Kasım 2010 ayında yazılan yazılar...

Kadınlara ‘plateslerinizi doğru seçin’ uyarısı

16 Kasım 2010

Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Derya Özer Kaya, AA muhabirine yaptığı açıklamada, egzersizin fizyorerapistlerin son yıllarda sıklıkla kullandığı bir tedavi modeli olduğunu belirtti.

Bu yöntemle tedavide kesin sonuçların alınabildiğini dile getiren Dr. Kaya, ancak egzersizin doğru uygulanabilmesi gerektiğini anlattı.

Dr. Kaya, son yıllarda özellikle kadınlar arasında popüler hale gelen platesin de fizyoterapistlerin kullandığı metotlardan biri olduğunu belirterek, platesin farklı yerlerde farklı kişilerce uygun olmayan şekillerde yapıldığını kaydetti.

Platesteki egzersizlerin mutlaka uzman gözetiminde yapılması gerektiğini kaydeden Dr. Kaya, egzersizlerin uzman denetimden öğrenildikten sonra uygulanmasının daha sağlıklı olacağını aktardı.

Dr. Kaya, egzersizin birçok kas iskelet sistemi sorununun vee kronik hastalığın tedavisinde fizyoterapi ve rehabilitasyon biliminin vazgeçilmez bir tedavisi yaklaşımı olduğunu anlatarak, hem koruyucu rehabilitasyonun bir parçası hem de yaralanmalar sonucu ortaya çıkan hareket kısıtlığının, ağrı kontrolü ve motor fonksiyon yeteneğinin yeniden kazandırılması için de egzersizin önemli olduğuna vurgu yaptı.

Dr. Kaya, platesin her yaş grubunca yapılabileceğini ve bu yöntemle yapılan eğzersizlerin omurga rahatsızlığı için tedavi edici olduğuna dikkat çekti.

-HER RENGİN DİRENCİ FARKLI-

Fizyoterapi ve rehabilitasyon yaklaşımlarının son 10 yıl içinde hızla değiştiğini dile getiren Dr. Kaya, günümüzde tüm kas ve iskelete sistemi sorunları için istirahati savunan geleneksel tedavi yaklaşımlarının yerini fonksiyonel egzersiz temelli modelin aldığını söyledi.

Plateste kullanılan elastik dirençli bantların (thera-band) eğzersizde belli bir yüklenmeyi sağlabildiği için tedavide önemli bir metaryal olduğunu dile getiren Dr. Kaya, rengine göre direnci değişen bantların belli bir dirençle ağırlık oluşturduğunu aktardı.

Bantların kişinin yaşına, kilosuna, direncine ve rahatsızlığına bakılmadan verildiğinde hastalarda sorunlar oluşturabildiğini belirten Dr. Kaya, ”Yanlış bant kullanımı sonucu kas ve iskelet sisteminde yaralanma, kasta yırtılma ve şiddetli zorlamalarda kopma, eklemde hasar, omuz, diz ve belindeki şikayetlerle hastanemize gelen kişi sayısı arttı. Özellikle televizyonlardaki programları izleyerek bize sorunu olarak gelenlerin sayısı önemli ölçüde yükseldi. Hastalar (televizyonda gördük, spor merkezinde gösterdiler. Bize böyle önerdiler) diyorlar. Bantların kullanımında rahatsızlık oluşturan etken yanlış bant kullanan kişinin varolan kuvvetinden daha fazla bir dirençle çalışmaya gayret göstermesi ve konunun uzmanından bilimsel eğitim almaması. Kişiye direnci yüksek bant verildiğinde ciddi sorunlara neden olabilir” şeklinde konuştu.

”There-bant”ların seçiminde kişinin egzersizlerle neyi amaçladığının da etkili olduğunu söyleyen Dr. Kaya, bantlardaki rengin kuvveti belirlediğini kaydetti.

”There bant”ların kuvvet oranlarına göre bej, sarı, kırmızı, yeşil, mavi, siyah, gri ve altın renklerinin bulunduğunu dile getiren Dr. Kaya, rengin seçiminde hareketin yapılacağı bölgenin önemli olduğuna, bandın direncinin rengin açık veya koyu olmasına göre değiştiğine dikkat çekti.

-KADIN VE ERKEK AYRIMI DA ÖNEMLİ-

Dr. Kaya, şunları kaydetti:

”Bantların seçiminde kadın ve erkek ayrımı da yapmak gerek. Çünkü erkek ve kadınların kas kuvveti farklı oranlarda. Ayrıca (kilo arttıkça kuvvet artar) algılaması yanlış. Kadınların düşük, erkeklerin ise yüksek dirençli bantlarla başlaması daha mantıklı. Bantları özelikle fizik tedavide kullanıyoruz. Tedavi sırasında hastanın eklemine yük bindirmeden güvenli bir şekilde renkleri ve dirençlerini ayarlayarak uygulamaya çalışıyoruz. Amerika’da rehabilitasyon profesyonellerinin yüzde 96′sı pratikleri sırasında elastik direnç bantlarını kullanıyor.

Egzersizin en önemli avantajı duruşu bozukluklarını zamanla düzeltiyor. Özellikle masa başında yoğun ve stres içindeki çalışma en çok omurgayı etkiliyor. Doğru egzersizlerle boyun, sırt ve beldeki ağrılar ve kamburluklar düzeltilebilir.”

