Kasım 2010 ayında yazılan yazılar...

Cem Yılmaz hem güldürdü hem dua ettirdi

16 Kasım 2010

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nın 20′nci kuruş yılı dolayısıyla ünlü sanatçıların kostümleri, basketbol ve futbol takımlarının imzalı formalarının satışa sunulduğu bir müzayede düzenlendi. Geceye damgasını vuran esprileri kadar samimi kişiliği ve yardımseverliği ile milyonların gönlüne taht kuran ünlü isim Cem yılmaz oldu. Cem Yılmaz, müzayedeye bağışladığı tabloyu kendisi satın aldı…

Santral İstanbul’da düzenlenen ”Mor Müzayede”de bir konuşma yapan vakıf gönüllüsü Gülsun Kanat, toplanacak yardımlarla kadın sığınma evinin fiziksel şartlarının düzeltilebileceğini söyledi. Daha çok kadına yardım etmek için desteğe ihtiyaçları olduğunu belirten Kanat, kostümlerini bağışlayarak destekte bulunan sanatçılara teşekkür etti.

Meltem Cumbul’un sunuculuğunu yaptığı müzayedede, Ajda Pekkan, Emel Sayın, Gönül Yazar, Hülya Koçyiğit, Hülya Avşar, Lale Belkıs, Nilüfer, Orhan Gencebay, Sezen Aksu, Tarkan, Tuncel Kurtiz, Türkan Şoray ve Zuhal Olcay ile bazı yabancı sanatçıların kostümleri, Galatasaray ve Fenerbahçe futbol ile basketbol, Beşiktaş futbol takımlarının ve Milli Takım’ın imzalı formaları satıldı.

CEM YILMAZ’DAN MOR ÇATI’YA DESTEK

Gecede altı Mustafa Ayaz, bir Nuri Çakmak tablosu da satılırken sanatçı Cem Yılmaz, Hülya Kürkçüoğlu imzalı Fatma Girik tablosuyla müzayedeye destek verdi. Esprileriyle davetlilere keyifli anlar yaşatan Yılmaz, kendisine ait tabloyu Fatma Girik’e hediye edeceğini belirterek, 5 bin 200 liraya tekrar satın aldı.

Cem Yılmaz, aynı zamanda Tarkan’ın kostümünü de 5 bin liraya alarak ardından bin liraya tekrar satışa çıkardı. Kostüm, 3 bin 200 liraya alıcı buldu.

Müzayedede, Hülya Avşar’ın kostümü 2 bin 500, Türkan Şoray’ın kostümü 3 bin 500,, Tuncel Kurtiz’in şapkası 3 bin, Mustafa Ayaz imzalı tablo 5 bin 500, Beşiktaş Futbol Takımının oyuncularının imzalarının yer aldığı forma bin 500, Fenerbahçe takımının imzalı forması 2 bin 750, Galatasaray futbol takımının forması da bin 750 liradan satıldı.

Mor Çatı için ünlü tasarımcılar tarafından hazırlanan tişörtlerin de gece boyunca satışının yapıldığı müzayede, sanatçı Demet Tuncer’in mini konseriyle sona erdi.

Haber7

Popularity: 13% [?]

Muhammed Emin’e kan bulma seferberliği

16 Kasım 2010

Dayı Abidin Karabacak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yeğeninin, bugün solunum cihazından çıkarıldığını ve uyandırıldığını, 24 saatlik süre içinde durumunun netleşeceğini ancak genel olarak doktorlarından iyi haberler aldıklarını söyledi.

Yeğeninin iyileşmesi için A-RH negatif kana ihtiyaç bulunduğunu, ancak normal bir kan alımı yapılamadığını anlatan Karabacak, kandaki trombosit maddesini elde etmek için kan aradıklarını, fakat kan bulmakta zorlandıklarını belirtti.

