Kasım 2010 ayında yazılan yazılar...

Hacı adaylarının coşkulu yolculuğu müzikal oldu

16 Kasım 2010

Cemal Reşit Rey Konser Salonu’ndaki konserde, Abbasilerle başlayan ve Osmanlı döneminde zirveye çıkan Surre Alayı geleneği, ilahilerle aktarıldı.

İhsan Özer’in şefliğini yaptığı ve iki bölümden oluşan konser, hacca niyetle başladı. Konserin ilk bölümünde Recep ayının gelmesiyle çıkılan yolculukta konaklanan illere de müzikal anlamda ziyaret yapıldı. Miraç Kandili’nin de ihya edildiği ilk bölüm, Ramazan Bayramı ile sona erdi.

Salavatlarla başlayan konserin ikinci bölümü, Hz. Muhammed’e methiyeler düzülerek Medine’ye, ardından da Kabe’ye yapılan yolculuk ve sonrasında hac hadisesiyle devam etti. Konser, Kurban Bayramı ile son buldu.

Ayrıca konser sırasında eski surre alaylarından görüntüler sinevizyondan yansıtıldı.

Konserin, kısa bir süre önce genç yaşta vefat eden İstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğu üyelerinden Hafız Yahya Soyyiğit’e adandığı bildirildi.

-SURRE ALAYI-

Osmanlı Devleti’nde Yıldırım Bayezid ile başlayan ve ilk olarak Edirne’den gönderilen ”Surre Alayı” geleneğini diğer padişahlar da devam ettirdi.

Dini bayramları içerisine alan ve hac zamanı bitene kadar devam eden bu süreçte hacı adayları çeşitli merkezlerde toplanırdı. Bu insanlar Mekke ve Medine halkına ve oradaki mekanlara katkı sağlamak amacıyla mal ve paraları hediye olarak götürürdü. Surre Alayı’nın yolculuğu Recep ayının 12. gününde başlardı.

Hacıların Sarayburnu’ndan Üsküdar’a geçişiyle başlayan süreç, Selami Çeşme, Bağdat Caddesi üzerinden devam ederdi. Bu alay, kutlamalarla 3 koldan ilerler, bir kol İznik, Bursa, Eskişehir’den, bir kol Karadeniz tarafından, bir kol da ayrı yol izleyerek devam ederdi. Her uğradığı mekanda alaya yeni hacı adayları katılır, onların yanında yeni hediyeler de alaya eklenirdi.

Ramazanın 20. gününde bütün kollar birleşip Şam’da buluşur, orada Ramazan Bayramı kutlanırdı. Buraya ayrıca Kahire, Bağdat ve Bakü’den ekipler de katılır, bayramdan sonra hep birlikte Medine ve Mekke’ye gidilirdi.

Surre Alayı ile gönderilen paralar, Haremeyn’in masraflarına sarf edilirdi.

Alayla beraber paralar dışında gönderilen ve nadir bulunan kıymetli halılar, seccadeler, murassa avizeler, şamdanlar, paha biçilmez mushaf-ı şerifler, levhalar, puşideler (örtüler), gümüş perde halkaları, elbiseler, Mekke Emirine mahsus sırmalı ve işlemeli kaftan, mücevherli kılıç, inciden tesbih ve daha pek çok kıymetli hediye ise Mekke ve Medine’deki mübarek makamlara, seyyidlere, şeriflere, fakirlere, zahidlere hediye edilirdi.

Gönderilen hediyeyi alanlar, kendilerine göre, keselere zemzem, hurma gibi hediyeler koyarak surre ile geri gönderir, böylece karşılıklı hediyeleşilirdi.

Bu arada, Kahire’den gönderilen surre alayında yer alan yeni Kabe örtüsü merasimle eskisiyle değiştirilirdi. Mekke Emiri eski Kabe örtüsünü İstanbul’a gönderirdi. Bu Kabe örtülerinden İstanbul’da pek çok camide bulunuyor.

Surre alayları, 1864 yılına kadar kara, bu tarihten 1908′e kadar deniz, daha sonra da demiryoluyla gönderildi. Surre alaylarının sonuncusu 1915′de gönderildi. Daha sonra Mekke Emirinin isyanı (1916) ve toprakların elden çıkması sebebiyle gönderilen surre alayları yerine ulaşamadı.

AA

Popularity: 66% [?]

Çinlilerin halay merakı bir başka

16 Kasım 2010

 Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Şanghay’da ”Ankara Kültür Günleri” çerçevesinde Oriental Sanat Merkezi’nde düzenlenen etkinlikte yaptığı konuşmada, Türkiye ve Çin medeniyetlerinin dünyanın köklü ve zengin medeniyetleri arasında yeraldığını söyledi. Tarihin her döneminde bu iki köklü milletin yakın ilişkiler içinde bulunduğunu ifade eden Gökçek, yakın ilişki sonucu Türkiye ile Çin arasında ortak ilgi alanları oluştuğunu belirtti.

