, orada zatürree geçirmiş galiba. Karnı şişmiş, su falan alındı. Viyanadan Hitlerin müsaadesiyle iki doktor getirtildi. Fransadan gelen Mösyö Fissenger Benim kliniğime gelirse ben onu Türkiyeye sağlam gönderirim demiş. Gönderilmedi.
Gönderilmedi mi, gitmek mi istemedi?
- Gönderilmedi, herhalde hükümet izin vermedi. O zaman uçağa binmek istediği halde izin verilmezdi. İsmet İnönü askeri uçakla gitti geldi. O da binmek istemiş izin verilmemiş. Viyanalı doktorlar yata gittiler, Atatürk Dolmabahçe Sarayının önünde yatta yatıyor.
Emrediyorum, bana dondurma getirin
Niye yatta yatıyor?
- Belki serinlerim diye. Doktorlar 4-5 saat kaldılar. Neşet Ömer Bey, Akil Muhtar (Özden) Bey, Dr. Mehmet (Kamil) Bey İstanbulun bütün meşhur doktorları orada. Ecnebi doktorlar, muayene sonunda Bizim yapacağımız bir şey yok, siz çok iyi bakıyorsunuz. Fakat şefimizi altı aydan fazla yaşatamazsınız demişler. Hemen Avrupaya döndüler. Bizim doktorlar onları Sirkeciden yolcu etmeye gitmişler. Onlara, Sakın bir şey vermeyin diye tembih edilmiş. Atatürk, Neşet Ömer Beye soruyor, şu yok, bu yok. Bana dondurma getir diyor. Efendim emir verdiler getirmeyeyim diyor. Ben emir veriyorum getir diyor. Onlar da bardakla getiriyorlar. Sonra Neşet Ömer Bey soruyor, Nasıl Paşam? diyor. Sorma halimizi, perişan olduk, tırnağımızdan girdi saçımızdan çıktı diyor. Neşet Ömer Bey üzülüyor, dizine vuruyor. Siyahlığı günlerce geçmemiş, çok üzülmüş.
6 ay yaşayacağı söylendiyse moralinde ne gibi bir değişme oldu?
- Nasıl söylediler bilmem ama, Ben bunu da yeneceğim demiş, demek ki hasta olduğunu biliyordu.
Atatürkün yüksek ateşini itfaiye bile söndüremiyor
Yatta kimler vardı?
-Savaronada ben nöbetçiyim, bazen Haldun Derin olurdu…Zihni Derinin (çay sanayiinin kurucusu) oğlu. Hasan Rıza Soyakın oğlunun Arnavutköy Kolejinden arkadaşıydı. Onun kanalıyla Riyaseti Cumhur kalemine alındı (1933). Burada iki sene kaldı, sonra Kalem vasıtasıyla Avrupaya gönderildi, maaşı da yollanıyordu. Fransada da kaldı. Haldun Derin geliyor, ben gidiyorum. Gece yattım. Baktım gemi harekete hazırlanıyor, giyindim. Savaronayı gördünüz mü? O muazzam bir gemiydi. Her şey elektrikli. Doğru yukarı çıktım Said Kaptan hayrola, ne oluyoruz dedim.
Said kaptan kim, soyadı yok mu?
-Atatürkün bir sözü vardı. Karada Sadullah (Albay, Seyrisefain Umum Müdürü), denizde Said Kaptan olduktan sonra ben daima yaşarım derdi. Atatürk bunalmış dedi. Atatürkün odasında vantilatör çalışıyordu, ama kâfi gelmediği için odanın etrafına 30 santimetre yüksekliğinde çinkolar içine buz konuyordu. Onunla soğutulmaya çalışılıyordu.
Odanın içi yanıyor yani!
-Said Kaptana, Burası çok sıcak, acaba seyredersek faydası olur mu? demiş. O da Olur tabii, Paşam demiş. İyi öyleyse, Boğaza kadar gidelim demiş. Marmaraya doğru 3-4 saat gittik. Tekirdağın ışıkları görünüyordu. Sonra geri döndük. Dolmabahçeye demir attık. Sofracı Kamil, Atatürkü kucağına aldı, motora (Acar motoru), oradan asansörle yukarı çıkardı. Pehlivan gibi oğlandı.
Hani yabancı casuslarla güreştirdiği oğlan mı?
- Evet o. Rahmetli güreşi çok severdi. Sofracı çocuk onu kucağına almadan önce, yatta çalışan mühendisler vardı, görmesinler diye onları bir yere, kamaraya kapattılar.
En son ne zaman içki içti Atatürk?
- Termalde teşhis konduktan sonra, son olarak baloda içti. Ölmeden 5-6 ay önce içkiyi bırakmıştı. Atatürk Dolmabahçede yatarken, itfaiyeler, denizden su alır duvarlara püskürtürlerdi. Soğuk olsun diye.
Çok zayıflamış mıydı?
- 30 kilo vermişti.
Boylu poslu muydu?
- Boyluydu, güzel adamdı. Erkek güzeli diye ona derlerdi.
Onu en son ne zaman gördünüz?
- Dolmabahçedeyiz, yedek subaylar, özellikle öğretmenler maaşları verilmediği için Gülhane Parkında toplanmışlardı. Polisler bir ayaklanma falan zannetmişler. Saraya aksettirilmiş mesele. Subaylar saraya yürüyeceklermiş. Ben de o gün nöbetçiyim. Bu askeri toplantılardan, yürüyüşlerden Atatürk kuşkulanmış. Orduya, Bana bağlılığınızı bildirin diye tamim göndermiş. Her taraftan bağlılıklarını bildiren yazılar geliyor. Yazılar o kadar çok ki, yoruldum, bıktım…. Saat; 2.00-3.00. Paşa karşıma oturdu. Erzurumdan var mı? diyordu. Erzurumda Salih Omurtak kumandan. Var Paşam dedim. Sayıları okumaya başladım. 22-23… Ben yazı okuyorum diye rakamları okuyorum. Bu çocuk yorgun yatırın bunu demiş. Sonra, Atatürkün emriyle maaşlar verildi.
Karnı şişmişti fotoğrafçıya izin vermedi
Hastalığı sırasında Hatay meselesiyle meşguldü. İstanbula gittik, hükümete oradaki Fransızlarla görüşülmesi için talimat verdi. Müspet cevap gelmeyince Adanaya gitmeye karar vermiş. Ülkü küçük, ona Siz Ankaraya, ben harbe demiş. Onlar, Ankaraya, biz de Eskişehirden Adanaya gideceğiz. İstanbula gelmeden önce Fevzi Çakmaka Sizinle konuştuğumuz esaslar üzerinde harekete geçin demiş. O da şu: Trakyadaki savaş araçları Adanaya gönderilecekti. Kesin emir verdiği halde, bunu önlemek amacıyla biz Eskişehirdeyken Tevfik Rüştü, Şükrü Kaya, İsmet Bey Atatürkü karşıladı. Onlar bir vagonda görüştüler. Adanadan vazgeçildi. Biz Mersine gittik. Fakat, Adanada fıkra kumandanı Şükrü Kanatlı bir resmi geçit hazırlamış. Atatürk onu seyretti. O zaman Karnı şişti. Bir fotoğrafçı resmini çekmek istemişti trende, izin vermemişti.
Hürriyet
Paylaş / Yolla
Popularity: 17% [?]