Ekim 2010 ayında yazılan yazılar...

Bakan Günay’ın Alanya için büyük özlemi

17 Ekim 2010

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Alanya Turistik İşletmeciler Derneğinin (ALTİD) 25. kuruluş yıl dönümü kutlamasına katıldı.

Antalya Havaalanından karayoluyla Alanya’ya gelen Bakan Günay, ilk olarak tarihi Kızılkule’yi gezdi. Burada sergilenen tablolar hakkında bilgi alan Günay, çıkışta kendisine ikram edilen Alanya’ya özgü fıstıklı limonatayı içti. Daha sonra Alanya Kalesi yamacındaki Tophane Mahallesi’ni gezen Günay, burada tarihi mekanları inceledi.

Bakan Günay, kutlama etkinliğinde yaptığı açıklamada, Türkiye’nin turizmde herkesin övüneceği bir noktaya geldiğini, turizmde dünyada 7′nci sırada olduğunu belirtti.

Bu yıl Türkiye’ye 30 milyona yakın turistin geldiğini duyuran Bakan Günay, Türkiye’nin dünya ortalamasının üzerinde olduğunu söyledi.

Türkiye’nin 2009 yılında yaşanan ekonomik krize rağmen gerilemeyen özel ülkelerden biri olduğuna işaret eden Günay, şunları kaydetti:

”Bu gelişen büyük sektörün amiral gemisi Antalya. Antalya’nın en önemli çekim merkezlerinden birisi de Alanya. Alanya 100 bine yaklaşan yatırım ve işletme belgeli tesisiyle, 20 milyona yaklaşan geceleme sayısıyla gerçekten Antalya turizmi için de Türkiye turizmi için de çok özel bir pay taşıyor. Antalya turizmini genelde, özelde de Alanya turizmini çeşitlendirmek için Bakanlık olarak bize ne düşüyorsa yapmaya çalışıyoruz. Alanya’nın ulaşım olanaklarını çoğaltmaya çalışıyoruz. Antalya Havaalanından Alanya’ya raylı sistemle ulaşımı projelendirmeye ve gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Gazipaşa Havaalanını Alanya’da yaşayan bir yurttaşımız kadar önemsiyor ve yakından takip ediyorum. Golf turizmi spor, yayla, turizmi konusunda planlama çalışmalarını yapıyoruz. Türkiye turizminin marka noktalarından birisi olsun diye Alanya için uğraşıyoruz.”

Alanya Kalesi’nin UNESCO Dünya Mirası Kalıcı Listesi’nde yer alması için ayrı bir gayreti ve özlemi olduğunu belirten Günay, şöyle devam etti:

”Alanya için benim başka bir gayretim ve özlemim var. Kızılkule, Alanya Kalesi, tersaneleri, buradaki Osmanlı ve Selçuklu yerleşim alanı şu anda UNESCO aday listesinde, biz UNESCO Dünya Mirası Kalıcı Listesi’ne sokmaya çalışıyoruz. 2011′de de bunu başaracağız.”

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanı Mevlüt Çavuşoğlu, Bakan Günay’ın Gazipaşa Havaalanının açılması için gayret gösterdiğini belirterek şunları söyledi:

”Önümüzdeki yıllarda turizmin gelişmesine Gazipaşa Havaalanı da katkı sağlayacak. Aktar Kayak Merkezi ile ilgili Çevre ve Orman Bakanlığındaki çalışmalar tamamlandı. Sayın Bakanımız, kayak merkezi olarak tahsis edilmesine de önemle destek veriyor. Ayrıca Sayın Bakanımızla golf sahalarının tespit ve tahsis edilmesiyle ilgili çalışma yapmıştık. 10 gün geçmeden arkadaşlarımız gelerek 8-9 yerin tespitini yaptı. Yakın zamanda da tekrar gelerek Alanya bölgesi ve Antalya’nın doğusunda 700 metre ile 1000 metre yükseklikte 12 ay golf oynanacak yerlerin tahsisi için de Sayın Bakanımız destek veriyor.”

Bakan Günay, etkinlikler kapsamında Şefika Kutluer’in Prag Virtüözleri eşliğindeki konserini izledi.

AA

Popularity: 12% [?]

‘Karım dövüyor, kurtar beni başkan’

17 Ekim 2010

Hüseyin Kaçar‘ın haberi

Diyarbakır Sur Belediyesi’nde temizlik işçisi olarak çalışan Murat Akış (42), karısının sürekli sözlü ve fiziksel şiddetine maruz kaldığını öne sürüp belediyeye başvurdu.

Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş ve aile içi şiddet sorunuyla ilgilenen Belediye Başkan Yardımcısı Gülbahar Ölmek’ten yardım isteyen 3 çocuk babası Akış, eşinin kendisini sopa ve terliklerle dövdüğünü, maaş kartına el koyduğunu iddia etti.

Kısa süre önce de evden kovduğunu ve bu yüzden belediyenin şantiyesinde yatıp kalktığını anlatan Akış, iyi bir aile reisi olmasına rağmen eşinin neden böyle davrandığına anlam veremediğini öne sürdü. İlk kez böyle bir şikayetle karşılaşan başkan yardımcısı Ölmek de durumu gazetecilerle paylaştı. Kadın başkan yardımcısının makamında karısının “çöp koktuğunu” söyleyerek yanına yaklaştırmadığını söyleyen Akış, “İçkim yok, kumarım yok. Karımın bir dediğini iki etmiyorum. Her istediğini yerine getiriyorum. Yemek parası istiyorum, bana ‘zıkkım ye’ diyor. Çalışan, kazanan benim. Yine de bana şiddet uyguluyor” diyerek yardım istedi.

Başkan yardımcısı Ölmek ise “Murat Bey başvuru yaptığında çok şaşırdım. Çünkü hep kadınlar başvuru yapıyordu. Maaşındaki haczi kaldırdık. Banka kartı eşinde olduğu için maaşını alamıyor. Biz maaşın yarısına el koyarak Murat Akış’a elden ödeme yapacağız” dedi.

‘Dövmüyorum’

Murat Akış’ın aynı zamanda amcasının kızı olan eşi Yüksel Akış, eşinin çok sorumsuz olduğunu ve ailesiyle ilgilenmediğini söyledi. Yüksel Akış, “Evin bütün sorumluğu benim boynumda. Artık kaldıramıyorum bu yükü. Ona şiddet uyguladığım doğru değil. Sadece kredi için bir arkadaşına kefil olmuştu. Arkadaşı ödemeyince borç eşime kaldı. Bunun için evimize huzursuzluk girdi” diyerek iddiaları yalanladı.

Şiddet maddesi var

Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş da Murat Akış ve eşini barıştırmak için bir araya getireceklerini, şiddetin devam etmesi halinde Yüksel Akış’tan şikâyetçi olacaklarını kaydetti. Sur Belediyesi’nde daha önce 6 erkek personel karılarını dövdüğü için toplu iş sözleşmesine “şiddet” maddesi konmuştu. Bu maddeyle dayakçı kocalarının maaşlarının yarısının kadınlara verilmesi sağlanmıştı.

(Sabah)

Popularity: 8% [?]

Alicia Keys anne oldu

17 Ekim 2010

Alicia Keys’in temsilcisi, Egypt Daoud Dean adı verilen bebeğin 14 ekimde New York’ta doğduğunu söyledi.

Keys, 2008 yılından beri beraber olduğu Beatz ile Temmuz ayında dünya evine girmişti. Daoud Dean, 29 yaşındaki Keys’in ilk, 31 yaşındaki Beatz’ın ise dördüncü çocuğu.

Keys, ilk albümü ”Songs in A Minor’ü çıkardığı 2001 yılından beri tam 12 kez Grammy ödülüne layık görüldü. Gerçek adı Kasseem Dean olan Beatz ise 2002 yılında ilk albümü ”G.H.E.T.T.O. Stories”i çıkarmıştı.

AA

Popularity: 1% [?]

Sanal ortamda itibar sahibi olmak için…

17 Ekim 2010

İnternette yayınlanan ufak bir haber, bir blog yazısı, mesaj ya da fotoğraf birçok insan tarafından paylaşılabiliyor. 
 
Bilginin sınırsızca paylaşılabilmesi profesyonel hayatımızı da yakından etkiliyor. İş başvurusu yaptığınızda artık sadece CV’nize veya mülakattaki tavrınıza dikkat edilmiyor. İşverenler isminizi internette aratıp hakkınızda çıkan sonuçları yakından inceliyor. Sosyal medya profillerinize, üye olduğunuz gruplara, yazdığınız mesajlarınıza, fotoğraflarınıza veya hakkınızda çıkan haberlere dikkat ediliyor. Facebook profilinizdeki sıra dışı fotoğrafınız sizi arkadaş çevrenizde çok popüler yapabilir ama aynı fotoğraf, yıllar sonra yapacağınız bir iş başvurusunun reddedilmesine sebep olabilir.

Formspring üzerinden arkadaşlarınızın özel hayatınızla ilgili sorduğu sorulara verdiğiniz cevaplar bugün eğlenceli gelebilir ama bu cevapları bir gün işvereninizin, ailenizin veya gelecekteki müstakbel eşinizin de görebileceğini unutmayın.