Kan bulmak için yaptıkları çağrılara cevap verenler olduğunu anlatan ve kan vermek isteyen herkese teşekkür eden Karabacak, ”Kan bulma sıkıntısı yaşamamızın yanı sıra, kan verme bahanesiyle gelen dolandırıcılarla da uğraşıyoruz. Gelenler çoğunlukla para istiyorlar. Yemek yedirmemizi ya da işi bırakıp geldikleri için o günkü yevmiyelerini ödememizi istiyorlar. Kan alımı öncesi tahlil sonuçlarını beklerken de bırakıp kaçıyorlar. Bu durum bizi hem üzüyor hem de gereksiz yere meşgul ediyor. Herkesten bizim şu an içinde bulunduğumuz duruma duyarlı olmalarını bekliyoruz” dedi.

AK Parti Kadın Kolları Genel Başkanı ve Gaziantep Milletvekili Fatma Şahin’in kendileriyle yakından ilgilendiğini ve sıkıntılarının çözümü için çalıştığını vurgulayan Karabacak, yeğeninin kan grubunun zor bulunan kan grupları arasında olduğunu, adeta samanlıkta iğne aradıklarını, kan vermek isteyenlerin Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne gelebileceklerini bildirdi.

-BAŞBAKAN ERDOĞAN’LA GÖRÜŞME GERÇEKLEŞTİ-

Haftasonu telefonla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüştüğünü ve kendisiyle yakından ilgilendiğini ifade eden Karabacak, ”Başbakanımıza kan bulma konusunda yaşadığımız sıkıntıyı anlattım. Sağlık Bakanı Recep Akdağ’a kan bulunması için talimat verdi. Başta Başbakanımız ve eşi Emine Hanım olmak üzere bizimle ilgilenen tüm yetkililere teşekkür ediyoruz” diye konuştu.

-OLAY-

Gaziantep’te elektrik akımına kapılarak ağır yaralanan Muhammed Emin Karabacak, bir ay boyunca Gaziantep 25 Aralık Devlet Hastanesi’nde tedavi görmüş, ancak, durumunun kötüye gitmesi nedeniyle daha donanımlı bir hastaneye nakledilmesi gerekince ailesi çaresiz kalmıştı. Dayı Abidin Karabacak, tüm aramalara rağmen hastanelerde yer bulamamış, Başbakan Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’a e-mail göndermişti.

Başbakan Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan’ın bir gece Abidin Karabacak’ı aramasının ardından, Muhammed Emin ambulans uçakla Ankara’ya getirilerek, Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi altına alınmıştı.

AA

Popularity: 13% [?]

Musti ailesi için sinema kapattı

16 Kasım 2010

Filmin galasına, davetiyeler sınırlı sayıda olduğu için yakınlarını çağıramayan Sandal, önceki gün bir sinema salonu kapatarak herkesin gönlünü aldı. Eşi Emina Sandal’ın ve kendi ailesinden oluşan 25 kişi için İstinye Park’ta 76 kişilik bir sinema salonunu kapatan Sandal’ın, salon için bin 500 liraödediği iddia ediliyor.

(Sabah)

Popularity: 12% [?]

Beyaz, popçu olmaya karar verdi

16 Kasım 2010

Yeni bir albüm çalışmasına başlayacağını belirten Beyazıt Öztürk, “Bu kez Türkü yerine, pop müzik albümü olacak” dedi

(İHA)

Popularity: 2% [?]

‘Hain’i Atatürk heykeli önünde astılar!

16 Kasım 2010

Senaryo gereği, şehir meydanına kurulan darağacında, vatansever kişiler, vatan hainliği yapan bir kişiyi idam etti.

Çekimleri devam eden Gesi Bağları sinema filminin başrol oyuncusu Metin Yücel’in, filmin en önemli sahnelerinden olan oyuncu Şekip Taşpınar’ı darağacına asma bölümü çekildi.

Kayseri şehir meydanına kurulan darağacındaki asma sahnesine vatandaşlar da ilgi gösterdi.