Çin’de uygulanan doğru ve istikrarlı ekonomi politikalarının, güçlü aile yapılarının ve çalışkan insanların dünyadaki hızlı değişimi lehlerine çevirebildiklerini anlatan Gökçek, şöyle devam etti:

”Çin dünya ekonomisinde ön sıralara çıkmış, öyle ki dünya ekonomisi Asya’ya doğru eksen değiştirmiştir. Mutlulukla belirtmek isterim ki iki ülke arasındaki yakın dostluk ve ekonomik ilişkiler yakın zamanda Çin Halk Cumhuriyeti Başbakanı’nın Türkiye ziyareti sırasında imzalanan sekiz anlaşma ile stratejik işbirliğine dönüşmüştür. Bu sayede iki ülke arasındaki iş hacminin 17 milyar dolardan 50 milyar dolara çıkarılması hedeflenmiştir. Ankara ve Şanghay bu büyümenin odağında yer almışlardır.

BM raporlarına göre tarihte ilk kez insanların yüzde 50′den fazlası kentlerde yaşamaya başlamış ve 21. yüzyıl kentler çağı olmuştur. Ankara ve Şanghay gerçekleştirdikleri kentsel dönüşüm, çevre, ulaşım ve sosyal projelerle dünya kentlerine örnek oluştururken, halklar arasında dostluk ve kültürel anlayışı arttırmaya yönelik kentler diplomasisinin de öncüleri olmuşlardır.”

Şanghay Belediye Başkanı Han Zheng ile Ankara’da görüştüklerini, dostluk ve işbirliği anlaşması imzaladıklarını anımsatan Gökçek, anlaşmaların kağıt üzerinde kalmadığını ve geçen yıl Ankara’da Şanghay Kültür Haftası düzenlediklerini belirtti. Ankaralıların Şanghay ve Çin kültürünü çok sevdiklerini ifade eden Gökçek, bu yıl da Şanghay’da Ankara Kültür Günleri düzenlendiklerini söyledi. Bu çerçevede geleneksel Türk dansları ve modern Türk müziğinden bir demet hazırladıklarını dile getiren Gökçek, ”Memnuniyetle izliyorum ki konuksever Şanghay halkı da Ankaralı kardeşlerime aynı ilgi ve alakayı gösteriyorlar” dedi.

-ÇİNLİ İŞ ADAMLARINA YATIRIM DAVETİ-

Şanghay halkının 10 gün önce sona eren Şanghay EXPO’daki Türkiye pavyonuna gösterdikleri ilgiden de memnun kaldıklarını bildiren Gökçek, ”EXPO tarihininde bir rekor olan ve 70 milyon kişinin katıldığı Şanghay EXPO’da Türkiye pavyonunu 7 milyon kişi ziyaret etmiştir” diye konuştu.

Dostluk ve kültürel ilişkilerin ekonomik işbirliğiyle desteklenerek, halkların refahını daha da arttırması gerektiğine inandığını anlatan Gökçek, ”Bu nedenle Çinli iş adamlarını Ankara’ya yatırıma davet ediyorum. Başta raylı sistemler ve tünel yollar olmak üzere ulaşım, tema parklar, kongre ve fuar merkezleri gibi geniş biz yelpazede, Ankara’da cazip yatırım fırsatları bulunuyor” dedi.

Gökçek ayrıca Ankara’nın Çin Çok Uluslu Şirketler Birliği tarafından ”Türkiye’nin En İyi Yatırım Yapılabilir Kenti” seçildiğini anımsatarak, Şanghay’da düzenlenen Ankara Kültür Günleri’nin aralarındaki ekonomik, kültürel ve dostluk ilişkilerine yeni bir ivme kazandıracağına inandığını söyledi.

Şanghay Halk Siyasi Danışma Konferansı Başkanvekili Wu You Ying ise Ankara’nın mesafe olarak uzak olduğunu, buna rağmen her iki ülke halkının çok eskiye dayanan ortak geçmişe sahip bulunduklarını söyledi.

Bu geçmişin önceleri İpek Yolu şimdi ise EXPO’da biraraya geldiğini ifade eden Ying, Şanghay’da düzenlenen Ankara Kültür Haftası etkinliğinin, 2 şehir ve halklar arasında olumlu etkiler yaratacağına inandığını dile getirdi. Ying, ”İnanıyorum ki bugün düzenlenen etkinlikte her iki ülke de kendi sanat gösterilerini dolu dolu sunacaklardır” dedi.

-ÇİNLİLERİN HALAYA İLGİSİ-

Konuşmaların ardından Ankara Büyükşehir Belediyesinin halk oyunları ekiplerince folklor, kına gecesi canlandırması, Karadeniz yöresi oyunları, Ankara misket havası, ecüş mecüş gösterileri sunuldu. Şangay Belediyesine ait ekipler de yöresel kıyafetlerle Çinlilere özgü halk oyunları ile Kurşun Asker gösterisi sergiledi.