Dr. Kaya, ünitelerine gelen hastaları ön tedavi sürecinden geçirdikten sonra uygun bir ev programı verdiklerini ve bantlarla tedavide yüzde 90 başarı sağladıklarını aktardı.

Dr. Kaya, internetten yapılan plates topu ve bant satışlarında doğru seçimin önemli olduğunu, ayrıca plates eğitimi veren spor merkezlerinin de sıkı denetimden geçirilmesi gerektiğini anlattı.

Bantlar gibi değişik renklerdeki plates toplarının da kişinin sağlık durumu, kilosu ve direncine göre değiştiğini dile getiren Dr. Kaya, Çin yapımı plateslerin yanlış seçiminde yaşanacak patlama ve yırtılmaların çok ciddi yaralanmalara neden olduğunu kaydetti.

AA

Popularity: 16% [?]

‘Fatmagül’ün suçu ne? yayından kaldırılsın’

16 Kasım 2010

Kadın platformu üyeleri, ”25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü” kapsamında, Çakmak Caddesi’ndeki Kültür Sokağı’nda stant açtı.

”Tecavüze sessiz kalma, bu suça ortak olma” yazılı pankartla süslenen stantta açılan imza kampanyasında, kadınlar, ”kadına tecavüz ve aşağılamayı bir kez daha açığa çıkardığını” ileri sürdükleri ”Fatmagül’ün Suç Ne?” adlı dizinin yayından kaldırılmasını istedi.

Platform üyeleri, TBMM Başkanlığına hitaben yazdıkları ve erkeklerin de destek verdikleri dilekçede, söz konusu dizinin, kadına yönelik cinsel şiddet ögeleri içerdiğini savunarak, şu ifadelere yer verdiler:

”Söz konusu dizinin yayınlanmasından sonra kadınlara yönelik cinsel suçlarda büyük bir artış görülmüş, tecavüz suçu adeta meşrulaştırılmıştır. Gerçek hayatta yaşanan tecavüz olaylarında söz konusu filmin senaryosuyla birebir benzeşen unsurların olması da bu durumun bir kanıtıdır.

Biz kadınlar, hayatlarımızı karartan, bedenlerimizi denetim altında tutmak için yapılan en ağır ve şiddetli saldırı olan tecavüzü besleyen ve meşrulaştıran bu dizinin, karikatürize ederek bu suça ortak olan programların yayından kaldırılmasını, son zamanlarda artan tecavüz olaylarının önlenmesi için gerekli her türlü tedbirin alınmasını talep ediyoruz.”

TÜRK PSİKOLOGLAR DERNEĞİ: TECAVÜZ BİR SUÇTUR. KADINA YÖNELİK ŞİDDETİ REYTİNG MALZEMESİ OLARAK KULLANMAK, TECAVÜZÜ PORNOGRAFİK OLARAK SUNMAK, MİZAH VE KOMEDİ MALZEMESİ YAPMAK DA BU TECAVÜZE ORTAK OLMAKTIR

Türk Psikologlar Derneği, tecavüzün bir suç olduğunu belirterek, ”Kadına yönelik şiddeti reyting malzemesi olarak kullanmak, tecavüzü pornografik olarak sunmak, mizah ve komedi malzemesi yapmak da bu tecavüze ortak olmaktır” görüşünü bildirdi.

Dernekten yapılan yazılı açıklamada, şiddetin kadın beden ve ruh sağlığını tehdit ettiğine işaret edilerek, Türkiye’de kadına yönelik şiddetin sürekli tırmandığı, ortalama günde üç kadınının sadece şiddet nedeniyle hayatını kaybettiği vurgulandı.

Birçok kadının şiddet nedeniyle ruhsal ve bedensel sorun yaşadığı belirtilen açıklamada, ”Şiddet fiziksel, cinsel, duygusal, sosyal ve ekonomik alanlarda çeşitli biçimleriyle var olur ve hızlanırken medya da sürekli olarak, kadına yönelik şiddeti özendiren, sıradanlaştıran, normalleştiren, toplumsal cinsiyet rollerini pekiştiren, kadına yönelik şiddete ortak olan programlara, reklamlara, dizilere, filmlere, yarışmalara yer vererek bu suça ortak olmaktadır. Fatmagül’ün Suçu Ne dizisindeki tecavüz sahneleri bir reyting toplama aracı olmuş, ilk bölümü bir hafta içinde defalarca gösterilmiş, futbol maçlarında, internet sitelerinde bir tezahürat, espri konusu haline gelmiştir” ifadesine yer verildi.

En son bir televizyon kanalında tecavüzün bir futbol maçı gibi ele alınıp, komedi malzemesi getirildiğine değinilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

”Ne yapımcılar, ne sunucu, ne de konuklar arasından buna yönelik bir tepki verilmemiştir. Bizler bunu dehşete düşerek izledik. Kadına yönelik şiddet kadınların ruhsal ve bedensel sağlığını tehdit eder. Tecavüz şiddetli bir ruhsal ve bedensel travmadır. Etkileri yıllarca, kuşaktan kuşağa sürebilmektedir. Bir kadının bu kadar canını yakan bir olayın komik bir tarafı yoktur. Tecavüz bir suçtur. Kadına yönelik şiddeti reyting malzemesi olarak kullanmak, tecavüzü pornografik olarak sunmak, mizah ve komedi malzemesi yapmak da bu tecavüze ortak olmaktır.