Gesi Bağları filminin oyuncularından olan Levent İnanır, filmin senaryosunun tamamı anlatamayacağını ama idam bölümünde vatan haini olan, dış güçlerle işbirliği yapan kişinin asıldığını söyledi.

kullan

Gesi Bağları’nın tarihi bir film değil günümüzdeki olayların gelişmelerini konu aldığını anlatan İnanır, “Ülkemiz dış güçler tarafından kuşatma altına alınmış. Böyle bir dönemde Kayseri’deki vatansever, sağduyulu insanlar ülkesine sahip çıkma adına bu dış güçlerle mücadele eder. Bu mücadelede vatan hainlerine karşı mücadelelerini sürdürür. Filmin senaryosunda olduğu gibi vatan haini olan kişi idam edilir. Daha detaylı bilgi vermem de doğru olmaz.” dedi.

CİHAN

Popularity: 22% [?]

Elleriyle 50,5 ton ağırlığındaki 4 TIR’ı çekti

16 Kasım 2010

Macaristan Guinness Temsilcisi tarafından yapılan açıklamada, Zsolt Sinka’nın, birbirine bağlı 4 TIR’ı elleriyle 20 metre çektiği, 4 TIR’ın toplam ağırlığının 50,5 ton olduğu bildirildi.

Daha önceki rekorunun 41 ton olduğunu söyleyen Macar rekortmen Sinka, iyi konsantrasyonla 4 TIR’ı çekmeyi başardığını, bu alanda yeni dünya rekorunun sahibi olduğu için mutlu olduğunu açıkladı.

AA

Popularity: 6% [?]

Atatürk’ün hasta günlerinde yaşadıkları

16 Kasım 2010

Şehriban Oğhan’ın haberi

Atatürk’ün, dünyada uzun söylev rekorunu kıran 400 bin sözcüklü ‘Nutuk’u kaleme alışı sırasında yanında olan iki kişiden biri Ali Rıza Erdim. Nam-ı diğer Bebe Rıza. Zira o dönem Köşk’te dört tane Rıza var. Hasan Rıza Soyak (Kalem-i Mahsus), İstanbul Mübayaa (satın alma) memuru Köse Rıza (Özak), Köşk’ün ihtiyarı Ankara Erzak Mübayaacısı Baba Rıza ve evrak katibi Ali Rıza Erdim. Erdim, Ankaralılar küçüklere ‘bebe’ dediği için kendisine öyle seslenildiğini söylüyor. Köşk’ün ‘bebe’si, Atatürk’ün diğer önemli kararında da yanında bulunuyor. İsmet İnönü’nün başbakanlıktan ayrıldığını duyuran izin yazısı onun kaleminden çıkıyor… 

Ali Rıza Erdim, Atatürk’ün hastalık dönemini anlatıyor…

Atatürk’ün hastalık döneminin başlamasıyla ilgili olaylar…
- 1938’de Termal Otel inşa halindeydi. Bir gün “Termal emrinize amade” diye bir haber aldık. İzmit’e, Derince’ye, Ertuğrul ile iskeleye ve Termal’e ulaştık. Otel tamamen bitmemiş fakat her şey tertemiz, hazırlanmıştı. Başvekil Bayar da yanımızdaydı. Doktorlar Nihat Reşat Belger, Neşet Ömer İrdelp, Atatürk’ün Termal’deki hususi köşküne gidiyorlar. Orada Paşa’ya bakıyorlar, siroz olduğunu anlıyorlar. O gece Termal’de güzel bir sofra kuruldu, yenildi, içildi. Ankara radyosundan şarkılar dinlendi. Bursa Valisi Şefik Bey, Atatürk’ün geldiğini haber almış, Bursa’ya davet ediyor. Bursa’da iki gün kaldık. Benim Atatürk’ün siroz olduğundan haberim yok. Bursa belediyesi salonunda balo verildi. Ben, Atatürk’ün arkasındayım. Garsonlar, rakı, leblebi getirdiler. Tuzsuz sarı leblebiyi çok severdi. Cebinden mendili aldı. Sofrada mendille burnunu siliyor cebine koyuyor, hemen sofracı mendili alıyor temiz mendil veriyordu. Sonra, anlattılar. Siroz’un en belirgin özelliğiymiş burundan kan gelmesi. Üçüncü gün Dolmabahçe Sarayı’na gittik, orada zatürree geçirmiş galiba. Karnı şişmiş, su falan alındı. Viyana’dan Hitler’in müsaadesiyle iki doktor getirtildi. Fransa’dan gelen Mösyö Fissenger “Benim kliniğime gelirse ben onu Türkiye’ye sağlam gönderirim” demiş. Gönderilmedi.