Sanatçı Ferhat Göçer de aralarında Çince parçaların da yer aldığı bir konser verdi. Göçer’in şarkılarına zaman zaman eşlik eden Çinli ve Türk izleyiciler, Göçer’e yoğun sevgi gösterisinde bulundular.

Konser bitiminde Ferhat Göçer’in orkestrası tarafından çalınan Mehter Marşı ile 10. Yıl Marşı’na konseri izleyen Türkler eşlik etti.

Etkinlikte Türk halk oyunlarını izleyen Çinliler, konser salonundan ayrıldıktan sonra Şanghay Meydanı’nda, aralarında Türklerin de yer aldığı gruplarla beraber büyük bir keyifle halay çektiler. Halayda zorlanan bazı Çinlilere ritm tutma konusunda Türkler yardımcı oldu.

AA

Popularity: 71% [?]

Ünlü sanatçı Sacit Onan vefat etti

16 Kasım 2010

Sacit Onan’ın bugün Beşiktaş’taki evinde 12,40 sularında hayata veda ettiği öğrenildi.

Sacit Onan kimdir?

1945 yılında İstanbul Rumelihisarı’nda doğdu. 12 yaşına kadar babasının devlet görevlisi olması sebebiyle Anadolu’nun doğusundan batısına çok çeşitli ilçe ve kentlerini dolaştı. Sanat hayatı, 1962 yılında tiyatro ve sinema çalışmalarıyla başladı. İstanbul Şehir Tiyatrosu aktör ve yönetmenlerinden merhum Sami Ayanoğlu’nun gözetiminde dublaj sanatçısı olarak ilk filmini seslendirdi. 4 yıl Türk Sineması’nda yönetmen asistanlığı ve özel tiyatro oyunculuğu yaptı.

1971 yılında açılan sınavı kazanarak TRT’de kadrolu spiker ve redaktör olarak görev aldı. O yılların yabancı belgesellerinden; Savaşan Dünya, Kaptan Cousteau ve İpek Yolu, yerli yapımlardan ise; Toprak ve İnsan, Keçenin Teri, Fırat’ın Türküsü, Su ile Gelen Kültür, Karadeniz’ den Çeşitlemeler isimli yapıtlara ses verdi. Kır Yoksullarının Türküsü, Madenlerin Devletleştirilmesi, Balyanın Taşı Toprağı Kurşun ve Güney Antalya Projesi – Yasak Deniz gibi sosyal içerikli belgesellerde ise hem seslendiren hem de yönetmen olarak çalıştı.

1975 ve 1991 yıllarında, siyasi propaganda filmlerinin ( CHP- Ecevit Belgeseli, DYP, ANAP, Refah Partisi ve yerel yönetimleri) yapım ve yönetmenliği ile birlikte seslendirme çalışmalarını üstlendi. Atlı İmar Bankası reklamları, Adabank, “Macit Beni Otomobillendir” sloganlı İmar Bankası reklamı, Refah Partisi – 91 Kampanyası, TeleOn tanıtımları, AIDS – Sağlık Bakanlığı “Sigarayı Bırakma Kampanyası”, İttifak Holding (10. Yıl) gibi sayısız akıllara yazılmış ve başarılı reklama imza attı.

Bugüne kadar; reklam filmi yapım ve yönetmenliğinin yanı sıra reklam filmleri seslendirme çalışmalarını da yürüten Sacit Onan, ilk kez profesyonel olarak “Yere Düşen Yıldızlar” adlı Filistin Şiirleri albümüne imza attı. Başarılı yönetmenlik ve seslendirme çalışmaları kariyerine şiir albümünü de eklemiş oldu. 2004 ile 2009 yılları arasında Radyo 7, Marmara FM, Show Radyo ve TV5′te Canlı Yayında “Su Tadında” isimli şiir programı ve yorumculuğunu yaptı. Ayrıca Bursa Olay TV’de “Su Tadında -Vaktin Darağacında Şiir-” programını hazırlayıp sunmuştur. Başta seslendirme olmak üzere çalışmalarına devam etmektedir. Sacit Onan, 2 kız çocuk babasıdır.

Yönetmenliğini yaptığı Filmler, Belgesel Çalışmalar ve Seslendirmeler:

(TRT’de yapılanlar)

Kır Yoksullarının Türküsü (Toprak Reformuyla ilgili)

Yasak Deniz (Güney Antalya Projesiyle ilgili)

Balya’nın Taşı Toprağı Kurşun

Kömür Karası Değil Yüz Karası (Madenlerin Devletleştirilmesi)

Özel Yapımlar

1975 Ecevit Belgeseli

1977 Cumhuriyet Halk Partisi Belgeseli

1991 Refah Partisi Seçim Kampanyası Televizyon Filmleri yapım ve yönetmenliği

1992 İmar Bankası “Macit Beni Otomobillendir” ve “Kır At Türkiye” Belgeselleri

1993 T.C. Sağlık Bakanlığı AIDS Kampanyası.

1993 T.C. Sağlık Bakanlığı Sigarayı Bırakma Kampanyası

1995 – 2009 yılları arasında 500 kadar Reklam Filmi

2006 T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na Sinop ve Samsun Belgeselleri Yapımı

2006 Gülümse Taş Duvar Belgesel Şiir Klibi

2008 ve 2009 Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Genel ve Yerel Seçimler Kampanya Filmleri yapım ve yönetmenliği.