Sanal kimliğinizin itibarı nasıl artar?

Blog hazırlamak: Bir blog açmak, kolay ve masrafsız. Blog servisi veren sayfalardan birini seçerek birkaç dakika içinde blog alanı oluşturabilirsiniz. Düzenli olarak güncellenen blog, bir süre sonra dijital portfolyönüz haline gelecek. Ayrıca blogunuzu web arama motorlarına da tanıtmalısınız. Böylelikle isminiz internette arandığında blogunuz ön plana çıkar. Doğru şekilde kullanılan bir blog, kariyerinizi şekillendirmenize mutlaka yardımcı olur.

Farklı sosyal ağlarda profil oluşturmak: Sosyal ağlarda profil oluşturup arkadaş seçimi yaparken hedef kitlenin ve amacın iyi belirlenememesi karşımıza çıkan en büyük zorluklardan biri. Arkadaş listenizde şirket yöneticileriniz, meslektaşlarınız, okul arkadaşlarınız, aileniz ve güncel arkadaşlarınız varken yapacağınız paylaşımlar bir tarafın hoşuna giderken diğerlerinin hakkınızda yanlış yorumlar yapmasına sebep olabilir.

Sosyal ağları doğru yönetmenin yolları

Sosyal ağın kimliğini tanımak:
Her sosyal ağ farklı bir kitleye hitap eder ve kendine özgü davranış kuralları içerir. LinkedIn, profesyonellerin yeni iş bağlantıları kurmalarına yardımcı olmak için kuruldu. MySpace’te müzik, video ve eğlenceli içerikler paylaşabileceğiniz bir profil oluşturabilirsiniz.

Amacınızı doğru şekilde belirlemek: Tercih ettiğiniz sosyal ağa neden üye olduğunuzu ve amacınızı iyi belirlemelisiniz. Eğer sosyal medyayı sadece zaman harcamak için kullanıyorsanız o zaman sizin için hep bir zaman kaybı olacak.

Doğru içeriği sağlamak: Sosyal ağın gerektirdiği içeriği düzenli bir şekilde sağlayabilmelisiniz. Yapacağınız paylaşımların içeriği karakteriniz ve kariyer hedefleriniz hakkında ipuçları verecektir.

Düzenli kullanım: Blogunuzu en azından haftada bir kez güncellemenizde yarar vardır.

Duyarlı olmak: Size sorulan sorulara anında cevap vermeli, paylaşımlarda fikir belirtmeli ve güncel tartışmalarda yorum yapmalısınız.

Sosyal paylaşım ağlarında dikkat etmeniz gereken 8 önemli nokta

1. Sayısal bilgi yok olmaz: İnternete yüklenen bir resim, yazı veya yorum asla tam anlamıyla silinmez. Ayrıca birçok sosyal paylaşım sitesi verdiğiniz bilgileri daima saklar. Öğrencilikte yaptığınız eğlencelerin resimlerini paylaşmak bugün için çok zevkli olabilir. Ama yıllar sonra bambaşka yerlerde karşınıza çıkıp farklı algılamalara sebep olabilir.

2. Kimlik hırsızlığı: Kimlik, pasaport, sosyal güvenlik ve telefon numarası, doğum günü, anne kızlık soyadı gibi bilgilerinizi kesinlikle paylaşmayın.

3. Özel bilgilerin paylaşımı: Uzun bir tatile çıktığınızı söylemek bazen çok riskli olabilir. Profilinizi takip eden kötü niyetli bir kişi siz tatildeyken evinize hırsızlık yapmak niyetiyle gelebilir.

4. Güvenlik ayarlarının uygulanması: Eğer profilinizin arama motorlarında çıkmasını istemiyorsanız bununla ilgili ayarlarınızı kontrol edin.

5. Şüpheli uygulamalara dikkat: Kaynağını bilmediğiniz uygulamaları yüklemeyin ve şüpheli bağlantılara kesinlikle tıklamayın.

6. Aynı şifreyi kullanmamak ve kolay şifrelerden kaçınmak: Kolay şifrelerden ve tek bir şifreyi tüm üyeliklerde kullanmaktan kaçının.

7. Şirket bilgilerini paylaşmak: Eğer sosyal medya stratejisinin bir parçası değilse şirketinizle ilgili bilgileri bu gibi ortamlarda paylaşmayın.

8. Kişisel ve profesyonel arkadaşlıkları karıştırmak: Yakın arkadaşlarınız ve ailenizle yaptığınız yazışmalar iş arkadaşlarınıza veya yöneticilerinize garip gelebilir. İş saatlerinde sosyal medya ortamında paylaşımlar yapmak ise hakkınızda farklı algılamalara neden olabilir.