Gönderilmedi mi, gitmek mi istemedi?
- Gönderilmedi, herhalde hükümet izin vermedi. O zaman uçağa binmek istediği halde izin verilmezdi. İsmet İnönü askeri uçakla gitti geldi. O da binmek istemiş izin verilmemiş. Viyanalı doktorlar yata gittiler, Atatürk Dolmabahçe Sarayı’nın önünde yatta yatıyor.

Emrediyorum, bana dondurma getirin

Niye yatta yatıyor?
- Belki serinlerim diye. Doktorlar 4-5 saat kaldılar. Neşet Ömer Bey, Akil Muhtar (Özden) Bey, Dr. Mehmet (Kamil) Bey İstanbul’un bütün meşhur doktorları orada. Ecnebi doktorlar, muayene sonunda “Bizim yapacağımız bir şey yok, siz çok iyi bakıyorsunuz. Fakat şefimizi altı aydan fazla yaşatamazsınız” demişler. Hemen Avrupa’ya döndüler. Bizim doktorlar onları Sirkeci’den yolcu etmeye gitmişler. Onlara, “Sakın bir şey vermeyin” diye tembih edilmiş. Atatürk, Neşet Ömer Bey’e soruyor, şu yok, bu yok. “Bana dondurma getir” diyor. “Efendim emir verdiler getirmeyeyim” diyor. “Ben emir veriyorum getir” diyor. Onlar da bardakla getiriyorlar. Sonra Neşet Ömer Bey soruyor, “Nasıl Paşam?” diyor. “Sorma halimizi, perişan olduk, tırnağımızdan girdi saçımızdan çıktı” diyor. Neşet Ömer Bey üzülüyor, dizine vuruyor. Siyahlığı günlerce geçmemiş, çok üzülmüş.

6 ay yaşayacağı söylendiyse moralinde ne gibi bir değişme oldu?
- Nasıl söylediler bilmem ama, “Ben bunu da yeneceğim” demiş, demek ki hasta olduğunu biliyordu.

Atatürk’ün yüksek ateşini itfaiye bile söndüremiyor

Yatta kimler vardı?
-Savarona’da ben nöbetçiyim, bazen Haldun Derin olurdu…Zihni Derin’in (çay sanayiinin kurucusu) oğlu. Hasan Rıza Soyak’ın oğlunun Arnavutköy Koleji’nden arkadaşıydı. Onun kanalıyla Riyaseti Cumhur kalemine alındı (1933). Burada iki sene kaldı, sonra Kalem vasıtasıyla Avrupa’ya gönderildi, maaşı da yollanıyordu. Fransa’da da kaldı. Haldun Derin geliyor, ben gidiyorum. Gece yattım. Baktım gemi harekete hazırlanıyor, giyindim. Savarona’yı gördünüz mü? O muazzam bir gemiydi. Her şey elektrikli. Doğru yukarı çıktım “Said Kaptan hayrola, ne oluyoruz” dedim.

Said kaptan kim, soyadı yok mu?
-Atatürk’ün bir sözü vardı. Karada Sadullah (Albay, Seyrisefain Umum Müdürü), denizde Said Kaptan olduktan sonra ben daima yaşarım” derdi. “Atatürk bunalmış” dedi. Atatürk’ün odasında vantilatör çalışıyordu, ama kâfi gelmediği için odanın etrafına 30 santimetre yüksekliğinde çinkolar içine buz konuyordu. Onunla soğutulmaya çalışılıyordu.