Bu programlar nedeniyle tecavüze uğrayan, şiddet gören kadınlar bir kez daha mağdur edilmektedir. Kadına yönelik şiddet konusunda politikalar geliştirilmeli, önlemler alınmalı, kadın sağlığı hizmetleri geliştirilmelidir. Şiddet gören kadın etiketlenmek, aşağılanmak ve alay edilmek yerine devletin koruması altına alınmalıdır. Kadın ve erkek eşitliği temelinde kadın hakları geliştirilmeli, bu devlet politikası olmalıdır. Buradan tüm kurumlara ve sorumlulara şiddete-tecavüze ortak olunmamasını söylüyoruz. Bu ve benzer programlarla ilgili olarak gerekli kurumların harekete geçmesini talep ediyoruz. Bizler Türk Psikologlar Derneği olarak bu durum karşısında tüm yetkililere, kurumlara, medyaya sesleniyoruz; Kadına yönelik şiddete ortak olmayın, şiddeti teşvik etmeyin.”

AA

Popularity: 5% [?]

Türkiye’de 15 bini kayıtsız 100 bin hayat kadını var!

16 Kasım 2010

Önder Yılmaz’ın haberi

Türkiye genelindeki seks sektöründe 15 bini vesikalı yaklaşık 100 bin kadın bulunuyor. Genelevde çalışan kadınların yüzde 80’inin sigortası bulunmuyor.

BİHB, genelevlerde çalışan ve bu yola girme aşamasında olan kadınlar 4 ayrı koldan çalışma başlattı. Çalışmalar; “vesikadan kurtarmak”, “sigortalı hale getirmek”, “kesin istatistik çıkarmak” ve “genelevlerin kapatılmasının uygun olup olmadığını belirlemek” ekseninde sürdürülüyor.

BİHB, ilk somut sonucu “genelev kadınlarından nüfus cüzdanını alarak vesika verilmesi” uygulamasına son verilmesiyle aldı.

Geneleve düşme nedenlerinin başında “maddi çaresizlik ve aile içi şiddet” geliyor. Geneleve düşenlerin yüzde 15’i ilkokul mezunu.

Sayıları az olmasına rağmen 60 yaş grubunda bulunan kadınlar çaresizlik nedeniyle hâlâ genelevlerinde çalışıyor.

Milliyet

Popularity: 21% [?]

Mini etek ve dekolte giyene ceza geliyor

16 Kasım 2010

Bağrından Monica Belluci ve Sophia Loren gibi isimleri çıkarmış ve başbakanının çapkınlığıyla nam salmış bir ülkeyle çarpıcı şekilde çelişen bu uygulama, Napoli yakınındaki Castellammare di Stabia’da yürürlüğe girecek. Amaç kadınların tahrik edici giysiler giymesini engellemek.

Castellammare di Stabia belediye meclisi, erkeklerin ve kadınların düşük bel kot pantolon giymesini de yasaklamak istiyor.

41 yeni kuraldan oluşan yeni yasak listesi mecliste görüşüldü ve ‘her iyi vatandaşın uymak zorunda olduğuna’ hükmedildi.

Merkez sağcı beyediye başkanı Luigi Bobbio, bunun ‘kent edebini yeniden tesis etme ve bir arada yaşamı geliştirme’ amaçlı olduğunu öne sürdü.

Parklarda ve bahçelerde futbol oynamak, toplum içinde küfür etmek de yeni uygulamayla yasaklandı.

Pazartesi belediye meclisinde oylamaya sunulacak yeni kurallar kabul edilirse, kurallara uymayanlar 25 eruo ile 500 euro arasında para cezasına çarptırılacak.

Ülke genelinde zararsız gibi görünen çok sayıda tuhaf yasağın küçük yerleşimlerde yürürlüğe sokulduğuna dikkat çekiliyor. Bunlar arasında plajda kumdan kale yapmak, arabada öpüşmek ve sokak kedilerini beslemek gibi yasaklar bulunuyor.

Milliyet

Popularity: 18% [?]

Sarılmaktan sadece kadınlar hoşlanıyor

16 Kasım 2010

Söz konusu insanın üremesi olduğu zaman cinsel beraberlik sonrasında yaşananlar da önem kazanıyor. Albright College’ın seks sonrası insan davranışlarını inceleyen araştırması bu davranışların cinsiyetlere farklılık gösterdiğini söylüyor.

İster uzun ister kısa süreli bir ilişki olsun, cinsel ilişkinin ardından kadınlar erkeklere göre daha çok yakın olmak istiyor ve bağlanma isteği duyan davranışlar sergiliyor. Katılımcılarının çoğunun gençler olduğu 170 erişkine uygulanan online anket erkeklerinse daha çok birlikteliğin tekrarına yönelik hareketlerde bulunduğunu gösteriyor.

Ayrıca erkekler daha çok cinsel beraberliğin öncesinde öpüşmeyi severken kadınlarsa beraberliğin sonrasında öpüşmekten hoşlanıyor. Uzun süreli ilişkilerdekiler birliktelikten sonra duş almayı pek tercih etmiyor.

Kadın ve erkek arasındaki en benzer davranışsa uzun süredir birlikte olan çiftlerin seksin ardından birbirlerine “Seni seviyorum.” denmesine verdikleri önem.