Seslendirdiği Yapımlar

Toplamda 10.000′e yakın Belgesel, Tanıtım ve Reklam filmi

-İpek Yolu

-Savaşan Dünya

-Kaptan Cousteau

Kişisel Yapımlar

2004 ile 2009 yılları arasında Radyo 7, Marmara FM, Show Radyo ve TV5′te Canlı Yayında “Su Tadında” isimli şiir programı ve yorumculuğunu yaptı. Ayrıca Bursa Olay TV’de “Su Tadında -Vaktin Darağacında Şiir-” programını hazırlayıp sunmuştur.

SACİT ONAN’IN CENAZESİ 14 KASIM PAZAR GÜNÜ ÖĞLE NAMAZINDAN SONRA ALTUNİZADE’DEKİ MARMARA İLAHİYAT FAKÜLTESİNDEN KALDIRILIP ÇENGELKÖY MEZARLIĞI’NA DEFNEDİLECEK…,

(Haber 7)

Popularity: 100% [?]

Müzeleri bayramda açık olacak

16 Kasım 2010

AA muhabirinin İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünden aldığı bilgiye göre, bayramın birinci günü Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı müzeler öğleden sonra yarım gün açık olacak.

Pazartesi günleri kapalı olan Ayasofya Müzesi, Arkeoloji Müzesi, Türk İslam Eserleri Müzesi, Türbeler Müzesi bayram süresince gezilebilecek. Topkapı Sarayı Müzesi ile Yıldız Sarayı Müzesi normal dönemlerde olduğu gibi Salı günü yani bayramın birinci günü kapalı olacak, diğer günler ziyaretçilere kapısını açacak. Hisarlar Müzesi ile Kariye Müzesi de Çarşamba günü dışındaki günlerde ziyaret edilebilecek.

Galata Mevlevihanesi Müzesi ile İslam Bilim Teknoloji Tarihi Müzesi, restorasyon ve onarımlar dolayısıyla ziyarete kapalı olacak.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ tarafından işletilen Yerebatan Sarnıcı, Panorama 1453 Tarih Müzesi ve Miniatürk, Kurban Bayramı’nda vatandaşların ziyaretine açık olacak.

İstanbul’a düzenlenen gezi programlarının ayrılmaz birer parçası olan bu üç müze ziyaretinde, 7 yaşın altındaki çocuklardan ücret alınmayacak.

Tarihi Yarımada’nın ortasında bulunan ve 542 yılında Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından Büyük Saray’ın su ihtiyacını karşılamak üzere yaptırılan Yerebatan Sarnıcı, suyun içinden yükselen mermer sütunlar arasındaki ihtişamından dolayı halk tarafından ”Yerebatan Sarayı” olarak da anılıyor.

Yerebatan Sarnıcı, bir müze olarak hizmet vermesinin yanı sıra, ulusal ve uluslararası birçok etkinliğe de ev sahipliği yapıyor.

Dünyadaki 30 kadar panoramik müze içerisinde ”tam panoramik” özelliği taşıyan tek müze unvanına sahip Panorama 1453 Tarih Müzesi ise 3 boyutlu panoramik görüntüsü ve ses efektleriyle gerçekçi bir etki uyandırarak, İstanbul’un fethini adeta yeniden yaşatıyor.

Ziyaretçiler, müzenin alt katındaki panoramik bölüme girdiklerinde, kapalı bir mekana girdikleri değil, adeta açık bir alana çıktıkları duygusuna kapılıyor.

Türkiye’nin geçmişten bugüne uzanan kültür ve medeniyet birikimini yansıtan mimari eserlerini, sergilenen maketlerle bir araya getiren Miniatürk, ”zamanın durduğu yer” olarak da nitelendiriliyor. Miniatürk’te, Türkiye ve dünyadan seçilmiş 120 mimari eserin 1/25 oranında küçültülerek yapılmış maketleri sergileniyor.

(aa)

Popularity: 90% [?]

Rüştü Asyalı’nın sesinden Nazım şiirleri

16 Kasım 2010

Düzenlemesi Nihat Asyalı tarafından yapılan sunumu yöneten, aynı zamanda sesiyle anlam katan Rüştü Asyalı AA muhabirinin sorularını yanıtlarken, Nazım Hikmet’in yazdığı her yapıtın, her gün taze, her gün geçerli olduğunu ifade ederek, ”Nazım’ın modası hiçbir zaman geçmiyor, Her an etkileyici bir düşüncesi vardır. Düşüncelerinin dışında olağanüstü bir şairdir” dedi.