Odanın içi yanıyor yani!
-Said Kaptan’a, “Burası çok sıcak, acaba seyredersek faydası olur mu?” demiş. O da “Olur tabii, Paşam” demiş. “İyi öyleyse, Boğaz’a kadar gidelim” demiş. Marmara’ya doğru 3-4 saat gittik. Tekirdağ’ın ışıkları görünüyordu. Sonra geri döndük. Dolmabahçe’ye demir attık. Sofracı Kamil, Atatürk’ü kucağına aldı, motora (Acar motoru), oradan asansörle yukarı çıkardı. Pehlivan gibi oğlandı.

Hani yabancı casuslarla güreştirdiği oğlan mı?
- Evet o. Rahmetli güreşi çok severdi. Sofracı çocuk onu kucağına almadan önce, yatta çalışan mühendisler vardı, görmesinler diye onları bir yere, kamaraya kapattılar.

En son ne zaman içki içti Atatürk?
- Termal’de teşhis konduktan sonra, son olarak baloda içti. Ölmeden 5-6 ay önce içkiyi bırakmıştı. Atatürk Dolmabahçe’de yatarken, itfaiyeler, denizden su alır duvarlara püskürtürlerdi. Soğuk olsun diye.

Çok zayıflamış mıydı?
- 30 kilo vermişti.

Boylu poslu muydu?
- Boyluydu, güzel adamdı. Erkek güzeli diye ona derlerdi.

Onu en son ne zaman gördünüz?
- Dolmabahçe’deyiz, yedek subaylar, özellikle öğretmenler maaşları verilmediği için Gülhane Parkı’nda toplanmışlardı. Polisler bir ayaklanma falan zannetmişler. Saraya aksettirilmiş mesele. Subaylar saraya yürüyeceklermiş. Ben de o gün nöbetçiyim. Bu askeri toplantılardan, yürüyüşlerden Atatürk kuşkulanmış. Orduya, “Bana bağlılığınızı bildirin” diye tamim göndermiş. Her taraftan bağlılıklarını bildiren yazılar geliyor. Yazılar o kadar çok ki, yoruldum, bıktım…. Saat; 2.00-3.00. Paşa karşıma oturdu. “Erzurum’dan var mı?” diyordu. Erzurum’da Salih Omurtak kumandan. “Var Paşam” dedim. Sayıları okumaya başladım. 22-23… Ben yazı okuyorum diye rakamları okuyorum. “Bu çocuk yorgun yatırın bunu” demiş. Sonra, Atatürk’ün emriyle maaşlar verildi.

Karnı şişmişti fotoğrafçıya izin vermedi

“Hastalığı sırasında Hatay meselesiyle meşguldü. İstanbul’a gittik, hükümete oradaki Fransızlarla görüşülmesi için talimat verdi. Müspet cevap gelmeyince Adana’ya gitmeye karar vermiş. Ülkü küçük, ona “Siz Ankara’ya, ben harbe” demiş. Onlar, Ankara’ya, biz de Eskişehir’den Adana’ya gideceğiz. İstanbul’a gelmeden önce Fevzi Çakmak’a “Sizinle konuştuğumuz esaslar üzerinde harekete geçin” demiş. O da şu: Trakya’daki savaş araçları Adana’ya gönderilecekti. Kesin emir verdiği halde, bunu önlemek amacıyla biz Eskişehir’deyken Tevfik Rüştü, Şükrü Kaya, İsmet Bey Atatürk’ü karşıladı. Onlar bir vagonda görüştüler. Adana’dan vazgeçildi. Biz Mersin’e gittik. Fakat, Adana’da fıkra kumandanı Şükrü Kanatlı bir resmi geçit hazırlamış. Atatürk onu seyretti. O zaman Karnı şişti. Bir fotoğrafçı resmini çekmek istemişti trende, izin vermemişti.”

Hürriyet

Popularity: 17% [?]

Hyde Park’da sonbahar – FOTOGALERİ

16 Kasım 2010

Hyde Park Londra’nın merkezinde halka açık, her sabah 05.00′ten gece yarısına kadar gezilebilecek dünyanın en büyük parklarından. Sadece gezmek, dinlenmek ve koşmak isteyenlerin hoş vakit geçirdiği bir yer değil ünlü kraliyet parkı aynı zamanda konserler başta olmak üzere pek çoketkinliğe de evsahipliği yapıyor. 