Araştırmayı yapan psikolog Susan Hughes, erkeklerin daha fazla üreyebilme potansiyelleri yüzünden doğaları gereği kısa süreli ilişkilere daha yatkın olduklarını, kadınlarınsa çocuk için iyi ebeveyn olabilecek uzun süreli bir partner aradığını söylüyor ancak bir çifti birlikte tutan başka birçok güdü olduğunu da belirtiyor.

ntvmsnbc

Popularity: 10% [?]

Kadınlar felakette erkeklerden dirençli

16 Kasım 2010

UNFPA raporunda ağırlıklı olarak Bosna-Hersek’teki savaş sırasında tecavüze uğrayan kadınların durumu ele alınırken, işgal altındaki Filistin toprakları, Irak, Ürdün, Liberya, Haiti, Doğu Timor ve Uganda’da çatışma ve felaketlerden etkilenen kadınların öykülerine yer veriliyor ve silahlı çatışmalarda kadınlara yönelik cinsel şiddete son verilmesi isteniyor.

Kadınların çatışma ve felaketlere karşı erkeklerden daha dirençli ve esnek olduğunun ve toplumların yaralarının sarılması çalışmalarında öncülük ettiğinin altı çizilen raporda, kaç kadının ve genç insanın görünürde aşılması zor engellerin üstesinden geldiği, toplumlarının yenilenmesi ve barış için temel atarak, kendi yaşamını yeniden oluşturmaya başladığı gözler önüne seriliyor.

UNFPA İcra Direktörü Thoraya Ahmed Obaid de yaptığı açıklamada, “Kadınlar ve kızlar, derin ayrımcılıktan zarar görürse tecavüz de dahil olmak üzere felaketin veya savaşın en kötü etkilerine karşı daha savunmasız olur ve onların barış girişimlerine katkıda bulunması olasılığı azalır ki, bu da uzun vadeli iyileşmeyi tehdit eder” dedi.

Çatışma ve felaketlerin erkeklerle kadınlar arasındaki eşitsizlikleri daha da kötüleştirdiğini ifade eden Obaid, “Çatışma ve felaket sonrası iyileşme süreci, aynı zamanda eşitsizliklerin ıslahı, hukukun altında eşit korumanın sağlanması ve olumlu değişim için eşsiz bir fırsat sunmaktadır” ifadesini kullandı.

Taraflara, “kadınları ve kız çocuklarını cinsiyete dayalı şiddetten korumak için önlem alma, barış anlaşmaları görüşmelerine ve bunların uygulanmasına daha fazla kadının katılımı” konusunda çağrıda bulunulan rapor, 1325 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının 10. yıldönümüne rastlıyor. Raporda, kadınların çatışma veya insani acil durumlarda karşılaştıkları özel zorluklar, bu durumlarda verdikleri tepkiler, yaraları nasıl sardıkları, nasıl ilerledikleri ve kadınların toplumlara sadece eski hallerine dönmeleri için yardım etmeleri değil, eşit haklar ve olanaklar temelinde yeni uluslar oluşturulmasına katkıları hakkında bilgi veriliyor.

Raporda ayrıca, toplumların eski yaraları iyileştirip ileriye baktıkları, ancak buna rağmen kadınların hizmetlere erişimi ve yeniden yapılanma çalışmalarında söz sahibi olmaları için hala yapılması gereken çok şey bulunduğu kaydediliyor.

UNFPA’in sorumlulukları ve çalışmalarıyla ilgili konuları ele alış tarzıyla öncekilerden farklı olan bu raporda, gazetecilere özgü bir yaklaşımla, çatışma ve diğer karmaşalar içindeki kadınlar, kız çocukları, erkekler ve erkek çocuklarının deneyimleri aktarılıyor. Rapor, Bosna-Hersek, Haiti, Ürdün, Liberya, işgal altındaki Filistin toprakları (Batı Şeria), (Doğu) Timor-Leste ve Uganda’da yapılan röportaj ve hikayeler çerçevesinde oluşturuldu.

-BOSNA’DAKİ SAVAŞTA TECAVÜZ SİLAHI-

En az 100 bin kişinin öldürüldüğünün tahmin edildiği ve 12 bin 500 kişinin hala kayıp olduğu Bosna-Hersek’te kaç kadının cinsel tacize uğradığının veya tecavüz sonucu kaç çocuğun doğduğunun kesin olarak belirlenemediği, ancak on binlerce tecavüz vakasının tahmin edildiği belirtilen raporda, Eski Yugoslavya için Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi kurulması ve iki yıl önce uygulamaya konulan, devletin mağdur kadınlara aylık 250 avro ödeme yapmasının, daha fazla kadını hikayesini anlatmaya istekli hale getirdiği kaydediliyor.

Bir Boşnak kadının, Bosna-Hersek’teki savaş sırasında uğradığı savaşta tecavüz ve istenmeyen gebelik sonucu doğum yaptığına işaret edilen ve kadının bugün 17 yaşına gelen oğluna hiçbir zaman anlatmadığı hikayesine yer verilen raporda, talihsiz kadının başına gelenler şöyle anlatılıyor:

“29 yaşındayken Bosna’nın doğusunda, bir köydeki evinden Sırp askerleri tarafından alınarak 450′den fazla diğer Boşnakla birlikte götürüldüler. Kadınlar, erkeklerden (ki bunlardan bazıları hiçbir zaman tekrar görülmedi) ayrılarak ‘tecavüz evi’ haline getirilen evlere hapsedilmişti. Boşnak birlikleri, kadınları dokuz gün sonra kurtardı. Ancak o, serbest bırakılmadan önce ırkçı söylemlerle vücudunu hırpalayan Bosnalı bir Sırp askerinin tecavüzüne uğramıştı. Aylar sonra tekrar götürülmüş, altı erkek tarafından kendisine tecavüz edilmiş ve kan-revan içinde bir nehir kenarına bırakılmıştı. Onu bulan Boşnak köylüleri, kendisine kıyafet ve barınak vermişti. Takip eden bahar aylarında o, bir erkek çocuğu dünyaya getirdi.”