ZAMAN 

Popularity: 4% [?]

Saatlerin geriye alınması polemik oldu

17 Ekim 2010

Meclis Dilekçe Komisyonu, Başbakan Yardımcısı Babacan’a gönderdiği yazıda, ‘Kış saati uygulamasının yerindeliği tereddütle karşılanmıştır’ denildi

Türkiye, bu ay sonunda kış saati uygulamasına geçecek. Saatler, 31 Ekim Pazar günü saat 04.00′te bir saat geri alınacak. Amaç, gün ışığından daha fazla yararlanarak tasarruf sağlamak. Ancak uygulamanın tasarruf mu sağladığı, yoksa israfa mı yol açtığı, uzmanlar arasında olduğu gibi, Meclis ile Başbakanlık arasında bile görüş ayrılığına yol açtı.

Yasama ile yürütme arasında yazışma trafiğine yol açan tartışma, Nihan Gözalıcı adlı vatandaşın Meclis Dilekçe Komisyonu’na başvurmasıyla başladı. Gözalıcı, dilekçesinde şu uyarıyı yaptı:

‘Her yıl ekim ayının sonunda saatler 1 saat geriye alınmaktadır. Bir tasarruf olarak düşünülen bu tedbir uygulamada tam tersi sonuçlar doğurmakta, devlet memurları akşam hava karardıktan sonra eskisine göre 1 saat sonra kurumlarından ayrılabilmekte. Bu ise gereksiz elektrik vs. israfına neden olmakta. Bu gerekçeyle kış saati uygulamasına geçilmemesini ve Başbakanlığın bu yönde tasarrufta bulunmasının sağlanmasını yüksek makamınızdan talep ve arz ederim.’

KOMİSYON DA VATANDAŞA HAK VERDİ
Dilekçeyi değerlendiren AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman başkanlığındaki Meclis Dilekçe Komisyonu da, hem uyarıyı dikkate aldı hem de uzmanların değerlendirmelerini inceledi. Hassasiyeti yerinde bulan komisyon, dilekçeyi Başbakanlığa gönderdi. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’a iletildiği belirtilen Akman’ın mesajında şu ifadeler dikkat çekti: ‘Kış saati uygulamasının tasarruf sonucunu doğurmadığı bu nedenle kış aylarında yaz saati uygulamasının devam ettirilmesinin daha faydalı olacağı araştırmalara konu edildiği bilinmekle birlikte tarafımızca da kış saati uygulamasının yerindeliği tereddütle karşılanmıştır.’

BABACAN’DAN YANIT BEKLENİYOR
TÜM bu gelişmelerin ardından şimdi hükümetten gelecek yanıt bekleniyor. İki yıl önce de, saatlerin son kez geri alındığı belirtilmesine karşın, uygulama sonraki yıllarda devam etmiş ve bugüne kadar gelmişti. Öte yandan Enerji Bakanlığı’nın hesaplarına göre, yaz saati uygulamasıyla her yıl ‘orta ölçekli’ bir hidroelektrik santralının yıllık üretimi kadar tasarruf sağlanıyor. 600-700 milyon kilovat saati (kWh) bulan tasarrufta işe erken başlamak ve çıkmak, aydınlatma, ısıtma, soğutma açısından önem taşıyor. Kış saati uygulaması tartışılsa da, tasarruf için mesai saatlerinin doğru ayarlanması gerekiyor. İstanbul Valiliği de, gün ışığından yararlanıp enerji tüketiminin azaltılması için 1 Kasım 2010 Pazartesi gününden geçerli olmak üzere mesai saatlerini, 08:00- 12:00, 12:30- 16:30 olarak uygulama kararı almıştı. Benzer durumun diğer illerde devreye sokulması önem taşıyor.

Akşam

Popularity: 4% [?]

‘Münir Özkul’ öldü haberi üzdü!

17 Ekim 2010

Aralarında Gülben Ergen, Işın Karaca, Metin Arolat, Reyhan Karaca, Harun Kolçak’ın da olduğu ünlü isimler, dedikoduyu duyar duymaz sanatçıya Twitter’dan rahmet dilediler. Hatta başsağlığı dilemek için Özkul’un kızı Güner Özkul bile telefonla arandı. Güner Özkul, “Yok böyle bir şey” diyerek olayı yalanlarken üzüntüden bir müddet sonra telefonunu kapattı. Sanatçılar da diledikleri rahmet yüzünden özürlerini belirttiler. Metin Arolat “Kendimden utanıyorum” diye açıklama yaptı.