Memleketimden İnsan Manzaraları’nın her sanat dalına ve sanatçıya büyük bir malzeme olduğunu dile getiren Asyalı, duygularını, ”Kim bilir bu eserden kaç ressam tablo çıkarır, kim bilir kaç müzisyen senfoni besteler, kaç heykeltıraş kompozisyon çıkarır. Bütün sanat dallarını sayabiliriz. Bu büyük bir yapıttır. Hatta şairler onun üzerine şiir bile yazabilirler, kendisi şiir olmasına rağmen” sözleriyle ifade etti.

Nihat Asyalı’nın kendi tiyatral yaklaşımına göre yapıttaki ”onbir tablo”yu aradan süzdüğünü anlatan Asyalı, ”Ölene kadar ‘Ben bir Türk şairiyim’ diyen Nazım Hikmet tüm sanat dallarına ve sanatçılarına malzeme veren büyük bir yazardır. Tiyatro da bundan kendine düşen payı almıştır” diye konuştu.

Asyalı, sunumun ortaya çıkış sürecisini ise şöyle anlattı:

”Devlet Tiyatrolarında Nihat Asyalı’nın yazdığı ‘Rab Şeytana Dedi ki’ adlı bir oyunumuz var. Cem İdiz, bu oyunun müziklerini hazırladı. Oyunun prömiyerini kutlarken, Nihat Asyalı’ya ‘Bize ne zaman Memleketimden İnsan Manzaraları’ndan bir düzenleme, kurgu yapacaksın ki ikimiz bunu bir resital şeklinde sunalım’ diye sorduk. Kendisi ‘bakalım’ dedi.

Biz zannetik ki ‘bakalım’ dedi ve geçti. Sonra 1.5 ay sonra bizi aradı, ‘istediğiniz hazır gelin alın’ dedi. Cem’le ben çok şaşırdık ve sevindik. Zaten yıllardır Cem’le böyle bir çalışma yapmak istiyorduk. Daha önce de birlikte birçok çalışma yaptık ama bu uzun soluklu ilk işimiz olacak. Umuyorum bundan sonra da devam edecek.”

-”ÖZELLİKLE GENÇLER ESERİN GERİ KALANINI MERAK ETSİN İSTİYORUZ”-

Nazım Hikmet’in bütün yapıtlarıyla tiyatroya elverişli büyük bir yazar olduğuna işaret eden Asyalı, ”Ben başrejisör olarak şunu söyleyebilirim DT’de Nazım Hikmet’e dair oyunlar, benzeri çalışmalar yıllardır yapılıyor. ‘Ferhat ile Şirin’ kim bilir kaç kez seyirciyle buluştu, büyük bir etki yaratarak, Biz ”onbir tablo”yu yaptık, belki 21 tablo yapan da olur, bu yaklaşıma bağlı bir şeydir. Benzeri çalışmalar hep yapılmakta yapılacaktır” diye konuştu.

Asyalı, yapıtın amacını ise şöyle özetledi:

”Bu eseri resital biçiminde sunuyoruz. Cem, bestesi ve piyanosuyla ”onbir tablo”ya eşlik ediyor. İki bölümde sunuyoruz toplam 1.5 saat sürüyor. Ben hem sunumu yapıyorum, hem de Cem’in bestelerinden Nazım şarkıları var onları söylüyorum. Yeni 4 şarkı çıkıyor ortaya, hiç duyulmamış bu yapıt için bestelenmiş şarkılar bunlar.Asıl amacımız gelen seyircimizin özellikle gençlerin, Memleketimden İnsan Manzaraları’nın bütününü, 500 sayfalık kocaman cildi merak etmelerini sağlamak. ‘Onbir tablo’ bu peki gerisi ne diye merak ederlerse bu sunuş da Devlet Tiyatroları da Nazım konusunda, Türk edebiyatı konusunda amacına ulaşmış demektir.

Türk edebiyatının birçok büyük eseri Devlet Tiyatrolarında sahne bulmuştur. Bu açıdan üzerimize düşen görevi yapmaya çabalıyoruz. Ben de bu uğraş içinde bulunan sanatçılardan biri olarak gururlanıyorum. Bu 60 yıldır böyle. 60. yılımız sürüyor bu kapsamda sunumumuz dünya prömiyeri yapacak. Nazım, uçsuz bucaksız büyük bir kaynak, dev yapıtların buluştuğu bir büyük dağarcık, bitmez tükenmez. Seyircilerimiz merak etsinler, özellikle bütünü alıp okusunlar, Nazım Hikmeti’i anlamaya çalışsınlar.”

Nihat Asyalı’nın düzenlediği, Rüştü Asyalı’nın yönettiği 2 perdelik ‘Nazım Hikmet’in Memleketimden İnsan Manzaraları’ndan Onbir Tablo adlı sunum, 18 Kasımda Akün Sahnesi’nde dünya prömiyeri yapacak.