Rapora göre, çocukla, yedi ay boyunca, görme isteği üstün gelinceye kadar iletişimi olmayan, hangi ismin verildiğini bilmeden çocuğunu yetiştirme yurtlarında arayan talihsiz kadın, sonunda bebeğini bir hastanede, hasta, gıdasız kalmış bir halde bulmuş.

1994′de bir ofiste temizlik elemanı olarak iş bulan ve 1998′de bir arazi satın alarak, kendi başına, bağışlanan malzemelerle bir ev inşa etmeye başlayan Boşnak kadın, 1999′da ailesinin tüm karşı çıkmalarına rağmen evine taşındı ve o zamandan beri oğluyla birlikte burada yaşıyor.

-FİLİSTİNLİ KADININ AZMİ-

Raporun Filistin topraklarıyla ilgili bölümünde de, Batı Şeria ve Gazze’de birbirinden farklı olan iki toplumun, benzer biçimde, bir başlayıp bir biten çatışmanın her zaman olası olduğu bir ortamda yaşaması sebebiyle hiçbir zaman tam olarak güvende olmadığı belirtilerek, İsrail’in işgal ettiği topraklarda yaşayan Filistinli kadınlar ve onları destekleyen erkeklerin, zorlukların üstesinden gelmeye ve ailelerinin yaşamını daha güvenli hale getirmeye çalışırken cesaretli, yaratıcı ve becerikli olduğuna işaret ediliyor.

Filistinlilerin karşılaştığı en büyük zorluklardan birinin üreme sağlığı hizmetlerinin sağlanmasına ilişkin olduğu kaydedilen raporda, hem Batı Şeria hem de Gazze’de, önceden neredeyse tüm doğumların, yerel üreme sağlığı uzmanlarının tercih ettiği ortam olan klinik ya da hastanelerde yapıldığına dikkat çekiliyor.

Raporda,2002-2003 yıllarında değişen Batı Şeria’da, Filistin’den gelen saldırılara karşı İsrail ordusunun, Ramallah, Cenin ve Nablus’un da aralarında bulunduğu Batı Şeria’daki birçok şehri kuşatma altına aldığı ve ardında birçok ölü ve çok büyük bir yıkım bıraktığı kaydediliyor.

Sonraki yıllarda Filistinliler için sağlık hizmetlerine erişimin çok zorlaştığı, doktor ve hastane ihtiyacı olan birçok kişinin kontrol noktalarında durdurulup geri gönderildiği ve sokağa çıkma yasağının, tıbbi aciliyet durumlarında bile gece dışarı çıkmayı tamamen imkansız hale getirdiği belirtilen raporda, aktif çatışma sona erdiğinde dahi, engellerin yıllar boyunca yürürlükte kaldığına işaret ediliyor.

Raporda sözü edilen Raeda Freyteh, İsrail saldırılarının mağduru olduğu yaşamını ve uzun yıllar süren rehabilitasyon sürecini anlatıyor. Yaptıklarıyla birçok kişi için azim ve dayanıklılık timsali olan, 2002 yılında İsrail’in bombalı saldırısında evi isabet alan Freyteh, “Teyzelerimin ikisi öldürüldü. 9 saat enkaz altında kaldım. 3 gün sonra hastanede gözlerimi açtım” diyor.

Evinin çökmesi ya da kendisini kurtarmak için yoldan geçenlerin yaptığı bilinçsiz müdahaleler sonucu tamamen felç olan, hiçbir yeri, elleri bile hareket etmeyen Freyteh şöyle devam ediyor:

“Ben ne olduğunu hiç hatırlamıyorum. Ancak bazıları bana, yoldan geçen birinin, enkaz altından gelen sesimi duyduğunu söyledi. Sadece benim hayatımı kurtarmak istedikleri ve başka hiçbir şey düşünmedikleri için, belki de beni yanlış şekilde çıkardılar. O zamanlar durum çok çok kötüydü. Birçok kişi yaşamını yitirmiş, birçok ev yıkılmıştı, kimse ne olduğunu anlayamıyordu. Herkes şehrin tamamen başımıza yıkılacağını düşünüyordu. Bana ne olduğu umurumda değildi. Ailemi düşünüyordum. Neredeydiler? Doktorlar bana hiçbir şey söylemiyordu. Hastanede üç ay kaldım ve daha sonra gerçeği öğrendim. Hareket kabiliyetimi bir daha asla geri kazanamayacaktım. Teyzelerim ölmüş, evim yıkılmıştı. Şu anda gerçeğin bu olduğunun farkına vardım.”