Parkın kuzey doğusunda  bulunan (Konuşmacılar köşesi) Speakers Corner düşüncelerini özgürce söylemek ve tartışmaya açmak isteyenlerin buluşma yeri.

Parkın yanıbaşında Kensington Bahçeleri var.  Serpentine gölü parkın en güzel köşelerinden…

Dünyada ünlü Londra’nın simge isimlerinden Hyde Park’ta sonbahar bugünlerde tüm ihtişamıyla kendisini hissettiriyor. Ağaçların sararan yapraklarının döküldüğü parka gelen yerli ve yabancılar, sarı ve kahverengi tonların hakim olduğu sanat tablosunun içinde spor yapma ve eğlenmenin tadını çıkartıyorlar.

İnsanlara iyice alışmış park sakinlerinden sevimli sincaplar ise her zaman olduğu gibi yine insanların elinden yiyecek alabilmeye çabalıyor hatta alabilmek için üstlerdine dahi tırmanıyorlar.

İşte AA muhabirinin objektifinden yansıyan Hyde Park’tan sonbahar manzaraları…

(haber 7)

Popularity: 17% [?]

Vicdanlı ve merhametli çocuk için ne yapmalı

16 Kasım 2010

Psikolog Fazilet Seyidoğlu’nun yazısı

Çocuğunuzun yardımsever, merhametli, şefkatli, vicdan sahibi olmasını istiyorsanız öncelikle bunu sözlerinizle, davranışlarınızla gösterin. Çevrenize, komşularınıza yardımsever olun. Tabiatı, hayvanları sevdirin. Karşılık beklemeden iyilik yapmanın bir erdem olduğunu anlatın.

Kim istemez ki çocuğunun merhametli, vicdanlı, yardımsever, başkalarını da kendisi kadar düşünen biri olmasını. Başkalarını da düşünmek, onlar için de üzülmek, psikolojide empati ve sempati olarak tanımlanır. Empati gelişimi ilk bebeklik ve çocukluk dönemiyle başlar. Anne-baba-çocuk arasındaki sağlıklı şefkat dolu bir ilişki kurulur. Vicdan eğitimi şefkatle başlar. Önce dokunan, evet her ağladığında kucağına alan bir annenin; korktuğunda çocuğuna sarılan bir babanın şefkatiyle. Torununu kucaklayan bir dede, şakalaşan bir amca, okulda gülümseyen, bağırmayan bir öğretmenle gelişir vicdanlar.

İnsanı diğer canlılardan ayıran özelliktir vicdan ve merhamet. Vicdanlı, merhametli bir evlat, bir gelin, bir torun, bir öğretmen yetiştirmek istemez misiniz?.. Çocuklarınızın merhametli vicdanlı olmasını istiyorsanız size pratik birkaç tavsiye:

Aile içinde birbirinize şefkatli davranışlarda bulunarak model olun. Sevgi dolu ve sıcak bir aile ortamı içinde büyüyen çocuklar başkalarının duygularına daha duyarlıdır. Uyuyan yabancının üstünü örtün, çocuğunuz düştüğünde ona bağırmayın, ‘çok mu acıdı?’ diyerek sarılıp acısını hissettiğinizi ona fark ettirin.

Çevrenizde yardımsever davranışlarda bulunun. Fakirlere, muhtaç olanlara yardım edin; küçülen kıyafetlerinizi, oyuncaklarınızı çocuğunuz ile birlikte seçip verin.

Çocuğunuzun size yardımcı olmasına izin verin. Eline toz bezi verin, birlikte evin tozunu alın. Sofrayı hazırlama, bulaşık makinesini boşaltma, küçük kardeşiyle ilgilenme veya çöpleri atma gibi evle ilgili düzenli sorumluluklar verin.

Tabiatı ona sevdirin. Tabiat ile bütünleşmesinde ona yardımcı olun. Evinizdeki çiçekleri sulama vazifesini verin. Çiçekleri koklayın ve hatta çiçeklerle konuşun.