Müziği Cem İdiz’e ait sunumda, dekoru Hakan Dündar hazırladı. Işık tasarımını Ersen Tunççekiç’in üstlendiği sunumda Füruzan Tercan dramaturg, Berin Ötenel yönetmen yardımcısı, Batuhan Yalçın da reji asistanı olarak görev yaptı.

AA

Popularity: 98% [?]

Roma dönemine ait 3700 yıllık mezar bulundu

16 Kasım 2010

Kütahya’nın Emet ilçesinde, Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğüne bağlı Emet Bor İşletmesine ait sahada iş makinesiyle kazı yapılırken 3700 yıl öncesine ait olduğu sanılan ve içerisinde insan kafa tasları ile kemik parçalarının olduğu Roma döneminden kalma mezar bulundu.

AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, bor madeni cevherinin bulunduğu Espey maden sahasında dozerle kazı yapan işletme çalışanları, bir insana ait kafa tası ve kemik parçalarını görünce durumu işletme yetkililerine bildirdi.

Yetkililerce Cumhuriyet Savcılığı ve İlçe Jandarma Komutanlığına bilgi verilmesinin ardından yapılan araştırmada, burasının tarihi nitelikte bir mezar olduğu belirlenerek, Kütahya Müze Müdürlüğünden uzmanların araştırma yapması istendi.

Müze Müdürlüğü uzmanları, çevresi taşla örülen mezarda 4 adet insan kafa tası, kemikler, diş parçaları, ikişer adet kırık toprak küp ve demir bilezik ile 3 adet metal küpe bulunduğunu tespit etti.

Roma döneminden kaldığı belirlenen mezardaki kafa tasları ve kemiklerin bozulmadan günümüze kadar gelmesinin bor madeninin koruyucu özelliğe sahip olmasından kaynaklandığı, eski Mısır’da cesetlerin mumyalanmasında bor tozunun kullanılmasının buna örnek oluşturabileceği belirtildi.

MÖ 1700′lü yıllara ait olduğu sanılan mezarda bulunan parçalar, Kütahya Arkeoloji Müzesinde sergilenmek üzere yetkililere teslim edildi.

1958 yılından bu yana bor madeni çıkarılan Espey mevkisinde önceki yıllarda çevresi taşla örülmüş mezarlara rastlanmış ancak kafa tasları, kemik parçaları gibi bulgular elde edilememişti.

AA

Popularity: 67% [?]

Osmanlı’nın unutulup giden bayram adetleri

16 Kasım 2010

”BAYRAMLIKLARIYLA SOKAĞA ÇIKAN ÇOCUKLARA ARİFE ÇİÇEĞİ DENİRDİ”

Bayramların bilhassa çocuklar için ayrı bir yeri olduğuna değinen tarihçi Demirel, ”bayramlıklarıyla sokakta gezen çocuklara halk, arife çiçeği derdi.” dedi. Demirel, Osmanlı’dan gelen ‘Arife Çiçeği’ kavramını, bayramdan birkaç gün önce yapılan alışverişten sonra çocukların sabırsızlanarak giysilerini bayramdan 1 gün önce yani Arife günü giyerek dolaşması olarak açıkladı.

”PADİŞAH ÖNCE ANNESİYLE BAYRAMLAŞIRDI”

Demirel, Osmanlı’da bayram tebriklerinin ‘Saray’ ve ‘Halk’ şeklinde olarak 2 şekilde olduğunu söyledi. Saraydaki törenin, dünyanın ‘en tatlı acı tören geleneği’ olarak değerlendiren Demirel, Osmanlı’daki tören geleneğinin çok ağır olmasına rağmen herkesin zevk aldığını söyledi.

Osmanlı’da Sultanın bayram namazı için camiye gelişiyle başlayan bir tören anlayışına sahip olduğunu dile getiren Demirel, bütün Osmanlı padişahlarının bu duruma riayet ettiklerini ifade etti. Demirel, Saraya dönen padişahın önce annesinin elini öpüp ardından diğer aile efradıyla bayramlaştığını söyledi. Padişahın, bayram tebriğinin ardından güzel işlemeli keselerle çocuklara para saçarak onları sevindirdiğini söyleyen Demirel, padişahların yeniçeriye ayrı bir ihtimam gösterdiklerini söyledi. Bütün devlet erkanıyla bayramlaşan padişahın Ehl-i Beyt’e ayrı bir özen gösterdiğini de ekledi.

BAYRAM NAMAZI SONRASI MEZARLIK ZİYARETİ YAPILIRDI

Bayram namazından sonra mezarlık ziyareti yapıldığını söyleyen Demirel, Osmanlı medeniyetinin şekillenmesinin ‘Akl-ı selim, Kalb-i selim ve Zevk-i selim’ olarak 3 sac ayağı olduğuna dikkat çekti. Demirel, ”Cami, mezarlık ve ev. Bunlardan mutlaka şehirlerde ya da köylerde cami vardı ve mezarlıklar da buralara çok uzak yapılmamıştır ki dünyevileşme, sekülerleşme olmasın.” diye konuştu. 