Biri Ürdün’de olmak üzere birçok ameliyat geçiren, döndükten 3 ay sonra erkek kardeşinin öldürüldüğünü ve ondan kendisine hiçbir şey kalmadığını söyleyen genç kadın, sözlerini, “Bombalama sırasında, 27 yaşındaydım ve üniversitedeki ilk yılımdı. Böyle olmadan önce evliydim, bir oğlum, bir de kızım vardı. Ancak eşimden ayrılmış, ailemin evine geri dönmüştüm. Bu sakatlıktan sonra eşim, çok kolay bir şekilde, ‘Sakatsın, bir eş olmak için artık uygun değilsin, boşanalım’ dedi. Veda etmek için çok kolay bir yol bulmuştu” diye sürdürüyor.

Rapora göre, Freyteh’in teyzelerinden birini tanıyan ve yaşadığı trajedinin hikayesini duyan ve saldırılarda sevdiklerini kaybeden kadınlar için bir destek grubu kuran ünlü Filistinli feminist Ravda Baseyr, Freyteh’i depresyondan ve intihar düşüncelerinden kurtarmak için harekete geçti.

Baseyr’in sürekli teşvikleri ve mali desteğiyle Freyteh, psikoloji okumak ve bildiklerini diğerlerine yardım için kullanmak amacıyla, Nablus’taki En-Necah Ulusal Üniversitesine geri döndü. O zaman sürecinde gördüğü fizik tedavisi, vücudunun üst kısmında hareket kabiliyetini yeniden kazanmasına yardımcı oldu, ancak bacakları tedaviye cevap vermedi.

Freyteh, durumunu şöyle anlatıyor:

“Tekerlekli sandalye üzerinde üniversiteye gitmek çok zordu. Derslere girmek korkunçtu. Eski bir üniversite olması sebebiyle, engelliler için erişimi yoktu. Üniversiteden arkadaşlarım beni kucaklayıp sınıfa çıkararak çok yardımcı oldu. Bazen öğretim görevlileri, benim için sınıflarını değiştirip giriş katına aldı. Üniversitedeki tekerlekli sandalyeli tek kişi bendim. Şu anda burada okuyan altı engelli öğrenci var ve üniversiteye erişim de daha iyi düzeyde. Tanrı’ya şükürler olsun ki, arkadaşlarım ve öğretmenlerim çok destekleyici davrandı.”

Aldığı diplomayla, şehir yönetimi için bir sosyal psikoloji projesi üzerinde çalışacağı yarı zamanlı bir iş bulabilen Freyteh, bu yıl Nablus ruh sağlığı merkezinde sosyal psikoloji danışmanı olarak ilk tam zamanlı işine başladı.

Sosyal psikolojik ve fiziksel her türlü aşamadan geçtiği ve diğerlerine nasıl destek verebileceğini bildiği için işe alındığı söyleyen Filistinli kadın, “O merkezde, var olduğumu hissediyorum. Yapabildiğim bir iş buldum” diyor.

Hikayesi çocuklarına da esin kaynağı olan ve şu anda oğlu 17, kızı 13 yaşına gelen Freyteh, bir kardeşinin, tekerlekli sandalyeyle yaşamaya uyumlu hale getirilen evinde yaşıyor.

“Artık çocuklarım benimle çok gurur duyuyor. İnsanların, ‘Güçlü bir anneniz var’ dediklerini görüyor ve duyuyorlar” ifadesini kullanan Freyteh, bu duruma gelinmesinde toplumun ve güçlü kadınların desteğinin payı bulunduğunu söylüyor.

AA

Popularity: 1% [?]

Camiilerde kadın şadırvanı talebi

16 Kasım 2010

Camii ve Kur’an Kursu Dernekleri Federasyonu, cami derneklerini yeni yapılacak camilerde kadınlar için abdest alma ve namaz yeri ayırmaları konusunda uyardı. Mevcut camilerin de yeniden dizayn edilerek kadınlara açılmasını isteyen federasyon, bu konurda cami derneklerinin çalışma yapmasını istedi.

Camii ve Kur’an Kursu Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Recep Kıyak, kadınların sadece camilerde abdest alma değil, namaz kılma yeri konusunda da sıkıntıları olduğunu söyledi. Kıyak, Cihan Haber Ajansı (Cihan)’na yaptığı açıklamada, federasyon olarak bu konuda cami derneklerini uyardıklarını belirterek, “Bugün camilerimiz bu dernekler sayesinde inşa ediliyor. Eğer derneklerimiz hassas davranır ise kadınlarımızın camideki abdest alma ve namaz kılma yeri konusunda sıkıntısı ortadan kalkar. Öncelikle yeni inşa edilecek camiler konusunda dernekleri uyardık. Ayrıca mevcut camilerde de yeniden düzenlemeler yapılmasını istedik. Camilerde ibadet etmek kadınlarımızın da hakkı. Kadınların camilere gelmeleri, vaaz ve cemaate katılmaları camilerde namaz kılma imkanları sağlanmalı. Bu konuda cami derneklerimize büyük bir görev düşmektedir.” diye konuştu.
 

CİHAN

Popularity: 20% [?]

Kadınlar erkeklerden daha çok kazanıyor

16 Kasım 2010

Japonya İç İlişkiler Bakanlığının yaptığı araştırmada, geçen yıl 30 yaşın altındaki kadınların aylık gelirinin ilk kez erkeklerden daha fazla olduğu saptandı.

Ülkede 5 yıl önce yapılan incelemeye göre genç kadınların geliri yüzde 11,4 artarken, erkeklerde yüzde 7′lik düşüş oldu.