Habertürk’ün haberine göre; sanatçının eşi Umman Özkul ise “Kim nereden çıkartıyor böyle bir haberi anlamıyorum. Her sene bir kere öldürüyorlar. Ne kadar ayıp yüreğimiz yerinden oynadı. Kim uydurduysa Allah onu kahretsin diyorum” diyerek isyan etti.

Popularity: 5% [?]

‘Kör kuyuda bir kadın’ın trajedisini duyan yok

17 Ekim 2010

Hamit Kunt’un yazısı

Telefonun öbür ucundaki ses, karaya vurmuş ve birileri tarafından denizle buluşturulmayı bekleyen bir yaralı yunusun çıkardığı sesi andırıyor sanki. Veya apartman boşluğunda itfaiye bekleyen bir kedi yavrusu…

Şehrin göbeğinde, binlerce insanın gözü önünde yirmi beş yıldır yaşanan bir dram. Bir kadın… Yalnız kalmış bir anne…

Toplum tarafından yalnız bırakılmış değil, devlet tarafından ilgisizliğe terk edilmiş, göz önünde kayıp bir vatandaş.

Aslında bu satırları tekrar yazmak istemezdim. İsterdim ki, devlet, gördüğü ve bildiği bu dramı sonlandırsın. Çünkü devletin vatandaşlık işlerine bakan il müdürlüğü ve genel müdürlüğü, sosyal hizmetler müdürlüğü, sosyal yardımlaşma vakfı il müdürlüğü, belediyesi, kaymakamlığı, ilgili vali yardımcılığı bu dramı biliyor.

Hepsinin kayıtlarında var. Hatta özellikle gönüllüler tarafından ilgilenilmiş, valinin halk gününe çıkarılmış, bahsettiğim ilgili makamlarla defalarca görüşülmüş, en sonunda medyaya da “kimliksiz kadının dramı” diye haber olunca bizzat ilgili genel müdürlük tarafından ilgilenilmiş bir konudan bahsediyorum.

Ama yine O, geliyor Deniz Feneri Ege Temsilciliği’ne kollarını gösteriyor. Camiden su taşımaktan çok yorulduğunu, elektriği olmadığı için yemeklerinin bozulduğunu anlatmaya çalışıyor tekrarından usanmadan. Bu anlatış, onlarcasının sondan tekrarı. 

Beni soruyor. Ankara’ya taşındığımı söylüyorlar. Telefonla görüşmek istiyor. Şaşırıyorlar, kulağı duymayan, dolayısıyla dili dönmeyen, kendini ifade etmek için Türk lügatinden bir kelime bile bilmeyen bir kadın, telefonla konuşmak istiyor. Kıramıyorlar.

Telefonum çalıyor…”Fatma Azman sizinle konuşmak istiyor” diyorlar. “Nasıl yani” diyorum. “Valla bilmiyoruz, telefonu işaret etti ve sizi tarif etti, biz de kıramadık” diyorlar. “Tamam, verin bakalım” diyorum. 

 Telefonun ahizesi el değiştirince, ince, kırılgan, titrek, ağlamaklı, mırıl mırıl bir ses… Aynı terennümler devam ediyor dakikalarca. Terennüm diyorum. Çünkü bir yönetmen duysa, ilgilense ve bir kadın dramasının müziğinin içine yerleştirse bu sesi, izlerken yürekler dayanmaz sanırım.

O konuşuyor (sesler çıkarıyor),ben dinliyorum. Her demek istediğini de anlıyorum. Diyor ki, demek istiyor ki, “ sizin buralardan gittiğinize çok üzüldüm. Ben sizi seviyorum. Ayrıca şu bizim kimlik meselesi ne oldu? Benim her gün camiden su taşımaya kollarım artık dayanmıyor. Ne olur…

 Ne olur… Yalvarırım ne olur bir şeyler yapın…”

Odamda iş takibi için oturan personel, anlıyor durumun nazikliğini, “Hamit Bey, ben sonra geleyim” diyor. Yalnız kalıyorum. Camdan dışarı bakıyorum dakikalarca. Hayat devam ediyor. Herkesin bir dramı var elbette. Ama böylesi, böyleleri kaç tane var ki?

Vatandaşlık ve nüfus işleri genel müdürlüğünü arıyorum. Hikâyeden bahsediyorum. İstifini bozmayan bir memur sesi, “Dosya emniyet tahkikatında bey efendi” diyor. Ve ekliyor bir cümle daha memur kardeşim. “Bu işler yıllarca sürebilir.”