Büyük merkezlerde, mutlaka küçük de olsa bir kabristan bulunduğuna dikkat çeken Demirel, buraların namaz sonrası ziyaret edilmesinin uhrevileşmeyi sağladığına dikkat çekiyor. Demirel, bu ziyaret yolu üzerindeki ev sahiplerinin de yemek hazırlayarak ziyaret dönüşünde misafir ağırladığını söyledi.

”KURBAN ETİ HEMEN YENMEZDİ”

Kurban etinin biraz dinlendirildiğini söyleyen Demirel, kanlı etin yenmesinin İslam dininde caiz olmadığını hatırlattı. Demirel, kurban etinin 3′e bölündüğünü ifade ederek, bunu, kendi aile efradı, fakirlere dağıtma, eş ve dostlarıyla paylaşma olarak açıkladı. Osmanlının et bekletme geleneğinin olmadığına dikkat çeken Demirel, Kurban Bayramı’nın öncelikle İslam alemine ve bütün dünyaya mutluluklar getirmesi temennisinde bulunurken, insanlar birbirlerini ziyaret etmelerini, özellikle yaşlı insanları ziyaret etmeleri konusunda hassas olmalarını dile getirdi. Demirel, “Kurban keserken Hz. İsmail’i (a.s) düşünerek kurbana insanca muamele etmelerini hatırlatmayı da ihmal etmedi.

CİHAN

Popularity: 49% [?]

Can Gürzap: Bırakmayı düşünmüyoruml

16 Kasım 2010

Senem Yazıcı‘nın haberi

Başrolünü Nurseli İdiz ile paylaştıkları ”Evliliğe Gelince” adlı oyun için İzmir’e gelen Gürzap, AA muhabirine yaptığı açıklamada, özel tiyatroların ayakta kalmalarının giderek zorlaştığını ifade etti ve ”Tiyatro giderek ciddi ölçüde kan kaybediyor, kaybedilen kan da seyircidir” dedi.

Gürzap, seçim dönemleri, kandiller, maç günleri dahil, eskiden seyirci sayısını etkilemeyen pek çok şeyin, artık seyirci sayısını etkilediğini, en çok da bilet fiyatlarının ”özel tiyatroyla seyircisi arasına girdiğini” belirterek, tiyatroların altın dönemini yaşadığı yıllarda özel tiyatro biletlerinin, Devlet Tiyatroları biletlerinin iki katı pahalı olmasına karşın, bugün makasın 5 kata kadar yükseldiğini, bu durumun da orta gelir grubuna dahil tiyatro izleyicisini, gitmek istemesine karşın tiyatrodan uzak tuttuğunu kaydetti.

Tiyatro salonlarının yüksek kiralar istediğini ve yeterli sayıda salon bulunmadığını da ifade eden Gürzap, şöyle konuştu:

”Genç tiyatrolar, tiyatrocular, yeni ve güzel işler var elbette, ama büyük bir aşkla, karın tokluğuna, tiyatro aşkına yapılıyor. Salonlarda değil, kafelerde oynuyor çocuklar. Bırakmayı düşünmüyor değilim. Yaptığınız işin karşılığını alamayınca ne kadar süre uğraşacaksınız, sonuçta ben de Don Kişot değilim. 40 yıldır bu işi yapıyorum, yıllardır yazıyorum, çeviriyorum, oynuyorum, ama bir yere kadar. Tiyatro öyle bir aşk ki, onsuz yaşamak zor. Yoksa ben de dizimi çekerim, dersimi veririm.”

Sanatın bir lüks olarak algılanmaması gerektiğine de işaret den Gürzap, 2. Dünya Savaşı sonrasında Almanya’da önce opera, tiyatro ve konser binalarının ayağa kaldırıldığını hatırlatarak, sanatın, kişinin olaylar karşısında, yaşam içinde doğru yorum yapabilmesini sağladığını, bunun da bireyin ve toplumun gelişmesi için kaçınılmaz olduğunu söyledi.

Özel tiyatrolara desteğin, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın belirttiği gibi satılan bilet üzerinden olması gerektiğini, bu teşvik sisteminin en kısa zamanda hayata geçmesini beklediklerini ifade eden Gürzap, satılan bilete göre desteğin adil bir uygulama olduğunu belirterek, ”Bilet, başarı kriteridir, başarı seyircidir” dedi.

Gürzap, her gün başka bir etkinlik ve festivale ev sahipliği yapan İstanbul’da, tiyatro salonu sayısının azlığından da yakınarak, devletin özellikle kent merkezi olarak kabul edilen alanlara tiyatro salonu yapmasını istediklerini belirtti.