Kadınların, aylık ortalama 218 bin 156 yen (yaklaşık 3780 TL) kazandığı, erkeklerinse 215 bin 515 yen (yaklaşık 3720 TL) aldığı belirtildi.

Aradaki farkın, küresel ekonomik krizin önceki yıllarda genel olarak daha çok kazanan erkeklerin gelirini etkilemesinden kaynaklandığı ifade edildi.

Japon ekonomisinin herzaman ihracata dayalı olduğu ve ihracatın temelinde üretici firmaların bulunduğu, bu sektörün ekonomik krizden büyük oranda etkilendiği hatırlatılarak, üretim sektöründe en çok erkeklerin çalıştığına dikkat çekildi.

Bunun aksine kadınların, tıp ve hemşirelik alanlarında istihdam edildiği, ülkedeki yaşlanmanın artmasının da etkisiyle bu alanların ivme kazandığı kaydedildi.

BM Kalkınma Programının geçen yıl yayımladığı, 109 ülkede kadınların siyaset ve ekonomiye katılımının ölçüldüğü endekste Japonya 57. sırada yer almıştı.

AA

Popularity: 7% [?]

Töre ve namus intihara yönlendiriyor

16 Kasım 2010

Dicle Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Aytekin Sır, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bölgede intihar oranlarının yüksek olduğunu, yaptıkları araştırmada özellikle kadınlarda intihar oranının erkeklere göre 2 kat fazla olduğunu saptadıklarını söyledi.

İntihara sürükleme veya olaya intihar görünümü vermenin de söz konusu olabileceğini belirten Sır, şöyle dedi:

”Kişi zehirli buğdaydan ekmek yapıyor, ondan sonra onu kadına yediriyor. Kadın fare zehiri içmiş diye hastaneye gönderiliyor. Bunların kurtarılması şansı olmuyor. Başka yöntemde de kadına ‘al namusunu temizle’ diyorlar. Bu işi kadına bırakıyorlar. Kadın psikolojik olarak intihara hazırlanıyor. Kadına kötü davranıyorlar, baskı kuruyorlar. Kadın psikolojik baskıya dayanamayarak intihar edebiliyor. Bunların ortaya çıkması çok zor. Çünkü kanıt yok. Bunu kanıtlamak çok zor. Özellikle kadınlara ait intihar vakalarının çok daha titizlikle incelenmesi gerekiyor.”

-”İNTİHAR DEĞİL CİNAYETTİ”-

Dicle Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Başkanı Doç. Dr. Rüstem Erkan da 2000-2001 yılları arasında Batman’daki kadın intiharları üzerine araştırma yaptıkları zaman şüpheli bazı intihar vakalarının bulunduğunu, daha sonra aydınlanan bu intiharların, intihar değil de cinayet olduğunun tespit edildiğini söyledi.

Yüksekten atma, öldürüp intihar süsü verme, bir de intihara zorlananların bulunduğunu anlatan Erkan, en önemli olanının intihara zorlananlar olduğunu, herhangi bir nedenden dolayı özellikle bekaret, namus gibi meselelerinde bunların ortaya çıktığını kaydetti.

Aileden birinin zarar görmemesi için kadının intihara zorlandığını ifade eden Erkan, şöyle konuştu:

”Kadına diyorlar ki ‘sen intihar et’. Aileden biri suç işlemesin diye o işi kişinin kendisine yaptırıyorlar. İntihara zorlananlar var. Butür olayların özellikle kırsal kesimde üzerinin kapatılması çok daha kolay. Bölgede genç kız ve kadın intiharının yüksek olmasının nedeninin altında eşi, ebeveynler tarafından intihara zorlanma gibi bir durum da var. Sadece intihar edeceksin demek de değil. Kadının artık yaşamdan bıktıracak duruma getirilmesi, başka çıkış bulmaması, iyice kuşatarak da kadın intihara sürükleniyor. Örneğin evden dışarı çıkarmıyor, bir yere hapsediyor, sürekli kilitli tutuyorsa bu tür yollarla kadınlar intihara sürükleniyor. Bunların ortaya çıkması çok zor ve kayıtlara intihar olarak geçiyor. Aile tarafından öldürülerek intihar süsü verilen olaylar da var. Onların bir kısmı aydınlanıyor. Ama baskıyla intihara sürüklediği zaman kayıtlara intihar olarak geçiyor. Bunun maddi bir delili yoktur.”

-”SERT BİR DUVARLA KARŞILAŞIYORLAR”-

Erkan, silahla kadının intihar etmesinin çok az olduğunu, bu yöntemi genellikle erkeklerin kullandığını anlatarak ancak silahla intihar eden kadınların da ortaya çıktığını vurguladı.

Töre ve namus cinayetlerinin önüne geçmek için toplumsal yapının değişmesi gerektiğini, kadın ve ailenin üzerindeki kontrolün, geniş bir çevrenin kontrolü ve geniş bir çevrenin sorunu olarak görüldüğünü anlatan Erkan, bu nedenle işlerin bu noktaya getirildiğini bildirdi.

Çekirdek aile yapısı ve bireyleşmeyle bu sorunun giderilebileceğini belirten Erkan, bir kişinin davranışında bütün aşiretin sorumlu olması, karar alma mekanizmalarına bütün aşiretin girmesinin kadına yönelik baskıyı arttırdığını, aileler çekirdek aile yapısına dönüştükçe baskının ve kontrol mekanizmasının da azalacağını dile getirdi.