Anlıyorum. Ama hazmedemiyorum. Böyle kaç hikâye vardır ki? Üstelik İzmir ilinin bilmeyen mülki amiri yok gibidir bu dramı. Üstelik Deniz Feneri personel ve gönüllüleri bizzat takip ediyorlar dosyayı.

Üstelik basına konu olunca, genel müdürlükten bu dosyayı acil istiyorlar. Bütün bunlara rağmen, devletin bürokratik kör kuyusunda bekliyor adsız, kimliksiz, rahmetli 25 yıllık eşinin Fatma’sı. Rahmetli ona “Fatma” demişti. Ama devlet bir türlü, bir kâğıt parçasına “Fatma” yazıp eline veremedi.

Bu satırları, istiyorum ki, vatandaşlık ve nüfus işleri genel müdürü okusun. Hatta iç işleri bakanına, hatta başbakana ve hatta cumhurbaşkanına okusun birileri. Çünkü biliyorum ki, hiç birinin yüreği, bu drama “olur” diyemeyecektir.

Hiç birinin mantalitesi bu ve benzeri vakıaların bürokratik kör kuyuda beklemesine razı olmayacaktır. Aslında, “bürokratik kör kuyu” tabirime, önce onlar karşı duracaklardır.

Bu satırlar, çare arayışlarımızın masum serzenişleridir. Zülf-i yâre dokunmuş olabilirim. Ama, yâr da bilsin ki,

Yâr olan dokunur zülfüne yârin.

analitik bakış

Popularity: 5% [?]

Karısından şiddet gören kişi yardım istedi

17 Ekim 2010

Sur Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğünde çalışan ve karısından şiddet gördüğünü iddia eden Akış, Belediye Başkanı Demirbaş’a başvurdu.

Demirbaş ile görüşen M.A, 19 yıllık evli olduğunu, evliliklerinden 2′si kız 3 çocuğu bulunduğunu anlatarak, son bir yıla kadar evliliğinin çok iyi gittiğini söyledi.

Karısının kendisine fiziksel ve sözlü şiddet uygulayarak evden kovduğunu savunan M.A, eşinin evden kovması nedeniyle 3-4 defa belediyeye ait şantiyede yatmak zorunda kaldığını belirtti.

Karısının, maaşına da el koyduğunu ifade eden M.A, şöyle konuştu:

”Bana ‘Parasız kalacaksın. Evden git, başının çaresine bak’ diyor. İçki içmiyorum, kumar oynamayorum, evimi ihmal etmiyorum. Karımın bir dediğini iki etmiyorum. Her istediğini yerine getiriyorum, yine de şiddet uyguluyor. Yemek parası istiyorum, bana ‘zıkkım ye’ diyor. Çalışan, kazanan ben. Yine de bana şiddet uyguluyor. Bana yardım edin. Bu sorunumun giderilmesini istiyorum. Evde her gün kavga var. Evden kovduğu zaman bir şey diyemiyorum. Bana karşı kötü kelimeler kullanıyor. Çalıştığım işi aşağılıyor. Bana ‘kötü kokuyorsun’ diyor. Beni kendisine yaklaştırmıyor. Karım çok asabi ve sinirli. Benim ona karşı hiçbir şiddetim olmadı.”

Sur Belediye Başkanı Demirbaş ise her türlü şiddete karşı olduklarını belirterek, bir erkeğin kadına şiddet uygulaması yanlışsa, bir kadının erkeğe şiddet uygulamasının da yanlış olduğunu vurguladı.

-”BÖYLE BİR DURUMLA İLK DEFA KARŞILAŞIYORUZ”-

Aile içi şiddete karşı olduklarını, M.A’nın eşini çağırarak konuşacaklarını kaydeden Demirbaş, ailenin mutluluğu ve saadetini sağlamaya çalışacaklarını söyledi.

M.A’ya destek olacaklarını dile getiren Demirbaş, şöyle konuştu:

”Bir kadının erkeğe şiddet uygulamasına karşı çıkacağız. Olmazsa hukuki yolları da deneyeceğiz. Böyle bir durumla ilk defa karşılaşıyoruz. Bu insani değil. Personelimiz Akış, bize eşinin kendisine şiddet uyguladığı iddiasıyla başvurdu. Bu konuda iki tarafı dinleyeceğiz. Çalışanlarımızın birçok sorunuyla ilgileniyoruz. Bunu toplu sözleşmeye de koyduk. Aile içi şiddeti reddediyoruz. Aile içinde kimden gelirse gelsin şiddeti reddediyoruz. Bunu doğru bulmuyoruz.”