-”TELEVİZYON MÜTHİŞ BİR ŞEY”-

Gürzap, TV dizilerinde rol almanın, oyuncunun çok geniş kitlelere ulaşmasını sağladığını, televizyonda basmakalıp işlerin yanında çok başarılı dizilerin de olduğunu belirterek, ”Televizyon müthiş bir şey, kültür kutusu, istediğin herşeyi bulabiliyorsun” dedi.

Televizyon kanallarında yer alan bazı dizilerin çok başarılı senaryoları olmasına, çok sayıda senaristin çalışmasına karşın, tiyatroda çok büyük çoğunlukla yabancı yazarların oyunlarının oynanmasının nedenlerinin sorulması üzerine, Gürzap, şöyle konuştu:

”Sorunun yanıtı, sorunun içinde. Nedeni televizyon. Bu kadar çok dizi olmasaydı, belki bu yazarların büyük bölümü tiyatroya yönelecekti. Şimdi iyi kazanıyorlar, yaptıkları iş milyonlara ulaşıyor, tanınıyorlar, televizyonu tercih etmelerini anlamak zor değil. Geriye eserler kalsın, kalıcı olsun diye tiyatro oyunu yazmak isteyenler de olabilir, ama çok sık olmuyor işte. Mesela bir Haldun Taner, eserleri ortada. Belki Haldun Taner yaşıyor olsaydı, o da bugün televizyona iş yapıyor olacaktı.”

”Kurtlar Vadisi” dizisindeki ”Davut Tataroğlu” rolünden çok memnun olduğunu ifade eden Gürzap, ”Vadi’deki rolümden, ortamdan, ekipten çok memnunum, devam etmek isterim tabii ki ama, bizim dizi malum, ne zaman ölürüm bilemiyorum?” diye konuştu.

Bazı dizilerin çocukları olumsuz etkilediğine yönelik eleştirileri haklı bulmadığını söyleyen Gürzap, ”Dizilerin çocukları olumsuz etkilediğini söylüyorlar, demokrasi tam da budur,seyretme o zaman. O saatte çocukların televizyon karşısında ne işi var?” dedi.

Kariyerinde canlandırmak istediği rollerin hemen hepsini oynama fırsatı bulduğunu, yapmak istediklerini yaptığını belirten Gürzap, ”Ben mesleki açıdan mutlu bir adamım” diye konuştu.

(aa)

Popularity: 80% [?]

Batman’da 5 boyutlu sinema keyfi

16 Kasım 2010

Funny Club’te 5 boyutlu sinemayı denemek isteyen vali ve emniyet müdürü, heyecanlı anlar yaşadı. Böylesi teknolojik bir eğlenceyi ilk defa gördüklerini ve denediklerini ifade eden Vali Turhan ve Emniyet Müdürü Bilim, heyecan ve eğlenceyi bir arada yaşadıklarını dile getirdiler.

Temmuz 2010′da Batman World Center AVM’de hizmete giren 5D Motıon Theater “Beş boyutlu sinema” çok kısa bir süre zarfında 7′den 77′ye herkesin ilgi odağı haline geldi. Çevre iller Diyarbakır, Van, Mardin ve Siirt başta olmak üzere, Batman’a gelen yerli yabancı turistler sinemada  heyecan, adrenal ve eğlenceyi bir arada yaşıyor.

AA

Popularity: 62% [?]

Bir çocuk, 6 köpek mumyası bulundu

16 Kasım 2010

Mumyaların Lima’nın 25 kilometre güneyindeki Pachacamac arkeolojik alanında yer alan İnka piramitlerinden birinin içinde bulunduğu belirtildi.

Hayvan mumyalarını inceleyen veterinerler, köpeklerin Peru’da yaygın olan iki köpek türünden olmadığını kaydetti. Köpeklerin cinsini belirlemek için araştırmaların sürdüğünü bildiren arkeolog Jesus Holguin, “Mumyalanmış köpekler iyi durumda, tüyler ve çene kemiği olduğu gibi korunmuş” diye konuştu.

Veteriner Enrique Angulo ise “Bulunan köpeklerin güçlü çene kemiği, bunların evcil av köpekleri olduğunu gösteriyor” dedi.

Uzmanlar, köpeklerin de muhtemelen çocuk gibi kurban edildiğini düşünüyor. Köpekler üzerinde yapılan araştırmanın bunu netleştireceği kaydediliyor.

Pachacamac bölgesinde 1400-1530 yılları arasında İnka kültürü hakimdi.

AA

Popularity: 33% [?]

Sitemizi kişi takip ediyor.Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresinizi girin sitemize yeni eklenen içerikten haberiniz olsun...

Sitemize üye olduktan sonra, e-posta adresinize bir onay maili gelecek. O maili onaylamazsanız, üyeliğiniz tamamlanmaz. 

SohbetClub.Net Anket

How Is My Site?

View Results

Loading ... Loading ...