Bölgede özellikle Diyarbakır ve Batman’da hızlı bir değişim olduğunu, bu değişime direnen bir yapının bulunduğunu aktaran Erkan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

”Kadınların talebi yükselmiş. Değişmek isteyen, başka türlü yaşamak isteyen bir kadın var. Aynı zamanda da çok sert bir geleneksel yapı ile karşılaşıyor. Bu geleneksel yapı kırmaya çalışan bir yapı var. Bunu kırmaya çalışınca sert bir duvarla karşılaşıyor. Böyle olunca bu tür sorunlar ortaya çıkıyor. Ama değişim eğilimi yüksek.”

Özellikle genç kadın intiharlarına mutlaka şüpheyle bakılması gerektiğini dile getiren Erkan, ”Bir fail bulmadan öte o çevrede neler olmuş ona bakmak gerekiyor. Kadını o ortama getiren mutlaka bir yapı ve durum ortaya çıkmıştır. Onun için şüpheyle bakmak bu sorunun çözümü için de yararlıdır. Böyle durumları çok doğal karşılamamak lazım” diye konuştu.

-ŞEKİL VE YÖNTEM DEĞİŞTİ-

Bağlar Belediyesi Kardelen Kadın Evi Koordinatörü Mukaddes Alataş da kadın intiharında şüpheli vakaların bulunduğunu, cezalar ağırlaştırıldığı için töre ve namus cinayetlerinin şekli ve yönteminin değiştiğini söyledi.

Töre ve namus cinayetlerinin bazen 14-15 yaşındaki çocuklara yaptırıldığını, cezalar ağırlaştırılınca kadının ya intihara zorlandığını ya da intihar süsü verilerek öldürüldüğünü vurgulayan Alataş, bunların organizeli olduğunu belirtti.

Bütün vakalara şüpheyle baktıklarını anlatan Alataş, şöyle konuştu:

”Bir kadın intiharına şüpheli bakmak gerekiyor. Kadına yönelik çalışma yapan kurumların şüpheli bakması lazım. Şüphelerin bir araya getirmesi gerekiyor. Çoğunda zorlama var, mahalle baskı var. ‘Kim ne der’ gibisinden baskı var. Evin içerisinde tecrit edilme var. Kadınlar intihara itiliyor. Aile fertlerinden birinin cinayeti işlemesi ve intihar süsü verilmesi olayları da yaşanıyor. Mesela ‘kadın silahla kendisini vurmuş’ diyorlar. Kadın uzun namlulu bir silahı kendisine doğrultamaz. Kendisine doğrultsa bile eğer solak ise sağ eliyle kendisine ateş edemez. Böyle bir vaka vardı. Bir vakada da kadına önce tecavüz etmişlerdi, sonra da intihar süsü vererek öldürmüşlerdi. Ancak daha sonra Adli Tıp Raporunda ortaya çıktı.”

-GERÇEĞİN ORTAYA ÇIKMASI ÇOK ZOR-

Diyarbakır Barosu Kadın Komisyonu Başkanı Zeynep Atlı Alar ise özellikle intihara sürüklenen kadınlar konusunda olayın gerçek yüzünü öğrenemediklerini, bu tür olayların yargı boyutuyla ilgilendiklerini, bu tür vakaların şekil değiştirerek karşılarına çıktığını söyledi.

Genellikle bu tür olayların aile içi olduğu ve ailenin fail ile aynı görüş içerisinde olduğunu anlatan Alar, ”Bunun sebebini bizim bilmemiz çok zor oluyor. Bunlar planlanarak yapılıyor. Kaza veya intihar süsü veriliyor. Ama bu gerçeğin ortaya çıkması aile içi ve namus sorunu olduğu için çok zor oluyor ” dedi.

AA

Popularity: 22% [?]

Kadın ve Erkek bu konuda yüzdeyüz eşit!

16 Kasım 2010

Araştırmacılar, 1990 ile 2007 yılları arasında yapılan, 1,3 milyon kişinin ilköğretimden lise ve hatta üniversitedeki matematikteki başarılarının yer aldığı 242 araştırmayı gözden geçirip, bazı uzun dönemli bilimsel çalışmaları inceleyerek, kadınların matematik konusunda erkekler kadar başarılı olduğu sonucuna vardı.

Araştırmanın sonuçları “Psychological Bulletin” dergisinde yayımlandı.

Toplum bilimciler her iki cinsiyetin de matematik alanında eşit kabiliyete sahip olduğu konusunda hemfikir olmasına rağmen, pek çok ebeveyn ve öğretmen, matematikte erkeklerin kızlardan daha iyi olduğunu düşünüyor.

Araştırmayı kaleme alan Wisconsin-Madison Üniversitesi’nden Psikoloji ve Kadın Araştırmaları Profesörü Janet Hyde, bu tür düşüncelerin kadınların kariyer seçiminde olumsuz anlamda büyük etkisi olduğunu belirtti.

AA

Popularity: 6% [?]

Sitemizi kişi takip ediyor.Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresinizi girin sitemize yeni eklenen içerikten haberiniz olsun...

Sitemize üye olduktan sonra, e-posta adresinize bir onay maili gelecek. O maili onaylamazsanız, üyeliğiniz tamamlanmaz. 

SohbetClub.Net Anket

How Is My Site?

View Results

Loading ... Loading ...