-KOCALARINDAN ŞİDDET GÖREN 6 KADINA MAAŞIN YARISI-

Demirbaş, daha önce altı erkek personelin karılarının, eşlerinin kendilerine şiddet uyguladığı gerekçesiyle belediyeye şikayette bulunduğunu, bu nedenle toplu sözleşmeye koydukları madde gereği maaşlarının yarısını kadınlara verdiklerini vurguladı.

Evli olan kadın ve erkeği yan yana getirerek eğitim sürecinden de geçirdiklerini belirten Demirbaş, ”Bu ailelerde çok pozitif gelişmeler oldu. M.A’nın durumu bunun tam tersi. Kadın erkeğe şiddet uyguluyor. Bunu da çözmeye çalışacağız. Ailenin birliği için gerekenleri yapacağız” diye konuştu.

M.A’nın karısı Y.A. ise eşinin çok sorumsuz olduğunu ve ailesiyle ilgilenmediğini iddia ederek, ”Evin bütün sorumluğu benim boynuma. Artık kaldıramıyorum bu yükü. Ona şiddet uyguladığım doğru değil. Sadece kredi için bir arkadaşına kefil olmuştu. Arkadaşı ödemeyince borç eşime kaldı. Bunun için evimize huzursuzluk girdi” diye konuştu.

AA

Popularity: 4% [?]

Türk kızı Malezya’ya gelin gitti

17 Ekim 2010

Türk kızı ile Malay genç, Malezya’nın ülkenin Selangor eyaletinde 2 bin kişinin katıldığı düğün ile evlendi.

Türkiye’den binlerce kilometre uzaklıktaki Malezya’ya Türk kızı gelin gitti. Altı yıldır başkent Kuala Lumpur’da eğitim gören Güven, ticaret ile uğraşan Mukhlis Bin Amir Nordin ile dünya evine girdi. Ülkenin Selangor eyaletinde yapılan düğüne, Malay ve Türk yaklaşık 2 bin davetli katıldı.

Malezya’da tanışıp dünya evine giren Türk kızı Aslıhan Güven ve Malay genç Mukhlis Bin Amir Nordin çifti alışagelmiş Türk damat Malay gelin portresini tersine çevirdi. Evlilik Malaylar ve Türkler tarafından sevinçle karşılandı.

Malezya’ya gelin giden Aslıhan Güven, Cihan Haber Ajansı’na (Cihan) yaptığı açıklamada, “İlk karşılaşmamız, yine bir Türk ile Malayın evlilik töreninde olmuştu. Ama orada, Türk her zamanki gibi erkek tarafıydı. Daha sonra, Kutlu Doğum haftası çerçevesinde düzenlenen bir programda tekrar karşılaştık. Mukhlis bey, bana orda kendini ‘Ben Osmanlı torunuyum’ diyerek tanıtmıştı.” dedi.

İlk başta aileleri bu evliliğe ikna etmenin kolay olmadığını söyleyen Güven olayın devamını şöyle anlattı: “Daha sonra Mukhlis bey, İstanbul’a gelerek ailemi ziyaret etti. Çok arkadaş canlısı olması ve şirin Türkçesi ailemin gönlünü aldı.” Türk gelin, Malezya’nın kendisi için ikinci vatan gibi olduğunu ve bu evlilikle yeni Malay damatların önlerini açmayı ümit ettiklerini söyledi.

Her fırsatta ‘Osmanlı torunu’ olduğunu söyleyen Mukhlis Bin Amir Nordin ise “Malezya’da elektronik ticareti ile uğraşıyorum. Boş zamanlarımda, Türkiye Diyalog Derneği’ne giderek orada Türk dostlarımla vakit geçiriyorum ve Türkçe öğreniyorum.” açıklamasında bulundu. Tam bir Türkiye ve Osmanlı hayranı olan Mukhlis, Türk kızı Aslıhan Güven’le olan evliliğinden dolayı çok mutlu olduğunu sözlerine ekledi

CİHAN

Popularity: 5% [?]

Ellerinin üzerinde yürüyen aileye inceleme

17 Ekim 2010

Konya’da bedensel engelleri nedeniyle belden aşağıları tutmayan, bu yüzden ellerinin yardımı ile hareket etmek zorunda kalan Aşure ve Mehmet Ali Güney çiftini, el-ayak üzerinde yürüme sendromu olarak da bilinen ”Ünertan” sendromunun ilk olarak görüldüğü Hatay’lı ailenin genetik şifresini çözen Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Öğretim Üyesi Prof.Dr. Üner Tan, Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Süleyman ilhan ile birlikte inceledi.

AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, Aşure (35) ve Mehmet Ali Güney (36) çiftinin yaşantısının gazete ve televizyonlarda yayımlanmasının ardından Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) onursal üyesi Prof. Dr. Üner Tan, çifti incelemek üzere Konya’ya geldi.