Hayvanları sevdirin ve besleyin. Birlikte aç bir köpeği, susamış kediyi besleyin; artan yemeklerinizi poşetleyip sokaktaki hayvanlara verin. Karıncaları ezmeyin.

Onun paylaşmanın güzelliğini, sevincini içinde hissetmesine vesile olun. Beslenme çantasına arkadaşlarıyla paylaşması için ara sıra sürprizler hazırlayın.

Düşünceli ve iyiliksever davranışları onun karakteriyle özdeşleştirin. “Sen yardımsever, güzel düşünen bir çocuksun” gibi.

Davranışlarının başkaları üzerinden etkilerini anlatın. Arkadaşına zarar verdiğinde veya haksız bir davranışta bulunduğunda “Sen onun yerinde olsaydın ne hissederdin?” sorusunu sorun. Haksız davranmasına izin vermeyin. Kurallarınızı açık ve net koyun.

Duygularını anlayın ve ifade etmesinde yardımcı olun, duygularını anladığınızı ona hissettirin ve bol bol duygularıyla ilgili sözcükler kullanın. “Çok kızgın gözüküyorsun, bir şey mi oldu?” gibi…

Akrabalarınızla ilişkilerinizi güçlendirin. Dayı, hala, amca, teyzeleriyle düzenli görüşmesine vesile olun.

Karşılık beklemeden iyilik yapmanın bir erdem olduğunu ona davranışlarınızla ve sözlerinizle ifade edin. Siz de karşılık beklemeden iyilikler yapın.

İyi çocukların yapacağı şeylerin listesini çıkarın, odasına asın. Yaptığı her iyiliğin muhakkak karşılık göreceğini anlatın.

İdeallerine, iyi çocukların yapacakları şeyleri koyun. Yaptığı her iyi davranışta meleklerin onu alkışladığını ve yaptığı iyiliklerin bu dünyada ve ahirette de iyilik olarak karşısına çıkacağını anlatın.

Zaman

Popularity: 9% [?]

Topuklu ayakkabınin bir zararı da stres!

16 Kasım 2010

ABD’deki Teksas Masaj Tedavisi Merkezi Başkanı, refleksoloji uzmanı Mara Nicandro, her 10 kadından 8’inin dar veya yüksek topuklu ayakkabı giymekten dolayı ayaklarında ağrı sorunları yaşadığını ve bu ağrının da strese yol açabileceğini söyledi. Nicandro ayak parmaklarının etrafının ovulmasının baş bölgesini, topuğun ovulmasının göğsü ve ayağın ortasının ovulmasının da karın bölgesini rahatlattığını belirtti.

Diğer stres ve ağrı önlemleri ise şöyle:

-Brokoli gibi lif zengini besinleri tüketmek, mide ağrılarına iyi gelir.

-Egzersiz ve yoga yapın, omuz ağrılarınız dinsin.

-Boyun tutulmasına hidroterapi yapın. 10-60 saniye boyunca ağrıyan kaslarınıza soğuk su tutun. Ağrıya neden olan laktik asit gibi toksinler yok olacaktır.

-Limonlu sıcak su içmek cildi toksinlerden arındırır.

-Sahte de olsa gülün, beyniniz gülmeyi her zaman olumlu algılar.

-Yorgunluğa karşı kas egzersizleri yapın.

-Baş ağrısını nefes egzersizleriyle yenebilirsiniz. Günde 10 dakika boyunca konsantrasyon içinde düzenli nefes alıp vermek kan dolaşımını düzenleyecektir.

(Milliyet)

Popularity: 13% [?]

Sitemizi kişi takip ediyor.Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresinizi girin sitemize yeni eklenen içerikten haberiniz olsun...

Sitemize üye olduktan sonra, e-posta adresinize bir onay maili gelecek. O maili onaylamazsanız, üyeliğiniz tamamlanmaz. 

SohbetClub.Net Anket

How Is My Site?

View Results

Loading ... Loading ...