Tan, SÜ Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Süleyman İlhan ile birlikte Güney çiftinin rahatsızlıklarını inceledi.

Prof.Dr.Tan, yapılan tahliller sonrası AA muhabirine yaptığı açıklamada, Güney çiftinin Ünertan Sendorumu olmadığını, bireyin bu sendorumu taşıması için kolları ve bacaklarının kuvvetli olması gerektiğini söyledi.

Çiftin kaslarının iyice eridiğini ve ayaklarını kullanamadığının belirlendiğini ifade eden Tan, ”Buna benzer olgularda bireyler çocuk felci geçirdikten sonra bebeklik yaşlarında iğne olduklarını ve bacaklarının tutmadığını söylüyorlar. Ancak bu vaka çok ilginç. Bir denge engeli olunca böyle iki el iki ayakla yürüyorlar. Çocuk felci ve bacakları felç olan milyonlarca insan var. Fakat hiç biri böyle yürümüyor. Elleri ayakları üzerinde yürümüyor. Bunlar dört ayaklı yürüyüşü tercih ediyor” dedi.

-AİLENİN DURUMUNU BİLİMSEL DERGİLERE TAŞIYACAK-

Bu durumun nedeninin bilinmediğini vurgulayan Tan, şunları kaydetti:

”Bu sistemde dengesizlik var. Bacaklar tutmuyor. Yürümek için ne yapacak, kişi kendi kendine değişik metotlar yaratacak. İlginç olan ailede, vücuttaki bazı sistemler kendi kendini orgazine ederek düzenli ve karmaşık bir sistem oluşturmuş. Ailede o yüzden ellerinin yardımıyla yürüyor. Dışarıdan etki olmadan rastlantısal bir sistem oluşturulmuş. Bu nedenle az görülüyor. Bacakları tutmadığı için elleri üzerinde yürümeyi tercih ediyorlar. Hareket sistemi kendi kendine bir düzenleme yaparak karmaşık bir sistemden, yani hiç yürüyemeyen bir sistemden, düzenli bir sistem oluşturmuş ve ellerinin üzerinde yürümeyi geliştirmiş. Buna ‘adaptif kendi kendine düzenleme’ diyoruz. Adaptif self-organizasyonda, birçok etken birbirleri ile etkileşerek (beyin, genetik, sinirsel devreler, motivasyon, çevre, gibi) yürüme engeline yeni bir çözüm yolu, yürüme şekli oluşturuyor. Buda Aşure’de elleri üzerinde, dizleri üzerine basmadan, zıplayarak oluşturduğu, yürüme şeklidir.”

Aşure’nin koltuk değnekleriyle yürüyebileceğini dile getiren Tan, ancak genç kadının bu durumu red ettiğini, ellerini kullanarak yürümenin kendisine daha kolay geldiğini bildirdi.

Tan, vücudun yeni bir yürüme yöntemi bulduğunu belirterek, ”Bu yürüyüş kendisine doğal geliyor, elleri üzerinde yürümeyi tercih ediyor. Rahatsızlıklarından belirli bir nedenden kaynaklandığını söyleyemeyiz. Çiftte, genetik bozukluklar, çocukluktaki hastalıklar, çevre etkenleri ve beyin bozuklukları var. Bunlar etkileşerek, birçok faktörü birleştiriyor. Nadir görülen bu durumu bilimsel dergilere taşımak istiyorum. Ortopedinin görmesi gerekiyor. Nörolojik olarak yapacak birşey bulunmuyor. Ortopedi ve fizik tedaviye gitmeleri gerekiyor” diye konuştu.

Fizyolojik olarak çiftin yürüyemeyeceğini ancak egzersizlerle kasların güçlendirilebileceğini anlatan Tan, bu tür hastalara çocukluktan itibaren egzersiz yapılması gerektiğini, küçükken önlemi alınmış olsaydı o zaman yürüme imkanlarının olabileceğini sözlerine ekledi.

Güney çifti ise gazetede yayımlanan haberin ardından insanların kendilerine ilgi gösterdiğini, doktorların sağlık durumlarıyla ilgilenmesini ise memnuniyetle karşıladıklarını söyledi.

AA

Popularity: 9% [?]

Sitemizi kişi takip ediyor.Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresinizi girin sitemize yeni eklenen içerikten haberiniz olsun...

Sitemize üye olduktan sonra, e-posta adresinize bir onay maili gelecek. O maili onaylamazsanız, üyeliğiniz tamamlanmaz. 

SohbetClub.Net Anket

How Is My Site?

View Results

Loading ... Loading ...